Aylık Arşiv: Nisan 2018

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey

 

 

 

10 Nisan Salı günü, milli şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i, şehit oluşunun (idam edilişinin) 99. Yılı münasebetiyle, Kadıköy’deki kabri başında andık.

Her yıl olduğu gibi yine bu yıl da çok kalabalık oldu. 50’ye yakın dernek geldi. Kadıköy ve Kartal Belediye Başkanları geldi. Yozgat’tan, Boğazlıyan’dan gelenler oldu. Bir iki okulun öğrencileri geldi. TDAV (Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı) saat 10.00 da bir program sundu. Hocalar getirmişler. Dualar edildi. Çok duygusal konuşmalar yapıldı. Gözyaşlarımızı tutamadık. Boğazlıyan Lisesi’nden gelen bir genç çok güzel konuşma yaptı. Sesi de çok mikrofonikti. Mest oldum. Bazı gençlerle sohbet ettik. Bir daha anladım ki o çelik iradeli Türk milleti harsından henüz bir şey kaybetmemiş! Buna çok memnun oldum.

 

Şükürler olsun ki, kaybetmedi. Yeri ve zamanı geldiğinde devletini, dinini, ezanını, bayrağını koruma içgüdüsü muhakkak harekete geçiyor. Yeter ki düşmanının kim olduğunu anlasın. Tabii ki o zamana kadar da çok kan kaybediyor. Çok toprak kaybediyor.

Bugün, Kemal Bey’in şehit edildiği zamana göre içinde bulunduğumuz durumu daha tehlikeli buluyorum. Bu defa uyanış çok zor olacağa benziyor. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in şehadeti aslında bir sembol olaydır. Onunla zamandaş olan ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ni kuran, “Yarabbi, Türklüğümden istifa ediyorum, ne olur beni mahşerde Türk olarak haşretme” diyenlerin milletimiz üzerindeki etkisini bugün daha belirleyici buluyorum. Dini motivasyonla hareket etmeye, dini saiklerle karar vermeye alışmış olan toplum, bu tavrı ile ön plana çıkan Mustafa Sabri Efendi’leri bugün daha büyük bir coşkuyla benimsiyor. Onu İslam’ın bir mücahidi olarak görüyor. Olaya dini motivasyonla baktığımızda, insanımızın bu çekim alanından kurtulmasının biraz zor olduğunu görüyoruz. Din olgusunun her şeyin esası olduğunu sürekli topluma anlatan idareciler uyanışın gecikmesinde asıl sebep olduklarının acaba farkındalar mı? Ya da devleti ve milleti böylesine büyük bir badireye ağızsız dilsiz atmayı bilerek mi yapıyorlar? Beyinlerinin arkasında ne olduğunu nasıl anlayacağız? Toplum nasıl anlayacak? Milletin uyanışı ancak olayları doğru anlaması ile mümkün olacaktır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da ellerinde propaganda imkânı olanlar Türk Milleti’ni daha çok etkileyerek uyanışını ertelemeye çalışıyorlar. Bu demektir ki Türk Milleti henüz Boğazlıyan Kaymakamı olayını bilmemektedir. Eğer gerçekten bundan 99 yıl önce neler olduğunu anlar ise millet, bugün daha farklı kararlar vermeye, gerçek düşmanın kim olduğunu anlamaya başlayacaktır. Görünen o ki bu uyanış şimdilik mümkün değildir. Ve Türk Milleti’nin “Beka Meselesi” dediğimiz olay henüz kafalarda, ruhlarda hatta vicdanlarda yerini almamıştır. Bizim camiamızın bir kısım ileri gelenleri dahi henüz konunun önemini anlamaktan uzaktır. “Beka Meselesi” dendiğinde durumun ne kadar kritik olduğu takdir edilirse, böyle günlerde neler yapılacağı, neler yapılması gerektiği daha bir önem kazanır. Ve “Beka Meselesi” ni önemli bulanlar bu gibi önemli günleri daha farklı değerlendirirler. Ona göre toplumu yönlendirirler. Yazık ki henüz bu kararlılıktan uzak bulunmaktayız!

