Kategori Arşivi Şiir

Sağlık Olsun

Değerli dostlar,

Günlerdir düşünüyorum ülkemin hali ne olacak diye. Bir dostum bu şiiri önce güzelce bir okumamı önerdi. Okudum ve beğendim.

Şimdi düşünüyorum, acaba böyle yapabilir miyim diye!

Gerçekten böyle yaşayabilir miyim?

Bilmiyorum.

 

Şiir Can Yücel’in bir şiiri.

Sağlık Olsun.

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, Sonraki Sayfa »

KEŞMEKEŞLER

 

Yenebilsem şu keşmekeşi!

Ruhumu işgal eden,

Benliğimi,

Duygularımı,

Bütün varlığımı

Sömüren

Şu acaip, manasız,

Şu kahrolası keşmekeşi

Bir yenebilsem!

Sonraki Sayfa »

KALBİM İÇİN

 

Sen
İçimdeki dünya!
Seninle koyun koyuna olup ta
Sensiz yaşamışım ha!
Seni kaale almadan yaşamışım
Hayret!
Nasılda anlayamamışım!

Demek ki hep senmişsin o
Benimle olan
Ben
Yazıda yabanda iken
Tarlada tapanda iken
Oyunda oynaşta iken
Uykuda iken, uyanık iken
Üç günlük dünyanın
Bütün aldatmacalarına kanar iken
Sen hep benimleymişsin
Nasıl da anlayamamışım!

Sen
İçimdeki dünya!
Gönlümün mekânı sen değil miydin?
Gönlümün Sahibinin mekânı
Gönlüm sen değil miydin?
Etten, kandan oluşun aldatmış beni
Senin varlığını bile anlayamamışım
Nede gafilmişim!
Demek ki o hep senmişsin!

Sen
İçimdeki dünya!
En taze çağlarımda,
Gönül toprağına cemreler düşerken,
Körpe duygulara uyanır iken,
Bunaldığım anlarda
Teselliler ararken,
Gönlümün Sahibine yönelirken
Demek ki hep sen vardın

Sen
İçimdeki dünya!
Şafak sökümlerini yaşarken de
Sen benimle imişsin!
Günün beş iklimini
Huşu içinde yaşarken de,
En ulvi duyguları algılarken de…
Gafilmişim,
Dostluğunun değerini anlayamamışım.

Sen
İçimdeki dünya!
Ben
Bunca çileleri çekerken
Bunca dertlere katlanırken
Bir ömrü
Dağ taş demeden,
Şiir, roman demeden,
Kucaklarken
Hala ortaya çıkmasaydın
Heyyy! Neler oluyor demeseydin!
Küserdim sana
Eğer Gönlümün Sahibinin mekânı olmasaydın
Yuh olsun sana derdim
Kaldırıp kaldırıp atardım seni
Gelip şu hastaneye yatmazdım
Değmez! Derdim

Sen
İçimdeki dünya
Demek ki sen o’sun
İçimdeki kocaman dünyasın
İçimdeki dünya
Sen benim KALBİMSİN

Sen
İçimdeki dünya!
Seni ne kadar da ihmal etmişim
Bağışla beni!

02.05.2009

Siyami Ersek Hastanesi

MİKDAT TOPCU

Not: By pass ameliyat sebebiyle düşündüklerim…

 

DÖNÜŞ O’NADIR

 

Buradan martılar geçer, öbek öbek
Gemiler geçer, nazlı nazlı
Buradan tabutlar çıkar, tabutlar
Birkaç kişinin omuzlarında
Meçhule giderler
Hiçbirinin geri dönmeyeceği meçhule!
DÖNÜŞ O’NADIR!

Sen yoksa
Kaf dağının arkasında mısın arkadaş,
Çık ortaya.
Kendini ne sanıyorsun
Süleyman mı? Karun mu?
Güllerin Efendisi bile döndü
O ki, gülleri hiç solmamıştı
Sen de soldurma
“Ömrüm ömrüm, divane ömrüm”
Diye yakınma
En yalın gerçeği anla arkadaş
DÖNÜŞ O’NADIR!

