Aylık Arşiv: Temmuz 2019

Bir Deist Dosta Uyarımdır

 

3 Kasım 1527

Molla Kaabız Olayı.

Değerli dostlar,

Malumunuz, son zamanlarda ülkemizde “Deizm” diye bir akım ortaya çıktı. Bu akımın temiz, pak dinimizin temel kaide ve kurallarına aykırı olduğu aşikârdır. Deizmin yakınımızda bulunan bir kısım dostlara da sirayet ederek onları etki altına alması bizi son derece müteessir etmektedir. Tabii ki böyle bir inancı kabul etmek kendi bilecekleri bir şeydir. Ancak, çok temiz dost ve arkadaşlarımın bulunduğu sayfamda “Deist” olduğunu anlatan dostuma cevap vermek en azından dini görevimdir.

Kendisini “ulaşılamaz, erişilemez, eleştirilemez, hatta La yüs’el” zannedenlere mutlaka her zaman bir cevabımız olacaktır. Büyük bir iftiharla “ben bir deistim, beni kimse eleştiremez” diyerek bütün eleştirilere sert çıkan (Ağabeyim dediğim dostum) hiç olmazsa benim sayfamda bu konuyu yazmamalıdır. En azından bizim inançlarımıza saygı duymalıdır. Toplumumuzu fesada vermemelidir. Kendi inancını kendisine saklamayı bilmelidir. Biz Müslümanlar o kadar da aptal değiliz. Bunu anlamalıdır. Aksi halde, kendi deyimiyle “sayfamdan silip atacağım”.

Tarihte zaman zaman İslam’a karşı bu tür saldırılar olmuştur. İnanç sistemimizin bütün bu saldırılar karşısında bozulmadan, tertemiz bir şekilde ayakta kalması en büyük tesellimizdir. Sonsuza kadar da onu hiçbir “Zındık” (Turan Dursun da Edip Yüksel de)! kirletemeyecektir.

Kanuni’nin deyimiyle “Bir MÜLHİD” bizim karşımıza geçip bu şekilde ulu orta saygısızlık etmemelidir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bilinmelidir ki hayatımızın anlamı da budur.

İşte size tarihimizden benzer bir olay!

Tarihten de anlaşılacağı gibi (3 Kasım 1527) dönem Kanunî Sultan Süleyman dönemidir. O tarihlerde Osmanlı Devleti’nin gücü bütün dünya devletlerinin gücünden dört kat daha fazladır. Ve Devlet ŞERİATLA idare edilmektedir.

Ayrıca Molla Kabız dinden çıktığı için idam edilmemiştir. O tarihlerde Osmanlı’da geniş fikir hürriyeti vardır.

Olay İstanbul’da geçmektedir.

Bu notlar dikkate alınarak yazının okunmasını önemli istirham ediyorum.

MOLLA KAABIZ OLAYI (3 Kasım 1527)

“(…) şehirde molla Kaabız adında ilmiye sınıfından aslen İranlı bir hocanın yıkıcı propagandası vardır. Molla Kaabız’ın maksadı açıkça anlaşılmış değildir. Muhakkak olan taraf, bu maksadın devletin yüksek menfaatlerine ve MİLETİN MANEVÎ BÜTÜNLÜĞÜNE zararlı olduğudur.

Kaabız, Kur’an ve Hadisi tahrif etmek suretiyle, Hazreti İsa’nın, Hazreti Peygamberden üstün olduğu fikrini ortaya atmış ve bu fikri her yerde propagandaya başlamıştır. Bilindiği gibi Hazreti İsa, İslam akidesine göre Hazreti Peygamberden önce gelen en büyük peygamberdir. Fakat son ve ekmel Tanrı elçisi olan Hazreti Peygambere üstünlüğü hiçbir şekilde bahis mevzuu değildir. Kaabız, bu fikrini aylarca propaganda etmiştir. İlmiye sınıfından gelen birçok şikayetlere Divan-ı Hümayun, ortada elle tutulur bir suç olmadığı, meselenin bir fikir davası olmaktan ileri gitmediği gerekçesiyle salahiyetsizlik beyan etmiştir. Bundan büsbütün cesaretlenen Kaabız, halkın fikrini karıştıracak şeyler söylemekte ileri gitmiştir. Bu sıralarda Türkiye’nin Katolik Avrupa ve Şii İran ile büyük çapta, cihanşümul bir mücadeleye giriştiği unutulmamalıdır. Gene bu sıralarda Avrupa’da Katolik itikadına aykırı herhangi bir hususun değil propagandası yapılmak, zihinden geçirildiği iddiası vi ithamıyla, binlerce kişi ateşe atılıyordu. İran imparatorluğunda da Sünnilere karşı baskı, ateşe atmak gibi şeyler olmakla beraber, çok ağırdı. Bu vaziyette Divan-ı Hümayun (Bakanlar Kurulu)2 Kasım 1527 günü Molla’yı maksadını açıklamak üzere davet etmiştir. Mesele o kadar dal budak sarmış durumdaydı ki, Kanunî Sultan Süleyman bile padişahların Divan toplantılarına katılamamaları dolayısıyla, Divan Salonunun üzerindeki kafesli pencereden celseyi dinlemiştir.

