Aylık Arşiv: Şubat 2017

İran’da Soluyor Çiçekler 7

 

Sen Bizim Ruhumuzsun Humeyni

 

Bizdeki devrimciler de İslam dini adına hareket ediyorlar. Olay siyasi ve demokratik bir mücadele gibi görünüyor, ama işin arka yüzünde büyük bir devrim hareketi, büyük bir rejim değişikliği amacı var.

Dünyadaki bütün devrim hareketlerinde devrimci liderler kitleleri adeta büyülerler. Humeyni de büyülemiş. “Sen bizim ruhumuzsun Humeyni” sloganı size bir şey hatırlatıyor mu? Demek ki kural aynı kural! Yapılmak istenen şey, halkı kullanarak devrim liderlerinin kendi amaçlarına ulaşması! Yani amaç DEVRİM. Devrim, topyekûn değişiklik demektir. Eski rejimin bir kâğıt gibi buruşturulup çöp sepetine atılması ve yerine yeni bir rejimin kurulması demektir.

Unutmayınız!

Ülkemizde de böylesine büyük bir devrim gerçekleştirilmek üzeredir. Aldatıcı taktiklere, sloganlara kanmamak lazım! Bizdeki liderler de “milletimizin tercihi ne ise biz onu yaparız” diyorlar. Kitleler bu sözlere bayılıyorlar. Bu kitle aynen Humeyni’nin devrimindeki İran halkının psikolojisi içindedir. Ne diyorlardı: “SEN BİZİM RUHUMUZSUN HUMEYNİ!”

Kitlelerin ayaklanması bütün devrim hareketlerinde aynı kurallarla sağlanır.

Aşağıdaki düşünceleri lütfen okuyunuz. Aradaki benzerlikleri görünüz, karşılaştırınız ve ibret alınız. Kararlarınızı ona göre veriniz. Ha! Eğer tercihiniz devrimcilerin istediği gibi ise onu da bilinçli olarak tercih ediniz. Çünkü aramızda hem devrimcilerden yana olduğunu söyleyen, hem de Cumhuriyet rejiminden, demokrasiden asla vazgeçmeyeceğini söyleyen kitleler vardır. Demek ki mesele anlaşılamamaktadır. O halde konuları okumak, dinlemek, öğrenmek ve ona göre karar vermek çok önemlidir.

(İran’da Soluyor Çiçekler, 92. Ve 93. Sayfalardan.)

“İslam dini Humeyni sayesinde yeni bir güç kazanıyor, yeri ve göğü, bu ve öteki dünyayı, içinde bulunduğumuz anı ve sonsuzluğu birbirine yaklaştırıyor. Ezilenler ve cahiller, bu her şeyi kapsayan gücün merkezini oluşturuyor ve bu yolla kendi benliklerini buluyor. Humeyni, bunların bilincini değil bilinçaltını, kafalarını değil ruhlarını harekete geçiriyor. Elindeler artık. Ruhlarını kaptırmışlar, akla gelebilecek her şeyi yapmaya hazırlar onun için. SEN BİZİM RUHUMUZSUN HUMEYNİ diye bağıranlar onun için ölmeye, şehit düşmeye hazırlar. Şah’ın ordusu ne yapsın bunlara karşı? Yürüyüşlerde göğüslerini açıp BİZE TÜFEK İŞLEMEZ diyerek tankların, makinelilerin üzerine yürüyen kitlelere karşı ne yapsın dünyanın en büyük ordusu? Ölü sayısı arttıkça şehit düşme heveslileri çoğalıyordu. KAN AKTIKÇA, Ölümden korkuları azalıyordu.”

 

Yazar, bir dostu ile konuşurken diyor ki: “Ya devrim olursa ne olacak? Mollalar Bahtiyar’dan (ABD’nin de desteklediği o zamanki İran başbakanı) daha mı iyi, daha mı çok özgürlük verecekler bize? Bu saçmalıklara sen de mi inanıyorsun? Mollalar İran gibi bir ülkeyi yönetemezler. Hele yalnız başlarına hiç! Bir zaman sonra ister istemez camilerine geri çekilecekler.”

Dostu yine soruyor: “Pekiyi, o zaman kim gelecek başa?”

“Halkımız!” diyor Behman Nirumand. “Halkımız ve halkımızın seçtiği milletvekilleri!”

Arkadaşı bu cevaba gülüyor ve şunları söylüyor.

“Dostum, beni güldürüyorsun. Halk dediğin kimdir? Sokaklarda avazı çıktığı kadar bağıran ve ay’da Ayetullah’ı gören bu kitleler kimi seçerler? Hiç bunu düşündün mü?”

Ne kadar benzer olaylar, değil mi?

İran’da Soluyor Çiçekler 6

 

 

Benim gördüklerimden anladığım şudur. Ülkemizde bir rejim değişikliği yaşanmak üzeredir. Böyle bir değişikliği Humeyni’nin İran’ı daha önce yaşadı. O zamanlar Humeyni’ye halkın verdiği önem olağanüstü idi. Humeyni’nin de kendi halkına güveni olağanüstü idi. Aşağıdaki yazıyı okursanız, şu anda bizde de benzer durumların yaşandığını hayretle göreceksiniz.

Belki günümüze dair dersler çıkaran olur diye kitaptan alıntılar yapmaya devam ediyorum.

Sayfa 89. Ve 92. Sayfalardan.

O zamanki ABD devlet başkanı Carter’a karşı bayağı kabadayı davranıyor Humeyni. Ve şunları söylüyor. Devamını da okuyunuz lütfen. Tabibi ki ABD o zaman da İran’a karşı kalleşçe davranıyor.

