Aylık Arşiv: Kasım 2011

UYARMAK VATAN BORCUMDUR 17

“Adını değiştirmediğin yer senin değildir”

Değerli dostlar,

Biliyorum ki, Batılıların fiilen, savaş olarak yürüttükleri 21. Yüzyıl Haçlı Seferleri, Doğulu milletler tarafından henüz anlaşılamamıştır. Tarihi alt yapısı olmayan, büyük devlet geleneğinden gelmeyen birçok ülkede Haçlı Seferleri askeri olarak yapılmıştır, yapılmaktadır. Dünya kamuoyuna açıkça deklare ettikleri şekilde, sırası gelen ülkelere de askeri hareketler yapılmaya devam edilecektir. Bu ülkeler kendilerini bilmektedir. Ve kaderlerini kurbanlık koyun gibi beklemekte-dir.

Vurulacağı günü bekleyen ülkelere İran da dahildir. Çünkü Irak’ı vurma gerek-çelerinin benzerini bugün İran için de senaryo olarak dile getirmektedirler. Ve İran sesini çıkaramamaktadır. Büyük devlet, düşmanları “suyu bulandırıyorsun” dedikleri anda gereken her şeyi yapabilen devlettir. Asıl iktidar budur.

Değerli dostlar, farkında mısınız bilmiyorum! Büyük Ortadoğu Projesi’nin içinde Türkiye de vardır. Dönüştürülmesi gereken ülkelerden biri de bizim ülkemizdir. Şimdilik müttefik rolünü oynamaktayız. “Model ortak” ız. Birlikte hareket etmekteyiz. Ama günü geldiğinde 21. Yüzyıl Haçlı Seferleri’nin en son seferi  Türkiye’ye yapılacaktır. Ve bu durum Haçlı Seferleri’ni planlayan kurmayların en son ve kesin zaferi olacaktır. Tarih bunu böyle yazacaktır.

Bu konu ile ilgili olarak iki kitap yazdım. Ve onlarca makale yazdım. Tabii ki, basında köşesi olan biri olmadığım için bu kitaplarım ve yazılarım birçok dostu-ma ulaşmadı. Ve üzgünüm ki, milletimi uyarma görevim hedefine ulaşamamak-tadır.

Değerli dostlar,

Türkiye’ye karşı yürütülecek Haçlı Seferleri halen Beşinci Kol faaliyeti olarak de-vam etmektedir. Bununla ilgili yazılar yazmıştım. Şimdi ise, bir başka beşinci kol faaliyetini anlatacağım.

Bu faaliyetin kod adı “Hayali coğrafyalar” raporudur. TESEV sitesinde yer alan ve Ermeni Sevan Nişanyan tarafından yürütülen bir proje bu.  Bu projeyi size ta-nıtmak istiyorum.

Tarihi menkıbelerde Alparslan’ın hocasının “aldığın toprağın adını hemen değiştir, adını değiştirmediğin toprak senin sayılmaz” diye tembihte bulunduğu anlatılmaktadır.

Türkiye cumhuriyeti Devleti de, öteden beri kullanılan Rumca, Ermenice, Kürtçe vs. olan yer adlarını değiştirme yönünde irade göstermiş, kanun çıkarmış ve bu yerlerin adını değiştirmiştir. Bu hepinizin malumudur. Ancak, bundan TESEV’ciler ve bağlı beşinci kol kuvveti rahatsız olmuştur. Ve bir “demokra-tikleşme projesi” çerçevesinde yeniden eski yer adlarına dönülmesi için müca-dele etmektedirler.  

Aslında böyle bir faaliyet, basit, demokratikleşme vs. gibi düşüncelerin ürünü asla olamaz. Bu faaliyetin amacı, bir milletin vaktiyle kendisine ait olduğunu iddia ettiği toprakların tapularının, adlarının kendi çocukları tarafından unutulmamasına yönelik tarihi bir adımdır. Bu unutulmamalıdır.

