Aylık Arşiv: Mayıs 2013

KEŞMEKEŞLER

 

Yenebilsem şu keşmekeşi!

Ruhumu işgal eden,

Benliğimi,

Duygularımı,

Bütün varlığımı

Sömüren

Şu acaip, manasız,

Şu kahrolası keşmekeşi

Bir yenebilsem!

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 67 – Zerdüşt Böyle Buyurdu

Zerdüşt Böyle Buyurdu

Bay Zerdüşt, “Türkiye’nin endişeli sahipleri” diye milletimizle, milletimizin endişeleri ile alay ediyor. Kürtlerin herhangi bir devlet istekleri yok, bunu bir türlü anlamıyor Türkiye’nin endişeli sahipleri, diyor.

Mümtazer Türköne, Zaman Gazetesi’ndeki bugünkü (24 Mayıs 2013) makalesinde aşağıdaki incileri döktürüyor.

“Kürt sorunu, Türkiye’nin gözde yakıcı sorunu olma vasfını kaybetti. İlk sıra, uzun süre bir iç sorun olarak tırmanmaya aday Suriye sorununa ait artık.”

“Kürt sorunu, ona bağlı terör sorunu üzerinden AKP ile PKK-BDP cephesini kanlı bıçaklı karşı karşıya getirirken, Suriye sorunu ikisini uzlaştırdı ve ayanı cepheye yerleştirdi. Suriye’de devam eden iç savaşın akıbeti konusunda AKP ve tabii devlet ile PKK aynı hedefi gözetiyor ve ve aynı yerde omuz omuza dayanışma sergiliyor. Daha ötesi, PKK‘nın silah bırakıp uzlaşma gerekçesi zaten bu pozisyona duyduğu ihtiyacın eseri. Dar alanda en küçük bir boşluk bırakmadan aktif siyaset üreten BDP., bugün Meclis’in en uslu çocuğu rolünü oynuyor. MHP ve CHP’yi hayal kırıklığına uğratan9 bu uyum Kürt siyasetinin geliştirdiği yeni bir vizyonun ve stratejinin eseri.”

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 66 – Gayya Kuyusu

Gayya Kuyusu

Son zamanlarda ülkemizde “vatan parçalama” faaliyetleri hız kazanmıştır. Maskeli işgal devam etmektedir. Milletimiz yazık ki içinde bulunduğu durumu bir türlü anlayamamaktadır. Milletimizin önüne müthiş bir PROPAGANDA tuzağı konulmuştur. Bu sebeple bazı dostlarımız içinde bulunduğumuz durumun ciddiyetini hala anlayamamaktadır.

Biz uyarınca da bizi suçlama gayretine giren yakınlarımız var. Olaylar karşısında “sevgisiz” davrandığımızı ve aslında “kendimize güvenimizin olmadığını” iddia ederek, “kendinize düşman değil, dost kazanın!” diye ahkâm kesen, akıl veren kardeşlerimiz var.

Şunu unutmamak gerekir. Düşmanlıklar tarih boyunca hep olmuştur. Farklı medeniyetler olduğu sürece sosyal çatışmalar, düşmanlıklar hep olacaktır. Milletler koca koca orduları bunun için kurarlar. Donanmalar, uçaklar, füzeler, toplar, mermiler bunun için hep yapılır. Dünyanın her tarafının harp meydanına döndüğü çağımızda, özellikle İslam aleminde alabildiğine savaşlar sürdürülürken, insanlar toplu katliama uğrarken, Batı bütün gücü ile İslam aleminin kapılarını zorlarken ve bizim ülkemiz de parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya iken; kalkıp hala “Düşman yoktur!” demek abesle iştigaldir. Bunu söyleyebilen kardeşlerimiz çapraz düşünmeyi öğrenememişler. Metodik düşünmeyi, sorgulamayı hala öğrenememişler demek ki! Sosyal olayların kaide ve kurallarını bilmiyorlar demek ki!

Unutmayın, düşmanını bilmeyen millet yok olur.

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 65 – Bu Taksimi Kurt Yapmaz Kuzulara Şah Olsa

Bu Taksimi Kurt Yapmaz Kuzulara Şah Olsa

 

Değerli dostlar,

Geçtiğimiz yıl, Suriye sınırımızdaki mayınların birden bire devletimiz tarafından neden temizlendiği konusu herhalde hepinizin kafasında tereddütler uyandırmıştı.

Kürt devletini kurmak ve İsrail’in güvenliğini sağlamak amacıyla Suriye’yi ortadan kaldırma amacına yönelik stratejisinin bir gereği olarak bu mayınların kaldırıldığını herhalde şu anda anlamış bulunuyorsunuz!

Bu konu ile ilgili olarak bir CHP milletvekilinin sorduğu iki soru son derece manidardır. Bu iki soruyu aşağıya alıyorum. Dikkatlerinize sunuyorum.

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 64 – Türkiye Cumhuriyeti Devleti Büyük Bir Belediye Değildir

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Büyük Bir Belediye Değildir

Değerli dostlar,

Barış Süreci öncesinde PKK ile sınırımız 340 km. idi, şimdi savunmamız gereken sınır 1250 km. oldu, diyor Sayın bir emekli general!

Bence de doğru…

Türkiye Cumhuriyeti Devletini idare edenler, bir büyükşehir belediyesini idare ettiklerini sanıyorlar. Memleketimizi getirdikleri yer çok tehlikeli bir yerdir. Uçurumun kenarıdır. Bundan haberleri bile yok.

