Aylık Arşiv: Aralık 2018

İmparatorluklar Kurma Hayalimiz! 1

Değerli Dostlar,

“Paslikilit.com da “Yeni Bir İmparatorluk Mu Kuruyoruz?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Biliyorsunuz ki, çağımız artık “imparatorluklar çağı” değil. “Üniter-Milli Devletler” çağı. Emperyalist ülkeler ısrarla dünyadaki millî karakterli devletleri yıkmaya çalışıyor. Tabii ki parçalıyor, bölüyor ve yutuyor.

Yaklaşık yüz yıl önce bizler bir imparatorluk toplumuyduk. Diğer bütün çağdaş büyük imparatorluklar gibi bizim imparatorluğumuz da yıkıldı. Yıkılan imparatorluğun enkazından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni güç bela kurtardık. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuranlar herhalde imparatorluk rejiminden ders almış olmalılar ki, kurdukları devleti üniter yani millî devlet olarak kurdular. Bu millî devleti kuranlar da unutulmamalıdır ki imparatorluk döneminde yetişmiş insanlardı. İmparatorluklar millî devlet değil, halklar topluluğudur. Bu karakter ilk çağ imparatorluklarında da vardı. Bu yönüyle imparatorluklar kurgulanmış, yapmacık devletlerdir. İmparatorluğu kuran asıl tebaa; ayrı ırktan, ayrı dilden, ayrı yollardan gelen çeşitli milletleri silah gücü ile bir sınır içinde birleştirir. Bu sınırları çizen, ayrı ırktan, ayrı dilden olan ve ayrı yollardan gelen kavimleri bir araya getirip zorla yöneten asıl tebaa, sınırları belirli bir toprak üzerinde toplayıp idare etmeye çalıştığında, kurduğu yeni düzene yeni bir medeniyet ve üstün bir kültürle idare edebiliyorsa, bu yeni kurgulanmış toplumları adaletle idare edebiliyorsa belki bu devlet biraz uzun bir ömür sürdürebilir.

Bu şekilde kurulmuş bütün imparatorluklar tarihin çöplüğüne atılmış bulunmaktadır. Biz tarih kitaplarında sadece isimlerini okuyoruz. Sun’i bir şekilde bir araya getirilen ve asıl tebaanın üstün gücüyle bir arada bir zaman devlet halinde yaşayan toplulukları, zamanla başka güçler onlara millî kimliklerini hatırlatıyor, ayaklandırıyor ve düşmanı olan imparatorluğu yıkabiliyor. En yakından bildiğimiz kendi imparatorluğumuz sadece bir yüz yıl içerisinde Rusya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve diğer Batılı güçler tarafından bu yöntemle yıkılmıştır. Kendisine “Osmanî” dediğimiz milletlerin hepsini kışkırtmışlar, desteklemişler, ayaklandırmışlar ve imparatorluktan kopmasını sağlamışlardır. Osmanlı Devleti’nin yıkılış hikâyesi kısaca tamamen budur. Bulgarların, Sırpların, Rumların, Arnavutların hatta Ulahların kafasına girilmiş, onlara millet oldukları hatırlatılmış, silahla desteklenmiş ve devlete karşı ayaklanmaları sağlanmıştır. Ve tabii ki sonuçta çöküş gelmiştir. Osmanlının çöküşünün serüveni budur. Tarihteki bütün imparatorlukların çökmesinin sebebi; sun’i olarak bir araya getirilen toplulukların zamanla uyanması, uyandırılması ve mensup oldukları imparatorluğa karşı ayaklandırılmasıdır. Çöküşler, ayrılıklar hep böyle gelmiştir. Bu durum Roma’da da iran İmparatorluğu’nda da, İlk Çağ imparatorluklarında da hep böyle olmuştur. İmparatorlukların yıkılmasının kanunu budur. Sun’i bir şekilde bir araya gelen topluluklar bir zaman sonra imparatorluğa baş kaldırıp yıkılmasına sebep olmaktadır.

 

Halen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni idare edenler de böyle bir “İmaparatorluk kurma” hevesi görüyorum. Bunun büyük bir hata olduğunu düşünüyorum.   İmparatorlukların yıkılmasının kanununu hatırlatmak istiyorum. Böyle bir heves varsa bundan dönülmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti “milli devlet” olarak yaşatılmalıdır. Millî devlet olmanın bütün özellikleri uygulanmalıdır. Kendi yerli ve millî kültürümüzü bağlayıcı bir doku olarak işleyip, yüceltmeliyiz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni “İmaparatorluk kurma” hayalleriyle yeni bir maceraya sürüklememeliyiz.

Uyarmak vatan borcumdur.

Yaşasın Millî Devlet.

 

Vatan Elden Gidiyor 3

Birçok haberi basından takip edip öğreniyoruz. Gazeteler, televizyonlar, radyolar her şeyi açık açık anlatıyor. Devletin kararlarını yazan resmî organlar var. İnternet siteleri var. Her türlü haberi anında öğrenme imkanına sahibiz.

