Türk Milleti yüzyıllardır ağlıyor. İslam alemi yüzyıllardır ağlıyor. Doğu kültürü yüzyıllardır mağlup. Haber bültenlerinde hep bizim insanlarımızın gözyaşları var. Hep biz şehit veriyoruz. Hep bizim izzet ve şerefimiz ayaklar altına alınıyor. Türkiye’de, Irak’ta, Filistin’de, Pakistan’da, Afganistan’da, Kıbrıs’ta, Bosna Hersek’te… Hep bizim insanlarımızın feryatları var. Haber bültenleri adeta ölüm bültenleri gibi!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti yine şehitler veriyor. Yine kan kaybediyoruz. Şırnak’ta, Batman’da, Tunceli’de, Çukurca’da, Dağlıca’da ve şimdi Aktütün’de… Hain saldırılar, kurşunlar, şehitler, şehitler… Evet esirler… Ah şehitlerimiz! Müsterih olunuz, size “ölüdür” demiyoruz!
İhanet şebekesinin yayın organında Türk askerine namluyu doğrultup, nişan alıp ateş edildiğini izliyorum. Bilmem hangi örgütün yürütme konseyi üyesiymiş… Türk milletine hakaret ediyordu. “Bunlar, her kuşu leylek, her ağacı kavak ve her insanı Türk sanıyorlar” diyordu… Alay ediyordu. Kendimden utanıyorum, üzülüyorum.
Ve karar veriyorum, artık ben de kendimden bir şey verinceye kadar bundan sonra mücadele edeceğim. Devletime karşı yapılanlar bana ağır geliyor. Türk Milleti’ne, Türk Devleti’ne namlusunu çevirip hedef almış bir şahıs, bir millet, bir ordu hatta bir devlet düşünemiyorum.
Şehit annelerinin ve hele o babaların, o evlatların vakur duruşları, içinden içinden ağlamaları ve “vatan sağolsun”, “oğlumun görevinin kalan kısmını ben gideyim tamamlayayım” demeleri yok mu? Ciğerime ciğerime saplanan kurşunlar gibi… Dayanamıyorum!
“İhaneti gördüm” diyor bir emekli albay. Görevi sırasında Güneydoğu’da yaşadıklarını yazmış. Vatanımızın güneyinde akan kanın neden bir türlü durdurulamadığını anlatıyor ve “ihanet var”, “ihaneti gördüm” diyor. İsyan ediyor. (Erdal Sarızeybek, İhaneti Gördüm)
Gerçekten ihanet mi var işin içinde! Bu gelinen noktada ihanet edilebilir miydi? Kim, nasıl ihanet edebilirdi. Ya da ihanet etmeye nasıl cesaret edebilirdi!
Gelinen nokta neresiydi!
Türkiye’nin düşünen beyinlerini takip etmeye çalışıyorum. Bir kısmı; “Türkiye’yi YENİDEN MİLLİ MÜCADELE iklimine götüren bir süreç oluşmaktadır” diyor. Acaba Türkiye bu iklime ihanetlerle mi geldi? Kimler ihanet etti! Biz bu ihanet edenleri nasıl bulacağız! Şehitlerin anneleri, babaları, eşleri, çocukları bu ihanet edenleri nasıl bulacak! Türk milleti ihanet edenleri nasıl bulacak! Ve bu ihanet nasıl bitirilecek, kim bitirecek!
İhanetin yanında acaba “kaht-ı rical” de var mı? Devlet adamlarımız yine Osmanlı’nın son döneminin devlet adamları gibi mi yoksa! Devlet adamı noksanlığı mı var yine!
Devleti idare edenlerdeki bu vukufsuzluk, bu çaresizlik neyin göstergesi! 25 yıldır PKK karşısında aynı çaresizlik yatıyor. PKK kaç kişi ile kuruldu acaba? Şimdi gücü nedir? Kim bu örgütün bu kadar palazlanmasına imkân verdi? Niçin verdi?
Emekli komutanın anlattıkları doğru mu acaba? Gerçekten Türkiye Milli Mücadele sürecine mi sürükleniyor. Olayın boyutları bu kadar ciddi mi? Bu hale gelininceye kadar neden tedbir alınmamış? Devletin bu konuda bir politikası var mı?
Acaba diyorum, PKK ile ilgili politikalarımız da bir devlet politikası mıdır? PKK bu ülke için gerekli midir? Öcalan İmralı’da niçin tutuluyor? Muhakkak devlet büyüklerimizin bildiği şeyler vardır diyorum!
