Aylık Arşiv: Eylül 2014

İktidar Ateşle Oynuyor

Akademisyen diyor ki, “Türkler Anadolu’ya geldikleri tarihten itibaren üç büyük güvenlik zafiyeti ile karşılaşmışlardır:

Birincisi; Moğol-İlhanlı saldırıları karşısında düşülen zafiyet,

İkincisi, Timur’la başlayan Ankara Savaşı’nın doğurduğu zafiyet,

Üçüncüsü Mondros Mütarekesi ile başlayan zafiyet.”

Tarihçiler bu görüşe ne der, bilemem.

Bendenize göre şu anda tarihindeki en büyük güvenlik zafiyeti ile karşı karşıya bulunuyor Türkiye.

Mondros Mütarekesi; 1.Dünya Savaşı’ndan galip çıkan İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 30 Ekim 1918′de imzalanmıştı. Anlaşma ile sağlanan ateşkesin ardından Anadolu’da işgaller başlamıştı. İngiliz Amiral Calthorpe komutasındaki 61 parçalık donanma 7 Kasım 1918′de İstanbul Boğazı’na girmişti.

Bu önemli olayı o zamanın yandaş gazeteleri  (Mütareke Basını)

Vakit gazetesi, “Memleket artık barış ve huzura kavuştu!”;

Sabah gazetesi, “İngiliz milleti kâinatın en azimli milletidir

başlığı ile okurlarına duyurdu.

Mondros Mütarekesi’ni 30 Ekim 1918 yılında Bahriye Nazırı Rauf Orbay imzalamıştır. Rauf Orbay, 3 Kasım 1918 günü “Gün” gazetesine verdiği demeçte aynen şunu söylemiştir: “Bu anlaşma Türk milletinin, tarihi boyunca imzaladığı en başarılı anlaşmadır!”

Hâlbuki ne olmuştu; düşman ordumuzu tasfiye etmişti ve yurdun her tarafını işgal etmişti. Samsun’a bile asker çıkarmışlardı.

Rauf Orbay’ın düşüncesi ile bugünkü iktidar sahiplerinin düşüncelerinin ne kadar benzer olduğu herhalde dikkatlerinizden kaçmayacaktır.

Gerçekten de, dünya görüşü olarak, devlet stratejisi olarak, tarihe karşı sorumluluğu olanların içinde bulundukları ruhsal yapı olarak bence de en büyük “güvenlik zafiyetinden” biridir Mondros Mütarekesi.

İşte şimdi geldik yine oraya.

Tam da Mondros Mütarekesi şartlarına benzer kararlar alıyor şu andaki iktidar. Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye aleyhtarı raporlara Rum ve Ermeni milletvekilleri ile birlikte imza atan şahıs 62. Hükûmet’in dış işleri bakanı yapılmıştır. Suriye sınırımızdaki mayınlı alanın temizlenmesi, Suriye ile olan ilişkilerimiz, Özgür Suriye Ordusu meselesi, IŞİD vs. hep Mondros Mütarekesi benzeri olaylardır.  Bunların tümü aslında bizim ülkemiz için birer güvenlik zafiyetidir. Ama yetkililer “Osmanlı Devleti’ni kuruyoruz” diyorlar.

Amerikan ve Alman gizli servisleri Türkiye’yi dinlemişler. Birileri çıkıp şunu söylüyor: “Büyük devletler dinleme yapabilirler!” Bu zihniyet bence en büyük zafiyettir.

Güvenlik zafiyetine en büyük örnek Jandarma Genel Komutanlığı’nın sivilleştirilmesidir. Demek ki Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’i şehit edenler şu anda ülkemizde söz sahibi bulunmaktadır. Jandarma Genel Komutanlığı’nı kim tasfiye ediyorsa, Jandarma Genel Komutanı’nı şehit edenler de onlardır.

Jandarma Genel Müdürlüğü kuruluyormuş!

Jandarma Genel Komutanlığı nasıl tasfiye edilecek?

a)     Jandarma Genel Komutanlığı, Jandarma Genel Müdürlüğü olacak,

b)    5500 general ve subaydan büyük bir kısmı KKK. na geçecek. Bir kısım general ve albay, merkezde “İl Jandarma Müdürü” olacak,

c)     Jandarma astsubay ve uzman çavuşlar J. Genel Müdürlüğü’nde kalacak,

d)    Jandarma bölge komutanlıkları tasfiye edilecek,

e)     Jandarmanın Türk Silahlı Kuvvetleri ile bağı kesilecek,

f)      Atamalar İçişleri Bakanlığı tarafından yapılacak.

 

Yani bu şu demektir; Türkiye, NATO konsepti içinde olmayan Jandarma Genel Komutanlığı’nı tamamen ortadan kaldırıyor.  Böylece APO’nun isteği yerine getirilmiş oluyor. Bu değişiklikten sonra Jandarma’nın Güneydoğu’dan tamamen çekilmesi sağlanmış oluyor.

İşte içinde bulunduğumuz güvenlik zafiyetinin en büyük resmi budur. Bu Mondros Mütarekesi demektir.

Türkler, ah Türk milleti!

Ey Türkler! Vatanınıza sahip çıkmıyorsunuz. Siz de Mehdi bekliyorsunuz değil mi? Sizin ciğeriniz yok. Sizin bilginiz yok. Sizin araştırmanız yok. Sizin senaryonuz yok. Siz sığınıyorsunuz. Kuvvetlinin yanına sığınıyorsunuz. Siz paraya sığınıyorsunuz. Siz villalara sığınıyorsunuz, siz lüks arabalarınıza sığınıyorsunuz. Sizin tuzunuz kuru! Keyfiniz yerinde! Devlet adamısınız, daire başkanısınız, köşe yazarısınız, ikbal sahibiniz! Sizin âşık olduğunuz Türk milletinin ebedi düşmanları size “itibar” ediyor. Sizin egonuzu tatmin ediyor.

Ah Türk aydını!

Bazen aklınız başınıza geliyor, “Sorun bizde” diyorsunuz. Uyanır gibi oluyorsunuz. Bazen “Dünyada Amerikan-İsrail terörü, en azından El Kaide terörü kadar konuşulur hale gelinceye kadar, İslam dünyası ile ilgili terör değerlendirmelerinin tamamını, zihinsel terör olarak değerlendireceğim” diyorsunuz. Ama sonra yine çığırından çıkıyorsunuz.

Türk aydını!

Seni Anadolu Selçuklu Devleti’nin nasıl parçalandığını anlamaya çağırıyorum.

Seni, Osmanlı Devleti’nin nasıl yıkıldığını anlamaya çağırıyorum.

Seni, Endülüs’ü anlamaya, öğrenmeye davet ediyorum.

Unutma ki; !Bu topraklar bizim için ya ikinci Ergenekon’dur, ya ikinci Endülüs’tür!”.

Seni hiçbir düşman ittifakı, hiçbir tarikat, hiçbir menfaat, hiçbir makam ve mevki kurtaramaz.

Belirli bir “vatan” fikrini reddedenler, “İstiklal Marşını oturarak dinlesek ne olur!” diyenler, “Türkiye Cumhuriyeti demesek te Anadolu Federasyonu desek ne olur!” diyenler, Irak’ta olduğu gibi düşmanın; vatanına, namusuna ve canına yaptığı her türlü tecavüzü peşinen kabul edenlerdir.

Gerçek düşmanın kim olduğu konusunda hata yapan iktidar, biliniz ki ateşle oynamaktadır.