Aylık Arşiv: Eylül 2011

BEŞİNCİ KOL FAALİYETİ NASIL YÜRÜTÜLÜYOR!

02 Eylül 2011 tarihli BEŞİNCİ KOL NEDİR başlıklı yazımda ülkemizde beşinci kol faaliyetlerinin nasıl yürütüldüğü konusunu yazacağıma söz vermiştim. Ancak araya başka konular girdi, Bayburt seyahati girdi, bu yüzden yazamadım.

Değerli dostlar, bir cenaze münasebetiyle gittiğim Bayburt’ta bazı köyleri gezdim. Köylerde kiliselerin yeniden yapıldığı konusu ile ilgili tedirginlikler var. Bu sebeple araştırma yapmak üzere birkaç köyü ziyaret ettim.

Gerçekten gittiğimiz köylerin muhtarlıklarına “kiliselerin etrafını boşaltın, kiliseye 50 m. Mesafeye kadar olan bütün yapıları yıkın” diye yazılar gitmiş. Muhtarları bulamadık. Köyün birinde muhtarın oğlu ilgilendi, anahtarı getirdi ve metruk kiliseyi açtı, içeriyi gezdik. Yapı olarak kilise ayaktaydı. Tarihi dokusuna hiç dokunulmamıştı. Ermenice yazılı kitabeler duvarlarda duruyordu. Anlaşılan o ki, bu kiliselerin etrafı boşaltılıp ortaya çıkarılacak ve eski kimliğine kavuşturulacaktı. Bu tabloyu bizzat kendi memleketimde gördüm.

Sonraki Sayfa »

