Değerli dostlar,
TRT’de yayınlanan “Ya İstiklâl Ya Ölüm!” dizisini seyrettim. Gerçekten güzel yapılmış bir dizi. Çok çok beğendim. Kim yaptıysa, sebep olduysa Allah razı olsun.
Biliyorsunuz, Yavuz Bahadıroğlu adlı bir yazarımız bu diziden rahatsız oldu. “Kim yaptıysa bunun hesabını verir!” dedi. Tabii ki netice aldı. Demek ki arkası kuvvetli imiş!
Acaba Yavuz Bahadıroğlu adlı yazar neden rahatsız oldu diye düşündüm.
Tarihi gerçekler aynen dizide anlatıldığı gibi. Bütün kaynaklarda İngiltere’nin Türklerle çok acı bir şekilde hesaplaştığı yazıyor. Adam ordusuyla İstanbul’u işgal etmiş. Hala İngiltere ile iş tutmak isteyenler var. Dizide bunu çok güzel izliyorsunuz. Ve hala bugün İngilizlerle iş tutanları kahraman olarak görenler var. Bunun sebebini yazıyı okuyunca sanırım çok kolay anlayacaksınız.
Dizide Damat Ferit Paşa’yı izlediniz. Onun kurduğu kadronun nasıl bir fetva ile Kuvayı Milliyecilere ölüm fermanı imzaladıklarını üzüntü içinde izledik. Şu Türk Milleti de Damat Feritleri, Mustafa Sabrileri, Nemrut Mustafa Paşaları unutursa yuh olsun ervahına.
İngiltere’nin düşmanlığı hiçbir şekilde bitmeyecektir. Bugün bile devam etmektedir. Yavuz Bahadıroğlu beyefendi bu familyadandır.
Paslikilit.com adresinden yazılarımı okuyanlar 2019 yılının nisan ayında Boğaziçi Üniversitesi’nde konferans veren bir profesörden bahsettiğimi hatırlayacaklardır. Profesör HAMZA ANDREAS TZORTRİZ adındaki bu adamı adı geçen üniversitede konferans vermek üzere çağıran “Boğaziçi İslâm Araştırmaları Topluluğu” adlı bir öğrenci kuruluşu. Hamza, Mısır asıllı, sonra Yunanistan’a, oradan da İngiltere’ye gitmiş. Sakallı, genç, yakışıklı bir adam. Görünüşünden bir Müslümanın etkileneceği, şüphelenemeyeceği özel eğitimli bir insan. Boğaziçi Üniversitesi’nde verdiği konferansta Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili olarak özetle aşağıdaki konuşmayı yapmış:
“Laik Türklerin nereden geldiğini bilmemiz gerekiyor. Hatırlayın ki büyük bir mücadele verdiler. Onların isimlerini söylemeyeceğim. İslam’ı bu ülkeden kaldırmak istediler. Bu kadar basit. Eğer kendi tarihinizi okursanız, bu şahsın ve diğerlerinin memleketinizden İslam’ı kaldırmak istediklerini anlarsınız. Beni de onun bu memlekette ne kadar çok heykeli olduğu ilgilendirmez. Bu saçma. Hakikat, hakikattir. Sonuçta dininizi ortadan kaldırmak için bir uğraş verdiler.”
“Örtünmeyi kaldırdılar, ezanı kaldırdılar, Arapçayı kaldırdılar, İslami eğitimi kaldırdılar. Bu, Allah’ın dostu mudur yoksa şeytanın dostu mudur? Siz düşünün. Ben bunun cevabını vermeyeceğim. Birisi size ezanı yasaklıyorsa, insanlara laik olmalarını söylüyorsa, Allah’ın kelamını saymayıp şeriatı kaldırıyorsa, örtünmeyi kaldırıyorsa, Arapçayı kaldırıyorsa, Kur’an ve imamları atıyorsa bu Allah’ın mı şeytanın mı dostudur?”
Tabii ki orada bulunan Türk çocukları hep bir ağızdan “şeytanın!” diye bağırmışlar. Çünkü İngiliz Profesör, Mustafa Kemal’in İslam’ı bu ülkeden kaldırmak istediğini söylüyor. Her zamanki İngiliz taktiği. Orada oturan Müslüman öğrenciler ne yapsın! İngilizlerin, Türk Milleti üzerindeki stratejilerini İslam üzerine kurduklarını bilmeyenimiz herhalde yoktur.
Peki İngiltere bunu nasıl başarıyor?
Osmanlı yıkılırken Vehhabilik adında bir sahte İslam uydurarak Arapların ittifakını sağlayıp, onları Osmanlı’ya düşman ettiğini, Hicaz’ın bu şekilde elimizden çıktığını tarih açık bir şekilde anlatıyor.
Anadolu’da istiklal mücadelesi verilirken, İngiltere’nin bu mücadeleyi nasıl ve kimlerle durdurmak istediğini bilmeyenimiz yoktur.
