Değerli dostlar, bu değerlendirme 2010 yılında yazılmıştır. Bir önceki yazının devamıdır.
TÜRKİYE DEVLETİ KUŞATILMIŞTIR!
Sovyet Rusya tehdidine karşı kurulan NATO bahane edilerek, devletin çeşitli kademelerine sızmış olan ABD, bugün gerçekten devletimizi kuşatma stratejisinde başarılı olmuştur. İçinde bulunduğumuz kritik durum, fiili olarak, “Stratejik Ortak” veya Obama’nın Türkiye’ye gelişinden sonra da “Model Ortak” denilen ikiyüzlü bir ittifak anlayışı ile ABD tarafından adım adım uygulanmaktadır. Bu kuşatmanın kilometre taşları nelerdir? Kuşatma harekâtı nasıl gerçekleşmektedir, nasıl uygulanmaktadır?
Amerikan Genelkurmayı Büyük Orta doğu Projesi icabı, önce Kuveyt’e saldırttığı Irak’ı, sonra da Kuveyt’i kurtarmak için 1991 yılı başında Körfez Savaşı’nı başlattı. Irak’taki Kürt unsurları örgütledi ve bir Kürt isyanı başlattı. Kürtleri kışkırttı. O zamanlar haber programlarında sürekli duyduğumuz şekilde, 36. enlemin kuzeyine Irak Ordusunun geçmesini önlemeye çalıştı. Devamlı surette Irak güçlerinin üzerine bombalar yağdırdı. Kürtlere güven verdi, onların hayatını garantiye aldı. Sanki ABD Kürtlere aşıktı!
Körfez Savaşı tam anlamıyla bir stratejik savaştı. Tarihte benzerleri görülen sıradan bir savaştı. Bu defa başka bir kural koyucunun, eline geçirdiği fırsatla, tarihin bu sürecinde teşebbüs ettiği bir savaştı. Ama neticede bu emperyal bir savaştı. Bir vatan savunması değildi. Vietnam Savaşı gibi emperyal bir savaştı! Irak’a karşı Amerika’nın giriştiği savaş; stratejisi olan, hedefleri olan, mantığı olan, bir sürü sonucu elde etmeye yarayan araçtı. ABD kendisini bütün dünyada hegemonyayı belirleyen güç olarak görüyordu! İşte bu savaş hegemonyanın devamı için istenen, Büyük İsrail Devleti adına kurgulanan bir savaştı.
ABD önce Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti kuracak, temellerini sağlamlaştıracak, sonunda da Irak’ı işgal edecekti. Kürt devletini nasıl kuracaktı? Türkiye’nin doğusundan, Suriye’den ve İran’ın batısından koparacağı toprakları birleştirerek Büyük Kürdistan’ı, yani ikinci İsrail’i kuracaktı.
Bir zamanlar, hatırlayınız, Türkiye’de Çekiç Güç vardı. TBMM’ndeydi sürekli olarak bu gücün görev süresi her altı ayda bir uzatılırdı. Meğer bütün hükümetler, İncirlik’e yerleşen bu Amerikan gücünün görev süresini uzatarak ABD’nin Kuzey Irak’taki Kürt oluşumuna bir şekilde destek olmuşlardı! Türkiye Büyük Millet Meclisi de her oylamada Çekiç Güç’ün görev süresinin uzatılması yönünde karar vermişti. Acaba Türkiye devletinin menfaati neydi! Irak üzerinde egemenlik kuran, PKK’yı destekleyen, büyük Kürt devleti kurmak isteyen, top-raklarımızı bölmek isteyen bu gücün görev süresi gerçekten Türkiye devletinin de bir takım hedefleri, planları, stratejileri olduğu için mi uzatılıyordu?
Ancak, Türk Silahlı Kuvvetleri Irak’ta hâkimiyet kuran Amerika’nın Türkiye için de tehlike arz ettiğini algılamıştı. Öyle ya! Büyük Kürdistan; İran, Irak, Suriye ve Türkiye’den toprak koparılarak kurulacaktı!
