-26 Şehit ve Yeni Çukurca Saldırısı Üzerine-
(DEVLET DONKİŞOTLUK YAPMAZ)
Değerli dostlar, aziz milletim,
Karşı karşıya bulunduğumuz kurumlar arası çatışma, iç kargaşa, askerlerin dile getirdiği “asimetrik savaş”, PKK terör örgütünün sadece Güneydoğu’yu değil bütün vatan sath-ı mailini kasıp kavurması, birliklerimize saldırması, yakıp yıkması bize göstermektedir ki, bugünkü devlet adamlarımız düşman stratejilerini hafife almaktadır.
Değerli dostlar, bendenize göre; bin yıllık Haçlı Seferlerinin muhatabı, Mohaç’ın muhatabı, Bizans’ın muhatabı, Viyana’nın muhatabı ve nihayet Mondros Mütarekesi’nin, Sevr’in muhatabı bir büyük devletin, bu çileli milletin başında bugünkü idarecilerin bulunması talihsizliktir. Böylesine büyük bir devletin ve milletin sorunlarını bugünkü zevatın çözmesi mümkün değildir. Başarısızlıkta ısrar etmenin manası yoktur.
Bu hükümet derhal istifa etmelidir.
Bu başbakan, bu içişleri bakanı, bu adalet bakanı asla içinde bulunduğumuz krizi yönetebilecek güçte değildir. Burası devlet, devlet! Herhangi bir belediye değil! Türkiye devletini idare etmek, bir takım belediyeleri idare etmekle aynı şey değildir. Devlet ayrı bir mefhumdur. Devlet, nihai tahlilde “iktidar” demektir. “İktidar” devlete topyekün hâkimiyet anlamına gelir.
“Bugünkü devlet idarecilerimizin, devletin sorunlarını sadece; ABD, AB, İngiltere, İsrail, TESEV, Ermeni komitacıları ve daha birçok güç merkezi tarafından ısrarla dikte ettirilen; bir anayasa değişikliği, bir yargıyı ele geçirme veya bir terör örgütü meselesi gibi düşünmemeleri gerekir” diye defalarca ikazlarımız olmuştu. Ama maalesef öyle düşündüler. Yani küçük düşündüler. Yönlendirildiler, değiştirildiler. Gömleklerini çıkardılar. Bugünkü zevat, sadece “hizmet” anlayışıyla hareket ediyor. Yol yapıyor, çiçekler dikiyor. Bunları hizmet zannediyor. Devletin işlerinin bunlardan ibaret olduğunu zannediyor. Ama bakınız, bütün komşularımızla sorunluyuz. Tarihi anlamda, stratejik anlamda “devlet” gibi davranamıyoruz. Hata üstüne hata yapıyoruz. Mısır’da laikliği tavsiye ediyoruz. Hıristiyan devletlerle birlikte Müslüman devletlerin kuyusunu kazıyoruz. Yazık değil mi? Günah değil mi?
Bakınız; ordu zayıflatılırken hata yapıldı. Türk algısı konusunda hata yapıldı. Azınlık vakıfları konusunda hata yapıldı. Kıbrıs konusunda hata yapıldı. Ve nihayet devletin Güneydoğusu ile ilgili hatalar yapıldı. Yapılmaya da devam ediliyor. Çünkü devlet gibi davranılmıyor. Devlet gibi davrananların aldıkları bütün devlet kararları acemice boşa çıkarılıyor. Hiç, bir devlet adamı çıkar da der mi ki: “devlet gasp etmişti, biz iade ediyoruz”. Velev ki devletin eski yöneticileri böyle yapmış olsa bile, bu politika dosta düşmana karşı bu şekilde ifade edilmemeliydi!
Devletin astığı asilerin hepsinin heykelleri dikildi. Tunceli sayelerinde “Dersim” oldu. Kiliseler imar ediliyor. Ama devletin asıl unsuru olan Türk milleti yok farzediliyor. Türklerin, tarihi bir hata yapılarak onurları kırılıyor. Anayasadan dahi Türk kelimesini kaldırmaya çalışıyorlar. Bu vahim bir hata! Telafisi mümkün olmayan büyük bir hata! Biz Türkler bunun bedelini bin yıl sonra ancak öderiz!