Aradan kaç yıl geçti. 100 yıl değil mi? İngiltere Türkiye masasını boş mu bırakıyor sanıyorsunuz? Bugün kimleri kullanıyor? Müslümanlar nasıl oluyor da birbirine düşman oluyor? Hiç düşündünüz mü?
İngilizlerin bugün ne yaptığını anlamanız için iki örnek vereceğim. Birinci örnek Osmanlıdan, ikinci örnek Türkiye Cumhuriyeti’nden. Aradaki benzerliği fark edince şaşıracaksınız.
Birinci örnek:
Karanlık güçler tarafından (!) 1909 yılında İstanbul’da 31 Mart İsyanı tezgâhlanır. İsyanda baş rolü Derviş Vahdeti adlı bir ajanın çıkardığı Volkan gazetesi oynar. Çok güzel bir strateji hazırlanmıştır. Şeriat isteriz tahrikleri yapan Volkan Gazetesi, yaptığı yayınlarla durmadan halkı ayaklanmaya çağırır. Bu gazetenin sahibi olan Derviş Vahdetî, Kıbrıs’ta İngiliz Yüksek Komiserliği’nde memurluk yapan, İngiltere kraliçesi adına verilen resepsiyonlara giydiği redingotuyla, beyaz eldivenleriyle katılan bir İngiliz ajandır. Daha sonra İngiltere’ye kaçmıştır.
Bu isyanın sonunda Sultan Abdülhamit tahttan indirilmiştir.
İkinci örnek:
Aşağıdaki bilgi Vakit Gazetesi’nin sayfalarından alınmıştır. Kraliçe’nin verdiği davete kimin katıldığını boy boy resimlerini de vererek anlatmaktadır.
“İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in Buckingham Sarayı’nda verdiği ‘Bahçe Partisi’ne Habervaktim de katıldı. Habervaktim’in Londra muhabiri Mehmet Nedim Aslan, davete ilişkin şu bilgileri aktardı: Önceki gün Buckingham Sarayı’nın bahçesinde gerçekleştirilen ve yaklaşık 8 bin kişinin katıldığı Bahçe Partisi’ne Kraliçe adına davet organizasyonunu düzenleyen Lord Chamberlein Türk basınından sadece Habervaktim’i davet etti. Öğleden sonra saat 04.00’te Kraliçe’nin eşi Edinburgh Dükü Prens Philip ile Saray’ın bahçe kapısından içeri girmesiyle başlayan partiye, Galler Prensi Prens Charles ve eşi Camila da katıldı. Partiye davet edilenlerin arasına karışan Kraliçe ve Kraliyet ailesinin diğer fertleri davetlilerin bazılarıyla sohbet etti. Bahçede İngilizler ve yabancı konuklar için kurulan çadırlarda, çay, kahve, pasta ve sandviç ikram edildi. Yaklaşık 2 saat süren Bahçe Partisi’nde bazı davetliler Kraliçe ve Kraliyet ailesinin diğer fertlerini görmeye çalışırken, diğer bazı konuklar da geniş bir alanı kapsayan bahçedeki göl etrafında dolaştı. Habervaktim’in yer aldığı Diplomatik Çadırı’nı da ziyaret eden Kraliçe, burada davet edilen bazı ülkelerin büyükelçileriyle sohbet etti. Bahçe Partisi, Kraliçe’nin saat 6.00’da bahçeden ayrılmasıyla sona erdi.”
Biliyorsunuz geçtiğimiz yıllarda ölen Nazım Kıbrisî de İngiltere hesabına çalışan bir ajandı. MİT Kıbrıs’ta, İngiltere hesabına casusluk yaparken suçüstü yakalamıştır. Ama bir kısım Müslümanlar onu hala büyük bir zat olarak, Şeyh olarak tanımaktadır. Ne müthiş bir etki, değil mi?
Anlayacağınız İngiltere’nin şu anda da aramızda ajanları vardır. Ve bu ajanlar, tıpkı geçmişte olduğu gibi Müslüman sıfatları ile aramızda dolaşmaktadırlar. Yazık ki bizim saf halkımız hala bu gerçeği görmek istememektedir. Çünkü arada “Din” vardır. Vatandaş ne yapsın. Devlet bu ajanları açıklamıyorsa vatandaş nasıl öğrensin. Bizim çabalarımız beyhude bir çaba.
Samimi, ıstıraplı değerli bir dostum sürekli bana öneride bulunuyor. “Çok büyük bir İslam Üniversitesi kuralım!” diyor. Ancak böyle bir üniversitenin Müslümanların problemlerini çözebileceğine, Batılılara karşı Müslümanların yeni bir güç oluşturabilmesi için esaslı bilimsel bir çalışmanın içinde olunması gerektiğine samimiyetle inanıyor.
Üniversiteyi kurup da İngilizlere kendi ellerimizle teslim etmez miyiz? “Ederiz” dediğinizi duyar gibiyim.
Her zaman yazıyorum. “Düşmanını bil yenilmez olursun!” denmiştir.
Türk Milleti’nin yeniden “Tarihe kural koyacak!” güce erişmesi dileklerimle.
Uyarmak vatan borcumdur. Uyanınız.
Son Yorumlar