Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi yazılarını lütfen (1) den başlayarak 18 e doğru okuyunuz. Sondan başlamayınız.
Aylık Arşiv: Aralık 2015
N o t :
Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi? (18) Sonuç
Değerli Okuyucu,
Kısa bir özet halinde Osmanlı Devleti’nin yıkılma sürecinde yapılan hataları ve bu günlere nasıl gelindiğini anlatmaya çalıştım. Elbette bir takım hataların yanında ihanetler de olmuş. İktidar çekişmeleri olmuş, kurmay hataları yani stratejik hatalar olmuş, mal edinme hırsı olmuş. II. Selim’den sonra padişahların zevklerine düşkünlüğü sebebiyle devletin idaresine bizzat karışmadıkları ve işleri vezirler aracılığı ile yani bir bakıma vesayetle yürütmeleri sebebiyle devlet yanlış idare edilmiş ve mukadder son gelmiş çatmış.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti böyle bir kaos ortamından sonra, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı sonrasında, canhıraş bir mücadele sonrasında kurulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bir “devlet” tir. Anayasası, yasaları, yürütmesi vardır. Ama “ders alınmadığı için” yine tarih tekerrür etmeye başlamış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de aynı yollardan geçerek, yani ihanet, idaresizlik, beceriksizlik ve mal edinme hırsı yollarından geçerek çökme yoluna girmiştir.
Bu yola girildiği aslında anlaşılmalıydı. Bazı aydınlar elbette anladı ve yetkilileri her zaman uyardı. Ama ders alınmadığı için tarih kendi kuralını işletti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti yok olma yoluna girdi.
Ergenekon, Balyoz olayları aslında orduyu çökertmek ve devleti yok etmek için hazırlanmış senaryolardı.
Paralel denilen olaylar devleti yok etmek için hazırlanmış senaryo idi.
Suriye sınırındaki mayınların temizlenerek Suriye ile durup dururken boğaz boğaza gelinmesi devletin yıkılması için hazırlanmış senaryo idi.
Habur olayı, Kürt kongreleri, Güneydoğu’daki bir sürü isyan hareketi, aslında devletin yıkılması için düşman kuvvetler tarafından hazırlanmış, içerideki beceriksiz ve gözünü mal hırsı bürümüş idarecilerin kullanılması suretiyle yani “dahili bedhahların” kullanılması suretiyle devletin yıkılmasının yollarına döşenmiş kilometre taşları idi.
Ders alınmadı!
Ders alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?
Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi? (17)
KIRIM SAVAŞI
(1853-1856)
Bilindiği gibi Kudüs, üç semavi dinde de kutsal bir şehirdir. Rusya, Ortodokslara haksız muameleler yapıldığını ileri sürerek Kudüs’ün kontrolünü istemektedir. Bu sebeple İstanbul’a fevkalade bir büyük elçi göndermiştir. Bu büyükelçi Prens Mençikof’tur. III. Napolyon, Katolikler aleyhine Rusya’ya taviz vermemesi için Bab-ı Ali’yi sıkıştırıyordu. Bab-ı Ali, Kudüs’teki Hıristiyan kutsal makamlarının Müslüman dinince de kutsal olduğunu, bundan böyle bu makamlardaki hizmetlerin Katolikler ve Ortodokslarca değil Müslümanlarca ifa edilmesine karar verdi. Rusya, Osmanlı devletinin bu kararına şaşırdı ve ilk defa “hasta adam” tabirini kullandığı Osmanlı devletini paylaşmak için İngiltere’ye teklifte bulundu. Prens Mençikof 5 gün içinde cevaplanması şartıyla bir “ültimatom” verdi ve bu ültimatom reddedildi. Bu sebeple Rusya savaşa karar verdi. Böylece Kırım Savaşı başladı. Özetle Kırım Savaşı’nın sebebi bu.