UYARMAK VATAN BORCUMDUR 12

HPG’nin 17 Ağustos saldırısı ile ilgili olarak yayınladığı videonun ruhumdaki aksülameli…
Değerli Dostlar;
Söz vermiştim, Beşinci Kol hareketi ile ilgili yazı yazacaktım. Ama olmadı. Habip kardeşime cevap verdim. Şimdi de aşağıda paylaştığım video ile ilgili görüşlerimi yazmam icabetti. Bağışlayınız. Bilahare yazacağım İnşallah 5. Kol Hareketinin nasıl yürütüldüğünü.
PKK’nın Çukurca saldırısını HPG videoya çekmiş. Tarih 17 Ağustos 2011. Bugün, yani 9 Eylül 2011 günü yayınlamışlar. Ben de ibret olsun diye sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki hepiniz bu videoya ulaşamazsınız, bu yüzden paylaşmak istedim.
Belki bu video hepinizin ruhunuzda fırtınalar koparacak! Belki, tıpkı benim yaptığım gibi, hüngür hüngür ağlayacaksınız! Belki bazılarınız Suriye’de kim tarafından öldürüldüğü kesin belli olmayan insanlar için daha çok üzülecek, onlara ağlayacaklar. Bilemiyorum. Bu video benim ruhumu alt-üst etti. Büsbütün benliğimi sarstı. Duygularımı serapa dağıttı!
İslami hassasiyeti olan sitelerde, Haçlıların manipüle edip, Haçlı ajanlarının öldürdüğü insanları sanki Kaddafi, sanki Suriye yönetimi öldürmüş gibi servis ederek, Müslümanları galeyana getirmeye çalışıyorlar. Müslümanlar da bu kara propagandaya sazan gibi atlıyorlar. Hassasiyetlerinin mihveri sadece İslam ortak değeri! Sanki biz Müslüman değilmişiz gibi bize anlatıyorlar, bizi yola getirmeye çalışıyorlar. Başka hiçbir ortak değer yok. Vatan yok, millet yok, bayrak yok. Ortak düşmanı bile “düşman” olarak anlayamıyorlar. Stratejik derinlik yok, düşünce yok. En önemlisi damarlarına basılmamış! En önemlisi “kervan” kendi ellerinde! En önemelisi sırça köşklerde yaşıyorlar! En önemlisi “vatan” kavramıyla alakaları yok. “Düşman” kavramıyla alakaları yok. Tarih okumamışlar, coğrafya okumamışlar!
Çok daha da vahimi, vicdanları sızlamıyor. Nasıl olsa kendi ocağına henüz ateş düşmemiş. Vatan kavramı da önemli değil! Bu sebeple, olanların hepsi bu zavallı güruha macera gibi geliyor. Hala üzerine ölü toprağı atılmış, klan topluluğu olmaktan kurtulamayan, nakıs İslam anlayışından başka hiçbir şeyi anlamayan, anlayamayan, kendisine hiçbir şey anlatılmamış pasif, adeta Mütareke Basını artığı zavallı insanlar!
Videoyu ibretle izleyiniz. Yahu vicdanlarınız sızlamıyor mu? Sahi ağlayamıyor musunuz? Siz nasıl milletsiniz! Cevap verin, sizler nasıl insanlarsınız? Kimin arkasında yaşıyorsunuz! Sizleri kim böyle pasifize ediyor! Kim kandırıyor! Hiç kendi ferasetiniz yok mu? Kendi vicdanınız yok mu, imanınız yok mu? Yüreğinizden kan damlamıyor mu?
Videoyu ibretle izleyiniz. Bu video size Timur’u, Uzun Hasan’ı, Şah İsmail’i hatırlatmıyor mu? Bu video size Şahkulu ayaklanmasını hatırlatmıyor mu? Bu video size Canbirdi isyanını hatırlatmıyor mu?
Değerli dostlar; bu nasıl bir devlet, bu nasıl bir ordu! Bu nasıl bir hükümet, nasıl bir yönetim! İsyan etmiyor musunuz? Sahi isyan etmeyi bilmiyor musunuz? Sizin isyanınız “nasıl olsa benim canımı yakmaz” diyen, hasbelkader aldatılıp fare kapanına düşürülen kardeşlerinize mi? Allah aşkına, siz “düşman” nedir bilmez misiniz? Bakınız, kaç tane yazımda “uyarmak vatan borcumdur” diye isyan ediyorum. Yahu bu isyanların ne manaya geldiğini anlayamıyor musunuz? Düşünmüyor musunuz?
Değerli dostlar; bakınız Balkanlardan çekildik. Belki hatırlayan vardır. İttihat Terakki içinde bir Hafız Hakkı Paşa vardı. Ah! Nasıl da pişman olmuştu, nasıl da! Ortaköy’de 1913 yılında yazdığı “Bozgun” kitabının bir yerinde bakınız neler söylüyor:
“Rumeli’nin ortasında, Perister’in yalçın eteklerinde, çağlayanlar, ormanlar, bahçeler, yeşillikler içinde, bugün düşman ayakları altında sevimli bir Türk şehri var. Orada beyaz bir camiin, ince beyaz minaresinin dibinde, dallarına sarı güller sarılmış, küçük bir servinin gölgesinde yirmi sene evvel biricik kardeşimi gömdüğüm; sarı saçlarını, ela gözlerini, uçuk yüzünü, narin zayıf endamını bir daha görmemek üzere kara topraklara bıraktığım zaman, gözümün önünde cihan zindan kesilmiş idi. Ondan sonra bir kumral saç, bir ela göz, bir narin vücut, ince bir servi, sarı bir gül gönlümü elemle titretir, ruhumda fırtınalar uyandırırdı. Benim benliğime, ruhuma, kalbime ezelden bağlı olan kardeşimi elimden alan ecel canımı almak için karşıma çıksa, gözümü kırpmadan üzerine atılır, bütün maddi, manevi kuvvetlerimle uğraşırdım. Sevgili bir kardeşin ölümü, kalbimde bütün insanlar için sızlayan bir yumuşaklık, bir hassasiyet, fakat ölüme karşı ateşli bir husumet uyandırmış idi.”
“Bugün Manastır’ın Orizar ovasında, Gavat geçitlerinde, Pirlepe Dağları’nda kardeşim kadar sevdiğim nice canlar yatıyor… Kumanova tepelerinde, Kosova Sahrası’nda, Siroz’un altın ovalarında yüz binlerce kardeş ve kız kardeşimizin ruhları, bizlere vazifesini yapamayan, bozgun afetine kapılarak o candan aziz toprakları, düşmanlara bırakan orduya, melul ve sitemkar bakıyor”.
“Daha pek genç yaşımda, bir kardeş ölümünden yüreğimde duyduğum garipliği, ruhumda hasıl olan ateşli fırtınaları şimdi daha büyük, daha şiddetli, daha acı, daha ateşli, daha kanlı olarak duyuyorum”.
Şimdi Manastır’a pek benzeyen Bursa’nın zümrüt ovaları, ince uzun kavakları bana Manastır ovalarını hazin hazin hatırlatıyor. Şimdi bana Kızılırmak’ın uğultusu, birçok kadınlara, kızlara, ihtiyarlara mezar olan koca Vardar’dan bir sürü şühedanın müşterek ah-u vahı gibi geliyor”.
“Yüksek hayaller, şairane tasavvurlar uyandıran Bursa’nın Keşiş Dağı, Selanik’in Beyaz Kale bahçesinden beyaz şahikalarıyla görünen ve dünkü Yunan hududumuzda yükselen Olemp’i, Tesalya ovalarını, Çatalca’yı, Dömeke’yi hazin hazin düşündürüyor. Manzarasıyla benliğime, ruhuma kuvvet veren Fatih minarelerinden bir sürü ruhlar bana; “Ey Meşhed’i bırakan bedbaht ordunun subayı! Hala nasıl yaşıyorsun!” diyor. Bütün ordunun bozgunlukları omuzlarımı çökertiyor, yüzümü yerlere kapatıyor. Kan ağlayan kalbim kalan vatan parçalarının bütün güzellikleri için kardeşini kaybetmiş bir insan şefkatiyle titriyor. Güzel Rumeli’nin acı, ateşli hatıraları bana Konya, Erzurum, Bağdat, Mekke için yavrusu çalınan bir kartal şefkati ve hırçınlığını veriyor”.
“Altın mehtaplar, gümüş çağlayanlar, zümrüt ormanlar, güzel göller, çiçekler, şakıyan bülbüller, cıvıldayan kuşlar, bana hep Osmanlılığın sevgili Rumeli’sini acı acı düşündürüyor. Yüreğimde Anadolucuğumuza büyük şefkat, mübarek Rumeli’yi çiğneyenlere pek ateşli fırtınalı bir husumet uyandırıyor”.
Değerli dostlar; biraz uzun yazdım biliyorum. Bağışlayınız. Konu çok önemli!
O gün Balkanlara ağlayan millet, bugün Güneydoğusuna ağlayacak, ağlıyor. Tarih işte yeniden yazılıyor. Düşman, tarihi yeniden yazıyor. Allah aşkına, bırakın partiyi, cemaati, bırakın süfli duyguları, bırakın kara propagandayı… Vatanınıza bakın. Vatanınızı elinizden alıyorlar, uyanın. Şu Paşa’ya bir kulak verin, ne olur?
Bu videoyu izledikten sonra inanıyorum ki sizlerin de duygularınızda bir şeyler değişecektir. En azından ben bazı düşüncelerinizin değişmesini diliyorum. İnşallah bazı dostlarımızın uyanışına vesile oluruz. İnşallah!
Uyarmak vatan borcumdur.
Dua İle kalınız.
Mikdat Topçu
9 Eylül 2011