Şehitler boşuna mı veriliyor!
Türkiye PKK’yı hem besleyip büyütüp, kâğıttan kaplan yapıp karşısına alıyor, hem de kendi elleriyle büyüttüğü canavara karşı göstermelik mücadele mi ediyor! Askerlerimizin şehit verilmesi bu ülkenin acaba yüksek menfaatleri için gerekli mi? Büyüklerimizin bildiği, kimsenin bir türlü anlayamadığı, şehit annelerinin bir türlü anlayamadığı devletin yüksek politikası, devletin yüksek menfaatleri mi var gerçekten! Öyle ya devlettir bu. Derin bir stratejisi vardır, biz göremeyiz. Şartlar ne olursa olsun, 35 bin şehit pahasına devletin bu yüksek hedefi mutlaka gerçekleştirilmelidir. Buna katılmamak mümkün değil. Ama böyle bir derin strateji var mı acaba! Orada mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları bunu göremiyorlar mı? Boşuna mı mücadele ediyorlar! Şehitler boşuna mı veriliyor!
İnsan, devletimin gerçekten bir siyasi arka planı olsaydı diye düşünüyor. Bunu arzu ediyor. Her olayda devletin bir sinsi planının izlerini arıyor. Ama beyhude… Devlet hiçbir yerde yok…
Acaba PKK muvazaalı bir düşman olarak karşıya alınıp, onun peşine düşerken Kerkük ve Musul’a girme hedefi mi vardır Türkiye’nin! Gerçekten böyle bir hedef konulmuş olabilir mi? Olamaz mı? Keşke böyle olsaydı! Öyle ya, Özal ve Süleyman Demirel cumhurbaşkanlıkları sırasında PKK’yı yok edecek bazı askeri harekâta izin vermemişlerdi. Bu ihanet olabilir miydi? Bu insanlar Türkiye devletinin cumhurbaşkanlarıydı. Yoksa bunlar da mı ihanet ettiler! Kafa karıştırıcı değil mi? PKK’nın imha edilmesi sırasında devlet politikasının; “aman ha!” dediği bir sürü örnek veriliyor. Bu nasıl bir iştir! Acaba devletin çok yüksek politikaları mı var gerçekten.
Bu konu ile ilgili görüşleri derliyorum. Çok görüş var. Strateji uzmanları bu saldırı şunun içindir, bunun içindir diyorlar. Bazen çok basit sebeplere indirgiyorlar. “Kart-kurt” diyorlar!
Elbette ki durum çok karışıktır, kritiktir. Bu olaya sadece PKK hareketi olarak bakmamak gerekir. ABD’nin patronajında Ortadoğu’ya verilecek yeni şekille ilgili bakmak gerekiyor. Yapılan yorumların tümü, bu genel harekâtın taktik kısımlarıyla ilgili.
DEVLETİN GİZLİ GÜNDEMİ VAR MI?
Devletin Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’nun gizli gündeminde bu meselenin genel bir stratejik harekât olarak değerlendirilmiş olmasını isterdim. Devletin gizli gündeminin olmasını isterdim. Acaba var mı? Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek Dağlıca saldırısı sırasında “sözün bittiği yere gelindi” diye açıklama yapmıştı. Ya şimdi Aktütün karakolu saldırısı… Ya şimdiki 15 şehit! Bugüne kadar yapılan saldırılar! Acaba devlet Ortadoğu’daki bu genel stratejiyi iyi değerlendirdi mi? ABD senatosunda oylanan Ermeni tasarısı ile ilgili olarak Egemen Bağış: “eğer tasarı geçerse biz de ABD’nin Irak harekâtına lojistik desteği keseriz” diye tehdit etmeye çalışıyordu. Demek ki Irak’ta yüz binlerce insanın ölmesine, ABD’nin Ortadoğu’ya girmesine Türkiye devleti lojistik destek veriyormuş! “Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler” demişler, değil mi?
ABD’nin Irak’ta silahları kaybolmuş. PKK’da çıkıyor. Askerlerimizin başına çuval geçiriyorlar. Dağlara PKK için erzak, silah bırakıyor ABD helikopterleri. Ve Türkiye PKK’nın yok edilmesi sürecini ABD’ye bırakmak istiyor. “Lütfen PKK’yı yok eder misiniz” diyor. Ve devletin bu uğurda mücadele eden en güzide evlatlarını birileri şehit ediyor. Ortada hiçbir sonuç yok, hiçbir sorumlu yok.