Vatanın tehlikede olduğunu iddia ediyorum. Evet, tehlikededir.

Aşağıdaki haberleri lütfen alt alta koyup, topluca değerlendirir misiniz?

Ege’deki birçok adamıza Yunanistan, Lozan antlaşmasına aykırı olarak el koymuş. Bu adalara askeri üsler kurmuş. Yunan cumhurbaşkanı bile gelip bu adalarda “mangal keyfi” yapıyor. Yunan ordusu askerî tatbikat yapıyor. Açıkça ülkemizi tehdit ediyor. Muğla’ya bağlı bir adamızda kurmuş oldukları otele Türkiye’den turist götüren bir bakanımızın şirketi bu adayı “Yunan adası” olarak kabul ediyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir bakanı Yunanistan’ın zaptettiği adamızı “Yunan adası” olarak kabul ediyor.

Milletvekili Ravza Kavakçı Almanya’da “Federal sistemi” araştırıyor. Malum Almanya 16 ayrı federal devletten meydana geliyormuş. Niçin araştırıyor? Türkiye’de de federal sisteme geçiş yapılacak. Bu sebeple araştırıyor. Numan Kurtulmuş da “Her vilayete göre anayasa hazırlığı yapıyoruz!” dedi, hatırlayacaksınız.

Türkiye devletinin eyaletlere bölüneceğini, bunu isteyen mihrakların en büyük temsilcisinin şu anda Cumhurbaşkanı baş yardımcısı olduğunu sık sık yazmıştım. Adnan Tanrıverdi eyalet yazın internette videoyu izleyin lütfen. “Türkiye Eyaletlere ayrılmalıdır, Kürt bölgelerinde Türkçe ikinci dil olmalıdır, Anayasa’nın 69. maddesindeki “Türk” ifadesi kaldırılmalıdır, Cumhurbaşkanlığı forsuna Kürt devletini temsil eden bir yıldız eklenmelidir!” diyor Adnan Tanrıverdi. Ve bu adam şu anda görevde. Türkiye devletinin bekasını sağlamakla görevli hiçbir sorumlu “Bu ne demek? Bu adam kim? Bu adam nasıl Cumhurbaşkanı danışmanı olur?” demiyor. Adnan Tanrıverdi emekli tuğgeneraldir ve SADAT adlı şirketin kurucusudur.

Almanya’ya eyalet araştırmasına giden Ravza Kavakçı Kan aynı zamanda meşhur Merve Kavakçı’nın kardeşidir. Merve Kavakçı şu anda Kualalumpur (Endonezya) büyükelçimizdir. Merve Kavakçı bana göre sakıncalı biridir. Çünkü ABD vatandaşıdır. Başka adam bulunamamış da bu hanımefendi mi büyükelçi olmaya layık görülmüş, burası belli değil. Bu iki hanımefendinin babaları olan Yusuf Kavakçı, ABD-Beyaz Saray’ın Orta Doğu danışmanlığını yapmıştır. Netice olarak bu kişiler ABD ile büyük ölçüde dirsek teması içindedir. Yorum elbette sizlere aittir.

Başka bir konu:

ABD ile müttefikiz, öyle değil mi? Nasıl oluyor da bu “müttefik-stratejik ortak” bizim düşmanlarımıza füze veriyor, radar veriyor. Bilmem kaç bin tır silah gönderiyor. Nasıl oluyor da Suriye’de bizim sınırlarımızda gözlem noktaları kurup YPG ile birlikte hareket edebiliyor? Buna kim müsaade ediyor? Ben devletin başında olsam o silahları, füzeleri, radarları daha Akdeniz’de iken engellerdim. Büyük devlet olmak budur. Şimdi çıkın bakalım işin içinden nasıl çıkacaksınız?

Türkiye’ye gelen yaklaşık dört milyon Suriye’li bence seçilip gönderilmiştir. İçlerinde kesin surette eğitilmiş silahlı unsurlar vardır. Ve bu nüfusun yüzde sekseni aslen Ermenidir. Ve bu nüfus “Eyalet Sistemi”ne geçildiğinde Van, Muş, Erzurum, Erzincan ve Bayburt yöresinde kurulacak bir eyalete yerleştirilecek, bilginiz olsun. Bu konuyu  Yenişafak’ta Sayın Ercilasun Hoca yazmıştı. 2019 da durum belli olacaktır. Söylemesi, anlatması, uyarması bizden. O zaman Bayburt’lular giderler seccadelerini belediye başkanının yaptığı yeni modern yolun ortasına sererler ve namazlarını kılarlar. Rahmetli dedem Taşmağaralar’da Ermeniler tarafından yakılanlar arasındaydı. Hafız Süleyman Ağa’yı unutmayın. 2015 yılını unutmayın. Gidip seccadenizi Semerciler caddesinde yere serer, namazlarınızı kılarsınız, olur mu? Aklınızı seveyim sizin.