Ömrüm, bir bahar tazeliği içinde
Bahar dalları arasında geçti,
Diyorsun
Bütün aşkların, bütün oyuncakların
Senin olacağını sandın.
Bu çiçekler, bu böcekler
Bu aşklar kimin biliyor musun?
Hani,
“Kök yaprağı yaprak kökü besler dökülünce”
Demişti ya şair,
Demek anlayamadın!
DÖNÜŞ O’NADIR!

Buradan öbek öbek martılar geçer
Gözlerimizin önünde tabutlar çıkar damlardan
Musalla taşlarına
Birkaç yakınının omuzlarında
Herkesin bir namazlık saltanatı olacak
Gerisi boş
DÖNÜŞ O’NADIR!

Çık Kaf dağının arkasından arkadaş
Gel Mevlana ile düğün gecesi yapalım
Ebedi hayatı kucaklayalım
Buradan martılar geçer
Meçhule tabutlar yolcu edilir
DÖNÜŞ O’NADIR

 01.01.2009

Siyami Ersek Hastanesi

Mikdat Topçu

UYARMAK VATAN BORCUMDUR 15

-26 Şehit ve Yeni Çukurca Saldırısı Üzerine-

(DEVLET DONKİŞOTLUK YAPMAZ)

 

Değerli dostlar, aziz milletim,

 Karşı karşıya bulunduğumuz kurumlar arası çatışma, iç kargaşa, askerlerin dile getirdiği “asimetrik savaş”, PKK terör örgütünün sadece Güneydoğu’yu değil bütün vatan sath-ı mailini kasıp kavurması, birliklerimize saldırması, yakıp yıkması bize göstermektedir ki, bugünkü devlet adamlarımız düşman stratejilerini hafife almaktadır.

 Değerli dostlar, bendenize göre; bin yıllık Haçlı Seferlerinin muhatabı, Mohaç’ın muhatabı, Bizans’ın muhatabı, Viyana’nın muhatabı ve nihayet Mondros Mütarekesi’nin, Sevr’in muhatabı bir büyük devletin, bu çileli milletin başında bugünkü idarecilerin bulunması talihsizliktir. Böylesine büyük bir devletin ve milletin sorunlarını bugünkü zevatın çözmesi mümkün değildir. Başarısızlıkta ısrar etmenin manası yoktur.

 Bu hükümet derhal istifa etmelidir.

 Bu başbakan, bu içişleri bakanı, bu adalet bakanı asla içinde bulunduğumuz krizi yönetebilecek güçte değildir. Burası devlet, devlet! Herhangi bir belediye değil! Türkiye devletini idare etmek, bir takım belediyeleri idare etmekle aynı şey değildir. Devlet ayrı bir mefhumdur. Devlet, nihai tahlilde “iktidar” demektir. “İktidar” devlete topyekün hâkimiyet anlamına gelir.

 “Bugünkü devlet idarecilerimizin, devletin sorunlarını sadece; ABD, AB, İngiltere, İsrail, TESEV, Ermeni komitacıları ve daha birçok güç merkezi tarafından ısrarla dikte ettirilen; bir anayasa değişikliği, bir yargıyı ele geçirme veya bir terör örgütü meselesi gibi düşünmemeleri gerekir” diye defalarca ikazlarımız olmuştu. Ama maalesef öyle düşündüler. Yani küçük düşündüler. Yönlendirildiler, değiştirildiler. Gömleklerini çıkardılar. Bugünkü zevat, sadece “hizmet” anlayışıyla hareket ediyor. Yol yapıyor, çiçekler dikiyor. Bunları hizmet zannediyor. Devletin işlerinin bunlardan ibaret olduğunu zannediyor. Ama bakınız, bütün komşularımızla sorunluyuz. Tarihi anlamda, stratejik anlamda “devlet” gibi davranamıyoruz. Hata üstüne hata yapıyoruz. Mısır’da laikliği tavsiye ediyoruz. Hıristiyan devletlerle birlikte Müslüman devletlerin kuyusunu kazıyoruz. Yazık değil mi? Günah değil mi?

