Bu Yazılar Belki Son Uyarılarımızdır.
Kahveye çay içme niyeti ile giren vatandaş, bir masaya oturur. Çay söyler. Yandaki masada iki arkadaş derin sohbete koyulmuşlardır. Çayını içerken sohbet eden iki arkadaşa kulak kabartır. Anlar ki, tarihi bir menkıbeyi konuşuyorlar. Biri allame gibi anlatıyor. Kendisine ve bilgisine olan sonsuz güveni içinde, hatta yandaki masalardan da duyulabilecek şekilde anlatıyor da anlatıyor. Meğer Hazreti Musa ile Fravun olayını anlatmakta imiş. Fakat anlatırken tarihi gerçekleri tam bilmediği için, isimleri tam bilmediği için, kulaktan dolma bilgilerle olayı uyduruk bir şekilde aktarmaktadır. Hazreti Musa ile Fravun’u anlatırken kullandığı ifadeler, yalnız çay içmekte olan yan masadaki vatandaşın dikkatini çeker. “İki adam kavga etmişler. Birinin adamları fazla imiş! Diğerini kovalamış. Adam kaçmış. Önüne bir su çıkmış. Elindeki sopa ile suya vurmuş, su ikiye ayrılmış. Adam karşıya geçmiş, kurtulmuş. Onu adamları ile kovalayan ise adamları ile birlikte suya dalmış ve hepsi boğulmuşlar!” Tabii ki, tek başına çayını içmekte olan vatandaş olayın gerçeğini iyi bilmektedir. Adamın, bu çok önemli olayı çarpıtarak anlatmasına tahammül edemez. Ve yanlarına yanaşır. Der ki, “Arkadaşlar kusura bakmayın. İstemeden sohbetinize kulak misafiri oldum. Tarihi bir olayı anlatıyorsunuz. Ama bu olaydaki insanlar rastgele iki insan değil, Fravun ile Hazreti Musa, kaçan adamın elindeki sopa aslında herhangi bir sopa değil, Asa!! Buna benzer bir şekilde yalnız olan adam diğerlerinin bilinçsiz bir şekilde ve fakat ukala ukala, her şeyi biliyormuşçasına anlattığı olayın tümünü düzeltir.
Kıssadan hisse.
Sayın başbakan “Türkiye Bayrağı” tabirini kullanmış. “Her türlü milliyetçilik ayaklarımın altındadır” demiş. Vesaire vesaire. İhanetin sonu yok.
Son Yorumlar