İran’da problem yaşanıyordu. Şah’ı devirip, yeni bir rejim kuracak devrimciler ortaya çıkmıştı.
Saddam Hüseyin Humeyni’nin politik etkinliklerini yasaklamış, Kuveyt de Humeyni’yi ülkeye sokmamıştı. Ani bir kararla Humeyni Paris’e uçmuştu.
Behman Nirumand şöyle diyor:
“Müslüman muhalefet önderinin, Hıristiyan dünyasının göbeğine ve hele Paris gibi eğlence ve günahın vatanı diye bilinen bir kente kapağı atması, önceleri muhalefet sıralarında bir gaf olarak nitelendirildi.
Humeyni İran’da bir rejim değişikliği faaliyetine girişmişti. Paris’te, her gün Farsça yayın yapan yabancı kökenli radyo istasyonları, Ayetullah’ın İran halkına doğrudan doğruya seslenmesini sağladılar.
Humeyni bu radyolara şöyle demeçler veriyordu:
“Ben bunu bütün dünya önünde söylemek için geldim. Milyonlarca masum canı, bu şeytanın elinden kurtaracağız. Cümle ezilmişler, tahkire uğramışlar, suistimal edilmişler ve aç bırakılmışlar, nihayet hürriyetlerine kavuşacaklardır. Bütün meşakkat çekmiş köylüler,canını dişine takıp çalışan işçiler, ayağı çıplak gecekondululular, işkence ve hakaret görmüş mahpuslar, malları elinden alınmış esnaflar, ezilmiş mektepli ve üniversiteli gençlerimiz ırkî ve dinî ekalliyetler hürriyetin tadını tadacaklardır. Gidin ve bütün dünyaya yeni bir asrın başladığını anlatın. Unutmayın ki, kim istibdada ve safahata karşı bu mukaddes savaşta ölürse şehit sayılır. Cennetin kapıları açıktır ona. Ebedî saadet beklemektedir onu. Korkmayın, mukavemetiniz kırılmasın. Allah sizinle beraberdir.”
Humeyni, bu şekilde atakta iken, Şah Rıza Pehlevî kara kara düşünüyordu. Ne yapacağını, bu işin önüne nasıl geçeceğini bilmiyordu. Bir çıkar yol bulamıyordu. Bakanlarını, generallerini topluyor, herkesin fikrini soruyor. Ama kimse ne yapmak gerektiğini bilmiyordu.
(Bizim ülkemizde de şu anda benzer bir durum vardır. Ve bu değişikliğe karşı kimse ne yapacağını bilememektedir.)
Lütfen takip edin: 42. Sayfada Behman Nirumand şöyle anlatıyor:
“Majeste hazretleri, bu iş böyle gitmez, dedi başbakan. Sıkıyönetimin bize yararından çok zararı oldu. Halk iyice zıvanadan çıktı. Mutlaka bir şeyler yapmalıyız.
Çok doğru diye onayladı Şah. Sıkıyönetim dişsiz bir aslan gibi. Bize hiç yararı olmadı. Ne yapsak ki? Bir şeyler önerin! Halkın öfkesini bastırmak için aramızdan bir kaç kişiyi mahkeme önüne çıkarmalı. Halk böyle şeyler istiyor, dedi Eğitim ve Yüksek Öğretim Bakanı. Çok doğru, diyerek Devlet Bakanı da bu görüşe katıldı. Halkın gözünden düşmüş birkaç sorumludan hesap sorulmalı. Bu, halkı yatıştırır.
Sayın Bakan,bu öneriyle bindiğiniz dalı kesmiyor musunuz diye karıştı Gizli İstihbarat Şefi. Orada bulunan herkes, bu şakada bir gerçek payı olabileceğini düşünmeden kahkahayı bastı.
Bütün oyun mollaların başının altından çıkıyor dedi Kara Kuvvetleri Komutanı. Bu mollar pek para canlısı olur. Parayla gönüllerini alırız. Majesteleri elime yeterince para verirse ben bu sorunu 48 saat içinde çözerim.
“Önerilerinizi dinledim, dedi Şah. Önce bir düşüneyim, son kararımı önümüzdeki günlerde size bildireceğim.
Bu oturumdan sonra çaresizliği öncekinden bir kat daha artmıştı.”
Evet, Şah çaresizdi.