HABİP BEY KARDEŞİME

Değerli Kardeşim Habip,
Sitemde paylaştığım bir video ile ilgili yorum yaptın. Yorumunu ilgiyle okudum. Yorumunun cevabını facebook’taki “yorum yap” sütunlarında vermek istemedim. Özellikle sana ayrıntılı olarak yazmak istedim. Çünkü sen benim çok yakınımsın. Değer verdiğim bir kardeşimsin.
Her şeyden önce bu gibi konularda duyarlı olduğun için teşekkür ederim. Bu konuda yorum yapan ilk kişisin yakınlarım arasında. Çok memnun oldum. Bu demektir ki, bu tip konularla ilgileniyorsun, bilgilisin ve sosyalsin. Desteklediğin yazarlar var, partiler var, cemaatler var, kişiler var. Bu duyarlılığın bana inan gurur verdi. En azından bu konuları tartışabileceğim çok yakınım olan bir arkadaşım var demektir.
Tabii ki bu konularla ben de ilgiliyim. Benim de desteklediğim, karşı olduğum kişiler, partiler, görüşler var. Bundan daha olağan bir şey olamaz. En azından bizim zihnimize kazılan “demokrasi” kavramının biz de oluşturduğu izlenim bu. Demokrasi söyleminin bize sağladığı kazanım bu. Herkes hür bir şekilde istediğini düşünebilir!
Habip, video ile ilgili yorumuna gelince… Bu videoyu Yılmaz Dikbaş direkt olarak bana gönderdi. Yılmaz Dikbaş’la doğrudan görüşüyorum. Şu anda Antalya’da oturuyor, İstanbul’da doğmuş. Vatanperver bir insan! Kitapları var. Atatürkçü bir düşünür ve yazar. O da kendisine göre düşünceleri, görüşleri olan bir insan. Mesela; kitaplarından birinin adı: Avrupa Birliği Yolunda Tabuta Çakılan Son Çivi! Diğer biri kitabı “İğfal”. Yani Avrupa Birliği’nin yardımlar yaparak kullandığı gazetecileri ve kuruluşları anlatan bir kitap. Para verilerek düşünceleri iğfal edilmiş, satın alınmış gazetecileri ve kuruluşları anlatıyor. Bu kitapları alıp okumanı tavsiye ederim.
Yılmaz Dikbaş, Suriye’ye yanlız gitmedi. Türkiye Suriye Dostluk Komitesi’nin daveti ile Türk basınından birçok gazeteci ve televizyoncu ile birlikte gitti. Heyette yer alan gazeteci, televizyoncu ve yazarlardan bazıları şunlar: Refah Partisi Adalet Eski Bakanı İsmail Müftüoğlu, CHP Eski Milletvekilleri Fuat Çay ve Bayram Meral, yazar Yılmaz Dikbaş, İskenderun Ziraat Odası Başkanı Selim Kamacı, Prof. Cüneyt Akalın, Türk Ocakları İstanbul Şubesi Başkanı Cezmi Bayram, Prof. Semih Koray, Prof. Caner Karavit, Yeniçağ’dan Arslan Bulut, BengüTürk televizyonundan Murat İde, Meltem televizyonundan Muharrem Bayraktar, Ulusal Kanal’dan Fikret Akfırat, Cumhuriyet’den Ümit Zileli, İskenderun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Şehmus Aslan ve internet medyasından İlk Kurşun ve Güncel Meydan siteleri gazetecileriydi. Bağımsız gazetecilerden ben, Bartu Soral, Mete Akıncı ve Faik Bulut. Ayrıca CNN, Habertürk, NTV… Ve birçok televizyon muhabiri…
Ben bu gazetecilerden çoğunun bu seyahatle ilgili düşüncelerini okudum. Başta eski Refah Partisi hükümetinin Adalet Bakanı olan İsmail Müftüoğlu olmak üzere, birçoğunun görüşlerini ilgi ile takip ettim. Hepsini takip etmenizi, okumanızı öneriyorum. Yılmaz Dikbaş bu konu ile ilgili bir yazı kaleme aldığı gibi, kendi geleneği olarak bir de video yapmış ve onu göndermiş.
Katılırsın veya katılmazsın… Bu ayrı bir şey! Ama bir kalemde silip atmak, karalamak doğru değil. Önce genel konjonktürü anlamak, Batı aleminin İslam alemine doğru yaptığı saldırıyı, Haçlı seferini anlamak, sonra da, bütün İslam aleminde neler olup bittiğine bakmak gerekiyor. Sadece Yılmaz Dikbaş’ı eleştirmek doğru değil.
Mesela bu yazarlardan birinin bu konudaki görüşleri özet olarak şöyle:

