Aylık Arşiv: Temmuz 2023

Kara Bir Gün

 

8 Şubat 1919, Türk’ün tarihine kara bir gün olarak geçti. İstanbul’daki Fransız işgal orduları komutanı Franchet d’Esperey beyaz atına binerek bir fatih edası takındı, şehirdeki Rum ve Ermeniler ise “fatihlerini” törenle karşılayarak “onurlandırdı.” İstanbul zaten İtilaf Devletlerinin işgalindeydi. Yapılan, ucuz bir şov ve Türk’e hakaretten başkası değildi.

Şehirde o gün matem havası esti. Yapılan terbiyesizlik kadar buna bir cevap verilememiş oluşu da vicdanları sızlatıyordu. Daha önceden valilik gibi görevlerde bulunan fakat yazı ve şiirleriyle de milletçe tanınan Süleyman Nazif bu matem havasını dağıtacaktı. Fransız generalinin merasiminin ertesi günü aşağıda verdiğimiz “Kara Bir Gün” yazısını yayınladı. (9 Şubat 1919- Hâdisât Gazetesi)

Bu yazıdan sonra milli ruh canlandı. Tabii Fransız generali de çılgına döndü. Süleyman Nazif’in bulunmasını ve yok edilmesini emretti. Nazif birkaç ay kaçak yaşadı. Kaçaklık devresi İngilizlerin eline düşmesiyle sona erdi. İngiliz ve Fransızların çekişmesi sebebiyle kurşuna dizilmedi. Fakat Malta’ya sürgün edilmekten kurtulamadı.

Süleyman Nazif’in İstanbul’un işgali üzerine yazdığı Kara Bir Gün yazısı

‘‘Fransız generalinin dün şehrimize gelişi dolayısıyla bir kısım vatandaşlarımız tarafından yapılan gösteriler, Türk’ün ve İslam’ın kalbinde ve tarihinde sonsuza kadar kanayacak bir yara açtı. Aradan asırlar geçse ve bugünkü hüznümüz ve bahtsızlığımız sevince ve mutlu bir talihe dönse bile, yine bu acıyı hissedecek ve bu hüzünle üzüntüyü çocuklarımıza ve soyumuzdan gelecek olanlara nesilden nesile ağlanacak bir miras olarak terkedeceğiz.

Almanya orduları 1871 senesinde Paris’e girdikleri sırada, Büyük Napolyon’un zaferlerini kutlamak için dikilmiş olan zafer takının altından geçerlerken bile Fransızlar bizim kadar hakaret görmemişti. Bizim dün sabah saat dokuzdan on bire kadar hissettiğimiz üzüntüyü ve azabı duymamıştı. Çünkü ‘‘Fransız’’ namını taşıyan her kişi, yalnız Hristiyanlar değil, Yahudi Fransızlarla Cezayirli Müslümanlar, o millî matem karşısında aynı keder ve utanç ile ağlamış ve kızarmışlardı.

Biz ise millî varlıklarının ve dillerinin devamını bizim âlîcenaplığımıza borçlu olan bir kısım halkın hay-huy şamatasıyla bu aziz matemimize en acı hakaretlerin birer tokat şeklinde atıldığını gördük. ‘‘Buna müstehak değildik’’ diyemeyiz. Müstehak olmasaydık, bu felakete düşmezdik. Her milletin hayat sayfalarında birçok talihler ve bahtsızlıklar vardır. Fransa Kralı Birinci Fransuva’yı Şarlken’in zindanından kurtarmış ve koca Viyana şehrini defalarca kuşatmış bir ümmetin kader defterinde böyle bir kederli satır da gizli imiş.

Araplar’ın güzel bir sözü var: ‘Isbır feinne’d-dehre lá yesbır’ (Sen sabret, çünkü zaman sabretmez) derler.”

Prof. Vahit Türk Hoca’nın İttihat ve Terakki yazısı

Değerli Vahit Hocam,

Millidevletgazetesi’nde: “Milliyetçiliğimizin Kaynakları-106” başlığı altında, 28.06.2023 tarihinde yayımlanan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilgili yazınızı dikkatlice okudum.

Böyle bir konuyu bütün detayı ile ortaya koymak gerçekten de bugünkü Türk aydınının en öneli görevleri arasındadır. Bu sebeple makalenizden dolayı size teşekkür ediyorum.  Bu konuyu tartışma dönemi başlatmak, zamanın Hüseyinzade Ali Turan Beylerin, Ziya Gökalp Beylerin yeni bir düşünce hayatını başlatması gibi bir başlangıç teşkil etmesini temenni ediyorum. Siz düşünmüş, olayı kaleme almışsınız. Aynı konuyu daha detaylı bir şekilde, güncel hale getirerek tartışma geleneğinin henüz en hızlı İttihat ve Terakki taraftarları bile bilimsel bir tarzda, bütün yönleriyle tartışılır hale getirememektedir. İnşallah sizin bu çalışmanız bir başlangıç olur.

Yazınızdaki aşağıdaki paragrafı son derece önemli buluyorum:

“Günümüzde bu cemiyete en katı karşıtlığın siyasal İslamcılardan geldiği görülür. Onlara göre milliyetin, özellikle de Türklüğün telaffuzu bile din açısından sakıncalı bir durumdur. Bu cemiyet, insanlarda Türklük duygusunu uyandırmış ve dolayısıyla Osmanlı egemenliğindeki azınlıklar da onlardan etkilenerek kendi uluslarına sahip çıkma gereği duymuşlar ve Osmanlı böylece parçalanmıştır.”

