Aylık Arşiv: Mayıs 2023

Sinan Oğan’ın Cumhur İttifakı’nı Tercih Etmesi Sebebiyle

Kıssadan Hisse :
DEĞERLİ DOSTLAR ASLA ÜMİTSİZ OLMAYIN!
Rahmetli Mustafa Necati Sepetçioğlu, Türklerin Anadolu’ya gelişlerinde Selçukluların başına gelen olayları anlattığı KİLİT, ANAHTAR, KAPI, KONAK, ÇATI ve ÜÇLER YEDİLER KIRKLAR eserlerinden birinde anlattığı ilginç bir olayı bugün sizlere anlatmak zorundayım. Bu kitapları okuyanlar mutlaka hatırlayacaklardır.
Alparslan, çok yakın arkadaşları olan Afşın Beyi ve Ersagun Beyi yanına çağırır. Onlara şunu söyler. “İkinizden biriniz ebediyen hain, biri de ebediyen kahraman olarak anılacaktır. Hainliğe hanginiz razısınız?”
Büyük komutan Alparslan Bey’in elbette bir bildiği vardır!
Hainliğe Ersagun bey razı olur. Afşın Bey ve Ersagun Bey, ordularıyla, bayağı bildiğimiz büyük bir savaşa tutuşur. Ersagun Bey, yenilmiş gibi Afşın Bey’in önünden kaçar ve Bizans’a sığınır. Bizans, düşmandan kaçarak kendisine sığınan Alparslan’ın bu büyük komutanına kapılarını açar. Ve Ersagun Bey hayatı boyunca Bizans’tan Alparslan’a istihbarat gönderir.
Kıssadan hisse diye yazdım. Sinan Ogan Cumhur İttifakı’nı tercih etti ve Ümit Özdağ da Millet İttifakı’na yakın durdu. Her iki komutan iki ayrı bloka yerleşmiş olacak.
Ne dersiniz? Bu iki insan Alparslan’ın komutanlarının görevini yapabilirler mi?
Bence yaparlar ve bu onların tarihi görevleridir. Onlar için bu görev Türk Milletinin bütün tarihi boyunca yapabilecekleri en son ve en mukaddes görev olur. Eğer böyle düşünmemişlerse biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kaderi meçhul olur.

Kıssadan Hisse

 

Değerli dostlar,

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı ve önümüzdeki kritik seçim vesilesiyle sık sık okuduğum Falih Rıfkı Atay’ın ZEYTİNDAĞI kitabından aşağıdaki anekdotu sizlerle paylaşma ihtiyacı hissettim. Muhakkak okuyan her dostun kafasında birtakım soru işaretleri ve “acaba” lar oluşacaktır.

Zeytindağı, 35. ve 36. sayfalarından aldığım aşağıdaki yazı herhalde sizleri de derin düşüncelere sevk edecektir.

“Atatürk’ün umumi kâtibi Hasan Rıza Soyak’ın babası Necip Bey, Üsküp eşrafından pek dürüst bir efendi idi. 1908 hürriyet savaşından önce, İttihatçılarla münasebette bulunduğu vakit, Enver Bey de ona defalarca misafir olmuştu. Kendisini pek sayar, gördükçe elini öperdi. Bir sultanla evlendikten sonra da eşini yabancı erkek olarak yalnız onun yanına çıkarmıştı.

İttihat ve Terakki umumî merkezi Birinci Dünya Savaşı’nın son yılında artık zaferden umut kesmişti. Rusya da yıkıldığına göre, tekli barış yapma imkânı aramak fikri hepsini sarmıştı. Fakat Enver Paşa’ya bu bahsi açmaya hiçbirinin cesareti yoktu.

Bir gün Necip Bey’i merkeze çağırdılar. Durumu ve düşündükleri son çareyi anlattıktan sonra:

– Dinlese dinlese seni dinler! Bir vatan vazifesidir, teşebbüs et, dediler.

Necip Bey, Enver’in yalısına gideceği günün sabahı evdekilere:

– Bugün çok ehemmiyetli bir vazife yapmaya gidiyorum, inşallah muvaffak olurum dedi.

Enver, kendisini öğle yemeğine alıkoydu. Sofrada Necip Bey bahsi açtı, dili döndüğü kadar konuştu. Enver Bey sonuna kadar dinledikten sonra:
“Vah Necip Bey vah, seni de zehirlemişler. Sen ki maneviyata inanırsın. Bilmiş ol ki ben Allah tarafından Büyük Türk hakanlığını kurmaya vekilim. Git evinde rahat uyu!”

Necip Bey eve döndüğünde şöyle diyordu:
– Eğer bu adam Harbiye Nazırı, Başkumandan vekili ve Yaver-i Hazreti Şehriyari olmasa yeri doğrudan doğruya tımarhanedir. “

İngiliz Ajanlarının Başarıları

Bugünlerde “Bir İngiliz Ajanının Gözünden Yemen ve Yemen’de Türk İdaresi-(Bahtsız Arabistan ve Yemen’de Türkler) kitabını okuyorum.

Kitabın yazarı: Wyman Bury.

Çeviren: İlker Can

Yayınevi: Kayıt

Yayın Tarihi: 2021

Bugünlerde Yemen’le ilgili okumalar yapıyorum. Türkler neden Yemen’e gitti? Yemen’i neden ve nasıl kaybettik?