 

“Beka Meselesi” konusunu ön planda tutarak devletin ve milletin kurtuluşu için mücadele ettiklerini ileri sürenlere, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i idama götüren olayları iyi okumalarını, iyi anlamalarını tavsiye ediyorum. Tarihi olayları işlerine gelecek şekilde istedikleri gibi kullananların, tarihimizin bu çok önemli konusunu henüz tam olarak bilmemeleri hem üzüntü vericidir, hem de korku vericidir. Bilinmelidir ki Kemal Bey’in idamı olayının arkasında yatan vatanî, millî tehlikeler bu gün de güncelliğini korumaktadır. O zamanki “Beka Meselesi” ne ise bugünkü “Beka Meselesi” de aynıdır. Yani tehlike aynen devam etmektedir. Ama Türk Milleti bu tehlikenin boyutlarını, taşın nereden geldiğini henüz anlayamamıştır. Devleti idare edenler de konunun ciddiyetini henüz anlamamış görünüyor.

 

 

Türk Milleti; 1915 yılında Çanakkale Zaferi’ni kazanıp, düşmanı geri püskürttüğü halde, aynı düşmanın bundan dört yıl sonra, 1919 yılında elini kolunu sallayarak İstanbul’a nasıl girdiğini sanıyorum henüz anlamış değil.

30 Ekim 1918 günü yapılan Mondros Mütarekesi’ni hatırlatmak istiyorum.

 

“Osmanlı Devleti yenileceğini anlayınca mütareke ister. Mütarekeyi imzalama görevi Hüseyin Rauf Bey’e (Orbay) verilir. “Hamidiye Kahramanı” Rauf Bey henüz on günlük Bahriye Nazırı’dır. İngiltere adına imzayı İngiliz Akdeniz Filosu Komutanı Amiral Sir Arthur Calthorpe atacaktır. Taraflar 26 Ekim 1918 gecesi Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda buluşurlar. Amiral Calthorpe, Rauf Bey’i bir düşman gibi değil, saygıdeğer bir konuk olarak karşılar. Nazik, kibar ve konuksever görünür. Türk heyetini kumandan gemisinin kaptan köşkünde barındırır. Rauf Bey, “Bizi güvertede samimî bir tarzda kabul eden Amiral, istirahatimizi sağlamak maksadıyla, geminin kendisine mahsus mevkilerini bize ayırma centilmenliğini gösterdi” der.

27 Ekim sabahı başlayan mütareke görüşmelerinde de İngiliz Amiral, centilmenliğini sürdürür. Oldukça yumuşak görünür. Rauf Bey’e 24 maddelik bir anlaşma taslağı sunar. İngilizler bunun ilk dört maddesiyle yetinebileceklerdi. Rauf Bey’in bundan haberi yoktu. Amiral Calthorpe, taslağı madde madde Türk heyetine kabul ettirmeye başlar. Görüşmeler bir “dikta” havasından uzaktır. “Kayıtsız şartsız teslim”  söz konusu edilmez. “Savaş suçlusu” gibi sözler ağza alınmaz. Rauf Bey’in kuşkuları daha çok Yunan emelleri bakımındandır. Bu kuşkular giderilir. İngiliz amirali Türkleri yatıştırıcı sözler söyler. Yarım ağızla güvenceler verir. Rauf Bey, pek az değişiklikle 24 maddenin tümünü kabul eder. Beş oturumda görüşmeler tamamlanır. 30 Ekim 1918 günü Mondros Mütarekesi imzalanır.”

Yani anlayacağınız, Hüseyin Rauf Bey kandırılır. Bu “kandırılma” kelimesi hepimizde çok önemli çağrışımlar yapmış olmalıdır!