“Suriye topun ağzında! Libya’nın NATO güçlerince bombalanmasından izahı mümkün olmayan bir zevkle bahsedenler, Suriye için de kalem bilemekteler…”

“Batıya her yanlarıyla bağlı bu ‘dolma’ kalemler ve “ekran gülleri” bir komşu ülkede olan bitenle ilgili tarafsız yayın yapmanın çok ötesinde, yalan haber üretme merkezlerine dönüştüler… Neden? Bağlı oldukları merkezlerden gelen emir böyle! Rahat rahat yaşamaları için olayların gerçek yüzünü görüp yazmak değil, ağababalarına yaranmak ve ‘uluslar arası yalan merkezleriyle’ aynı doğrultuda olmaları gerek!”
(…)
“Aptallar! Ortalık kan gölüne döndüğünde o kanın sizi affedeceğini mi sanıyorsunuz? Yoksa Amerikalı dostlarınızın yardıma geleceğini mi umuyorsunuz? Bu kadar saf olabilmek için hangi kolejlerde beyin travmasına uğradınız? Hangi yurtdışı burslarda beyninizi kiraya verdiniz?”
(…)
“Suriye 2001’den beri Pentagon’un VUR! Listesindeydi! Ve tabii ki ‘uluslar arası camia’ (!) Suriye’ye ne kader biçmişse hayata geçmeliydi…”
“Amerika 2007′de söylemişti: Suriye terörist devletti! Çünkü ABD ile anlaşmaya yanaşmamıştı. ABD ve İsrail politikalarına karşıydı. Bölgede küresel çetelerin politikalarının karşısında yer almaktaydı. Lübnan’da Hizbullah’la ve İran’la dosttu. Irak savaşından kaçan 2 milyon mülteciye kapılarını açmıştı. Ürdün’deki Filistinlileri destekliyor Filistin’in haklarını kolluyordu. Bu onu terörist yapmaya yeterde artardı!”
“Dünya televizyonundan programına katıldığımız ünlü gazeteci Hanna El Saleh, ‘Hayretler içindeyim!’ diyordu. ‘Çok uzun zaman olmadı, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’la röportajlar yaptım. Suriye’ye ne övgüler düzüyorlardı. Birden ne değişti! Şimdi çok farklı söylemleri!”