Bakınız Sevan Nişanyan bu projeyi sunuş bölümünde şöyle demektedir:

“Elinizdeki rapor, TESEV Demokratikleşme Programı’nın, Türkiye’de Cumhu-riyet tarihi boyunca il, ilçe, mahalle, köy ve mezra gibi yerleşim adlarının değiştirilmesinde izlenen siyaset, içerik ve uygulamaları farklılık ve benzerlikleri ile ele almak ve devletin yerleşim adları siyaseti ile vatandaşlık siyaseti arasın-daki ilişkiyi ortaya koymak üzere yola çıktığı bir çalışmanın eseridir”.

Raporda sunulan siyasi, tarihi ve sosyolojik tespitler, yeradları değiştirme siya-seti ile devletin özellikle azınlık vatandaşlar üzerinde uyguladığı mülksüzleş-tirme’ve ‘yerinden etme’ siyaseti arasındaki bağlantıyı da açığa çıkarıyor”.

Son olarak, Türkiye’de Gayrimüslim azınlıklara yönelik yaygın bakış açısında olduğu gibi, eski yer adları birer tarihi kalıntı ve geçmiş Anadolu mozaiğinden hayatta kalan nostaljik birer renk veya seda olarak değil, halen bu toprakların, bu coğrafyanın yaşayan, hakiki ve hayali olmayan birer unsuru olarak görülmelidir. Değiştirilen yer adlarının, kökeninin hangi dilden (Ermenice mi Kürtçe mi?) olduğundan öte, kuşaklar boyu bir coğrafi bölgede yaşayan halkların gündelik hafıza ve anlam dünyalarında nereye tekabül ettiği anlaşılmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, Cumhuriyet dönemi boyunca sürdürülen siyaset ve uygulamalar, hafıza ve anlam dünyalarının hem gündelik hayat pratiklerinden hem de tarihsel dokümanlardan ve arşivlerden nasıl temiz-lenmeye çalışıldığına ilişkin pek de iyi niyetli olmayan bir çabanın ürünü olarak göze çarpmaktadır.  Umuyoruz ki rapor içerisinde sunulan bilgilendirici tarihsel arka plan, veriler ve çözüm önerileri eski yer adlarını kullanıma sokma konusunda mücadele veren bireyler ve toplumsal hareketler için bir kılavuz işlevi görür”. Yani, umuyorum ki Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Araplar, Çerkezler uyanırlar demeye getiriyor.

Raporun Birinci Bölümü’nde Türkçeleştirmenin tarihçesini Enver Paşa’dan başlayan bir serüven olarak anlatılmaktadır. İsmet İnönü döneminde hiçbir yer adının değişmediğini, 1950-1960 arası değiştiğini, 1980 ihtilalinden sonra bunun hızlandığını, bu amaçla genelkurmay başkanlığı bünyesinde Harita Genel Komutanlığı kurulduğunu anlatıyor.

Raporun bir de “Karşıt Akım 2000 Sonrası” bölümü var. Bu bölümde ise 2000 yılına kadar acımasız! bir şekilde yer adlarını değiştiren devlet, hükümet ve ordu yetkililerinin aksine şimdi bütün bu unsurların yaptığı değişiklikleri bir açılım ve demokratikleşme projesi ile ortadan kaldıran karşı akımın var olduğu ifade edilmektedir.

“Yeradları konusundaki resmi politikanın değişebileceğine dair ilk önemli işaretler 2009’da görüldü. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 8 Ağustos 2009’da Bitlis’in resmi adı Güroymak olan ilçesinde halka hitap ederken, kasabanın eski veya “Kürtçe” adı olan Norşin[1] adını telaffuz etti. Hemen ardından 12 Ağustos 2009’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendi doğum yeri olan Rize’nin Güneysu kasabasının eski adına atıfla “Potamya’lıyız ezelden” ifadesini kullandı. Kamuoyunda yankı uyandıran bu jestler, yıllardan beri büyük hassasiyetle korunan bir tabunun en üst siyasi otorite tarafından terk edilmesi ihtimalini gündeme getirdi. Bunu izleyen aylarda eski adların iadesine yönelik talepler kamuoyunda sık sık duyuldu”.