Molla, Hiçbir su işlemediğini, tamamen fikrî çerçeve içinde kaldığını iler sürmek suretiyle kendini savunmuştur. Divan (Hükümet) üyesi olan Rumeli Kazaskeri Fenarizade Muhyiddin ve Anadolu Kazaskeri Kaadiri Çelebiler, Molla’yı dinledikten sonra, “Katline hükmettik” demişler, ancak Molla’nın Hazreti İsa’nın üstünlüğüne dair ileri sürdüğü fikirlere mukabele etmekten kaçındıkları için vezirler ve Divan’a başkanlık eden İbrahim Paşa, bu idam hükmünü ekseriyetle reddetmişlerdir. Kaabız, çekilip evine gitmiştir. Kanunî, İbrahim Paşa’yı çağırmış ve “Bir mülhit Divanımıza gelir, hezeyana cür’et kılar ve mülzem olmaz, çıkar gider, buna bais nedir?” demiştir. İbrahim Paşa şöyle cevap vermiştir: “Nece edelim? Kazaskerlerimiz mesail-i şerîyyeye alim değiller ki melunu ilzam ve ıskat edeler!”

Bu durum, çok ilgiye değer. Çünkü bugün bile Kaabız’ınkine benzer bir iddianın bir Müslüman ülkesini nasıl karıştırabileceği düşünülebilir. Ortada belli bir suç, bir cürüm, bir ayaklanma olmaksızın, devletin takip ettiği siyasetin temellerini sarsacak derecede muzır bir iddianın bir fikir meselesi sayıldığı husus XVI. Asır Türkiye’sinde, sonraki devirlerde düşünülemeyecek derecede bir fikir hürriyeti bulunduğunu, aydın şekilde ortaya koyar. Nitekim devlet adamlarını, hatta padişahı ağır dille tenkit ve hicveden şairlerin -Nef’i hariç- hiçbir cezaya uğramadıklarını, çok ileri gidenlerin birkaç yıl İstanbul’dan sürüldüklerini hatırlamak da lazımdır.

Ancak Kaabız’ın Divan huzurun9dan bu şekilde salıverilmesi, son derece zararlı bir durum ortaya çıkarabilirdi. Bu adamın ortadan kaldırılması için de o zamanın kanun ve geleneğine göre fikrinin batıl ve zararlı olduğunu ispat etmekten başka çare yoktu. Divan, bu iş için devrin en büyük bilgini ve ilmiye sınıfının başı olan Kemal Paşazade Ahmet Şemsettin Efendi’yi görevlendirdi. Kemal Paşazade yeni şeyhülislam olmuştu.

Ertesi gün, 3 Kasım’da Molla Kaabız tekrar Divan’a çağrıldı ve Kemal Paşazade ile ilmî münakaşaya başladı. İstanbul kadısı Sadettin Çelebi de bu mesele için Divan’a çağrılmıştı. Kemal Paşazade, Hazreti İsa’nın üstünlüğü üzerinde Kaabız’ın ileri sürdüğü bütün iddiaları teker teker cevaplandırıp reddetti. Molla Kabız, Şeyhülislam’a cevap veremedi. Gene de Kemal Paşazade, iddialarını terk ettiği takdirde Molla’nın affı yoluna gidileceğini söyledi. Kaabız, iddiasından vazgeçmedi. Bunun üzerine Şeyhülislam, katline hükmetti. Molla idam edildi. Cezasız bırakılsaydı geniş ölçüde bir mesele çıkaracağı ve içtimaî huzuru bozacağı muhakkaktı. Orta Anadolu’daki isyan henüz bastırılmıştı.”  Türkiye Tarihi, Yılmaz Öztuna, Cilt 6, sayfa, 175-176