Siz ABD, AB istiyor diye rejim değiştireceksiniz, ılımlı İslam, Proteston Müslümanlık getireceksiniz, öyle mi? Anadolu’da “federasyon” kuracaksınız, öyle mi? Allah sonunuzu hayır etsin! Türk milleti vatanını yedirir mi sanıyorsunuz? Hatalı ittifaklarınızdan vazgeçiniz. Türk milletinin iktidarı olunuz. Türk milletinin düşmanlarını tasfiye ediniz. Türk milletinin çocuklarını heder etmeyiniz. Tarih bunun hesabını sizden sorar. Uyanınız!
İşte şimdi ittifak yaptığınız güçlerin taşeronları, düşman, tam siper saldırıya geçti. Kan kaybediyoruz, şehitler veriyoruz. Ama siz bu durumu hala hafife alıyorsunuz. Vaktiyle Süleyman Demirellerin verdiği demeçleri aynen tekrarlıyorsunuz. Örnek mi istiyorsunuz. 24 şehit haberi geldiğinde, bazı devlet adamlarımızın verdiği demeçlere bakınız. Demirel’in demeçleriyle aynı, değişen bir şey yok. Demirel de: “akan kan yerde kalmayacak”, derdi, hatırlayınız!
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül:
“Bu saldırıların intikamı çok büyük olacaktır ve misliyle alınacaktır”.
TBMM Başkanı Cemil Çiçek:
“Bu olaylar ne kadar yürek yakarsa yaksın girdiğimiz bu yoldan vazgeçmeyeceğiz”.
Recep Tayyip Erdoğan:
“Türkiye’nin düşmanları şunu çok iyi bilmeli: Türkiye Sarıkamış, Çanakkale, Kurtuluş Savaşımız başta olmak üzere şehitlerimizin aziz ruhları üzerinde inşa edilmiş bir ülkedir. Bu ülkenin her karışı şehit kanlarıyla sulanmıştır. Bu ülkenin huzuruna, istikrarına, asil yürüyüşüne kast edenler yine karşısında bu iktidarı, bu milleti bulacaktır”.
Gördünüz mü, değişen bir şey var mı?
Değerli dostlar, aziz milletim, biliniz ki PKK terör örgütü değildir. PKK düşmandır. Düşmana karşı nasıl davranmak gerekiyorsa PKK’ya karşı da aynen öyle davranmak gerekiyor. İşte, bugünkü zevat bunu anlamadı. Hasbelkader başbakan olma, hasbelkader vekil olma hırsı buna engel oldu.
Bu iktidar devletin karşısında bir düşman stratejisi olduğunu anlamadı. Tavizler verdi. TRT ŞEŞ’i kurarken taviz verdi. Habur sınır kapısında teröristleri on bin kişi ile davul zurna ile karşılarken taviz verdi. Habur’a devletin mahkemesini seyyar hale getirip gönderirken taviz verdi. “Silahları bırakın ananızın kucağına gelin” derken taviz verdi. Bunu cahil olan biri söylemez. Düşmanı bu şekilde davet edersiniz ha! İnsana gülerler! Akıl alacak şey değil! Bugünkü zevat; Kürt sanatçıları Türkiye’ye çağırırken, onları kucaklarken taviz verdi. (Hâlbuki Kürt sanatçılar Türk’ün evine ateş düşsün diye TRT ŞEŞ’te türküler söylediler).
Bu iktidar, Güneydoğu’da PKK’ya göz açtırmayan kahraman subayları Silivri’ye tıkarken taviz verdi. Dünya tarihinde, hiçbir milletin tavizler vererek düşmandan paçayı kurtardığı görülmemiştir.
Aslında bütün bu hatalar ABD’nin BOP. Hesapları içinde yapıldı.
Bu zevat; devletin gücünü: manipüle edilen hukuku kullanmak ve bu gücün arkasına saklanarak suçlu-suçsuz bütün insanları kolaylıkla ve yıllarca yargılamadan hapiste tutma gücü olarak algıladılar. Ellerine geçirdikleri bu güç onlara adeta bir haz verdi. Bunu intikam hırsı ile yaptılar.