 

Yukarıdaki yazıyı Bilal Şimşir’in “Malta Sürgünleri” kitabından aldım. Görüldüğü üzere İngilizler;  “Türkler 4 maddeyi kabul ederse bu bizim için başarıdır” diyorlardı. 24 madde birden onaylandı. Çünkü düşman amirali çok nazikti. Yatağını Rauf Orbay’a verecek kadar centilmendi!

 

Rauf Orbay, anlaşmadan üç gün sonra Yenigün Gazetesi’ne demeç verdi. “Bu anlaşma Türklerin tarihleri boyunca imzalamış olduğu en muhteşem anlaşmadır” dedi. Gafletinin, kandırıldığının hala farkında değildi.

 

Bundan sonra ne oldu biliyor musunuz?

 

1915 yılında Çanakkale’yi geçemeyen, bu uğurda 253 bin şehit verdiğimiz Çanakkale Boğazı’nı düşman geçerek İstanbul’a girdi. İstanbul işgal edildi. Düşman donanmasında İtalyan, Fransız ve Yunan (Agamemnon) gemileri de vardı. Daha sonra da Merzifon, Samsun dahil memleketin her tarafı işgal edildi. (Mustafa Kemal; “Geldikleri gibi giderler!” demişti.)

Evet, İstanbul işgal edildi. Padişaha rağmen, Tevfik Paşa, Damat Ferit Paşa hükümetlerine rağmen İstanbul’un idaresi artık İngiliz işgal kuvvetleri komutanının elinde idi!

İngilizler, mimlenen Osmanlı kumandanlarını, hatta ordu kumandanlarını tutuklamaya başlarlar. 60 kişilik, 110 kişilik listeleri başbakanların ellerine verirler Osmanlı kumandanlarını toplamaya başlarlar. Ali İhsan Sabis Paşa dahil, Medine Müdafaasını yapan Fahrettin Paşa dahil. Bütün bu paşaları Bekirağa Bölüğü’ne (bugünkü İstanbul Üniversitesi binasına)  kapatırlar.

 

Tutuklananlardan biri de Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’dir.

 

Tutuklanan subayların ve diğer yetkililerin tutuklanma sebeplerinin ne olduğunu biliyor musunuz? Merak ettiniz mi?

 

“ERMENİ KIYIMI!”

 

Evet, Ermeni Kıyımı! İngilizler, “Ermeni kıyımı yaptınız!” diyerek tutuklamalar yapıyordu. Dikkat ediniz, bu iddia bugün de geçerliliğini korumaktadır. Yer adlarının değiştirilmek istenmesindeki asıl sebep bu meseledir.

 

İşte bu hengâmede, yani padişahın, meşru Osmanlı hükümetlerinin olduğu bir ortamda İngilizler istedikleri gibi tutuklamalar yaptılar. “İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ni kuran Şeyhulislam Mustafa Sabri Efendinin imzasıyla İngilizler bütün vatanseverleri astılar, kestiler. Sürgünlere gönderdiler. Kuvayı Milliye o zaman Anadolu’da “Milli mücadele” veriyordu. Anadolu’da bağımsızlık mücadelesi verenlerin de idam fermanını aynı kişiler imzalamıştı. Onları yakalayıp İngilizlere teslim edeceklerdi.

 

Tabii işler ters gitti. Düşündükleri gibi olmadı. Türk Millî Mücadelesi, yani İstiklal Savaşı başarıya ulaştı. Düşman denize döküldü. Bu günkü Mutafa Sabriler Anadolu’da bir İSTİKLAL SAVAŞI verildiğine dahi inanmıyorlar. Bu nasıl bir propaganda böyle? Bu nasıl aldatma? Demek ki İngilizler hala içimizde mücadele etmeye devam ediyorlar.