 Bakınız; ordu zayıflatılırken hata yapıldı. Türk algısı konusunda hata yapıldı. Azınlık vakıfları konusunda hata yapıldı. Kıbrıs konusunda hata yapıldı. Ve nihayet devletin Güneydoğusu ile ilgili hatalar yapıldı. Yapılmaya da devam ediliyor. Çünkü devlet gibi davranılmıyor. Devlet gibi davrananların aldıkları bütün devlet kararları acemice boşa çıkarılıyor. Hiç, bir devlet adamı çıkar da der mi ki: “devlet gasp etmişti, biz iade ediyoruz”. Velev ki devletin eski yöneticileri böyle yapmış olsa bile, bu politika dosta düşmana karşı bu şekilde ifade edilmemeliydi!

 Devletin astığı asilerin hepsinin heykelleri dikildi. Tunceli sayelerinde “Dersim” oldu. Kiliseler imar ediliyor. Ama devletin asıl unsuru olan Türk milleti yok farzediliyor. Türklerin, tarihi bir hata yapılarak onurları kırılıyor. Anayasadan dahi Türk kelimesini kaldırmaya çalışıyorlar. Bu vahim bir hata! Telafisi mümkün olmayan büyük bir hata! Biz Türkler bunun bedelini bin yıl sonra ancak öderiz!

Siz ABD, AB istiyor diye rejim değiştireceksiniz, ılımlı İslam, Proteston Müslümanlık getireceksiniz, öyle mi? Anadolu’da “federasyon” kuracaksınız, öyle mi? Allah sonunuzu hayır etsin! Türk milleti vatanını yedirir mi sanıyorsunuz? Hatalı ittifaklarınızdan vazgeçiniz. Türk milletinin iktidarı olunuz. Türk milletinin düşmanlarını tasfiye ediniz. Türk milletinin çocuklarını heder etmeyiniz. Tarih bunun hesabını sizden sorar. Uyanınız!

İşte şimdi ittifak yaptığınız güçlerin taşeronları, düşman, tam siper saldırıya geçti. Kan kaybediyoruz, şehitler veriyoruz. Ama siz bu durumu hala hafife alıyorsunuz. Vaktiyle Süleyman Demirellerin verdiği demeçleri aynen tekrarlıyorsunuz. Örnek mi istiyorsunuz. 24 şehit haberi geldiğinde, bazı devlet adamlarımızın verdiği demeçlere bakınız. Demirel’in demeçleriyle aynı, değişen bir şey yok. Demirel de: “akan kan yerde kalmayacak”, derdi, hatırlayınız!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül:

“Bu saldırıların intikamı çok büyük olacaktır ve misliyle alınacaktır”.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek:

“Bu olaylar ne kadar yürek yakarsa yaksın girdiğimiz bu yoldan vazgeçmeyeceğiz”.

Recep Tayyip Erdoğan:

“Türkiye’nin düşmanları şunu çok iyi bilmeli: Türkiye Sarıkamış, Çanakkale, Kurtuluş Savaşımız başta olmak üzere şehitlerimizin aziz ruhları üzerinde inşa edilmiş bir ülkedir. Bu ülkenin her karışı şehit kanlarıyla sulanmıştır. Bu ülkenin huzuruna, istikrarına, asil yürüyüşüne kast edenler yine karşısında bu iktidarı, bu milleti bulacaktır”.

Gördünüz mü, değişen bir şey var mı?

