Ülkemizde gelişen olayların rastgele olaylar olmadığını, Kürt kökenli nüfusumuzun kendiliğinden hareket etmediğini, Türkiye devletinin doğusundan sıkıştırıldığını, bunun aslında 21. Yüzyıl Haçlı savaşı olduğunu, bu savaşın üstün bir kurmay anlayışı ile Batılıların bizim topraklarımıza yaydıklarını her fırsatta yazıyorum. BOP, ERGENEKON İDDİALARI, PARALEL YAPI, ÇÖZÜM SÜRECİ, 17-25 ARALIK OLAYLARI, ADALETİN, ANAYASA MAHKEMESİ’NİN, YARGITAY’IN, DANIŞTAY’IN YENİDEN ŞEKİLLENDİRİLMESİ, YANDAŞ BASIN YAYIN TEŞKİLİ, ANAYASA’NIN DEĞİŞTİRİLMEK İSTENMESİ, ANADOLU’DA İSTİKLAL SAVAŞI YAPILMAMIŞTIR İDDİALARI, SEVR ANLAŞMASI DİYE BİR ŞEY YOKTUR İDDİALARI, OSMANLI DEVLETİNİ YENİDEN KURUYORUZ İDDİALARI VS.
Bütün bunların hepsi muazzam bir düşman kurmayının konuları ve uygulamalarıdır. Hedef Türkiye Cumhuriyeti’dir. Devletimiz, düşmanın askerî hedefidir. Olayların bize kadar ulaşabilen şeklinden bile bunu anlamak mümkündür.
Türkiye’nin derin devleti de ele geçirilmiştir. Bu sebeple topraklarımızı savunma hattı bize kadar gerilemiştir. Yani halka kadar gerilemiştir.
Muhalefetin de düşman kurmayı tarafından dizayn edilmiş olması sebebiyle ülkemizin savunulmasının sorumluluğunun tamamen uyanacak Türk milleti üzerinde kaldığı artık kesin olarak anlaşılmıştır.
Bu sebeple bendeniz uzun süreden beri İTTİFAK konusu ile ilgili yazılar yazmakta, Türk siyasî parti liderlerine ve Türk aydınına çağrılarda bulunmaktayım.
Görüyorum ki Türk siyasetçisi ve Türk aydını meselenin önemini henüz kavramış değildir.
Endülüs’te Berberiler ile Araplar arasında da aynı çekişme olmuştur. Onlar da ülkenin nimetlerinin aslan payını kapma yarışına girmişler, ülkenin gücünü (siyasî erki) elinde bulunduranlar bundan sonuna kadar istifade etmişler, nimetleri karşı tarafa kaptırmama mücadelesine girişmişler ve asabiye savaşları böylece başlamış, Endülüs bu şekilde tarihe karışmıştır.
“Savunma hattı halka kadar inmiştir” sözünü kullandım. Görünen budur. Siyasî parti liderleri kendilerini en büyük sanmaktadırlar. Bulundukları yerden herhalde her şeyi tozpembe görüyorlar. Bu büyük bir sorumsuzluk örneğidir. Millet bu anlamda siyasî partilerden ümidini kesmiştir.
Türk aydınına gelince:
Türk aydını ülkemizin problemleri karşısında üç yüz yıldır çaresiz ve çözümsüzdür. Üretici bir düşünce ortaya koyamamıştır. Yapılan şey sadece sen-ben kavgasıdır. Birinin diğerine üstünlük kavgasıdır.
Ülkesinin direkt olarak düşmanla karşı karşıya kaldığını gördüğü halde Türk aydını hala kendi geçmişine söverek kültürünü göstermeye çalışmaktadır. Osmanlı padişahlarına söverek, onlara “piç” diyerek bir netice alacağını sanmaktadır.