Hayır, bence bu vukufsuzluk, bu devlet adamı noksanlığı. Bu ihanet! Evet ihanet! Bence de Türkiye gerçekten YENİDEN MİLLİ MÜCADELE iklimine girmiştir.
Kürt liderlerinin açıklamalarını dinliyorum. Bu açıklamaları bu adamlar nasıl yaparlar, nerede yaparlar! Türk istihbaratı ne iş yapıyor! Bu adamlar nasıl, nerede yetişti! Bölük bölük PKK sürülerini gösteriyor televizyonlar. Ellerinde her türlü silahlar. Adamlar ordu kurmuşlar. Harp okullarından öğrenci mezun ediyorlar. Bu öğrenciler için mezuniyet töreni düzenliyorlar. Bütün kurumlarını kurmuşlar. Siz, Kandil’deki, Gabar Dağı’ndaki ve daha bilmem neredeki kampları imha edemiyorsunuz öyle mi? Ve Türk Silahlı Kuvvetleri dünyanın en büyük ordularından biri! Evet, gerillaya karşı savaşın kolay olmadığını kabul etmek gerekir. Ama sizin bahsettiğiniz gerilla esas itibariyle Meclis’te, Gazi Mahallesi’nde, Esenler’de, Okmeydanı’nda, Diyarbakır’da, Mersin’de ve bir kısım belediyelerde. Sizin meclisinizin üyeleri Roj TV.de açık oturumlara katılıyorlar. Sizin bahsettiğiniz PKK’nın arkasında Barzani var, ABD var, Avrupa Birliği var. Sizin kırmızı bültenle arıyoruz dediğiniz insanlar Avrupa Parlamentosu’nda toplantılara katılıyorlar.
Kürt halkının, neredeyse Türk devletinden ümidi keserek, bundan böyle artık yeni bir Kürt devletine bel bağladığını görmek gerekmez mi? Yurdun her tarafındaki PKK yanlısı insanların fütursuzluğu, başkaldırısı, Altınova’daki, bilmem hangi yöremizdeki insanlarımıza tazyik etmeleri, bulundukları yerlere hakim olmak istemeleri ve bizim insanımızın sahipsizliği devlet adamlarımıza bir şeyler yapmak gerektiğini anlatmıyor mu? Siz, kendi ellerinizle, vaktiyle ordular arasında yapılan savaşları şimdi halklar savaşı haline getirdiniz. Hem de kendi kardeşlerimizle savaş haline getirdiniz. Siz, bir düzine birinci sınıf vatandaştan, yani asil Türk milletinden zorla Kürt milleti çıkardınız. Şimdi onlara, bireysel haklar, kültürel haklar vererek diğer birincilerin üstüne çıkarmaya çalışıyorsunuz. Artık bizim üstümüze höreleniyorlar. Diğer birincileri sindirdiniz. İrtica dediniz, Kur’an dediniz, Şeriat dediniz, türban dediniz, yeşil sermaye dediniz, diğer birincileri sindirdiniz. Yaş kararlarıyla diğer birincileri sindirdiniz. Söylemleriniz, yaklaşımlarınız ABD.’li yetkililerin, Avrupa Birliği yetkililerinin, hatta “dağdan analarının yanına indireceğiz” değiniz PKK.ların, DTP’lerin söylemleriyle aynı. Hasip Kaplan’ın “bizim görüşlerimiz Türk Silahlı Kuvvetlerinin görüşleriyle aynı” dediği demecini hatırlayınız. Siz de tıpkı onlar gibi seküler dünya görüşünü savunmuyor musunuz!
“Hıristiyanları ve Yahudileri dost edinmeyin” ayetini kaldırdınız. Bir sürü Kur’an ayetinin hükmünü kaldırdınız. Avrupa Birliği yetkililerinin talimatlarına uydunuz, “Allah’ın indinde din İslam’dır” ayetini tıpkı onlar gibi kaldırmaya çalışıyorsunuz. Kur’an’ın ancak yüzde beş hükümlerini uygulayabiliriz, diğerlerinin uygulama alanı yoktur diye en yetkili ağızlardan demeçler veriyorsunuz. Siz, milli kültürümüzü alaya alan düşüncelere sahip köşe yazarlarını “ilah” kabul ediyorsunuz. Onların gazetelerini devletin resmi yayın organları sayıyorsunuz. Diğer birinciler onlara itibar etmiyor, üzüntü duyuyorsunuz. Diğer birinci vatandaşlara “mürteci” gözü ile bakıyorsunuz. Siz, diğer birinci vatandaşları vatandaş yerine koymuyorsunuz. Siz, diğer birincileri rencide ediyorsunuz.