Değerli dostlar, aziz milletim, biliniz ki PKK terör örgütü değildir. PKK düşmandır. Düşmana karşı nasıl davranmak gerekiyorsa PKK’ya karşı da aynen öyle davranmak gerekiyor. İşte, bugünkü zevat bunu anlamadı. Hasbelkader başbakan olma, hasbelkader vekil olma hırsı buna engel oldu.

Bu iktidar devletin karşısında bir düşman stratejisi olduğunu anlamadı. Tavizler verdi. TRT ŞEŞ’i kurarken taviz verdi. Habur sınır kapısında teröristleri on bin kişi ile davul zurna ile karşılarken taviz verdi. Habur’a devletin mahkemesini seyyar hale getirip gönderirken taviz verdi. “Silahları bırakın ananızın kucağına gelin” derken taviz verdi. Bunu cahil olan biri söylemez. Düşmanı bu şekilde davet edersiniz ha! İnsana gülerler! Akıl alacak şey değil! Bugünkü zevat; Kürt sanatçıları Türkiye’ye çağırırken, onları kucaklarken taviz verdi. (Hâlbuki Kürt sanatçılar Türk’ün evine ateş düşsün diye TRT ŞEŞ’te türküler söylediler).

Bu iktidar, Güneydoğu’da PKK’ya göz açtırmayan kahraman subayları Silivri’ye tıkarken taviz verdi. Dünya tarihinde, hiçbir milletin tavizler vererek düşmandan paçayı kurtardığı görülmemiştir.

Aslında bütün bu hatalar ABD’nin BOP. Hesapları içinde yapıldı.

Bu zevat; devletin gücünü: manipüle edilen hukuku kullanmak ve bu gücün arkasına saklanarak suçlu-suçsuz bütün insanları kolaylıkla ve yıllarca yargılamadan hapiste tutma gücü olarak algıladılar. Ellerine geçirdikleri bu güç onlara adeta bir haz verdi. Bunu intikam hırsı ile yaptılar.

Değerli dostlar, bendenizin de değişmesini istediğim tarafları var devletin. Bu değişiklikleri barış içinde, kimsenin etkisinde kalmadan, intikam alma hırsına kapılmadan, zaman içinde yapabilirdik. Hâlbuki bu zevat iktidar olmayı, mal biriktirmek, kenz yapmak olarak algıladılar. Bu üstün mali güç onların başını döndürdü. Ama düşman büyük bir stratejinin peşindeydi, haberleri bile olmadı. Bu zevat, nutuk atmakla devletin bütün sorunlarının kürsüde iken çözüleceğini zannettiler. Büyük bir kibir, anlamazlık, yanlış düşünme, yanlış yönlendirilme, kendine güvenme, hırs ve bindirilmiş kıtalardan rahatlıkla oy alındığı için de devletin bizatihi kendi babalarının malı olduğu zehabına kapılarak hata üstüne hata yaptılar.

Ama devlet avuçlarımızın içinden kayıyordu. Haberleri olmadı. Bakınız dış basında bile Türkiye’de iç savaş olduğu yolunda yorumlar var. Wall Street Journal Gazetesi.[1] Dünya basını sürekli olarak Türkiye’deki gelişmeleri takip ediyor elbette ki.

Değerli dostlar;

Görüldüğü üzere şimdi yara kanser oldu. Hangi tür tedaviyi getirirseniz getiriniz, artık çözemezsiniz. Canavarı kendi ellerinizle yarattınız. Düşman devlet gibi davranıyor, büyük strateji uyguluyor. Ara sıra taktikler yapıyor. Sizi onurlandırıyor. Madalyalar takıyor. Ama biliniz ki bunlar asıl büyük savaşın kilometre taşlarıdır, ara hedefleridir. Yapılması gereken şey, devletin bir düşman stratejisini nasıl boşa çıkarmak gerekiyorsa, savaşı nasıl kazanmak gerekiyorsa, acımadan, korkmadan öyle davranmaktı. Devletten daha güçlü hiçbir kurum olmadığını anlamaktı. Ciddi devlet politikası uygulamaktı. Gerçekçi kurmay planları yapmaktı. Düşmanı ciddiye almaktı. Tarihin şakası olmadığını, özellikle bizim düşmanımızın şakası olmadığını bilmekti. Yapılan uyarıları kibre kapılmadan ciddiye almaktı. Ama olmadı.   