Kitabın yazarı İngiliz ajanı Wyman Bury’nin Yemen’deki adı Şeyh Abdullah Mansur’dur. Şeyh Abdullah Mansur tam bir Yemenlidir. Esmer, suratı yanmış, sakalları seyrek, beş vakit namaz kılan, sadaka veren, İslam dinini yayan, Yemenli kıyafetleri giyen, belindeki kuşağının içinde her Yemenli gibi kaması olan bir sade vatandaş gibidir.

Yemen’in elimizden çıkmasında asıl adı Wyman Bury olan “Şeyh Abdullah Mansur” adlı bu İngiliz ajanının büyük rolü olmuş.

İngiliz istihbaratı İslam coğrafyasını ele geçirmede dini terminolojiyi çok iyi kullanmıştır. Şeyh Nazım Kıbrisi de bunlardan biridir.

Osmanlı Devleti’nin yıkılışı büyük ölçüde İngiliz ajanlarının ön çalışmaları neticesinde mümkün olabilmiştir. İngilizler bugün de aynı sinsi ajanları kullanmaya devam ediyorlar. Basında İran Milli Savunma Bakan Yardımcısının 50 yıl İngiltere’ye İran Ordusu hakkında istihbarat verdiği haberi çıktı bugün. Sarsıldım, üzüldüm. Acaba İngilizler bugün bizim ülkemizde hangi elemanları kullanıyorlar diye düşündüm.

Yayıncı kitabın arka kapak yazısında şu ifadeleri kullanmış. Sizin de ilginç bulacağınıza inanıyorum.

“Milletler, kendilerini oluşturan bireylerin sırtında yükselirler; İngilizlere dünya hâkimiyetinin kapılarını açan, yetiştirdiği ajanlarının özverili ve bilimsel çalışmalarıdır. Türk toplumu olarak herkesin bildiği bir Arabistanlı Lawrens vardır. Fakat Lawrens, tek bir kişiden ibaret değildir; onun gibi Osmanlı İmparatorluğunun her tarafına dağılmış, yerel kıyafetler giyen, yerel dili konuşan ve her şeyden önemlisi İslam dininin ibadetlerini aksatmadan yerine getiren yüzlerce belki binlerce ajan bulunmaktadır. Arabistan için Thomas Edward Lawrens, Irak için Gertruth Bell, Yemen için G. Wyman Bury ve ismini bilmediğimiz daha niceleri. George Wyman Bury ya da Yemen’de kullandığı ismi ile (Şeyh) Abdullah Mansur, Osmanlı Devletinin yıkılma sürecinde imparatorluğun her yerinde faaliyet gösteren yüzlerce belki de binlerce ajandan sadece biridir. Abdullah Mansur (G.Wyman Bury), İngiliz olmasına rağmen Yemen’de aralarında bulunduğu Araplar gibi yaşamaktadır. Görünüşte ibadetlerini aksatmayan ve çoğunlukla cemaatle namaz kılan, asla içki içmeyen, fakirlere sadaka veren, ihtiyacı olana yardım eden ve dostlarına ikramda asla kusur etmeyen başarılı bir istihbarat ajanıdır. Biz, kutsal toprakları korumak ve Yemen’de hâkimiyetimizi devam ettirmek için Anadolu’dan yüzbinlerce Mehmetçiğin kanını ve devlet hazinesinden milyonlarca altını Yemen’e akıtırken, orada huzuru bozmak ve isyan çıkarmak için sadece iyi eğitimli birkaç ecnebi ajanı yeterli olmuştur.

Türkçeye çevirisi yapılan bu kitap Yemen’deki İngiliz ajanlardan biri olan G. Wyman Bury’e aittir.”

VİYANA KUŞATMASI GÜNLÜĞÜ

Siz de Olsaydınız Üzülür Müydünüz Acaba?

Anlatacağım olay bir hikâye değil.

Bugünlerde “Devlet-i Aliyye Teşrifatçıbaşısı Ahmet Ağa’nın Viyana Kuşatması Günlüğü Notları-Richard F. Kreutel/Esat N. Erendor” kitabını okudum. Duygu ve düşüncelerimi paylaşmayı bir vatan görevi bildim. II. Viyana Kuşatması ’nın hüzün verici bir mağlubiyetle sonuçlandığını hepimiz biliyoruz. Ama bu denli, orada, sahada yaşananları birebir okuyup da kahrolmamak, sanki bugün olmuş gibi üzülmemek elde değil. Bu mağlubiyetin asıl sebebinin kesinlikle insan unsuru olduğunu peşinen söylemeliyim. “İslam Ordusu” sanki Viyana’ya ticaret yapmaya gitmiş gibi davranmış. Yazının sonunda okuyacaksınız, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa bile elli kuruşa 2500 koyun almış. Ve tabii ki daha neler neler… Günlükleri yazan Ahmet Ağa olayları günü gününe açıkça yazmış. Başka söze hacet yok.

Hâlbuki Merzifonlu büyük bir kumandandı. Bir krala yazdığı mektupta “Yedi ve dokuz kral sakalımızdan bir kıl koparamamışlardır. İnşallah daima böyle olacak ve devletimiz dünya durdukça duracaktır” demiştir. Ama işte insan unsuru bu! Aldanır mı, aldanır.

Günlüklerden başlayarak büyük hezimetin nasıl geldiğini tarih sırasına göre sizlere aktarmaya çalışacağım.

Sonraki Sayfa »