Sen Bizim Ruhumuzsun Humeyni
Bizdeki devrimciler de İslam dini adına hareket ediyorlar. Olay siyasi ve demokratik bir mücadele gibi görünüyor, ama işin arka yüzünde büyük bir devrim hareketi, büyük bir rejim değişikliği amacı var.
Dünyadaki bütün devrim hareketlerinde devrimci liderler kitleleri adeta büyülerler. Humeyni de büyülemiş. “Sen bizim ruhumuzsun Humeyni” sloganı size bir şey hatırlatıyor mu? Demek ki kural aynı kural! Yapılmak istenen şey, halkı kullanarak devrim liderlerinin kendi amaçlarına ulaşması! Yani amaç DEVRİM. Devrim, topyekûn değişiklik demektir. Eski rejimin bir kâğıt gibi buruşturulup çöp sepetine atılması ve yerine yeni bir rejimin kurulması demektir.
Unutmayınız!
Ülkemizde de böylesine büyük bir devrim gerçekleştirilmek üzeredir. Aldatıcı taktiklere, sloganlara kanmamak lazım! Bizdeki liderler de “milletimizin tercihi ne ise biz onu yaparız” diyorlar. Kitleler bu sözlere bayılıyorlar. Bu kitle aynen Humeyni’nin devrimindeki İran halkının psikolojisi içindedir. Ne diyorlardı: “SEN BİZİM RUHUMUZSUN HUMEYNİ!”
Kitlelerin ayaklanması bütün devrim hareketlerinde aynı kurallarla sağlanır.
Aşağıdaki düşünceleri lütfen okuyunuz. Aradaki benzerlikleri görünüz, karşılaştırınız ve ibret alınız. Kararlarınızı ona göre veriniz. Ha! Eğer tercihiniz devrimcilerin istediği gibi ise onu da bilinçli olarak tercih ediniz. Çünkü aramızda hem devrimcilerden yana olduğunu söyleyen, hem de Cumhuriyet rejiminden, demokrasiden asla vazgeçmeyeceğini söyleyen kitleler vardır. Demek ki mesele anlaşılamamaktadır. O halde konuları okumak, dinlemek, öğrenmek ve ona göre karar vermek çok önemlidir.
(İran’da Soluyor Çiçekler, 92. Ve 93. Sayfalardan.)
“İslam dini Humeyni sayesinde yeni bir güç kazanıyor, yeri ve göğü, bu ve öteki dünyayı, içinde bulunduğumuz anı ve sonsuzluğu birbirine yaklaştırıyor. Ezilenler ve cahiller, bu her şeyi kapsayan gücün merkezini oluşturuyor ve bu yolla kendi benliklerini buluyor. Humeyni, bunların bilincini değil bilinçaltını, kafalarını değil ruhlarını harekete geçiriyor. Elindeler artık. Ruhlarını kaptırmışlar, akla gelebilecek her şeyi yapmaya hazırlar onun için. SEN BİZİM RUHUMUZSUN HUMEYNİ diye bağıranlar onun için ölmeye, şehit düşmeye hazırlar. Şah’ın ordusu ne yapsın bunlara karşı? Yürüyüşlerde göğüslerini açıp BİZE TÜFEK İŞLEMEZ diyerek tankların, makinelilerin üzerine yürüyen kitlelere karşı ne yapsın dünyanın en büyük ordusu? Ölü sayısı arttıkça şehit düşme heveslileri çoğalıyordu. KAN AKTIKÇA, Ölümden korkuları azalıyordu.”
Yazar, bir dostu ile konuşurken diyor ki: “Ya devrim olursa ne olacak? Mollalar Bahtiyar’dan (ABD’nin de desteklediği o zamanki İran başbakanı) daha mı iyi, daha mı çok özgürlük verecekler bize? Bu saçmalıklara sen de mi inanıyorsun? Mollalar İran gibi bir ülkeyi yönetemezler. Hele yalnız başlarına hiç! Bir zaman sonra ister istemez camilerine geri çekilecekler.”
Dostu yine soruyor: “Pekiyi, o zaman kim gelecek başa?”
“Halkımız!” diyor Behman Nirumand. “Halkımız ve halkımızın seçtiği milletvekilleri!”
Arkadaşı bu cevaba gülüyor ve şunları söylüyor.
“Dostum, beni güldürüyorsun. Halk dediğin kimdir? Sokaklarda avazı çıktığı kadar bağıran ve ay’da Ayetullah’ı gören bu kitleler kimi seçerler? Hiç bunu düşündün mü?”
Ne kadar benzer olaylar, değil mi?
Son Yorumlar