Değerli dostlar, bendenizin de değişmesini istediğim tarafları var devletin. Bu değişiklikleri barış içinde, kimsenin etkisinde kalmadan, intikam alma hırsına kapılmadan, zaman içinde yapabilirdik. Hâlbuki bu zevat iktidar olmayı, mal biriktirmek, kenz yapmak olarak algıladılar. Bu üstün mali güç onların başını döndürdü. Ama düşman büyük bir stratejinin peşindeydi, haberleri bile olmadı. Bu zevat, nutuk atmakla devletin bütün sorunlarının kürsüde iken çözüleceğini zannettiler. Büyük bir kibir, anlamazlık, yanlış düşünme, yanlış yönlendirilme, kendine güvenme, hırs ve bindirilmiş kıtalardan rahatlıkla oy alındığı için de devletin bizatihi kendi babalarının malı olduğu zehabına kapılarak hata üstüne hata yaptılar.
Ama devlet avuçlarımızın içinden kayıyordu. Haberleri olmadı. Bakınız dış basında bile Türkiye’de iç savaş olduğu yolunda yorumlar var. Wall Street Journal Gazetesi.[1] Dünya basını sürekli olarak Türkiye’deki gelişmeleri takip ediyor elbette ki.
Değerli dostlar;
Görüldüğü üzere şimdi yara kanser oldu. Hangi tür tedaviyi getirirseniz getiriniz, artık çözemezsiniz. Canavarı kendi ellerinizle yarattınız. Düşman devlet gibi davranıyor, büyük strateji uyguluyor. Ara sıra taktikler yapıyor. Sizi onurlandırıyor. Madalyalar takıyor. Ama biliniz ki bunlar asıl büyük savaşın kilometre taşlarıdır, ara hedefleridir. Yapılması gereken şey, devletin bir düşman stratejisini nasıl boşa çıkarmak gerekiyorsa, savaşı nasıl kazanmak gerekiyorsa, acımadan, korkmadan öyle davranmaktı. Devletten daha güçlü hiçbir kurum olmadığını anlamaktı. Ciddi devlet politikası uygulamaktı. Gerçekçi kurmay planları yapmaktı. Düşmanı ciddiye almaktı. Tarihin şakası olmadığını, özellikle bizim düşmanımızın şakası olmadığını bilmekti. Yapılan uyarıları kibre kapılmadan ciddiye almaktı. Ama olmadı.
PKK’ya ABD’nin lojistik destek verdiğini anladığınız anda,
Kozmik odayı ellerine geçirmeye çalıştıkları anda,
Kürtlerin Demokratik Toplum Kongresi adı altında kongreler toplayıp, TBMM’ye elçi göndereceklerini ifade ettikleri anda,
BDP ileri gelenlerinin, öldürülen PKK’lıların kendi çocukları olduğunu, onların terörist olmadığını ifade ettikleri anda,
“biz bu yola baş koyduk, baş bir yana, leş bir yana” dedikleri anda,
Polisimizi tokatladıkları anda,
Uyanmalıydınız! Uyanmadınız.
Selahattin Demirtaş’ın, Gülten Kışanak’ın ve bil umum BDP’lilerin demeçlerini okuduğunuz anda uyanmalıydınız.
BDP milletvekillerinin Roj TV.de toplantılara katıldıkları anda bunu anlamalıydınız.
Artık Kürt hareketi kanser olmuştur. Şimdi ne APO, ne yollarına halı serdiğiniz Kürt yazarlar ve ne de Kürt şairler artık sizi kurtaramaz. Barzani, Celal Talabani sizi kurtaramaz. Uyanmalıydınız!
O kadar uyanmadınız ki ve o kadar manipüle edildiniz ki, PKK’yı “Kürt Ergenekon’u” ilan edenleri ciddiye aldınız, devlet adamı yaptınız, vekil yaptınız! Devlete resmen Donkişotluk yaptırdınız.
Değerli dostlar,
Devletin PKK’yı tasfiye etmede hangi yolu takip etmesi gerektiği konusunu “AKTÜTÜN SALDIRISI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER-2 “ başlıklı yazımda anlatmaya çalışmıştım. Eğer lütfeder okursanız memnun olurum.
Değerli dostlar, devlet Donkişotluk yapmaz. Durum ciddidir, hatta vahimdir.
Bütün vatanseverler birleşiniz.
Uyarmak vatan borcumdur.
Uyanınız.
Dua ile kalınız.
Mikdat Topçu.
20 Ekim 2011
[1] 20 Şubat 2010 Gazeteler
Son Yorumlar