Aylık Arşiv: Şubat 2013

Belki Son Uyarımız Olacaktır

Bu Yazılar Belki Son Uyarılarımızdır.

Kahveye çay içme niyeti ile giren vatandaş, bir masaya oturur. Çay söyler. Yandaki masada iki arkadaş derin sohbete koyulmuşlardır. Çayını içerken sohbet eden iki arkadaşa kulak kabartır. Anlar ki, tarihi bir menkıbeyi konuşuyorlar. Biri allame gibi anlatıyor. Kendisine ve bilgisine olan sonsuz güveni içinde, hatta yandaki masalardan da duyulabilecek şekilde anlatıyor da anlatıyor. Meğer Hazreti Musa ile Fravun olayını anlatmakta imiş. Fakat anlatırken tarihi gerçekleri tam bilmediği için, isimleri tam bilmediği için, kulaktan dolma bilgilerle olayı uyduruk bir şekilde aktarmaktadır. Hazreti Musa ile Fravun’u anlatırken kullandığı ifadeler, yalnız çay içmekte olan yan masadaki vatandaşın dikkatini çeker. “İki adam kavga etmişler. Birinin adamları fazla imiş! Diğerini kovalamış. Adam kaçmış. Önüne bir su çıkmış. Elindeki sopa ile suya vurmuş, su ikiye ayrılmış. Adam karşıya geçmiş, kurtulmuş. Onu adamları ile kovalayan ise adamları ile birlikte suya dalmış ve hepsi boğulmuşlar!” Tabii ki, tek başına çayını içmekte olan vatandaş olayın gerçeğini iyi bilmektedir. Adamın, bu çok önemli olayı çarpıtarak anlatmasına tahammül edemez. Ve yanlarına yanaşır. Der ki, “Arkadaşlar kusura bakmayın. İstemeden sohbetinize kulak misafiri oldum. Tarihi bir olayı anlatıyorsunuz. Ama bu olaydaki insanlar rastgele iki insan değil, Fravun ile Hazreti Musa, kaçan adamın elindeki sopa aslında herhangi bir sopa değil, Asa!! Buna benzer bir şekilde yalnız olan adam diğerlerinin bilinçsiz bir şekilde ve fakat ukala ukala, her şeyi biliyormuşçasına anlattığı olayın tümünü düzeltir.

Kıssadan hisse.

Sayın başbakan “Türkiye Bayrağı” tabirini kullanmış. “Her türlü milliyetçilik ayaklarımın altındadır” demiş. Vesaire vesaire. İhanetin sonu yok.

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 46 – Etraki bi idrak

“Etraki bi idrak”

Bir Fransız akademisyen Batı ile Doğu arasındaki münasebetlerin tarihi seyrini basit örmekle şöyle özetlemiştir:

“Batı ile Doğu arasındaki münasebetlerin tarihi, büyük ilerleme ve itilme hareketlerinin tekerrüründen ibarettir.

-Asya’nın ilerleyişi, Med harpleri ile durdurulur.

-Sonra Makedonya ve Roma karşı taarruza geçer.

-VII. Asırda Müslüman ilerleyişi vardır.

-X. Asırda Bizans’ın karşı taarruzu vardır.

-XI. Asırda Selçuklu Türklerinin ilerleyişi XII. asır HAÇLI SEFERLERİNİ doğurur.

-Osmanlı Türklerinin Bursa’dan Viyana’ya uzanan XIV. Asırdan XVII. Asra kadar olan ilerleyişi, 1912’de nihayet Edirne’ye kadar çekilmeleri ile neticelenir.”

Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, Cilt 3 Sayfa 216-217 (L.Empire du Levant, Sayfa 8-11)

Yani Asya’nın ilerleyişi Türklerin Edirne’ye geri çekilmesiyle durdurulur.

Sonraki Sayfa »

UYARMAK VATAN BORCUMDUR 45 – Biz Türklüğümüzden İstifa Etmiyoruz

Biz Türklüğümüzden İstifa Etmiyoruz

(Çok Önemlidir, lütfen ihmal etmeyiniz, okuyunuz)

Değerli dostlar,

Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök “Türklüğümden istifa ediyorum!” diye bir yazı yazdı. Türkleri bugünkü Kürt açılımının önünde engel görenlerin önünden çekilmek için okuyucularına istifasını sundu. Kendisi bir göçmen çocuğu imiş! Babası; “Burası bizim son vatanımızdır!” diye kendisine telkinde bulunmuş. Ama “Eğer benim Türklüğüm Kürt açılımına engel ise, aha da ben Türklüğümden istifa ediyorum” diyerek güya Kürt açılımının önünden çekildi.