Tabii ki bütün gazetecilerin izlenimlerini anlatamam. Senin de biraz okuyan ve araştıran bir tarafın olduğuna göre bu konuları da herhalde araştırma ihtiyacını duyacaksındır!
Ama en güzeli uygun bir zamanda, bol bol konuşacak bir ortamı hazırlamaktır herhalde! Ben her zaman için hazırım. Eğer bana bir zaman verirsen, yer gösterirsen (ve de tabii ki bir bardak çay ısmarlarsan) bu konularda uzun uzun seninle konuşmak isterim. Ya da benim davetimi kabul edip icabet edersen, benim çay ikramımı kabul edersen, bizim tarafta bir muhabbet edebiliriz. Ne dersin?
Habip kardeşim,
Hiçbir zaman bir partiye, kişiye karşı husumetim yoktur. Hiçbir partinin, cemaatin veya grubun da üyesi değilim. Beynimi hiçbir zaman kiraya vermedim. Hayata ve olaylara objektif olarak bakmayı tercih ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarafı olarak araştırıyorum ve yazıyorum. Kimseye karşı boynum eğri değil. Kimseye diyet borcum yoktur. Bu bakımdan son derece müsterihim.
Bu duygu ve düşüncelerle saygılarımı sunuyorum. Bilvesile hayırlı işler diliyorum.
Görüşmek ümidiyle İnşallah!
Dua ile kalınız.
Mikdat Topçu
08 Eylül 2011

UYARMAK VATAN BORCUMDUR 11

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin getirildiği noktanın neresi olduğunu vatandaşların çoğu anlayamamaktadır. Ne kadar anlatsak anlatalım, Türk Milleti, devletinin ABD ve AB tarafından kuşatıldığını, Batının doğrudan doğruya Haçlı Seferi yaptığını bir türlü anlayamamaktadır.
Bunun asıl sebebi nedir? Bakınız, asıl mesele; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliğidir. Devletimizin, milletimizin ve dinimizin karşı karşıya bulunduğu tehlike aslında dünya çapında büyüktür. Devletimiz parçalanma noktasına gelmiştir. Millet çatışmaya sürüklenmek istenmektedir. Dinimiz iğdiş edilmeye çalışılmaktadır. Bizim milletimizin bu konulardaki bilgisi propagandadan arınmış, tam ve doğru bilgi olsa mevcut durumu kabul etmeyeceği aşikardır. Ancak ne var ki, devletleri ve tabii ki bizim devletimizi yıkmaya, sömürge haline getirmeye yönelik emperyal kuvvetlerin çalışmalarının belirlenmiş temellere oturtulduğu, bütün dünyada 5. Kol faaliyeti yapmakta tecrübe kazandığı ve bu 5. Kol faaliyetlerini bizim ülkemizde de ustalıkla yürüttüğü gerçeğini kimse anlayamamakta veya kabul edememektedir. Ama bu bir gerçektir. Tabii ki bu tür çalışmalar, arkalarında devlet desteği olduğu için, gayet ustalıkla yürütülür. Düşman, hedef ülkelerin halklarını ürkütmeden, korkutmadan, kendi üzerine düşmanlık çekebilecek yanlışlıklara düşmeden manipüle eder ve zamanı geldiğinde de çatıştırır ve hedef ülkeyi kendi emrine alır. Böyle bir çalışma yürütülürken devreye sokulan sivil toplum kuruluşları halkla ilişkilerini düşmanın istediği gibi kontrol eder. Böylece millet bir türlü gaflet uykusundan uyanamaz.
Gerçekten de bizim ülkemizde şu anda böyle bir faaliyet mevcuttur. 5. Kol faaliyetleri düşmanın bütün gücüyle yürütülmektedir. Ama nasıl yürütüldüğünü milletimiz bir türlü anlayamamaktadır. Ağzımızla kuş tutsak bu durumu milletimize anlatıp uyanışı sağlayamıyoruz. Anlıyorum ki, Türk milletinin bu 5. Kol faaliyetiyle ilgili bilgisi yoktur. Zaten okullardan da bu konuda bilgi verebilecek Milli Güvenlik Dersleri kaldırılmaktadır. Bu konuda milletimizi uyandırması gereken güçler de, üzgünüm ki, 5. Kol moduna geçmiştir. Bu yüzden insanlarımızla bir türlü mutabık kalamamaktayız. Anlaşamamaktayız. TESEV, AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ, TOSAV gibi kuruluşlar devamlı surette ve çok ciddi bir biçimde beyin temizleme faaliyeti yapmaktadır.
Bütün bunları yazmaktaki maksadım, bu uyanışı sağlamak için, yürütülen faaliyetlerin 5. Kol faaliyeti olduğunu anlatmaktır.
O zaman 5. Kol faaliyeti nedir? Şu anda yurdumuzda nasıl yürütülmektedir? Teknik olarak bu konuda bilgi vermeye çalışacağım.
“Beşinci kol; Ajanlık, casusluk, psikolojik savaş gibi faaliyetlerdir. Klasik düzende ordular dört kol halinde yürüdükleri için, bir toplumu içten çökertmeye yönelik faaliyetlere “beşinci kol” denmektedir.