Bir kısım aydınımız ise klasik bir eleştiri hastalığı içindedir. Bir tarihî şahsiyet üzerinden aydınlar birbirine girmekte ve birbirlerine adeta nazire yaparcasına o şöyleydi, bu böyleydi eleştirileri yaparak yüksek kültürlerini! ortaya koymaktadırlar. Üzgünüm ki bu aydınlardan büyük bir kısmı aynı zamanda siyasî partilerimizde de görev yapmaktadırlar. Bir kısmı da üniversitelerimizde hocadır.
Bu kısır çekişmeleri oturduğumuz yerden üzüntü ile izlemekteyiz. Bu durumun Endülüs’ün yıkılmasına sebep olan ortamdan farkı yoktur. Tasavvufu ve felsefesi olmayan, ülkesinin geleceği üzerinde hiçbir bilimsel önerisi olmayan aydınlar, ellerine geçirdikleri araçlarla birbirleri ile kültür üstünlüğü yarışı yaparak tatmin olmaktadırlar.
Önerim şudur:
1) Türk aydını doktrin yapısını (akidesini) yeniden gözden geçirmelidir. Çünkü düşmanın ortaya koyduğu çelişkili propagandalar karşısında aydınımız da çelişkiye düşmüş, istikametini kaybetmiştir.
2) Türk aydını tarihî olayları, dünya olaylarını bilimsel olarak izah edebilecek metottan mahrumdur. Bunun için dinamik bir tahlil metodu kullanmalıdır.
3) Düşmanın doğrudan doğruya saldırıda bulunduğu ülkemizin aydını bu durumu iyi anlamalıdır. Düşmanın elde ettiği kurumların ikna çabalarına aldanmamalı, devletinin ve milletinin yanında yer aldığını göstermeli, taraf olduğunu anlamalı, anlatmalı ve kendisine yakın olan bütün parti ve sivil toplum kuruluşları ile aralarındaki fikir farklılıklarını bir tarafa koymalı, devleti savunma düşüncesi etrafında yeniden örgütlenmelidir. Söz konusu vatansa, asıl lideri tayin ettikten sonra onun emrine girilmeli ve vatan savunması için biat ettiği liderini yıpratma yoluna gitmemelidir. Lideri isabetli bir şekilde seçmeli, ondan sonra lider eleştirilmemelidir. Lider emrinde topyekûn mücadeleye girilmelidir.
4) Bir kısım aydınımızın, henüz direkt olarak kendisine bir zarar verilmediği için ülkemizin içinde bulunduğu durumun bir savaş olduğunu anlamadığını görüyorum. Herkesin, ülkemizin aslında büyük bir savaşın içinde olduğunu görmesi kaçınılmazdır. Bunu görmeye mecburuz. Olayları iyi analiz etmek gerekiyor.
Türk aydının olayları anlamamak gibi saf bir tutuma girmesi büyük bir yanlıştır. Hatadır. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarının aydınlarının hatasına düşmemek gerekiyor. Aydınımız olaylar karşısında saf ve tarafsız davranmamalıdır.
Devletimizin içinde bulunduğu olaylar ve bu olaylar karşısında bizim ve aydınımızın kaçınılmaz tarihî ve millî görevlerimiz vardır. Bu görevleri yerine bu gün getiremez isek hep birlikte yıkılan devletin altında kalırız.
Bazı aydınlarımızın ülkemizde herhangi bir tehlike görmediğini de gözlemlemekteyim. Düşman onların da gözlerini bir gün açar. Olayların nereye geldiğini gördüklerinde geç kaldıklarını onlar da anlayacaklardır. Ama uyanmalarının bir faydası olmayacaktır.
İçinde bulunduğumuz olaylar, olaylar karşısında bizim durumumuz maalesef bundan ibarettir.
Bütün aydınlarımızı buradan uyarıyorum. Yeniden büyük bir İTTİFAK kurmak ve tayin edilen lidere tartışmasız bağlı kalmak suretiyle topyekûn mücadeleye girilmelidir. Bunun için herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır.
Uyarmak vatan borcumdur.
31.12.2014
Son Yorumlar