Dış siyasette Reşid Paşa mutlak şekilde hakimdi ve Rusya’yı ezmenin, hiç olmazsa çeyrek asır için Türkiye’yi tehdit edemez hale getirmenin tam zamanı olduğu fikrini taşıyordu. Neden! Çünkü o, aslında bir İngiliz dostuydu ve Rusya’nın Osmanlı devletini yenerek Akdeniz’e inmesi İngiliz menfaatlerine aykırı idi.
4 ekim 1853’te savaş başladı ve Rusya hemen Romanya’yı işgale başladı. Müşir Ömer Paşa Romanya’dan Rusları geri attı ve Rus ordusunu yendi. Ruslar bozgun şeklinde kaçtılar.
Ama Kafkas cephesinde Abdülkerim Nadir (Abdi) Paşa, Şeyh Şamil’in desteğine rağmen başarı elde edemedi. Ruslar, Sinop’ta yatmakta olan 12 parçalık Türk filosunu batırdı. 2.000 Türk şehit oldu. Sinop’u yaktı yıktı Ruslar. Tarihçiler, bu filonun kasıtlı olarak Rus saldırısına açık bırakıldığını, İngiltere ve Fransa’nın desteğini sağlamaya yönelik bir taktik olduğunu yazmaktadırlar. Ne demeli!
Alışılagelmiş, geleneksel savaş taktikleri ile Kırım Savaşı devam ediyordu. Rus Çarı I. Nikola’nın Fransa ve İngiltere’nin “Hıristiyan dinine ihanet ederek Müslüman Türklere yardakçılık ettikleri” şeklindeki beyanı III. Napolyon’u kızdırdı ve III. Napolyon, Londra’ya, Rusya’ya karşı savaş teklifinde bulundu. Londra bu teklifi kabul etti. Artık Fransa ve İngiltere ile müttefiktik. Rusya’ya karşı, Osmanlı devleti, Fransa ve İngiltere birlikte savaşacaklardı.
Bütün cephelerde Ruslar yenildi. Kaybedilen birçok toprak geri alındı, Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” piyesine konu olan Silistre kuşatması kaldırıldı. Kırım’a çıkarma yapıldı. Sivastopol düştü.
Ruslar, sadece kuşattıkları Kars’ı teslim aldılar. Kars Rusların eline geçince Kırım Savaşı fiilen bitti.
Üç büyük dine göre de kutsal bir şehir olan Kudüs’ün kontrolünü Rusların istemesi, aslında “sıcak denizlere” inmek için bir bahane idi.
Kırım Harbi sonunda Paris Konferansı toplandı. (1856). Bu konferansın; topraklarla, sınırlarla, kuvvetlerle, tersanelerle, donanmalarla ilgili bir sürü maddesi vardı ve konferansın kararları Osmanlı Devleti’nin aleyhinde değildi. Ancak bir maddesi vardı ki, işte bu can alıcı idi. Bu maddeye göre;
“Türk imparatorluğunun mülki bütünlüğünü, muahedeye imza koyan bütün devletler müteselsil olarak tekeffül edeceklerdir”.
Yani, devletimizin sınırlarına, Paris Konferansı’na katılan İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya ve Sardunya kefil oluyorlardı. Ne hallere kalmıştık! İşte böyle günlere gelmiştik ve daha ne günler görecektik! Daha da acı olanı, devleti böyle günlere getirenlerin “kahraman” ilan edilmeleri ve bunların hala devletin “resmi” statükosunda kahraman olarak kabul edilip, çocuklarımıza da kabul ettirilmeye çalışılmasıdır. Mustafa Reşit Paşa için bugün, “Koca!”, “Büyük!” gibi unvanların kullanılması bu sebepten olsa gerektir. Tabii ki bu kişiler, imparatorluğu tasfiye ederken gösterdikleri başarılar! dolayısıyla “büyük”tüler… İmparatorluğun tasfiyesi sırasında, imparatorlukla birlikte tasfiye edilen bütün vatanperverler zelil, hain, ama, tasfiye edenlerin tümü kahraman oldular. Bu kabul edilir bir durum değildir. Ve Batı karşısında mağlubiyetimizle aynı anlamı taşımaktadır. Bunu Türk milletinin çocukları daha ne kadar zaman kabul edecektir. Türk milletinin çocukları daha ne kadar süre ile uyutulacaktır, bu duruma tahammül gösterecektir!
Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi? (16)
Rus Çarı 1. Nikola, zamanın diğer devletleri ile anlaşıp, Osmanlı devletini “paylaşmak” ister. Hem de bunu ciddi olarak teklif eder Fransa ve İngiltere’ye. Arena’da oklanmış boğanın da artık iyice mecali tükenmiştir. Edirne’ye, Erzurum’a girmiştir Ruslar. İstanbul’u zaptetmeyi düşünmektedir I. Nikola!
İstanbul’un Ruslar tarafından ele geçirilmesi İngiltere’nin ve Fransa’nın işine gelmez ve bu paylaşmaya şimdilik engel olurlar. Osmanlı’nın kaderi şimdi, bu üç büyük devletin elindedir. “Edirne Muahedesi” yapılır. Devletin durumu son derece vahimdir. Düşman, leşe üşüşen kuzgunlar gibidir.
Bundan sonra Batılıların istekleri bitmez. Bize daima “ıslahat yapın!” diye dayatırlar. Bu dayatmalar artık hep devam edecekti. Bugün de ediyor. “Islahat” yapacaktık, buna artık mecburduk! Yoksa, mevcut medeniyetimizi, kültürümüzü koruma yoluna gidersek “mürteci” olacaktık! Devletin ömrünü uzatamayacaktık! Bunun için “Islahat” yapacaktık! Islahat yapmazsak “gerici” olacaktık! Düşününüz ki; hala Türk aydınının kafasından silinemeyen bir fikr-i sabit… İrtica!
İşte şimdi Batı’nın istediği ilk “ıslahat” yapılıyordu.
Mustafa Reşit Paşa, 16 yaşındaki çocuk padişahı, Abdülmecit Han’ı önüne katıp, Gülhane Hattı Hümayunu’nu ilan etmişti bile!
1839 yılında ilan olunan bu hattı hümayun, neyse ki, devletin ömrünü biraz daha uzatıvermişti!
Gülhane Hattı Hümayunu ile başlayan ve bundan sonra ardı arkası kesilmeyen “ıslahat” hareketlerinin hepsinin birer “çağdaşlaşma ve modernleşme” hareketi olduğu iddia ediliyordu. Bu gün de böyle iddia ediliyor. Demek ki; Batı’nın müesseselerini kabul ediyorsanız, “çağdaş” oluyorsunuz, yoksa, asla “çağdaş” değilsiniz. Kendi düşünce ve iradenizle, kendi medeniyetinizle Batının karşısına çıkarsanız bunun adı “irtica” olacaktır. Batı Türk Hakanlığı mensubu milletimiz bu zılgıtı bir türlü çıkaramamıştır. Türk milleti bu psikolojik, bu derin stratejik saldırıyı bir türlü kıramamıştır. Türk aydını öncelikle düşürüldüğü bu “gayya kuyusu”ndan mutlaka kurtulmalıdır.
Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi? (15)
Kandık ve aldandık.
Rusya’nın ortaya çıkmasından sonra, Batı ile dengeler değişecek, sıcak denizlere inmek isteyen Rusya’nın önünü kesmek için, Batı’lı devletler bile bazen Osmanlı Devleti ile birlikte hareket edeceklerdi.
Batı’lı ölçülere göre Segban-ı Cedid’i kuran Sultan II. Mahmut, Kapıkulu Ocaklarını kaldırdı. Alemdar Vak’ası, Tepedelenli Ali Paşa gailesi, Yunan İhtilali’nin hazırlanması, Türkiye-İran Savaşı’nın başlaması ve her an patlak verebilecek Rus savaşı, artık yalnız padişahı değil, bütün devlet erkanını ve hatta Yeniçeri generallerini dahi düşündürüyordu. Yeniçeri Ocakları padişahın emirlerini tanımıyordu. III. Selim, devletin geleceğinin bu noktada düğümlenip kaldığını Sultan Mahmud’a iyice anlatmıştı. Halk da Yeniçerilere diş biliyordu.