“Etnik Nitelikteki Talepler” bölmünde ise bakın neler söylemektedir:

“Türkçeleştirmeden en çok etkilenen iki bölgeden biri olan Güneydoğu’da, eski adların iadesi Kürt siyasi hareketinin başlıca taleplerinden biri olarak ön plana çıktı. Yeradlarının değiştirilmesi, Kürt kültürünü ve ulusal kimliğini sindirmeye yönelik resmi politikaların bir parçası olarak değerlendirildi. Eski adların iadesi, anadilde eğitim ve yayın haklarıyla birlikte, kültürel haklar mücadelesinin asli bir unsuru sayıldı. Günlük yaşamda eski adları kullanmak, bir siyasi duruş ve onur meselesi olarak görüldü. Bu talepte enteresan olan nokta, bir bölümü Ermenice, Süryanice veya başka kökenli olan eski yeradlarının “Kürtçe” kabul edilmesi ve Kürt kültürel kimliğinin bir unsuru olarak benimsenmesiydi. Benzer talepler –bir siyasi oluşuma bağlı olmaksızın– Lazca konuşulan bölgede de güç kazandı. Çerkes çevrelerinde, Çerkes yerleşimlerinin yerel Çerkesçe adlarını canlandırma, hatta bu yapılamıyorsa Çerkesçe ad yaratma gayreti ortaya çıktı. Gürcü ve Arap dil alanlarında henüz kristalize olmuş bir eğilim olmasa da aynı yönde münferit sesler duyuldu”.

Lütfen altı çizili olan bölümleri tekrar tekrar okuyunuz.

Değerli dostlar, görüldüğü üzere Taraf gazetesinin de yazarı olan Sevan Nişan-yan’a büyük imkan verilmiş ve İsak Alaton’un Soros’tan yardım alarak kurduğu TESEV sitesinde bu rapor yayınlanmıştır. Hala Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmayı kabul etmeyen, azınlık psikolojisi içerisinde hareket eden Sevan Nişanyan aynı zamanda “nisanyanmap.com” adlı sitesinde bu yer adlarını harita üzerine işlemiş ve bu hareketinin kendi cemaatine olduğu kadar, Türkiye’yi bölebilecek diğer unsurlara da örnek olması yönünde uyarıda bulunmaktadır.

Bu tam anlamıyla bir vatan bölme faaliyetidir. Türkçeleştirmeden en çok etkile-nen bölgelerden Güneydoğu’daki Kürt siyasi hareketinin başlıca taleplerinden biri olarak yeradlarının değiştirilmesinin, Kürt kültürünü ve ulusal kimliğini sindirmeye yönelik resmi politikaların bir parçası olduğunu ifade ederek, Kürtlerle ittifak içinde olduğunu izlenimini vermekte ve aklınca Ermeni hareketine haklılık kazandırmak için Kürtleri kışkırttığını düşünmektedir! Kendi milletinin taleplerini perdelemek için Kürt unsurunu kullanmaktadır. Lazların, Çerkezlerin, Arapların, Rumların böyle talepleri olduğunu ileri sürmektedir. Ve bu taleplerin başlangıçtan beri bastırılan talepler olduğunu, bir karşı devrimle 2000 yılından sonra, özellikle 2009 yılından sonra büyük bir cesaretle dile getirildiğini ve uygulamaya konulduğunu anlatmaktadır.