Düşmanın, elindeki her türlü aracı kullanarak, bir milletin birlik ve bütünlüğünü yok etmeye, devletini parçalayıp bölmeye ve devleti kendi emrine geçirmeye yönelik çalışan yıkıcı hareketlerinin bütününe 5. Kol faaliyeti denmektedir.

Beşinci Kol faaliyetleri milletlerin önce ruhunu, sonra bedenini çürütme faaliyetleridir. Fikir farklılıklarını çatışmaya dönüştürür. Şantaj kullanır, dedikodu çıkarır, filmler, kumar, fuhuş, içki düşkünlüğü gibi konuları kullanarak milletleri içten çürütür.

5. Kol faaliyetleri ülkelerin ve toplumların bünyesinin silahsız yöntemlerle zayıflatılarak kontrol edilmesini, çöküntüye uğratılmasını hedefler. Bu yöntemler Nazi Almanya’sı ve Sovyetler Birliği tarafından yoğun olarak kullanılmıştır. Günümüzde ABD’nin, “Açık Toplum Enstitüsü” gibi kuruluşlar üzerinden “beşinci kol faaliyetleri” uyguladığı, hedef ülkeleri sivil toplum örgütleri, gazeteler televizyon kanalları, siyasi partiler kanalıyla yapısal değişimlere hazırladığı bilinmektedir”.

Teknik olarak bu konu ilgili kitaplarda bu tarifler ve benzetmeler yapılmaktadır.

Peki, düşman bu faaliyetleri nasıl yürütür? Yine aynı şekilde ilgili kitaplardan alıntı yaparak bu faaliyetlerin nasıl yürütüldüğünü anlatmaya çalışalım. Böylece milletlerin neden bir türlü uyanamadığı ve bizim de neden milletimizi uyandırmakta başarılı olamadığımız daha iyi anlaşılmış olacaktır.