PKK’ya ABD’nin lojistik destek verdiğini anladığınız anda,

Kozmik odayı ellerine geçirmeye çalıştıkları anda,

Kürtlerin Demokratik Toplum Kongresi adı altında kongreler toplayıp, TBMM’ye elçi göndereceklerini ifade ettikleri anda,

BDP ileri gelenlerinin, öldürülen PKK’lıların kendi çocukları olduğunu, onların terörist olmadığını ifade ettikleri anda,

“biz bu yola baş koyduk, baş bir yana, leş bir yana” dedikleri anda,

Polisimizi tokatladıkları anda,

 Uyanmalıydınız! Uyanmadınız.

Selahattin Demirtaş’ın, Gülten Kışanak’ın ve bil umum BDP’lilerin demeçlerini okuduğunuz anda uyanmalıydınız.

BDP milletvekillerinin Roj TV.de toplantılara katıldıkları anda bunu anlamalıydınız.

Artık Kürt hareketi kanser olmuştur. Şimdi ne APO, ne yollarına halı serdiğiniz Kürt yazarlar ve ne de Kürt şairler artık sizi kurtaramaz. Barzani, Celal Talabani sizi kurtaramaz. Uyanmalıydınız!

O kadar uyanmadınız ki ve o kadar manipüle edildiniz ki, PKK’yı “Kürt Ergenekon’u” ilan edenleri ciddiye aldınız, devlet adamı yaptınız, vekil yaptınız! Devlete resmen Donkişotluk yaptırdınız.

Değerli dostlar,

Devletin PKK’yı tasfiye etmede hangi yolu takip etmesi gerektiği konusunu “AKTÜTÜN SALDIRISI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER-2 “ başlıklı yazımda anlatmaya çalışmıştım. Eğer lütfeder okursanız memnun olurum.

Değerli dostlar, devlet Donkişotluk yapmaz. Durum ciddidir, hatta vahimdir.  

Bütün vatanseverler birleşiniz.

Uyarmak vatan borcumdur.

Uyanınız.

Dua ile kalınız.

Mikdat Topçu.

20 Ekim 2011

 

 

 

 


[1] 20 Şubat 2010 Gazeteler

T A R İ Z

Not: 

Bu şiir; 1978 yılında, askerlik görevimi yaptığım sırada, İstanbul’da, Örnektepe’de şehit edilen iki askerle ilgili televizyon haberi üzerine yazılmıştır. O zamanlar böyle bir saldırı karşısında infial uyanıyordu. Şimdi ruhumuz duymuyor nerde ise!

Malum olduğu üzere o dönemde iktidarlar Süleyman Demirel ve Ecevit arasında değişiyordu. 1978 yılında Ecevit başbakandı. Üç yıllık hububat istihsalimiz yabancı ülkelere rehnedilmişti.  Çünkü kıtlık vardı, kuyruklar vardı, döviz sıkıntımız vardı. Terör had safhadaydı. Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu “tarihin en büyük borç erteleme operasyonu”nu yapmıştı! Ama her nasılsa başbakan kurtuluşumuzu tünelin karşı ucunda görüyordu!

Kıbrıs harekatı sonrası ABD Türkiye’ye ambargo koymuştu. Ama ABD aynı zamanda müttefikimizdi! Nasıl oluyorsa!

Devlet ileri gelenlerinin son derece klasik sözleri vardı. Yollar yürümekle aşınmazdı! Demokrasiler bünyelerinde biraz da anarşi taşırdı!