Türkiye’den toprak koparılacaktı! Misak-ı Milli için ant içen Türk Ordusu’na rağmen, Türk milletine rağmen, Büyük Ortadoğu Projesi adı altında yürütülen Amerikan projesi ile Türkiye bölünecekti! Bunu açıkça ifade ediyorlardı. Kızılderilileri yok ettikleri dönemlerde uyguladıkları psikopat, acımasız tavrı aynen sergiliyorlar, ölçüsüz silah üstünlüğüne güvenerek, alenen Türkiye’den toprak koparacaklarını söylüyorlardı. BOP vardı ya! Bu bir Amerikan projesiydi ve bazı devşirilmiş siyasetçiler için Amerikalıların projeleri adeta kutsaldı. Amerikalılar korkmuyorlardı. Çünkü NATO şemsiye altında, Türkiye’nin NATO üyesi olması sebebiyle, bu işleri kolay yapıyorlardı. ABD, dünyanın en büyük gücü benim, diyordu. Cengiz Han gibi, yakıp yıkabiliyordu. Kendi değerlerini dünyadaki diğer bütün milletlerin değerlerinden üstün görüyordu. Batı medeniyetini Doğu medeniyetinden üstün görüyordu. Kendisini efendi, diğer bütün milletleri sürü olarak gören dogmatik, sapık ve mistik bir ideolocyaya sahipti. Doğuya demokrasi ve insan haklarını getireceklerini söylüyor, “Bu bize Tanrı emridir” diyor, bütün Doğulu milletlerin bunu yuttuğunu zannediyordu. Evet, hiçbir devlet ebedi olmamıştı, Amerika’nın da bir sonu olacaktı, ama şu anda onu yok edecek herhangi bir Jeostratejik Oyuncu yeryüzünde yoktu! Karşısına çıkma ihtimali olan bütün güçleri, gerekirse atom bombası kullanarak yok edebilirdi.
Türk milleti, gelinen bu tarihi süreçte yeni bir düşmanla karşılaşmıştı. Şimdi; psikopat, garip tavırları olan, hak hukuk tanımayan, kendisini tarihi bir misyon ile kurgulayan emperyalist bir devletin ve onun ölçüsüz vurucu gücü ile karşı karşıya kalmıştık. Ama bazı akıllı devlet adamları durumun ciddiyetini anlamıştı.
İşte tam da fırtına burada kopmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri, müttefikimiz olsa da, NATO içinde bulunsak da, Amerika’nın Kuzey Irak’ta yarattığı oluşumun Türkiye’yi bölme tehlikesi ile karşı karşıya bırakacağını anlamıştı. Hem de tam zamanında algılamıştı tehlikeyi. Amerika ile er ya da geç, bir gün karşı karşıya gelinebileceği anlaşılmıştı. Orgeneral Torumtay’ın istifasının sebebi tam da buydu. Özal’ın, “kuzeyden Irak’a girme” emrini uygulamamak için Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay’ın istifa etmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tehlikeyi sezdiğinin işareti idi. Amerikan Genelkurmayı da, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin direneceğini anlamıştı.
Türk Genelkurmayı sorunun ciddiyetini anlamıştı, ancak, bir sorun vardı. Özel Harp Dairesi! Türk Ordusu’nun beyni durumunda olan bu kurum, vaktiyle Sovyet tehdidine karşı kurulmuş olup, Amerika tarafından finanse ediliyordu. Yani Amerikan güdümündeydi. Elbette ki, Amerika’nın kurduğu Özel Harp Dairesi bir Amerikan tehdidine karşı harekete geçirilemezdi. O halde Türk Genelkurmayı bunun tedbirini mutlaka almalıydı. Öyle de oldu. Basiretli bir Genelkurmay Başkanı bunun çaresini buldu. Özel Harp Dairesini yeniden örgütledi. Artık bu dairenin yeni adı Özel Kuvvetler Komutanlığı idi. ÖKK tümen seviyesinde örgütlendi ve bu daire Amerikan güdümünden çıkarıldı. Ancak ÖKK’nın kurulmasıyladır ki PKK ya karşı gerçek bir mücadele başlatılabildi. PKK’ya karşı yürütülen mücadele Amerikan denetiminden çıkarılabildi.