Emperyalizm, yani “Yedi Düvel”, yeni Tanzimat Fermanları, yeni Islahat Fermanları ilan ettiriyor.

Değerli dostlar, 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı’nı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) herhalde bilmeyeniniz yoktur.

Tanzimat Fermanı Gülhane Parkı’nda okunduğu zaman yoldan geçen iki vatandaş kalabalığı görürler. Biraz durup okunan Fermanı dinlerler. Tabii ki okunmakta olan Fermanın dili çok ağırdır, vatandaşlar bir şey anlamazlar. Biri diğerine sorar; bunlar ne diyorlar? Diğeri de şu cevabı verir. “Aslında pek bir şey anlamadım ama GALİBA BUNDAN SONRA GÂVURA GÂVUR DENMEYECEKMİŞ!”

Şimdi “İlahlar yine kurban istiyorlar”. Tanzimat Fermanı yetmedi, Islahat Fermanı (1856) yetmedi, Sultan Abdülaziz’in “hal” edilmesi yetmedi, 31 Mart Vak’ası yetmedi, Sultan Abdülhamit Han’ın “hal” edilmesi yetmedi. Balkan Savaşları, İstiklal Savaşı, Menemen olayı, darbeler yetmedi. Bunların hiçbiri Türk milletini yok etmeye yetmedi.

İlahlar yine kurban istiyor!.

Sonraki Sayfa »

Türk Milleti Hakkında Yabancıların Söyledikleri

Büyük Türk Hakanlığı mensubu milletimizin özellikleri hakkında bizi iyi tanıyan birkaç yabancı düşünürün görüşlerini aktarmak istiyorum. Bugün bu özelliklerimizi çocuklarımız bilmiyor ve aydınlarımız da kör bir “küreselleşme” anlayışı uğruna görmezden geliyor.

Bakınız  Napolyon ne diyor:

“İnsanları yükselten iki büyük meziyet vardır. Bu iki meziyetin yanı başında her iki cinsi, kadınla erkeği şereflendiren tek bir fazilet vardır: Vatana, icabında her şeyini tereddütsüz feda edecek kadar bağlı olmak. Bu meziyetler ve bu fazilet en büyük kahramanlığı, hayatın elemine, kederine karşı fütursuz kalmayı ve ağır hadiselerin acılıklarına göğüs germeyi doğurur. İşte Türkler bu çeşit kahramanlardır ve ondan dolayı Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler”.[1]

XII. Charles (Demirbaş) ise Türkler hakkında şöyle diyor:[2]

“Poltava’da esir oluyordum. Bu, benim için bir ölümdü, kurtuldum. Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi. Önümde su, ardımda düşman, tepemde cehennemler püsküren güneş!… Su beni boğmak, düşman beni parçalamak, güneş beni eritmek istiyordu. Gene kurtuldum.

Fakat bugün esirim. Türklerin esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar yaptılar, beni esir ettiler.

Ayağımda zincir yok, zindanda da değilim. Hürüm, istediğimi yapıyorum. Lakin gene esirim. Şefkatin, uluvvucenabın, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar şefkatli, bu kadar alicenap, bu kadar asil ve bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak, bilsen ne kadar tatlı!…”.[3]

Sonraki Sayfa »

Ben Bir Türk Çocuğuyum

Değerli dostlar,

Sayın Selahattin Arslan ağabeyimin paylaştığı, Selcen Taşçı’nın yazdığı “Türk Düşmanlığının 1200 Yıllık Tarihi” başlıklı makalesini okudum.

Makalede; Dr. Ahsen Batur’un “Türk Sözünün Hazin Serüveni” ni yazdığı “1200 Yıllık Sürgün” adlı kitabından alıntılar yapılarak, Türler hakkında tarih boyunca yazılmış, söylenmiş kanaatler özetlenmeye çalışılmıştır.

Sayın Selcen Taşçı hanımefendi, kitabın bir özetini çıkarmış, bizlerin bilgisine sunmuştur. Kendisine müteşekkiriz.

Ayrıca yazıyı paylaşmaya değer bulan Selahattin ağabeyime de teşekkür ediyorum. Bu konuda bir Türk çocuğu olarak bendenizin daha önce yazmış olduğum aşağıdaki yazıyı bilgilerinize sunmak için izninizle paylaşmak istiyorum.

Sonraki Sayfa »