Tabii ki, bu uygulamalara paralel olarak Türkiye’deki bütün kiliselerin imar edil-mesi, Bursa, Mudanya’da, Zeytinbağı bölgesinde “Bursa Metropolitliği” ne merkez olarak büyük bir kilise yapılması, Fener Patrik’inin kiliseden camiye çevrilen bir mekânda, namazdan sonra ayin yapması faaliyetleri üst üste konulduğunda, bütün bunlar gerçekten 21. Yüzyıl Haçlı Seferleri’nin savaştan önceki Beşinci Kol faaliyeti olarak yürütüldüğünün en güzel örnekleri olarak ortaya çıkmaktadır.

Türk kelimesinden huylanan Türk milletinin çocuklarına sesleniyorum. Bizler Müslüman’ız Elhamdülillah. Ama aynı zamanda Türküz. Elbette yüce Peygam-berin (SAV) ümmetiyiz. Bu ümmet olma sadece belirli Müslümanlara has bir hak değildir. Dininizi korumak istiyorsanız önce vatanınıza ve dininize karşı yürütülmekte olan bu büyük saldırıya karşı geliniz. Bu büyük Batı yürüyüşünü anlayınız. Durumu okuyup kavrayınız. Birkaç defa Batılı liderlerin “bu bir haçlı seferidir” kelimesini ağızlarından kaçırdıkları halde, hala uyanmayacak mısınız? Daha ne desinler!

Sizlerin yegane düşünceniz partileriniz mi, cemaatleriniz mi?

Şu yukarıdaki raporda ifade edilen düşüncelere bile “olsun, ne olacak” diyenler var. Bu büyük bir eksikliktir. Büyük bir bilgi noksanlığıdır. Büyük bir gaflettir. Bu büyük bir propagandanın etkisinde kalmış, uyuşturulmuş olmak demektir.

Değerli dostlar, bu konuları bütün teferruatı ile baş başa kaldığımızda değerli bir AKP’li ağabeyime anlattım. Ertesi gün, sabah namazında bana mesaj gönderdi. Uyku uyuyamadım dedi. Bu ağabeyim 63 yaşında bir insandı. 35 yıl devlet memurluğu yapmıştı ve bugüne kadar bu konuları öğrenmemişti. Çünkü okuma ve öğrenme faaliyeti bu yönde değildi. Ben ise bugün müsterihim. Hiç olmazsa bir kişi bile olsa bu meseleyi anlamış oldu.

Değerli dostlar, düşman gaddardır, düşman acımasızdır. Düşman haindir, kalleştir. Bu sebeple düşmanınızı öğreniniz. Atalarımız “düşmanını bil, yenilmez olursun” demiş. Bu sebeple PKK ve Ermeni ittifakını anlayınız. Bunların tarihi alt yapılarının olduğunu, bunların tarihte devletimize başkaldırdığını, insanlarımızı taş binalara doldurarak yaktıklarını, daha dün askeri birliğimize saldırarak 24 askerimizi şehit ettiklerini hatırlayınız.

Bunların arkasında Batılı güçlerin olduğunu, şimdilik Beşinci kol faaliyetlerinde bunları kullandıklarını, devletimizi ve ordumuzu zayıflatıp daha kolay yıkma konusunda bir ön hazırlık yaptıklarını anlayınız. Bu hareketlerin birer kurmay planı olduğunu anlayınız. Bu hareketlerin aslında tarihin birer parçası olduğunu anlayınız. Basit düşünceleri, nakıs particilik hareketini, cemaat saplantılarını lütfen bırakınız. Bir araya geliniz. Bütün vatanseverler birleşiniz.

Uyarmak vatan borcumdur.

Uyanınız.

Dua ile kalınız.

11 Kasım 2011

Mikdat Topçu

 


[1]  Örneğin Cumhurbaşkanı’nın çıkışından sonra

medyada hemen herkesçe “Güroymak’ın Kürtçe

adı” olarak değerlendirilen Norşin, gerçekte

Ermenice bir yeradıdır. (Bu ifade Sevan Nişanya’nın

Dipnotudur).