TUĞRUL BEY VE ZAMANI
Tuğrul Bey ve Zamanı kitabını okudum. Prof.Dr. M Altay Köymen tarafından kaleme alınmış. Devlet Kitapları arasında çıkmış. 1976 yılında İstanbul’da basılmış.
Doğrusu; Tuğrul Bey ve zamanını çok merak ediyordum. Türklerin Anadolu’ya nasıl geldiğini bir türlü berrak bir şekilde öğrenememiştim. Yeni okuduğum bu kitaptan öğrendim ki, bu o kadar kolay olmamış. O zaman da yine İslam dünyası son derece büyük karışıklıklar içinde bulunuyormuş. Nasıl ki bugün İran, Irak, Suriye, Türkiye, Afganistan, Pakistan gibi İslam ülkeleri büyük bir kargaşa içinde bulunuyor, nasıl ki bugün Barzani, Talabani, Abdullah Öcalan, Murat Karayılan gibi bu kargaşanın unsurları var, o zaman da aynı unsurlar fazlasıyla varmış. Aslında değişen bir şey yok. İyi ki Tuğrul Bey ve diğer Türk liderler olaylar karşısında eski Türk devlet anlayışını ve geleneğini devam ettirmişler. Bu liderlerin basireti olmasaydı belki de Selçuklular dağılıp gideceklerdi. Dandanakan Savaşı’nı kaybetse idi Selçuklular, Malazgirt te olmayacaktı, belki de daha sonra Osmanlı İmparatorluğu da olmayacaktı!
“Tuğrul Bey ile Çağrı Bey’in Selçuklu ailesinin başına geçmeleri ancak amcaları Arslan Yabgu’nun Gazneli Mahmud tarafından esir ve hapsedilmesinden (1025) sonra mümkün olmuştur.” Sayfa 4
“İçte dört bin çadırlık bir Türkmen kitlesi, Tuğrul Bey ile Çağrı Bey’in Selçuklu ailesinin başına geçmelerini kabul etmeyerek onlardan ayrılmışlar ve başbuğlarını hapseden Gazneli Mahmud’un müsaadesi ile Horasan’a gitmişlerdir.” Sayfa 4
“Harezm’e yerleşemezlerdi. Çünkü eski Oğuzlar Devleti soyundan, amansız düşmanları ve Gazneliler Devleti’nin tabii müttefiki Şah Melik, Cend’de fırsat bekliyordu. Bu yeni durum, Gazneliler Devleti’ni sevindirecek yerde, Selçukluların, tıpkı Gazneliler Devleti’ni epey uğraştıran Arslan Yabgu’nun Türkmenleri gibi, Horasan’a geçmeleri ihtimalinden endişeleniyordu. Zira daha bu sırada Tuğrul Bey ile Çağrı Bey’in başında bulundukları Selçuklular’a, Gazneliler Devleti’ni tehdid eden en büyük tehlike gözü ile bakılıyordu.
Adı geçen Şah Melik, ani bir baskınla Selçuklular’ı perişan etti. 7-8 bin kişiyi öldürdü, mallarını yağmaladı (Ekim-Kasım 1034). Birçok kadın ve çocuğu esir aldı. Liderler, pek az maiyetleriyle canlarını zor kurtardılar.” Sayfa 5-6
Daha sonra ortaya birçok kahraman çıkmıştır. İbrahim Yınal, Arslan Besasiri gibi. Bugünkü İslam âleminin liderleri gibi!
O kadar büyük bir kargaşanın içinden Tuğrul Bey ancak çıkabilmişti. Nasıl çıkmıştı? Onu hemen söyleyeyim. Evet, dindar, müsamahakar bir lider idi, ancak, iki de bir isyan eden liderlerin başlarını gerçekten kesip Bağdat sokaklarında dolaştırmaktan asla çekinmemişti (Arslan Besasiri).
Tuğrul Bey önce Selçuklu ailesi arasında dayanışmayı sağladı.
“Kurulan devletin asıl tanzim ve teşkili Merv’de toplanan büyük kurultayda ele alındı. Kaynaklarda, büyük kurultaya katılanlar sayılırken, adı Çağrı Bey’den sonra geçmesine rağmen, Tuğrul Bey kurultayda başrolü oynadı. Kurultay açılınca, eline bir ok alan Tuğrul Bey, bunu büyük kardeşi Çağrı Bey’e vererek kırmasını söyledi. O, bu oku kolayca kırdı. Ok sayısı üçe çıkınca zor kırdı. Ama dört oku kıramadı. Tuğrul Bey, Selçuklu ailesi arasında tesanüdün lüzumunu belirtmek maksadı ile yaptığı bu hareketten sonra, bir nutuk irad ederek, birlik halinde kalmadıkları taktirde, tek ok gibi kolaylıkla yenilebileceklerini, Selçuklu ailesinin –birleşik oklar gibi tesanüd içinde kalmaları halinde, hiç kimsenin kendilerini yenmeye muktedir olamayacağını, cihanı fethedebileceklerini söyledi.” Sayfa 17
“Tuğrul Bey, idare edilen yerli halkı iktidara ortak etmekle beraber, başında bulunduğu devletin mülki teşkilatını kurarken, aşağıda bahis mevzuu edilecek olan sınıfsız Türk cemiyet telakkisini asla ihmal etmemiştir.” Sayfa 93
Evet, sınıfsız Türk cemiyet telakkisini asla ihmal etmemiştir.