Amerika’nın denetiminden çıkan TSK artık bağımsız olarak PKK’ya karşı mücadele edebiliyordu. Amerika’nın PKK’ya yaptığı destek biliniyordu. Jandarma Genel Komutanı PKK’ya fiilen yardım eden Amerika’nın oyununu bozuyordu. Hâlbuki Amerika Kürt Devleti kurmayı kendinde bir hak olarak görüyordu. İkinci İsrail mutlaka kurulacaktı! Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Amerika aleyhine çeviren generallere suikast düzenlemeye başlamışlardı. Nitekim Jandarma Genel Komutanı’nın helikopterine saldırmış ve helikopteri düşürmeyi başaramamıştı. Tecrübeli pilot, bir yanlışlık olduğunu zannederek Amerikan jetlerini uyarmış, buna rağmen saldırı devam etmişti. Pilot engebeli arazinin derin vadilerine dalarak suikasttan kurtulmayı başarmıştı. Ancak ne yazık ki, o çok kıymetli komutan yine bir suikastta şehit edilmişti.[1]
Buna rağmen Türk Genelkurmayı planlarını aynen uyguladı. Kuzey Irak’a girdi. 35 bin kişilik bir kuvvetle Çelik Harekâtı yapıldı. Kuzey Irak Amerika’nın işgali altında olduğu halde, ABD’nin egemenlik sahası olduğu halde, Türk Ordusu Kuzey Irak’a girdi. Amerika belki de böyle bir saldırıyı hiç düşünmüyordu. Belki de dünyanın hiçbir yerinde başına böyle bir olay gelmemişti. Türk Ordusu Amerika’nın egemenlik sahasına girmişti. Amerika direkt olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin karşısına o an çıkmamıştı. Ama tehdit üstüne tehdit savuruyordu. “Türk Ordusu Amerika ile Türkiye’nin ilişkilerini bozuyor” diyorlardı. “Türk komutanlar kontrolden çıktı” diyorlardı. Bu sebeple Türkiye’yi karıştırmaya çalışıyorlardı. CIA’nin Moskova İstasyon Şefi CNN televizyonunda Türkiye’nin ‘”karışacağını” dünyaya şöyle ilan etmişti: “Önümüzdeki dönemde dünyanın en çok karışacak ülkesi Türkiye’dir. Şu anda Türkiye, gizli servislerin gündeminde ilk sıraya yerleşmiştir.”
Bütün tehditlere rağmen Türkiye Kuzey Irak sınırına yığınak yapmaya devam etti. Müttefikimiz (!) ABD’nin Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbrooke: “Kuzey Irak sınırına asker yığıyorsunuz. Önümüzdeki günlerde terör olaylarının artma ihtimali var. Oraya yapacağınız bir harekâtta dikkatli olmanızı tavsiye ederim.” diyordu. Türkiye’de anarşi çıkaracaklarını açıkça söylüyorlardı. Ve çıkardılar da. Gerçekten de 12 Mart 1995 gecesi İstanbul’da Gazi Mahallesi olayları başladı. Tabii ki içeride kiralamış olduğu Beşinci Kol ajanları ile Gazi Mahallesi’ni karıştırmayı başarmıştı ABD!
Ancak, ne olursa olsun Türk Genelkurmayı kendi stratejisini uyguladı. Amerika’nın tehditlerini önemsemedi. Çelik harekâtını yaptı. NATO tarafından, güya üye ülkeleri komünizmden korumak için kurulan kontrgerilla (diğer adları Gladio ve SÜPER NATO) örgütleri, İtalyan savcının ispatladığı gibi, CIA tarafından yönetiliyordu ve esas görevleri bu ülkelerdeki hükümetlerin ABD kontrolünden çıkmalarını önlemekti. Demek ki Türk hükümetleri de Amerika’nın kontrolünde bulunuyordu. Nitekim bunu bilen Türk Ordusu Kuzey Irak’a yaptığı Çelik Harekâtı’nı zamanın başbakanına[2] bildirmemişti. Bunun sebebi; o günkü başbakanın ABD’ye “örgütsel bağlılığı” olarak açıklanmıştı.[3]
Bu süreç devam ediyor. ABD ülkemizde çeşitli argümanlar kullanarak kuşatma harekâtını sürdürüyor. Ülkemizin içindeki kendi kuvvetlerini; açılımdan yana, demokrasiden yana, barıştan yana kuvvetler olarak organize ediyor. Suret-i hak’tan görünerek kendi kuvvetlerini meşrulaştırıyor. Geniş halk yığınları gerçekte büyük bir hâkimiyet savaşının verildiğini anlayamıyor. Savaş yüzde elli oranında barış zamanında kazanılırdı! Bu harp teorisyenlerinin bir tespiti idi. Şu anda Türkiye’yi kuşatma harekâtının da amacı, barış zamanında yapılabilecek her şeyi yapmaktır. Bunun için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamaktadır. Daha da kötüsü, Türk milletinin gözünün içine baka baka, fütursuzca saldır-maktan çekinilmemektedir. Kullandıkları vasıtalar, yandaşları olan gazeteciler açıkça saldırmaktadır. Bu güçler, Türk Ordusu’nu suçlu göstererek tasfiye etmeye, ordunun içine sızmaya ve onu zaafa uğratmaya çalışmaktadır. Devletin mevcut statüsünü değiştirerek rejim