Siz, Ilgaz’ın dağ köyünden, sırtında küfesiyle Ilgaz’a dört kg. dolmalık biberi indirip satarak toz şekeri alıp, yine dağ köyüne küfesi sırtında çıkan yetmiş beş yaşındaki şehit torununu, şehit dedesini gerçek vatandaş yerine koymuyorsunuz. Siz, hala evlatlarının ellerine kına yakarak askere gönderen anneleri birinci sınıf olarak görmüyorsunuz.
Birinciler içerisinden diğer birinciye öncelik veriyorsunuz. Onlar da artık şımartılmışlığın tadını çıkarıyorlar. Artık onlara, Otobüslerde ses çıkaramıyoruz, minibüslerde ses çıkaramıyoruz. Hamile kadınlar, “Apo’ya asker doğuracağız” diyorlar.
Alanya’da sahilde Rus kızlarına: “Biz Türk değiliz, bu toprakların tümü Kürt topraklarıdır, biz Kürt’üz” diyordu bir genç, ses çıkaramadık.
Çocuklarını şehit verenler adam yerine konmadı, mağdur edildi. Bütün yatırımları Güneydoğu’ya yaptınız. Karadenizlililer, Egeliler, Anakaralılar, Ardahanlılar, Edirneliler ses çıkarmadı. Devlet herhalde bir şey biliyordur diye düşünüyorlardı. Ama hiçbir şey devleti haklı çıkarmadı.
Şimdi gelinen nokta bölünme noktası. İstenen bu sonuç mudur yoksa! Hani bir çakıl taşı dahi vermeyecektik!
Devlet, bu hareketin düşmanın genel saldırısı, genel bir stratejisi olduğunu görmelidir. ABD’nin büyük bir projesi olduğunu bilmelidir. Beş Kasım 2007 ‘de Türkiye Cumhuriyeti başbakanının ABD’de çözüm araması son derece hatalı olmuştur. Orada alınan kararlar belki de bugün çok büyük manevra olarak karşımıza çıkmaktadır. Yabancı her şeyi ve herkesi düşman olarak gören, bütün dünyada askeri harekât yapmaya alışmış, tecrübeli ve güçlü bir ülke ile böyle bir manevra alanına girilmemeliydi. Bu sebeple; ABD ile ittifaktan vazgeçilmeli ve ABD’nin bütün menfaatlerini Irak’ta, Afganistan’da ve dünyanın her yerinde baltalamalıdır. ABD Türkiye’nin müttefiki olamaz. Türkiye ABD’ye karşı tavır almalıdır. Düşününüz ki hala ABD’nin Ankara büyükelçisi bizi üstü kapalı tehdit etmektedir. Bizim ülkemizde bir ABD senatörü Kürt siyasetçilerle görüşüyor. ABD.’nin büyük bir manevra peşinde olduğu açık olarak belli değil midir?
Ayrıca, bu oluşumları destekleyen basın yayın organları var. Onların da kimliklerine bakarak, geçmişlerine bakarak kimin kimle ittifak yaptığı gayet açık bir şekilde görülmüyor mu?
Bütün bunlara bakılarak denilebilir ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük kırılma noktasındadır. Devlet, bu manevraları düşman manevrası olarak algılamalıdır. Artık biz de her yabancı şeyi düşman veya hedef olarak görme alışkanlığını kazanmalıyız. Her halde güvenliğin temel şartı bu olmalıdır.
Demek ki; Türkiye ABD’nin bu işleri kotardığını anlamadan, ABD’ye karşı tavır almadan PKK bitmez. Türkiye AB.’ne karşı tavır almadan PKK bitmez. Türkiye “Türkiye” olmalıdır. Bilinmelidir ki bu millet gerektiğinde YENİDEN MİLLİ MÜCADELE vermeye hazırdır.
Devlet adamlarımızın korkak bezirgan tavrını bırakması ve artık risk almayı bilmesi gerekmektedir.
Son Yorumlar