 

Mustafa Sabri Efendiler daha sonra ülkeyi terk ettiler. Mustafa Sabri Efendi Yunanistan’a kaçtı. Orada “Yarın” adlı bir gazete çıkardı. İşte “Türklüğümden istifa ediyorum!” düşüncesini Yunanistan’da çıkardığı bu gazetede yazdı. Sonra Mısır’a gitti. Orada öldü. Kahire’deki Galif mezarlığına gömüldü. Metin Turan adlı TRT muhabiri Mısır’daki darbe sırasında, “Şehit olursam beni Galif mezarlığında yatan Mustafa Sabri Efendi’nin yanına gömün” diye mesaj çekti TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’e. Durum şimdi daha iyi anlaşılıyor herhalde? Kimlerin bu kafa yapısında olduğuna çok iyi bakmak lazımdır. Mücadeleyi ona göre vermek gerekir.

 

Bugün devletin yönetimini ellerinde bulunduranlar daha henüz düşmanın kim olduğunu, asıl tehlikenin ne olduğunu anlamış değiller. Yazık ki “Beka Meselesi” peşinde olanlar da anlamış değiller.

 

Boğazlıyan Kaymakamı idam edildi. Cenazesinin kaldırıldığı gün İstanbul’da yer yerinden oynadı. Türk milleti bir defa daha şahlandı. İşte bu şahlanıştan korkan İngilizler tası tarağı toplayarak çekip gittiler.

Türk Milleti’nin “Beka” davasının peşinde olduğunu söyleyenlere soruyorum: İçimizde hala İngiliz mandasını isteyen yeni Mustafa Sabri Efendilerin varlığını anlamıyor musunuz? Bunları tek tek tespit edip tasfiye etmek gerekmiyor mu? Ya da siz “Beka” meselesinden ne anlıyorsunuz? Unutmayınız; 1838 yılında Osmanlılarla İngilizler arasında imzalanan Balta Limanı Antlaşması’nın son maddesi şöyledir: Bu madde hükümleri dünya durdukça geçerli olacaktır. İngiltere’nin bu işin peşinde olduğunu unutan “Beka” savunucuları bu vebalin altından kalkamazlar. Ne hazin bir tablo, değil mi?

 

Mustafa Kemal “Milli şehit” olarak kabul etti Kaymakam’ı. Devlet, çocuklarına baktı.

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in kim olduğu, mücadelesinin ne olduğu konusu şu anda Türk Milleti için uyanışı sağlama açısından büyük bir mihenk taşıdır.
Bu mücadelenin ne olduğunu lütfen anlamaya çalışınız.

 

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in şahsında bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Allah hepsine rahmet eylesin.

 

Allah bu milleti bir daha istiklal mücadelesi vermeye mecbur etmesin.

 

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’le hayat hikayesi ile ilgili olarak derlediğim bilgileri ve hakkında basında çıkan bazı yazıları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Lütfen okuyunuz.

 

 

         Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey:

 

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, 1884 yılında Beyrut’ta doğdu. Antalya ve İzmir Liselerinde okudu. Mülkiye’den pekiyi derece ile mezun oldu. Mülkiye’yi bitirdikten sonra1908’de Beyrut Vilayeti Maiyet Memurluğuna dahil oldu.
Babası, Sirkeci Gümrüğü Yolcu Salonu Müdürü Arif Bey’dir. Arif Bey, aslen Yenişehir Teselya eşrafındandır.

Kemal Bey, 1909 yılında Cezair-i Bahri Sefid (12 Adalar Valiliği) maiyet memurluğunda stajını bitirip kaymakam olmuştur. Bununla birlikte bir yıl Rodos İdadisinde Türkçe ve Sosyal Bilimler öğretmenliği yaptı. 18 Aralık 1911’de asıl mesleğine dönerek sırasıyla Doyran (Makedonya), 1912’de Gebze, 1913’de Karamürsel, 1915’de Boğazlıyan Kaymakamı olmuştur.