“Carter, bir yandan Şah’ın yakında ülkeyi terk edeceğine ilişkin garanti veriyor, diğer yandan da Ayetullah’ın askerî darbeyle gözünü korkutarak sesini çıkartmamasını istiyordu.

Humeyni’nin Carter’a yanıtı, tehditlerden ve tehlikeden sakınmadığını bir kez daha kanıtlıyor: Bahtiyar konusunda bize kendi yasalarımıza karşı gelmemizi öğütlüyorsunuz. Ben bu yanlışı yapsam bile halkımız hiçbir zaman yapmaz. Halkımız, monarşinin ve Pehlevî rejiminin boyunduruğundan kurtulmak için o kadar eziyet çekti ve o kadar can yitirdi ki, Şah’la uzlaşmaya kesinlikle razı gelemez. Şah’ı bir daha ülkeye sokmayacağız. Onun konseyini de istemiyoruz. Ülkemizin huzura ve asayişe kavuşmasını biz de istiyoruz. Ama Şah olduğu müddetçe bu olanak dışı!

Bize yardım etmek istiyorsanız ve ülkemizde kan dökülmesini istemiyorsanız, Şah’ın bir an önce gitmesini sağlayın ve Bahtiyar’ı desteklemeyin.

Darbeye gelelim. Ben de biraz önce Tahran’dan, bir askerî darbenin planlandığı ve çok kan döküleceği haberini aldım. İran halkını, Amerikan mallarını boykota çağırmam ve böylece Amerika’yı uyarmam öneriliyor, çünkü bu planda Amerika’nın parmağı varmış. Halkımızın iyiliğini istiyorsanız bu darbeyi engelleyiniz. Ayrıca, darbe yapılırsa halkımızı orduya karşı cihada da çağırmam öneriliyor. Askerî darbe, halkımızın da ABD’nin de çıkarlarına aykırıdır. Tekrar söylüyorum: İran’da huzur istiyorsanız, bunun tek yolu monarşinin kaldırılmasıdır. İran halkı kaderiyle başbaşa bırakılmalıdır. Halkın seçtiği bir hükümet işbaşına geçinceye kadar iktidarı elinde tutacak bir devrim konseyi kuracağım. İran’da bir askerî darbe, kimsenin denetleyemeyeceği bir patlamaya yol açar. Halkımız darbeden korkmaz. Ordu, aylardır halkımızı sindirmeye çalışıyor ama yine de huzur ve asayişi sağlayamadı. Ayrıca ordu gücünü yitirdi, çelişkiler içinde kıvranıyor. Saflarından çok kişi bize geçti. Yine de kan dökülmesini istemiyorum. Hazırlanan darbeyi engellemenizi salık veririm size.

Humeyni, dünyanın en güçlü devletine kafa tutarken tüm İran halkının ardında olduğunu biliyordu. Kitleler, onun kararlılığına, demir gibi iradesine ve boyun eğmemesine hayrandı. O, Allah’ın gönderdiği kurtarıcıları, Peygamberin halefi İmam’dı. Onun her ricası, Allah’ın emri, ağzından çıkan her söz Allah’ın sözü yerine geçiyordu. Özellikle mostofazinler (yani gecekondulular), baldırı çıplaklar, ezilenler, hor görülenler, sadece ve sadece Humeyni’nin onları yoksulluktan kurtarabileceğine inanıyorlardı. Kasetlerden sesini duyunca kendilerinden geçiyorlardı. Onun için ölmeye hazırdılar. Onlara göre Humeyni,  Allah’ın ta kendisi, özlem ve isteklerinin odak noktası, düşlerinin gerçekleşmesi demekti. Bir tek bu aziz, bu keskin bakışlarını göğe dikmiş, verdiği karardan bir daha dönmeyen bu yaşlı adam! Şah’a ve Şah’ın yanı sıra yurtiçindeki ve dışındaki irili ufaklı tüm şeytanlara haddini bildirebilirdi. Bir tek ona güvenleri vardı. Onun sayesinde bilinçlenmişler, insan olduklarını anlamışlardı.

Yüzbinlerce kişi bir akşam doğan ayda Humeyni’nin çehresini gördüklerini sanıyorlardı. Bir akşam Tahran’ın güneyindeki semtlerde dolaşırken, aya bakan ve Humeyni’yi gördüklerini iddia eden bir grup dilenci, niyet satıcısı ve delikanlı gördüm. Kendilerinden geçmişler, “Allah-u Ekber” getiriyorlardı. Yanlarında durarak ben de göğe bakmaya başladım.

Sen de görüyor musun diye soruyor biri bana. Sanki bir tansığa tanık olmuş gibi.

Evet, diyorum, GÖRÜYORUM”

Humeyni’ye karşı beslenen bu aşırı hayranlık, ileri gelen din adamlarını bile rahatsız etmeye başlıyor. Bir açıklama yaparak, aydaki çehrenin, devrim düşmanları, Siyonistler ve emperyalistlerin çıkarttığı bir söylentiden başka bir şey olmadığını duyuruyorlar. Ama pek çoğu, bu açıklamaya inanmıyor. Ayda ille önderlerinin nur yüzünü görmek istiyorlar.

Ve GÖRÜYORLAR DA…”

 

Evet, halkı büyüleyen yeni bir liderin gücü bu işte!

Umarım sizlere bir şeyler hatırlatmıştır.

 

Not: Devam edeceğim.