Aylık Arşiv: Mart 2017

Okumuyorlar

Değerli dostlar,

Okuduğum”Makedonya 1900″kitabından ilginç bulduğum bir hikayeyi kısaca sizinle paylaşmak istiyorum.

Belki bir ders alan çıkar. Belki birileri okuyup öğrenerek bizimle tartışırlar. Belki birileri okuyup öğrenerek EVET veya HAYIR kararını verir. Bunu görürsem, anlarsam çok sevinirim.

Makedonya 1900 Necati Cumalı- “Uçak” hikâyesi.

Olay 1912 yıllarında Makedonya’da bir köyde geçer.

Yazarın babası hafızdır, dedesi hacıdır. Köyün saygın insanlarıdır.

Yazarı babası Makedonya’dan İstanbul’a okumaya göndermek ister. Köylü buna karşı gelir. “burada kalsın çiftçilik yapsın, bizim çocuklarımıza kötü örnek olmasın” derler.

Neticede yazar İstanbul’a okumaya gider.

Bir yaz tatili gelir. Arkadaşlarına İstanbul  hatıralarını anlatır. O zamanlar pek görülmemiş olan uçaktan bahseder. Arkadaşları bu uçak olayını babalarına anlatırlar. Tabii ki babaları o ana kadar hiç uçak görmemişlerdir.

Yazarı bir yerde yakalarlar ve bu uçak olayını sorarlar.

O da uçağı anlatır. Motorunu, gövdesini, kanatlarını, tekerlerini, pervanelerini anlatır. Fethi adında bir pilotun uçağı havada uçurduğunu anlatır.

Uçağı hiç görmemiş olan Müslüman köylüler inanmazlar. Buna itiraz ederler.

Ve şu konuşmaları yaparlar.

“Hiç uçar mıymış insan?”

“Kur’anda yazmaz!”

“Uçacak olsa Kur’anda yazardı!”

“A be bu Cebrail aleyhisselamla karıştırır neredeyse o Fethi Bey dediği adamı”

“İnsanın geleceğinde ne varsa Kur’anda yazar. Dünyanın kuruluşundan kıyamet gününe kadar ne olacaksa Peygamber Efendimiz söylemiş ümmetine. İnsan uçacak olsa onu da söylerdi. Beklemezdi, İbrahim Hafız, oğlunu İstanbul’a okumaya göndersin de o gelsin bize söylesin”

Yazar bütün bunları dinliyor ve şöyle devam ediyor.

“Reşit Efendi yine saplar gibi yere indirdi bastonunu.

“Tövbe tövbe! A be Müslüman çocuğu olmasan, bilmesen kim olduğunu, kâfir sanırdım seni. Büyük baban, burdan hacca gitti. Üç ay sürdü gitmesi gelmesi. Kimseye nasip olmadı onun erdiği sevaba ermek. İbrahim Hafız gibi, eliyle kaç Kur’an yazmış bir Müslümanın oğlusun. Yakışır mı senin ağzına bu yalanlar! Duymayayım bir daha böyle günaha girdiğini!”

“Beni azarlaya azarlaya çözüldüler yöremden. Yüzüme bakmadan dağıldılar, gittiler.

Oysa o günlerde her gün uçaklar üstüne yeni haberler doluydu gazeteler. Ellerine gazete almazlardı ki! Trablus Savaşı’nda İtalyanlar uçak kullanmışlardı daha on ay önce.

Arada üç ay geçti. Balkan Savaşı çıktı. Kasım ayında iki Yunan uçağı göründü Florina üsütünde. (Florina yaşadıkları köyün adı). Patlamalar kasabadan duyuldu.

Bir koşuşturmadır başladı Müslüman mahallesinde. DÜNYANIN SONU GELDİ. KIYAMET ALAMETİ. ALLAH’IN İŞİNE BURUNLARINI SOKAR BU GAVURLAR gibi sözlerle karşıladılar bu olayı. Anlattıklarımın doğru çıktığını söyleyen tek kişi olmadı aralarında. Bütün o yaşlı Müslümanlar, Allah’ın, insanları yerde yürümek için yarattığına, meleklere özenip de göklerde uçmaya kalkanları, göklerinin dinginliğini bozanları, bir gün nasıl olsa cezalandıracağına inanarak ömürlerini tamamladılar.”

 

Demek ki OKUMAK  gerekiyormuş. Okumadan, öğrenmeden, bu örnekteki Müslümanlar gibi yaşayan bugünkü dünya Müslümanları bu kafa ile giderlerse gerçekten Haçlıların önünde diz çökmeye mahkûm olurlar.

Bu durum bizim ülkemizdeki Müslümanlar için de geçerlidir. Ben de şahsen bu tür okumadan fikir yürüten insanlara çok sık rastlıyorum. Ya da sadece şu yukarıdaki şekilde hayatı anlayan vaazlardan dinledikleri ile hayata ve olaylara bakan insanlar olarak hayatlarını sürdüren, bir türlü ikna edemediğim insanlarla her gün karşılaşıyorum.

Ne diyorlardı: “insanın geleceğinde ne varsa Kur’anda yazar. Dünyanın kuruluşundan kıyamet gününe kadar ne olacaksa Peygamber Efendimiz söylemiş ümmetine!”

Tabii ki Müslümanları asıl uyaran ayetleri hiçbir zaman hatırlarına getirmiyorlardı.

“Yer yüzünde ve gökyüzünde ne varsa siz istifade edesiniz diye yarattım-Ayet”

Okusaydık, öğrenseydik, üretseydik bu durumlara düşmeyecektik elbette.

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?

Okumuyorlar değerli dostlar, okumuyorlar.