 

Kemal Bey, 20.08.1915/ 09.10.1915 tarihleri arasında Yozgat Sancağı Mutasarrıfı Vekilliğinde bulundu. Nisan 1916 da 2000 kuruş maaşla Batraski –Şam Kazası Kaymakamlığına, 26.10.1916 İzmit Sancağı Muhacirin Müdürlüğüne atanmıştır.13.06.1917 bu görevini ifa ederken Boğazlıyan Kaymakamlığı’nda bulunduğu sırada tehcir sırasında ihmali bulunduğu gerekçesiyle Ankara Valiliği İdare Kurulunun Lüzumu Muhakemesi kararı ile görevden alınarak azledilmiştir. Konya’da yargılanmış İstinaf Mahkemesinin kararı üzerine aklanarak azil kararı kaldırılmış ve Tarım Müfettişi olarak görevlendirilmiştir. Görevini yaparken Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin kararı ile aynı konuda hiçbir gerekçe gösterilmeden yargılanmak üzere 7 Ocak 1919 da gözaltına alınmış ve 30 Ocak1919’da İstanbul’a getirilmiştir.

  1. Dünya Savaşı sırasında iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Hükümetinin önde gelenleri kaçmış, Hürriyet ve İtilaf Partisi iktidara gelmiştir. İşbirlikçi Hürriyet ve İtilaf Partisi, Ermenilere ve onlarla bir olan Batılı devletlere yaranmak için, önceki dönemin ileri gelenlerini Harp Divanına sevk etmiştir.

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey de böyle bir tertibin kurbanı olarak, vatan haini Nemrut Mustafa Paşa’nın başkanlığındaki Harp Divanında yargılanmıştır. Kemal Bey, hiç bir inandırıcılığı olmayan bu düzmece mahkemenin usulsüz kararı ile 10 Nisan 1919 günü bir akşamüstü saat: 17.20’de Beyazıt Meydanı’nda idam edilmiştir.
Hakkında yazılanlar
Milli Şehidimiz Mehmet Kemal Bey;
“10 NİSAN 1919,

 

BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI (YOZGAT MUTASARRIF VEKİLİ) MEHMET KEMALBEY’İN ERMENİLERE KÖTÜ DAVRANDIĞI VE GÖREVİNİ YAPMADIĞI ASILSIZ İDDİALARLAİLGİLİ OLARAK DAHA ÖNCE YARGILANARAK AKLANDIĞI, BUNA RAĞMEN GÖREV YAPTIĞI YERDEN USULSÜZ ŞEKİLDE TUTUKLANARAK İSTANBUL’A GETİRİLDİĞİ VE BURADA HUKUKA UYGUN OLMAYAN, DIŞ ETKİLERİN VE ERMENİLERİN BASKISI ALTINDA KALAN NEMRUT MUSTAFA PAŞA DİVANI HARBİNCE VERİLEN İDAM KARARININ UYGULANDIĞI GÜNDÜR.”
Milli Şehit Kemal Bey ülkesini çok seven kendisine verilen kamu görevlerini en iyi şekilde yerine getirmekten başka düşüncesi olmayan zeki, ileri görüşlü, başarılı, millet, hürriyet ve istiklal kavramlarını çok iyi bilen ve uygulayan bir Mülki İdare Amirimizdir.

Mütareke döneminde bizleri, Türk Ulusunu Ermenilere sözde soykırım yapmak ile suçlayanlar, İstanbul’u işgal ettikleri sıralarda o zaman ki devletin ileri gelenlerini ve üst düzey kamu görevlilerini bu konuda her türlü belge ve imkân elindeyken yaptıkları araştırmada suçlayacak hiçbir konu bulamamışlar yalnız asılsız iddia ve 8-10 yaşındaki çocukların ifadeleri ile iki tane Mülki İdare Amirimizi yine yukarda belirtildiği gibi Ermenilere ve işgal güçlerine yaranmak isteyen Nemrut Mustafa Paşa Harp Divanınca asılarak idamlarına karar verdirmişlerdir.