Değerli Hocam, İttihat ve Terakki dönemini gerçekte iki ana bölümde incelemek gerekmektedir.

Birincisi; 1902 yılında Mısır’da Şura-yı Ümmet Gazetesi’nde ilan edilen programdan sonra 1912 yılana kadar geçen zaman.
İkincisi ise; 1912’den kurucuların ülkeyi terk ettikleri güne kadar geçen zaman!

İttihat ve Terakki’nin insanlarda Türklük duygusunu uyandırdıkları zaman artık devletin yıkılışını önlemeyecekleri zamana denk gelmektedir. Tabii ki bu çabalar da boşa gitmiştir. İttihad-ı Anasır’ı ve daha sonra İttihad-ı İslam’ı da ilan etmeleri devletin yıkılışını önleyememiştir. İpin ucu bir defa kaçırılıştır.

Devletin yıkılışın İttihad-ı Anasır ile sağlayamayacaklarını anlayınca İttihad-ı İslam çaresine başvurmuşlardır. Her iki durumda da iş işten geçmiştir. Osmanlının kuvvetli rakipleri çoktan harekete geçmiş, İttihad-ı Anasır’ı meydana getiren “Tebai Osmanî’yi” daha sonra da İttihad-ı İslam sarılan bütün odakları kontrol altına almayı başarmışlardır. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ni, dolayısıyla Mustafa Sabri Efendileri unutmamak gerekir.

Sizin de yazınızda paylaştığınız, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1902 yılında Mısır’da yayımlanan Şura-yı Ümmet gazetesi tarafından ilan edilen programın 3. Maddesinde: “Kurtuluş ve saadet Osmanlılıkta olduğu için bütün Osmanlıların ittihadını (birliğini/kaynaşmasını) sağlamak, 5. Maddesinde: Osmanlı hanedanı ve hilafet makamını, vatan ve millete faydalı olacak surette kuvvetlendirmek şeklindeki amaçlarına bugünkü Siyasal İslamcıların  itiraz etmeleri mümkün değil. Başlangıçta Cemiyet Osmanlılığı ve Hilafeti savunmaktadır.

Makedonya’da başlayan II. Meşrutiyeti ilan etme faaliyetleri sebebiyle Sultan Abdülhamit’e karşı oluşu o zaman için İstanbul’daki Saray’a yakın olan basını ayaklandırmıştır.

II. Meşrutiyeti ilan ettirdikleri halde, bir başka deyişle darbe yaptıkları halde Padişahlık müessesini ortadan kaldırmamışlardır. Rejimi ortadan kaldırmamışlardır.

1912 yılından sonra Balkan Savaşlarını başlamasını önleyememişler, mağlubiyetler arka arkaya gelince akılları başlarına gelmiş, bir takım İdeolojik tedbirler almış, Babıali Baskınını yaparak Sadrazam Kâmil Paşa’yı devirmiş, Mahmut Şevket Paşa’yı ortadan kaldırmış ve hiç olmazsa Edirne ve civarını kurtarmayı başarmışlardır. Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşı’na girmesine vesile olan İttihatçıların Almanlarla nasıl işbirliği yaptığını bugün açıkça görebilmekteyiz.

Halaskâran-ı Zabitan’ın, İttihat ve Terakki Fırkası’nın fütursuz politikalarına karşı ordu içinden bir protesto hareketi olarak doğduğu ve bu protestoların Prens Sebahattin (ve tabii ki sekreteri Bosna Hersekli İngiliz casusu ve Mason Saffet Mithat Tozan), Masonların hakim olduğu Melamiler gibi kuvvetler tarafından nasıl büyük bir faciaya dönüştürüldüğü, İttihat ve Terakki Fırkası’nın bundan büyük faydalar sağladığı gayet açıktır. Talat Paşa’nın, yakalanacağını haber aldığı muhalif Prens Sebahattin’in yurt dışına kaçması için haber gönderdiğini hiç kimse göz ardı edemez. Hem muhalefetin, hem İttihat ve Terakki’nin arkasındaki (mesela Emanuel Karasu) kuvvetlerin Türk siyasetiyle nasıl oyun oynadığı ve devletin siyasetine nasıl hâkim olduğu gün gibi aşikârdır.

Dağılmaya yüz tutmuş imparatorluğu kurtarmak için yapılan İslamcılık faaliyeti fayda etmeyince Türkçülük çaresine başvurmak İttihatçıları kahraman yapmaya yetmez. İşte bu ikinci dönemde gösterdikleri kahramanlıklardan dolayı bugünkü milliyetçiler İttihatçıları severler.

Netice olarak, hiçbir saplantıya düşmeden bu mesele iyice araştırılmalıdır. Etkilerinin bugün bile devam ettiğini gördüğümüz İttihat ve Terakki Cemiyeti hareketini –özellikle milliyetçi kesimlerin- çok iyi bilmesi gerekmektedir.

Böylesine tartışmaya hazır bir yazıyı kaleme aldığınız için size minnettarım değerli Hocam. İttihat ve Terakki Fırkası zamanında işlenen bazı cinayetlerin bugün bile çözülememiş olması bu konuya kafa yoran yazarlarımızı düşündürmelidir.

Bugün hala o zamanki “Terakki” hareketini destekleyenlerin arkasında kimlerin olduğunu, amaçlarının ne olduğunu iyice araştırmak ve bu konuyu iyice düşünmek gerekmektedir.

Bu vesileyle saygılarımı sunuyorum.