Adeta, bir iç savaş yapılarak Yeniçeri Ocağı kaldırıldı. Binlercesi öldürüldü, binlercesi tutuklanarak sürgüne gönderildi. Yeniçerilerin mensup olduğu Bektaşi dergahları kapatıldı. (1826)
“Vak’a-i Hayriye” diye anılan Yeniçeri ve Kapıkulu Ocakları’nın kaldırılması, Türkiye tarihinin dönüm noktalarından biridir.
Tarihçiler, böylece yeni ve “modern” bir devrin başladığını, 1839 Tanzimat’ının, hatta Cumhuriyet’in, Yeniçeri Ocakları’nın kaldırılmasının sonucu olarak ortaya çıktığını, Türkiye’de Batı medeniyeti’nin bu tarihte başladığını yazmaktadırlar!
Ne var ki; Batı Türk Hakanlığı mensubu milletimizin, binlerce yıldan beri biriktirip getirdiği, olgunlaştırdığı, yücelttiği, “gaza” diyerek, “ilay-ı Kelimetullah” diyerek, yüzbinlerce şehidin kanıyla üç kıtaya yerleştirdiği kendi medeniyeti ve onun taşıyıcısı büyük imparatorluk, şimdi, entrikacı, gözünü dünya malı hırsı bürümüş, devletin yüksek menfaatlerini düşünmeyen vezirlerin ve Yeniçeri Ocakları’nın bu sorumsuzlukları sebebiyle parçalanmak tehlikesi ile yüzyüze getirilmişti.
Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi? (14)
İşte şimdi, Türklerin Anadolu’ya ayak bastıklarından beri ortada olmayan Rusya, zorla, Prut’ta imha etmediğimiz için, büyük bir devlet olarak ortaya çıkacak ve bugüne kadar makus talihimizde çok büyük rol oynayacaktı.
Bu 1769 ve 1770 savaşlarında, Rusların kalleşçe taktiklerle Türkiye’yi yenmesi, bundan sonraki yıllarda Türkiye’nin başına gelen bütün felaketlerin belki de başlangıcı olacak ve sonunda imzalanan Küçükkaynarca (1774) antlaşması Türk milletinin tarihinde imzaladığı en feci antlaşmalardan biri olacaktı. Çünkü; “harp hiledir” buyrulmuştu. Ama biz bu altın kuralı unutmuştuk.
Bu antlaşma ile;
-Karadeniz bir Türk gölü olmaktan çıkıyor, Rusya Karadeniz’de sahil ediniyordu.
-Kırım gibi, 1.5 milyon Türk’le meskun, 15 asırlık bir Türk ülkesinin geleceği, Rusya’ya bırakılıyordu.
-Ortodoksluk bahanesi ile Rusya’nın Türkiye’nin iç işlerine müdahale etmesine imkan veriliyordu.
-Aslında Türkiye, Lehistan için savaşa girmişti. Ama, Lehistan da elimizden gitmiş, bu ülkeye Rusya değil, Almanya hakim olmuştu.
Ve yüzyıllar sonra Süleyman Nazif şöyle diyecekti:
“Moskof’un sulhu aldatıcı, sükutu kudurgan, yardımı mihnet verir. Anadolu’nun herhangi bir köşesinde, herhangi bir hanüman gösterilemez ki, Moskof muharebelerinde bir evladını şehit vermemiş olsun. Ey Türk oğlu, kanma, aldanma!”.
Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi? (13)
3) “Kartal Bozgunu”nda da yine Ruslar, ümitsiz bir durumda iken ve ikinci Prut gerçekleşmek üzere iken, kalleşçe bir karşı saldırı ile 50 bin Türk askerini şehit ettiler.