“Ulus devlet adım adım yıkılır. Paralel yönetimin oluşturulma süreci, uygulamada ülkeden ülkeye küçük değişiklikler gösterse de ana program değişmiyor. İçine sızılan devletin bürokratlarının da yardımıyla, yaygın bir medya ve entelektüel yedek güç operasyonuyla, Amerikalıların “manufacturing public perception” dedikleri “kamuoyunun algılama dizgesini üretme” sürecinde, aşamalar bir bir geçiliyor, ülke insanları, aslında kendilerine benimsetilmiş olan düşünceleri ya da eylem planlarını, kendi kurumlarının ve beyinlerinin ürünüymüş gibi algılayıp eyleme geçiyorlar.
Beyin temizleme, beyne yeni algılama düzeneği yerleştirme, örgütleme, kimlik oluşturma ve eyleme geçirme süreci 22 adımda gerçekleştiriliyor:
1) Kamuoyu oluşturucuları devşirilir. Bizdeki adlandırmayla aydınlar, yazarlar, bilim adamları, içerde ve dışarıda, masrafları karşılanarak, konferanslara çekilir. Katılımcılarla doğrudan ilişkiye girilerek ülkeleri hakkında bilgi alınır ve düşünce – örgütlenme özgürlüğü başlığı altında yeniden yapılanma düşüncesi benimsetilir.
2) Yeni örgütler kurulur. Alt örgütler yoksa hemen Helsinki Nihai Senedi kapsamında Helsinki Yurttaşlar ve Ortak Zemin merkezleri örgütlenir ve koşullar olgunlaştıkça, uzaktan yönlendirilebilecek bir ilişkiler ağı altında insan hakları dernekleri ve benzeri örgütler kurulur.
3) Yeni propaganda aygıtları kurulur. Radyo, gazete, dergi, televizyon, video yayınları devreye sokulur. Bilimsel ve magazinsel içerikli, insan hakları ilkeleri üstüne sürdürülen yayınlar yoğunlaştırılır. Kışkırtmalarla insan hakları ihlalleri yaratılarak süreç hızlandırılır.
4) Gazeteciler devşirilir. Casuslar yerine (gazete, radyo, tv. Dergi) muhabirleri aracılığıyla yerinden bilgi elde etmek için, içeride ve dışarıda gazeteci eğitim programları düzenlenir.
5) Akademisyenler devşirilir. Bilimsel ve toplumsal konferanslar çoğaltılır, yeni ilişkilerle yerel vakıf ve think tank dernekleri kurulur.
6) İşadamları ve işçiler örgütlenir. İşadamları dernekleri, sendikalar kurulur. Var olanların içine bilim danışmanlarıyla sızılır. Siyasal partilere eğitim programlarıyla, particilik dersleriyle yaklaşılır ve kadrolar yönlendirilir. Gençlik, düşünce özgürlüğü ve siyasal katılımcılık propagandasıyla örgütlenir.
7) Açık istihbarat ağı kurulur. Gizli ve yarı gizli istihbarat çalışmaları, medya muhabir ağıyla açık ve yaygın istihbarat toplanır. Olanaklıysa Amerikan televizyonlarının yerli şubeleriyle (CNNTÜRK vs. gibi-MT) yayına geçilir. Eksik ve yanlış bilgilendirmeyle kitleler yönlendirilir. Eğitim seminerleri, konferanslar, geziler düzenlenerek yerel medya ile kalıcı bağlar oluşturulur.
8) Etnik ayrılıklar derinleştirilir. Etnik ayrılıkları güçlendirmek için kültür anımsatma programlarına başlanır. Yerel toplantılardan uluslar arası toplantılara adam taşınır. Ulusal ve bölgesel tarihin bütünleştirici özellikleri azımsatılarak, yerel tarih, yerel kültür araştırması adı altında en eskiye özlem yaratılır. (Kürt hareketi, Laz, Çerkes vs. hareketleri gibi. MT)
9) Kitleler yanlış ve eksik bilgilendirmeyle yönlendirilir. Kitlelerin akıl denetimlerini ele geçirmek için, yoğun propaganda ve yanlış bilgilendir-meyle tarihsel devlet kurumları ve etnik sürtüşmeleri önleyen geleneksel kurumlar yıpratılır. Toplumsal kimliği karıştırmak için tarihsel ve toplumsal gelişim gerçekleri değiştirilir, çarpıtılır ve yeni kimlikli topluluklar yaratılır.
10) Güvensizlik ve çaresizlik yaygınlaştırılır. Yolsuzluk kampanyaları, yerinden yönetim istemleri yükseltilerek devlet egemenliği zayıflatılır, yolsuzluk olayları abartılarak topluma aşağılık duygusu yerleştirilir. Halk çaresizliğe itilerek kuraldışı yaşama alışkanlığı yerleştirilir.
11) Ekonomik yaşam ele geçirilir. Borç ekonomisinde dalgalanmalar yaratılır. Para piyasaları dışarıdan gelen uluslar arası vur-kaç tefecilerine sonuna dek açılır ve varlıklar ucuza kapatılır.
12) Merkez devlete güvensizlik yaratılır. Kritik dönemlerde ekonomik bunalım yaratılmasıyla umutsuzluğa düşürülen yerel sanayicilerle ve üreticilerle konferans, sempozyum adı altında doğrudan ilişkiye geçilir. Devlet merkezine karşı güvensizlik aşılanır.
13) İşadamları devşirilir. Yerel işadamı örgütleri ve ilişki büroları kurulur. Başına buyruk, devlet denetiminden giderek uzaklaşan serbest ekonomi ve serbest Pazar düzeni kabul ettirilir.
14) Ulusal sanayi yıkılır. Ulusal ekonominin çökertilmesi için, ulusal sanayileşme ve enerji kaynakları programları dağıtılır. Çevreci örgütler, toplum ile devlet arasında çatışmayı içerecek biçimde desteklenir ve ulusal madencilik, doğal yakıt üretim kaynakları işletmeciliği ulusal egemenlik alanı dışına çıkarılır.
15) Ordular ulusal savunma kimliğinden koparılır. Ulusal yapıların korunmasına yönelik müdahaleleri önlemek için güvenlik güçleri, geleneksel eğitim ilkelerinden uzaklaştırılır. Profesyonelleştirilerek devlet egemenliğine sahip çıkmaya çalışan ordular geriletilir. Subaylar ve polisler yarı askersel eğitim için yabancıların sözde düşünce örgütlerine gönderilir. Kışkırtmalara başvurularak ordu yönetimleri günlük siyasete çekilir. Ordu içinde politik tartışmalar başlatılır, ordu ile halk arasında cepheleşme yaratılır. Bağımsızlık isteyebilecek ordu unsurları, güdümlü ihtilal komitelerine çekilerek etkisizleştirilir ve ordudan uzaklaştırılır.
16) İnanmış liderler yetiştirilir. Liderlik programlarıyla, yeni dünya düzenine tapınan ultra-liberal önderler üretilir, yeni partiler kurulur, eski örgütlere yeni liderler yerleştirilir. Parti programları, rejimle hesaplaşmaya yönelik, kışkırtma programlarına dönüştürülür.
17) Ulusal bunalımlar yaratılır. Ülkede sık sık ekonomik dalgalanmalar yaratılarak bunalım araları azaltılır. Ulusal devlet merkezinin elindeki en önemli güç olan para kaynakları, bankalar, devlet şirketleri kapatılır. Yabancı şirket egemenliğine geçilir.
18) Ulusal üretim birimleri ele geçirilir. Yaratılan ekonomik bunalımlar sonucunda, ağır sanayi, enerji ve iletişim kurumları özelleştirme adı altında yabancılara yok palasına devredilir. Bağımsızlığı pekiştirecek büyük projeler önlenir.
19) Belediye hizmetleri yabancılara devredilir. Yerel yönetimi güçlendirme projesiyle toplumsal hizmetler, karlılık esasına oturan şirketlere devredilir. Su ve elektrik işletmeleri gibi kentsel kurumların yabancılara verilmesi için düşüncel alt yapı oluşturulur.
20) Silahlı gücün zayıflatılması: Ekonomik bunalımı bahane ederek, toprak bütünlüğünü koruma aracı olan ulusal ordunun, silah donanımlarında, komuta kontrol ve iletişim sistemlerinde yenilenme alımları kısıtlanarak zayıflatılır ve ulusal sınırlar gevşetilir.
21) Devlet yönetimi kargaşayla ele geçirilir. Seçim darbesiyle egemen devlet ele geçirilir. Merkezde direniş olursa, yaygın ve sürekli kitle gösterileri düzenlenir, sürecin hızlandırılması için halkı ikna edici etnik çatışmalar yaratılır, ölümle sonuçlanan kışkırtmalarla etnik ya da mezhepsel kimlikler kemikleştirilir.
22) Kültürel kaynaşma yıkılır. Çok kültürlülük propagandasıyla toplumsal ortak kültürün temelleri yıkılır. Din kültürünün parçalanmasıyla geleneksel akış kesilir. Ulusal dayanışmayı pekiştirici etkisinin yok edilmesi için din-kültür ortamı, medeniyetler arası diyalog programıyla, Batı’nın dinsel kurumlarının güdümünde eritilir. Din siyasetçileriyle azınlık kurumları bağdaşıklığı kurularak ulusal egemenliğin karşısında bir ortak, dinsel cephe oluşturulur”.