“Bu arada BBC, neredeyse dış muhalefetle isyancılar arasında koordinatör rolünü üstlenmişti. Günde iki kez birer saat, en son gelişmeleri duyuruyor ve Humeyni’nin talimatlarını halka naklediyordu. Bu sıralarda BBC’yi, Tahran Radyosu’ndan çok daha fazla dinleyici izliyordu. İç savaşın koordinasyonundaki önemi küçümsenemeyen BBC’nin bu tutumunu bazı gözlemciler, İran’daki ayaklanmanın Londra tarafından desteklenmesine yoruyordu. İngiltere’nin İran büyükelçisi, Şah’ı ziyaretlerinde bu yollu kuşkuları gidermek için çaba göstermek zorunda kalıyordu.
Ben bu sava inanmıyorum. İngiltere, kendi çıkarları açısından Şah’tan daha iyisini bulamazdı.”
Humeyni’nin Paris’e yerleşmesi, yurt dışındaki kamu oyunu etkileme bakımından da yerinde bir karardı. O ana kadar adı bile bilinmeyen bir hoca, böylelikle bir gün için dünya çapında üne kavuştu. ”
“Ruhanî önder, Neauphle-leChateau’daki bir evin bahçesinde, elma ağacının altında bir Acem halısı üzerinde oturuyordu. Yüzlerce çömezi önünde diz çökmüştü. Ve bu saygıdeğer evliya, beyaz sakalıyla, başında kara sarığıyla, omuzlarında geniş harmanisiyle, ciddî ve insanın içine işleyen gözlerini çevresinde toplananların başı üzerinden göğe yöneltiyor ve işaret parmağıyla göğü göstererek, Allah’ın iradesini kullarına iletiyordu. Allah’ın vekilinin sözlerini kaçırmamak için herkes onun yanında cüce gibi kalıyordu. Onun çekiciliği yanında herkes soluk kalıyordu. Işığı, ilmi ve inancı simgeliyordu o. İnsanlığı kurtaracak Mesih’ti o. Yeni bir çağın doğuşunu muştulayan bu adamın yüzünü görmek, elini öpmek, sözlerini ve öğütlerini dinlemek için dünyanın dört bucağından İranlılar ve tüm Müslüman dünyası akın akın Neauphle le Chateau’ya geliyordu. Her gün gün doğarken, öğlen vakti ve bir de gün batımında Ayetullah namaz kılmak için bahçeye çıkıyordu. Cemaati, ardından gelerek yere diz çöküyor, alınlarını toprağa dayayarak evliyanın okuduğu duaları tekrarlıyorlardı. Humeyni “Allahu Ekber-Allah büyüktür” diye söze başlayıp, konuşmasına şöyle devam ediyordu. Allah’ın adaleti yakında yerine gelecektir. Şah denilen bu şeytanın uşağı, başımıza cürüm ve bela getirdi. Bir sülük gibi gençlerimizin kanını emdi ve onların kanıyla kendini, ailesini besledi. Ona acımak yok artık. O ve maiyeti, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklardır”
Bütün bunlardan sadece bir şeyin anlaşılması gerekiyor. Humeyni, ülkesinde bir rejim değişikliği yapmak için harekete geçti. Bu değişikliğin adı İslam şeriatı idi. Düzeni İslam şeriatına uygun bir şekilde yeniden kurmak istiyordu.
Halkı yanına çekmek için bir büyük düşman seçmişti. Şah!
Halka yeni bir ülkü veriyordu, İslam.
Devletleri değiştirmek, rejimleri yıkmak için harekete geçen kuvvetlerin bu iki şeye mutlaka ihtiyaçları vardır. Halen bizim ülkemizde de buna benzer bir değişiklik dönemi yaşanmaktadır. Ve bakınız etrafınıza, mutlak surette rejimi değiştirmek isteyen devrimciler buna benzer iki stratejik unsuru kullanmaktadır. Ortak bir düşman vardır ve getirilmek istenen bir düzen vardır.
Bizdeki tartışmaları sadece anayasa değişikliği açısından değerlendirmek yanlıştır. Anayasa değişikliği bu işin sadece kılıfıdır. Asıl olan rejim değişikliğidir. Bunu gözden uzak tutmamak lazım. Tabii ki devrimciler şimdilik halkı tedirgin etmemek için işi basite indirgeyip “anayasa değişikliği” diye sunmaktadırlar. Hayır! Rejim tümden değişecektir. Yeni değişikliği kabul edip etmeme, yeni rejim altında yaşamayı kabul edip etmeme konusunda Müslüman Türk milleti karar vermelidir.
Bunun için işi iyi takip etmek gerekmektedir.
İran’da solan çiçeklerin Türkiye’de de solmaması için içinde bulunduğumuz şartları iyi değerlendirmeliyiz.
Son Yorumlar