Milli Şehit Kemal Bey’in yargılandığı Nemrut Mustafa Paşa Divanı Harbindeki sonsözleri şudur;

“Düne kadar hakimler heyeti halinde olan sizler, şu dakikada bir tarih mahkemesi sıfatını almış bulunuyorsunuz. Ermeniler tarafından öldürülen dindaşlarının ve soydaşlarının matemi Müslümanların yüreklerini sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin halkı tahrik etmekten geri kalmadığı malumdur. Ermeniler ise, Rus Ordularının kâh önüne geçerek, kâh arakasında kalarak,ekseriya memleketin asker kuvvetinden mahrum kalmasına güvenerek facialar meydana getirmekten çekinmiyorlardı. Yozgat Vilayeti dahilinde sevk edilen bazı Ermeni-Muhacir kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlara reva gördükleri facialara şahit olmuş, bazı asker kaçaklarının tecavüzü ihtimal dahilindedir. Ancak, savaşta yenilişimizin aleyhimizde meydana getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla iddia makamının da isteği üzerine, kurbanlar verilmesi bir siyaset icabı sayılıyorsa, bu kurban, ben olamam. Siz kurban seçmekte değil, ancak hak ve adaletle hüküm vermek vicdani görevini taşıyan bir yüksek heyetsiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa, herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük bir memur bulunacak değildir.”
Milli Şehidimiz idam sehpasının önünde son sözünün ne olduğu sorulduğunda halka şöyle der;

“Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Sonsözüm bugün de budur, yarında budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet! Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin. Amin. Borcum var, servetim yok üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın Millet…”

Son sözlerini söylerken Kemal Bey vasiyetini verip kendi eliyle sonsuz yolculuğuna çıkarken, meydanda bulunan Türk halkı matem havasına bürünmüşken, Ermeni Komitacılarının yaptığı sevinç gösterileri Polis ve Jandarma tarafından bekletilmeksizin doğrudan dağıtılmıştır.

Bu acıklı olaylar cereyan ederken zamanın Adalet Bakanlığı Müsteşarı (aynı zamanda İngiliz Muhipleri Cemiyetinin Başkanı) Sait Molla’da “Asın bu haini, söyletmeyin, sallandırın” diye bağırarak, bu sahnenin nefretle anılacak kişileri arasında yer almaktadır.

Cenazenin toprağa verileceği gün (11 Nisan 1919) İstanbul halkı ayaklanmış, gençler “Türklerin Büyük Şehidi” yazılı bir çelenk hazırlamışlardır. Tıbbiyeli bir genç;
“Kemal sen ölmedin, sen şu anda toprağa verdiğimiz bir çiçeksin, orada büyüyecek dalların o kadar dikenli olacak ki seni bu akıbete layık görenlerin hepsini paramparça edecektir. İntikamın behemehâl (kesinlikle) alınacaktır” diye feryat etmektedir.

Kemal Bey’in vasiyeti: “Fertler ölür, millet yaşar, kabir taşım hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşlerim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır. Millet ve Memleket uğrunda şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna Fatiha”
Yüce Türk Ulusu bu haksız idamlardan sonra birlik ve beraberliğini daha çok pekiştirmiş Mustafa Kemal’in önderliğindeki Kurtuluş Savaşına daha çok güvenmeye ve destek vermeye başlamıştır.

Ulu Önderimiz Atatürk‘ün girişimiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi 14 Ekim1922’de çıkardığı özel bir kanunla Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i “Milli Şehit” olarak kabul etmiştir.

Ulu önder Atatürk Şehit Kaymakamın çocuklarını evlat edinmek istemişse de gümrük memuru emeklisi Arif Bey torunlarından ayrılmak istememiştir. Bunun üzerine kendisine ev verilmiş ve tüm çocuklarına aylık bağlanmıştır. Boğazlıyan’da bir mahalleye Kaymakam Kemal Bey adı verilmiş, yine Kemal Bey adına bir ilkokul açılmıştır. Milli Şehidimizin kabri Mülkiyeliler Birliği tarafından anıt mezar olarak düzenlenerek, 15 Aralık 1973 günü ziyarete açılmıştır.
Milli Şehit Kemal Bey ve aynı gerekçe ile idam edilen Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey bizlerin hafızasında Ermeni Komitacılığının ve işbirlikçi vatan hainlerinin zulmüne bir isyan sembolü olarak kazınmıştır.