Değerli okuyucu, bu 22 maddeyi tek tek gözden geçiriniz. Göreceksiniz ki, bu yöntemler birebir, tam anlamıyla bizim ülkemizde halen uygulanmaktadır. Bunda hayret edilecek bir şey de yoktur. Düşman düşmanlığını yapacaktır. Hayret edilecek şey sadece şudur: Düşman bize rağmen, bizim dinimizin büyüklüğüne rağmen, bizim imanımızın büyüklüğüne rağmen, bizim üstün vatanperverliğimize rağmen, bizim vatanımız için şehit olmaktan asla çekinmeyeceği-mizi bilmesine rağmen, bütün bunları bize nasıl yapabilmektedir? Soru budur. Bu soru can alıcı sorudur. Düşman beyin temizleme ve beyne yeni algılama düzeneği yerleştirme işini çok profesyonelce yaptığı için bu soruların cevabını bulamamaktayız. İnsanlarımız derin propaganda karşısında gerçekten beyinlerine yeni algılama düzeneği yerleştirildiği için bir türlü gerçekleri anlayamamaktadır. Bizi anlamamakta ısrar edenler, aslında kendilerine benimsetilmiş olan düşünceleri kendi devletimizin kurumlarının veya kendi beyinlerinin ürünüymüş gibi algılıyorlar. Halbuki o düşünceler yerleştirilmiş, ezberletilmiş düşünceler. Peşin kabuller… Bu yüzden bizi anlamakta güçlük çekiyorlar.

Aziz milletim, değerli dostlar, karşı karşıya bulunduğumuz, devletimizin güvenliği, milletimizin geleceği sorunumuz ciddidir. Sakın ha! Biz güçlü devletiz, bizim ordumuz kuvvetli, biz yıkılmayız demeyiniz. İmparatorluklar bile yıkılmıştır. Libya, Mısır, Irak, Yemen, Suriye, Afganistan, Pakistan olayları bizi uyandırmalıdır.

Direniş gücünüzü toparlayınız. Okuyunuz, öğreniniz, dinleyiniz. Teslim olmayınız. Ümidinizi asla kaybetmeyiniz. Bizi tehlikeli yarınlar beklemektedir. Bu badireleri ancak birlikte olursak aşabiliriz. Bunu unutmayınız.

Bütün vatanseverler, uyanınız ve birleşiniz.

Uyarmak vatan borcumdur.
Dua ile kalınız. 2 Eylül 2011

Not: Bir sonraki yazımda, 5. Kol faaliyetini bizzat yürüten kurumları yazacağım.