İşte işin püf noktası burasıdır. Tuğrul Bey’in o zaman mücadele ettiği kavimlerin hemen hemen hepsi Müslüman’dı. Bizans tabii ki Hıristiyan’dı. (Türkler, İslam aleminin Bizans’a karşı yürütülen mücadelede, savunmadan tekrar hücuma geçmesini sağlamışlardır).
Selçuklular o zaman yürüttükleri mücadelede başarılı olmuşlardır.
Bugün de aynı kargaşa İslam aleminde yine vardır. Bugünkü kargaşanın dinamik aktörleri, o zamanın aktörlerinin devamı gibidir. Hatta denilebilir ki tıpatıp aynıdır.
Ancak, bu aktörlere karşı yürütülen mücadelede yüzde yüz farklılıklar vardır. O zamanın liderleri, eski Türk geleneğinden gelen alışkanlıkları, sertlikleri, büyük siyasi dehaları ve cesaretleri sayesinde o büyük kargaşanın içinden sıyrılıp çıkmayı ve büyük bir devlet kurmayı başarmışlardır.
Bugünün devlet politikaları ile o zamanı karşılaştırmak bile insanı ürkütüyor. Denilebilir ki, o zamanki insanlara bakarak, bugünün liderlerinin Türklerin tarih boyunca sürdürdükleri devlet geleneği ile asla bir alakaları yoktur. Hani “kel alaka!” derler ya! Aynen öyle.
Tuğrul Bey olsaydı, ya da daha sonraki Selçuklu hükümdarı Alparslan olsaydı, bugünkü politikaları herhalde takip etmezlerdi. BDP’lileri, Apo’yu, Murat Karayılan’ı, Mesut Barzani’yi belki de lime lime ederlerdi! Amerika’ya ve AB’ne karşı, aynen Bizans’a karşı yürüttükleri “savunmadan taarruza” politikasını takip ederlerdi.
Bendenizin şahsen damarlarım kabardı. Ruhum yüceldi. Kararlılığım arttı. Milletime karşı olan inancım arttı. Daha yapacak çok şeyin var olduğu hususunda ümitlerim arttı.
Görülen odur ki, bugünkü Türk devletinin idaresini bazı güçler daha önceden ele geçirmiştir. Bu sebeple Türklerin böyle durumlarda alması gereken tedbirler alınamamaktadır. Yapılması gerekenler bir türlü yapılamamaktadır. Uygulanması gereken stratejiler bir türlü uygulanamamaktadır. Taviz üstüne taviz verilmektedir.
Evet, TRT6 (TRT Şeş) tavizdir. Yabancı dille savunma hakkı tavizdir. Türk generallerini bin bir yalan ve dümenle esir etmek tavizdir. Kozmik odaya girmek tavizdir. Habur olayı tavizdir. BDP milletvekillerinin dağda PKK’lılarla sarmaş dolaş olmaları tavizdir. PKK’lı ölülere sivil şehit muamelesi yapılarak devletten maaş bağlanması uygulaması tavizdir. Vatan toprağını satmak tavizdir. Cemaat Vakıfları olayı tavizdir. Bugünkü özelleştirme uygulamalarında bütün stratejik kuruluşların haraç mezat yabancılara satılması tavizdir. Anayasa’dan Türk ifadesinin çıkarılması tavizdir. Zinanın suç olmaktan çıkarılması tavizdir. Daha bunun gibi birçok örnek verilebilir.
Netice itibariyle, başkaldıran bir kavme karşı bugünkü devletin uygulamaları son derece hatalıdır. Yanlıştır.
Eski Türk geleneğinden gelen ve tarihen sabit olan bir strateji ile devleti bölmeye çalışanlara cevap verilmelidir.
Ancak, diyebilirim ki, çocuk ölü doğmuştur. Ölü doğan çocuğun hakları konusunda bir fikir ileri sürmek yanlıştır.
Bugün devletin başındaki belayı def etmenin yolları belli iken, bu yolların bilerek uygulanmaması; yöneticilerin yetersizliği, ihaneti, yabancılığı veya gafleti ile açıklanabilir. Bunun başka izahı yoktur. Bu açıkça görülen bir gerçektir.
Bizim çocuklarımızın, hala “devlet” kavramanın ne mana taşıdığını dahi bilmeden, birilerinin arkasına takılmaları, içinde bulunduğumuz durumu çok vahim bir noktaya taşımaktadır.
Bu sebeple, öncelikle bizim çocuklarımızın, yani milletimizin uyanması gerekir.
Tabii ki bizden söylemesi! Bu tarihi bir uyarıdır ve çağrıdır.
Uyarmak vatan borcumdur.
Bütün vatanseverler uyanınız.
Mikdat Topçu.
3 Aralık 2012
Not: PROF. DR. MEHMET ALTAY KÔYMEN’i (1916-9.11.1993) rahmetle anıyorum.
Son Yorumlar