değişikliği yapmaya çalışmaktadır. Yukarıdan beri teorik olarak anlattıklarımızın hemen hemen hepsi pratik olarak ülkemize karşı şu anda uygulan-maktadır. ABD’nin ve AB’nin bütün direktiflerine aynen uyan, bu Jeostratejik Oyuncuların isteklerini emir olarak kabul eden, Graham Fuller’in Yeni Türkiye Cumhuriyeti adlı kitabında bahsettiği gibi, yeni bir rejimin kurulması ve mevcut düzenin değiştirilmesi gibi büyük hedeflerin gerçekleşmesi için kurdukları sivil toplum örgütlerini, medyayı ve bürokrasiyi çekinmeden sevk ve idare etmektedir. Bütün anayasal kurumlar “reform” adı altında değiştirilmeye çalışılmakta ve hukuk, bürokrasi, emniyet, maliye gibi kurumları aynı orkestra şefinin koordinasyonu altında çok güzel sevk ve idare etmektedir. ABD’nin bu kuşatma harekâtında eline geçirdiği bu kurumlar aynı doğrultuda hareket etmekte ve aynı propagandayı her gün yapmaktadırlar. Terörle mücadele konusunda yapılan açılım bölücü Kürt hareketine yaramış, bütün azınlıklar, tıpkı Islahat hareketlerinde olduğu gibi, cesaretlenmiş, Türk milleti savunmasız ve yalnız bırakılmıştır. Türk milletine sahip çıkacak siyasi partiler ve basın baskı altına alınmıştır. Zaten ekonomik durumu iyi olmayan Türk milleti mali yönden de denetim altına alınarak etkisiz hale getirilmiştir. Üzerinde operasyon yapılacak ülkenin silahlı güçlerini ve halkını önceden yıldırmak, ümitsiz ve etkisiz hale getirmek, ileride yapılacak topyekûn savaşın en önemli aşamalarıdır. Bütün bunlar akıllı bir askeri kurmayın önceden alacağı en güzel tedbirler zinciridir.
Ülkemiz içindeki örgütlerin Türkiye devletine karşı bu şekilde perva-sızca saldırmaları, aslında bir kuşatma harekâtının ta kendisidir. ABD’nin bu kuvvetleri kullanırken sığındığı yegâne şemsiye, öncelikle NATO ve Türkiye Amerika ikili anlaşmalarıdır. Yani ittifak anlaşmalarımızdır. NATO şemsiyesi altında kurulan ve Sovyet Rusya’ya karşı savaşacağı söylenen gizli orduların, aslında Amerikan menfaatlerine hizmet ettiği ve bu gizli orduların gerekirse NATO üyesi ülkelere karşı bile savaşabileceği, hatta savaştığı artık açığa çıkmıştır.
Ve yerli işbirlikçiler! Obama’nın Türkiye’ye gelişi ile ilgili olarak bazı köşe yazarlarımızın yaklaşımlarını yukarıda anlatmıştık. Direkt olarak Amerika’nın hangi kurumları, gazeteleri, kişileri kullandığını tam olarak herhalde bilemeyiz. Bilsek bile, şudur! diyemeyiz. Ancak, görünen köy kılavuz istemez, denmiştir. Devletimizin bütün kurumlarına saldıran, temelden yıkmaya, devletimizi bölmeye çalışan dış güçlerin yerli işbirlikçileri kullanması her zaman mümkündür. Elbette ki bunların kim ve hangi kurumlar olduğu milletimizin ferasetinden kaçmamaktadır. Amerika, hedef ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’ni karıştırmakta, içeriden temin ettiği “Beşinci Kol Kuvvetleri” ile de kuşatma harekâtını sürdürmektedir. Türkiye devletini idare eden yetkililer ise, adeta bir “akıl tutulması” içerisinde, hayret verecek tarzda suskun kalmaktadırlar. Türk milleti de ibretle, öz vatanının söz konusu olduğu bu tabloyu izlemeye devam etmektedir.
Bu kuşatmanın elbette ki hazırlanmış bir stratejisi vardır. Kullanılan sloganlar bile son derece stratejiktir: Demokrasi, kardeşlik, birlik, beraberlik, ordunun demokratikleşmesi, geçmişin hesabının sorulması gibi akla yatkın olan propagandalar yapılmaktadır. Ve hümanist yaklaşımlarla, Ruhban okulunun açılması, azınlık vakıfları, geçmişten gelen haksız uygulamalar gibi son derece toplumu ikna etmeye yönelik propaganda faaliyetleri ile her gün milletimizin kafası karıştırılmaya devam edilmektedir. Bu propagandalar çeşitli açık oturumlar, uydurma haberler imal edilerek eline geçirdiği yandaş basında çarşaf çarşaf milletimizin önüne serilmektedir. İnsan bu işle görevli olanları adeta birebir teşhis edebilmektedir. Aslında Türk milleti bu insanları yakından tanımaktadır.
[1] Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis
[2] O zamanki Başbakan Tansu Çiller’di.
[3] Bu değerlendirme odatv.com’da 17 Ocak 2010’da yayınlanan “ABD TSK’ne Neden Karşı” başlıklı yazıdan özetlenerek alınmıştır.
Son Yorumlar