Papa Türkiye’yi ziyarete gelecekti ve Papa’nın yüzücü olduğunu yazıyordu basın. Sempatik gösterilmeye çalışılıyordu. Tam bu arada Dinarsu halısının reklamı televizyonlarda sık sık veriliyordu. Yere döşenmiş bir halının üzerinde takla atan reklamcı “kravatı gevşetin, piponuzu yakın” diye tavsiyelde bulunuyordu. Ve hayat devam ediyordu. Şiir bu duygular içinde ve asker iken yazılmıştır.

İşbu şiir ilgili dönemin şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Saygılarımla.

Mikdat Topçu

 

Şimdi,

Emir buyurmak,

Karın doyurmak,

Adam kayırmak için çabalar.

Şimdi,

Seferber olmuş örgütler,

Fora edilmiş

Roketler, stenler, oraklar, çekiçler

Şimdi emir buyurmak

Karın doyurmak için çabalar.

Şimdi

Sahte dostlar,

Ambargolu müttefikler

Kara gözümüze,

Buğday tenimize

Brakisefal kafamıza hayran

İç bir ayran

Beri gelsin bizi NATO’dan ayıran

Kıbrıs’ı kayıran

Örnektepe’de niye öldün bre aslan!

İdealtepe’de plajda boğulmak varken.

Çanakkale’de düşmanı niye böldün,

Dokuz eylülde niye vurdun tekmeyi,

Niye…

 

Gayri milli yüzücü Papa varken

Ayasofya’da, Selçuk’ta ayinler yapılırken

Kitab-ı Mukaddes şirketi

Bütün ilim-irfaniyle Tünel’deyken

Ve kurtuluşumuz

Tünelin karşı ucunda

Foton foton belirmişken

Kotan kotan,

Bakkal bakkal

Kasap kasap

Manav manav kalkınmak varken

Ve de

Bilderberg toplantıları

Yurdumuzda yapılırken

Muhtırayı niye verdin

Niye…

 

Petrol yok diye batıyoruz

Yoksa İMF dost bize

Yurt büyük olduğu için satıyoruz

AET kast bize

Kredi bize,

vatan size

bucak bucak, kulaç kulaç sizin olsun

Klikya, Lidya, Kapadokya, İyonya…

Eski Bizans toprağıydı zaten

Sizin olsun…

Adalar, hatta

Ermenistan, Kürdistan

Lazistan, Çerkezistan

Hep sizin olsun…

Zaten biz işgalci sayılırız

Kıbrıs’ta oluğu gibi!

 

Tapu gibi Evrensel Beyanname

Halklara özgürlük gerekir,

Batıya efendilik yaraşır

Bize

Sütçülük, celepçilik,

Aracılık, tefecilik

Eroin kaçakçılığı

Turistik eşya imalatı

Hububat rehni karşılığında

Viski ithalatı

Halklarımız buhranı

Kafayı bularak atlatmalı

Ondan sonra da

Anarşinin kaynağına nasıl inilir

Onu anlatmalı

Beşiktaş’ta filan apartmanın asansöründe

Dansözlere caka satmalı

Ne olursa olsun

Anarşiyi kurutmalı

Sonra pipoyu yakıp

Kravatı gevşetip

Asayişi seyretmeli.

 

Kaç vagon dolusu borç

Kaç depo dolusu ilaç

Ampul, yağ, tuz, şeker,

Bu millet yoksulluktan ne çeker

Kafa çeker (!)

 

Kaç gazino dolusu içki,

Kaç salon dolusu dans

Kaç piyango bileti şans

Kaç pavyon dolusu seks

Kaç sinema dolusu şehvet.

Ey Devlet Planlama hesap et

Buhranı atlatmak için

Rakam ver.

Demokrasi çare demektir

Meşruiyet içinde çare tükenmez.

 

Beyin beyin ifrit

Kucak kucak keşmekeş

Katmer katmer ıstırap

Tümen tümen örgüt.