Dövizin yükseldiği günlerde “dış güçler” sorumlu tutulmuştu. Demek ki bu dış düşman Amerika imiş! Öyle ya! Papazı verince döviz düştü. Dövizi yükselten de düşüren de Amerika, öyle mi? Madem Amerika bize düşman, ne diye Türkiye’nin bütün kurumlarının denetleme yetkisini bir Amerikan firmasına verdiniz? Bu nasıl bir anlayıştır?

Çok uzatmayayım.

Vatan elden gidiyor, unutmayınız.

Uyarmak vatan borcumdur.

 

Vatan Elden Gidiyor 2

 

Bir yakınıma “Keşke Yunan gelseydi!” diyen bir meczubu Cumhurbaşkanının ve Diyanet İşleri Başkanının ziyaret etmesi son derece hatalıdır, demiştim. Aynı zamanda hacı da olan değerli yakınım “Ağabey, Yunanistan’da da Müslümanlar var, ne kadar rahat yaşıyorlar, görmüyor musunuz?” dedi. Tabii ki çıldırdım. “Aslında senin hakkın; kalkıp, tokatlayıp, yakandan tutup, seni şu pencereden aşağı atmaktır, böyle yaptığımı kabul et!” dedim.

Değerli dostlar, şu anda Müslümanım diyen insanımızın kafa yapısı bu. Seccademi serip şuracıkta namazımı kılayım, isterse Yunan bayrağı altında olsun, isterse Amerikan, İngiliz bayrağı altında olsun, fark etmez, diyor. Vatan kavramı yok. Anlayış bu! Bu insanlar ne ara bu hale geldiler, anlamak mümkün değil.

Bu anlayışa itiraz edebilir misiniz? Haşa!! Müslümanlıktan çıkarsınız!

Sizi Allah’a havale ediyorum. Ülkemize çok yazık oluyor, çok.

Bana göre vatan elden gidiyor ve bu tehlikeyi bizzat “Müslümanım!” diyen ve mevcut iktidar tarafından bu şekilde manipüle edilen büyük kitle yaratıyor.

Uyarmak vatan borcumdur.

 

Vatan Elden Gidiyor 1

2004 yılında “Size Göre de Vatan Tehlikede mi?” başlığı ile bir yazı yazmıştım. Aradan 12 yıl geçmiş.

2010 yılında yayınlanan Domuzları Köpeklere Köpekleri Domuzları kitabımda Ergenekon tertibini uzun uzun anlatmıştım. Ergenekon tertibi ile yapılmak istenen şeyin Türk Ordusu’na, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne diz çöktürmek olduğunu yazmıştım. Aynen de öyle oldu. Şimdi yargı “Ergenekon” diye bir örgütün olmadığından bahsediyor. Taraf Gazetesi’ni uzun uzun anlatmıştım. Taraf Gazetesi’nin çıkarılması için Amerika’dan gelen Yasemin Çongar’ın “görevli” geldiğini, eşinin Amerikan ordusunda istihbarat subayı olduğunu yazmıştım. İsmini bile yazmıştım. Cris Mason! Okuyan, hatırlayan var mı bilmiyorum.

Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın kuruluşunu ve Kandil’e gizlice yapılan 35 bin kişilik “Çelik Harekatı” nı anlatmıştım. Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı kuran ve Çelik harekatını yapan kurmay heyet, bu harekatı yaparken zamanın başbakanına haber vermenin sakıncalı olacağını, çünkü harekatı ABD’ye haber verebileceğini düşünmüştü. Bu sakıncalı başbakan aynı zamanda Bank Asya’nın açılışını yapan heyet arasındaydı. Ergenekon tertibini de yapan büyük şebekenin içinde bir Türk başbakanının olması, şimdilerde devletin en önemli kademelerinde görev yapanların böyle bir şebekenin “eş başkanı” olması çok düşündürücüdür. Bunu hiçbir “Müslüman!!!” düşünmüyor. Çünkü düşünmesine fırsat verilmiyor. Çok değil, ellerindeki televizyonlarda bir saatlik program yapmamıza izin versinler, o bir saatte Türk devletinin düşmanlarının kimler olduğunu anlatayım. İzin vermezler biliyorum.

İyi de bu kadar büyük yalanlarla, dümenlerle ülkeye zarar vermek, ülkeyi tehlikeye atmak doğru mu? Bu hangi İslam’a, hangi Müslümanlığa sığar?? Bu konuyu Müslümanım diyen kardeşlerimin bir daha düşünmesi en büyük arzumdur. Ve bu düşünme ülkemiz için hayati derecede önemlidir.

Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil, bilesiniz.

Bana göre vatan elden gidiyor.
Acaba size göre de vatan tehlikede mi?

Uyarmak vatan borcumdur.