Böylesine disiplinsiz, ihmalci, kolay aldanan, adeta savaşlarda artık bıkkınlık göstermeye başlayan ve mağlubiyetler karşısında kılı bile kıpırdamayan devlet adamları yüzünden Osmanlı Devleti, Rus’lara Kırım’ı da kaptırmış ve bundan böyle Türkiye iyice geri çekilmiş ve dünya dördüncüsü durumuna düşmüştü. Devlet gücünü iyice yitirmişti, yıpranmıştı. Ruslar vurdukça vurmuşlar, işgal ettikleri Türk şehir ve kasabalarını, akıl almaz barbarlıklarla tahrip etmişler, ellerine geçen her Türk’ü, cins ve yaş farkı gözetmeksizin, küçük çocuklara varıncaya kadar, türlü işkencelerden sonra kılıçtan geçirmişlerdi. Ruslar, ele geçireceği ülke halkını “özgürlük” verme yalanı ile kandırıyor ve sonra vatanlarını ellerinden alıyordu. Aynen Kırım’da olduğu gibi…
Belki bazı padişahlar, savaşları kaybedince kederlerinden ar damarları çatlayıp ölmüştü, ama, Türkiye devleti artık, arenada oklanan boğa gibi, gittikçe gücü tükenmeye, rakiplere boş gözlerle ve ümitsizce bakmaya başlamıştı. Osmanlı seyyar ordusu bütün kabiliyetini kaybetmişti. Ve artık adeta disiplinsiz bir sürüden ibaret hale gelmişti.
Halbuki devlet idaresi, hiçbir zaman disiplinsizliği, ihmali ve düşmanı affetmeyi kaldırmazdı. Bunu, o günkü liderlerin, atalarının yaşanmış olaylar karşısındaki tutumlarından öğrenmiş olmaları gerekirdi. Ama öğrenmemişlerdi.
Yukarıdaki örnekleri, Türk milletinin bu karakterinin hala devam ettiğini gözlemlediğim için verdim.
Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi? (12)
Ordu galip geldiği halde galibiyet mağlubiyete nasıl dönmüştü!
1) Hotin savaşını Ruslar kaybeder, geri çekilir. Ancak Türk vezir, asi askerle işbirliği yapar ve idam edilir. Yani içeri karışıktır. Rus ordusu bunu fırsat bilir, geri döner ve boşaltılmış olduğunu gördüğü Hotin’i 300 topla birlikte işgal eder. Böylece Türk başarısı ile başlayan savaş mağlubiyetle biter.
2) 1770 yılında Mora Harekatı yapılır. Bakınız ibret dolu bir tarih sayfası size. Görünüz ve anlayınız ki, Osmanlı devletinin düşmesi öyle kendi kendine olmazdı. Bu ancak ihanetlerle, bazen Türk milletinin karakterinde var olan, devlet ve askerlik işlerinde olmaması gereken safdil olmak ve merhamet duygularının yersiz bir şekilde kullanılması ile mümkün olabilirdi. Ve öyle olmuştu.
İşte bakınız: Kocası Çar’ı öldürterek Rusya’nın başına geçen ve damarında bir damla Rus kanı bulunmayan, Alman asıllı Çariçe Katherina çok hırslıdır ve modern bir Rus donanması kurmuştur. Karadeniz, kapalı bir Türk gölü olduğu için bu donanma Baltık Denizi’nde bulunmaktadır.
Savaş başlar başlamaz Rus donanması, Baltık Denizi’ni, Kuzey Denizi’ni, Atlas Okyanusu’nu, Cebelitarık Boğazı’nı geçerek Akdeniz’e girer. Fransız büyükelçisi Rus donanmasının bu harekatını Bab-ı Ali’ye bildirir. Ancak devlet tedbir almaz. Kimse inanmaz ve kulak asmaz.