 

Şimdi,

Emir buyurmak

Üstümüze sulta kurmak

İçin çabalar.

 

Uyan ey millet evladı

Uyan

Kurtuluş hayal olmadan.

 

21.12.1978

Konya Karapınar-Poligon

 

 

 

 

 

 

 

BAĞDAT

 

Seni anlamak ne zor Bağdat!

Hani “Bağdat gibi diyar” olmazdı!

 Nedir bu gamsızlığın, bu sessizliğin!

Bu çaresiz bekleyişin!

 Sanki

Bir taze gelin süzülmesindesin,

Bir ayrılık türküsündesin,

Bir ölünün sessizliğindesin.

 Ne oldu bu ebedi aşka!

Ben hep tek taraflı mı seveceğim,

Hep ben mi düşüneceğim

Hep ben mi üzüleceğim Bağdat!!!

 Sen hala;

Hammurabi’nin esrüklüğünde misin?

O “hovarda” çağların geçmedi mi?

Dersini hiç mi almadın “hoca”dan?

Hadi;

Harun Reşit giremedi beynine,

Behlül Dane de mi alamadı gönlünü!

Hazreti Hüseyin de mi,

Ebu Hanife de mi,

Abdülkadir Geylani de mi,

Genç Osman da mı,

Süleyman Nazif de mi

Alamadı gönlünü!!

 Sen

Bağdat,

Seni anlamak çok zor!

 Kalk Bağdat, uyan artık.

Şimdiki aşıkların nazları değişti.

Şimdi Genç Osman gibi

Alabildiğine sevmiyor aşıklar.

Şimdi Geylanı’nin sevgisi gibi sevgiler yok

Şimdi esrarlı güzellikler önemli değil,

“Bağdat” olmak önemli değil!

 Şimdinin aşıklarında “köpek sevgisi” var,

Bir parça kemiğin hatırına seviyorlar.

Şimdinin aşıklarında “goril” sevgisi var,

“orangutan” sevgisi var.

Şimdiki aşıkların kafaları dar,

Medeniyetleri barbar,

İnsanlıktan nasipleri yok.

Biz,

İnsanlığı, medeniyeti

Bin dört yüz yıldır öğretemedik

Bu ukala aşıklara

Bu “kovboy” tayfasına

Gözleri dönmüş bir kez,

Vietnam’ı, Afganistan’ı, Somali’yi

Hep “kemik” görüyorlar,

Onların istediği kemik, Bağdat,

“Kemik”!

 Sen beni hiç anlamadın,

Bilsen ne kadar hatalısın

Ne kadar!

 Dinle Bağdat,

Ben o bin yıllık aşığınım.

Usanmadım aşkından.

Kovsan da, horlasan da usanmadım.

Senin,

Karşılıksız, ebedi aşığınım.

Hüseyin’in hatırına,

Numan’ın hatırına,

Murat’ın hatırına,

Genç Osman’ın,

Nazif’in hatırına,

Allah aşkına

Beni anla!

 Başındaki sisi dağıt,

Düşmanını boz, dağıt,

Kol gücünü göster, metanetini göster.

Kaypak aşıklara derslerini ver.

 Bağdat,

Beni anla.

Bil ki,

Canım seni pek ister.

 

Not: Bu şiir ABD tarafından Bağdat’ın işgal edilmeye başlandığı gece saatlerinde yazılmıştır. Şiirde ismi geçen zatları okuyucu herhalde yakından tanıyıacaktır. Bağda 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Bu yüzden her Türk çocuğu Bağdat’ı bizim bilmelidir. Din ve tarih birliği içinde olduğumuz, bizim coğrafyamzda bulunan ülkelerin teker teker Batılılar tarafınan işgale uğraması elbette ki bütün Müslümanları derinden yaralamaktadır, üzmektedir. Şiiri bu gözle okumanız dileği ile. Saygılarımla.

Mikdat Topçu

 

 

Mikdat Topçu