Ruslar Güney Mora’da “Maynot” denen Rumlara güvenmiştir. Bu Rumlar, Ruslar Mora’ya asker çıkarırlarsa isyan etmeye söz vermişlerdi. Ruslar karaya çıkar çıkmaz Maynot’lar ayaklanmışlardı. Eli silah tutan 70 bin kadar Maynot erkeği Ruslara katılmıştı.
Türk ordusu Rusların desteklediği bu 70 bin Maynot’u imha etmişti. Ruslar, Kapdan-ı Derya Hüsameddin Paşa’nın yaklaşması üzerine Mora sularından çekilmişlerdi. Savaş 4 saat sürmüştü. Türk toplarının üstünlüğü sayesinde Rus donanması geri çekilmişti.
Kapdan-ı Derya Hüsameddin Paşa donanması ile, Rusların yeniden bir savaşı göze alamayacakları düşüncesiyle, gün batarken Çeşme Limanı’na girmişti.
Gece yarısına doğru, iki küçük Rus yardımcı gemisi Çeşme Limanı’na girdi. Türkler, iki küçük geminin donanmalarına zarar verebileceğini akıllarına bile getirmediler. Bu gemileri, düşman donanmasından kaçıp kendilerine sığınıyor sandılar. Bazı reisler bu gemileri batırmak istedilerse de, diğer reisler, bunların batırılmamasını, İstanbul’a götürülüp zafer alayında teşhir edilmesini teklif ettiler.
Aslında bu iki düşman gemisi “ateş gemisi” idi. Düşman amirali çılgın ve cesur bir şekilde Türk gemilerine iyice yaklaştı. Bu teknelerden atılan “kundaklar”, bir Türk gemisinin yelkenlisini tutuşturdu ve ambarına sirayet ederek cephanesini infilak ettirdi. Yangın yanaşık nizamdaki bütün gemilere sıçrayarak, çok kısa zamanda Türk donanmasını yaktı. Türk cephaneliklerinin patlaması 230 km. uzaklıktaki Atina’da bile duyuldu.
Bu bozgunun adı Çeşme Bozgunu idi!
Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi? (11)
Rusya ile Savaş ve Kaynarca Muahedesi (1768-1774)
Rusya, açıkça Türkiye’ye savaş açmaktan çekiniyor ve sinsi bir Türk düşmanlığı siyaseti takip ediyordu. Türk imparatorluğunun Ortodoks teb’ası arasında, hatta Romanya prensliklerinde, Arnavutluk ve Mora’da propagandaya başlamışlardı. Ortodoksları Türkler’e karşı kışkırtıyordu. Bu çok tehlikeli bir durumdu.
Rusya, Lehistan’ı işgal edince elbette ki savaş başladı. Ancak Türk ordusu hazırlıksız idi. İyi komutanlar yoktu. Hele Sadrazam’ın askerlikle hiçbir ilgisi yoktu.
Hem Hotin harekatında, hem de Mora harekatında şans eseri Türk ordusu üstün geldiği halde, Rusların ani ve sinsi saldırıları ile her iki savaş ta kaybedildi. İşte meş’um 1769 tarihi böyle başladı.
Ordu galip geldiği halde galibiyet mağlubiyete nasıl dönmüştü!
Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi ? (10)
1750’lili yıllara gelindiğinde, her şeye rağmen Türkiye, 1736-1739 savaşında Almanya ve Rusya imparatorluklarının ikisini birden yenmişti. Mevcut büyüklüğünü henüz devam ettirme gayretinde idi. Bu yıllarda Köprülüler ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa gibi vezirlerin ortaya çıkması Türkiye imparatorluğu için bir şanstı. Ancak 1769’da, kesin olarak, 1447’den beri aralıksız devam ettirdiği dünyanın birinci devleti sıfatını kaybedecektir. Aynı yıllarda İran ve Hindistan da büyük devlet olma sıfatlarını kaybedeceklerdi.
Asya tam bir duraklama ve küçülme halindedir.
Son Yorumlar