Bu aşamada benim önerim şudur: Şu anda devletimizi idare edenlerin tümü, çıksınlar Türk milletinin karşısına, desinler ki;

“Aziz millet, biz bu ülkeyi büyük bir belediye sandık, ona göre idare edecektik. Niyetimiz gayet halisti! Ama anladık ki, burası büyük bir ülke. Bu ülkenin düşmanları var. Biz düşmanın varlığını, savaşlarını, oyunlarını bilemedik. Düşmanı tanıyamadık. Zaten “düşman” diye bir kavramı da bilmiyorduk.Şimdi anladık ki, milletler savaş yaparlarmış. Meğer biz de büyük bir savaşın içinde imişiz. Bunu anlayamadık. Şu anda vatanınız işgal altındadır. Vatanınız parçalanmaktadır. Biz bu işin üstesinden gelemeyeceğimizi anladık. Emaneti size teslim ediyoruz. Vatanınıza sahip çıkınız!”

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 63 – İçinde Bulunduğumuz Durumun Hal Tercümesi

İçinde Bulunduğumuz Durumun Hal Tercümesi

 

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’nda yenilir.

Düşman yurdumuzu işgal eder, tabii ki kendi emirlerini yerine getirecek hükümetler kurdurur. (Damat Ferit Paşa Hükümeti gibi!)

Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınır.

Galip olan İtilaf devletleri “mütareke” şartlarına uymazlar ve donanmalarını İstanbul’a gönderirler.

Adana, Urfa, Maraş, Antep, Antalya, Konya işgal edilir.

Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunmaktadır.

Nihayet 15 Mayıs 1919’da Yunan Ordusu İzmir’e girer.

Düşman dışarıdan askeri olarak yurdumuzu işgal ederken, içerideki Rum ve Ermeniler gelen düşman kuvvetlerine destek verirler. Okullarındaki izci teşkilatlarını bile milletimize karşı savaşmak üzere asker olarak kullanırlar.

İstanbul’da, Rum Patrikhanesi’nde Mavri Mira teşkilatı kurulmuştur.

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 62 – Bu İhanettir

Bu İhanettir

Değerli dostlar, devletimize ve milletimize karşı alenen ve büyük bir cesaretle yürütülen yıkım hareketi bizi dehşete düşürmektedir. Her gün yeni bir yıkım olayına şahit oluyoruz.

Bu yazıyı, Türk büyüklerinin heykellerini kaldırıp, isyancı Kürtlerin heykellerinin diken,

Devleti yıkmakla meşgul olan bir anlayışa dikkatinizi çekmek için kaleme aldım.

 

Niğdeli değerli bir dostum; Niğde Belediyesi’nin, Niğde’deki Türk büyüklerinin heykellerini ve heykellerle birlikte bayrak direklerini, bulundukları alandan kaldırdığını bana anlattığında çok öfkeliydi.

Arkadaşım, heykeller kaldırıldıktan sonra çekilen iki fotoğrafı paylaştı benimle. Kendisine teşekkür ediyorum.

Bayrak direkleri dahi sökülmüştü. Kaideler kaldırılmıştı. Direklerin ve heykellerin söküldüğü yerlerde patates çukuru gibi çukurlar meydana gelmişti.

Aslında Türklüğü yok etmek hükümetin de politikasıydı. AKP’li belediye başkanı hükümetin politikalarına uygun davranmıştı. Sanıyorum bu heykelleri kaldırmakla, hükümet ve yalakaları, çok büyük bir zafer kazandıklarını düşünüp, başarılarını kutluyorlardır.

Bunun anlamı nedir. Biraz düşünelim.

Bütün bunların sebebi elbette ki 21. Yüzyıl Haçlı saldırıları ve Orta Doğu petrolleridir.

Milletimiz aslında Batıya karşı hala savaşıyor. Batı ise petrol alanlarına sahip olabilmek için hala hainleri kullanmaya devam ediyor.

Aşağıdaki tarihi hikâyeyi bugünü anlamak için anlatmaya çalıştım.

Hatırlayınız.

Sonraki Sayfa »

Uyarmak Vatan Borcumdur 61 – Endülüs’ün Sonunu Unutmayınız

Endülüs’ün Sonunu Unutmayınız

Değerli bir dostum İspanya gezisinden dönmüştü. Kendisini ziyarete gittim. Orada gördüklerinden çok etkilenmişti. Ağlamaklıydı. Endülüs’ün,  Müslümanların elinden alınması onu çok etkilemişti. Özellikle; Gırnata’nın son sultanı Ebu Abdullah Endülüs elinden gittiği için ağlarken, annesinin ona “Kadınlar gibi ağlayacağına kalk da erkekler gibi savaş!” diye bağırdığını, hıçkırıklar içinde anlatabilmişti bana.

Son Endülüs Emiri’nin İspanya’nın yeni kralına şehrin anahtarını, bir tepsi içinde, yerde sürünürken, ayakta galip bir hükümdar olarak bütün heybetiyle duran krala sunarken gösteren büyük bir bez afişi gördüğünde neler hissettiğini dakikalar süren öfkesi geçtikten sonra anlatabilmişti dostum. Tabii ki ben de hüzünlenmiştim. Siz de olsanız hüzünlenirdiniz.

Endülüs’ü içerden yıkmışlardı. Müthiş entrikalar çevirmişlerdi Hıristiyanlar. 800 Yıllık Emevi saltanatına hazin bir şekilde son vermişlerdi. (Renconquista uygulamışlardı.)

Endülüs’ü okurken, hatırlarken, değerli dostumun hatıralarını dinlerken tabii ki gözümün önüne hep bizim ülkemiz gelmişti. Aynı entrikaların bizim yurdumuzda da çevrildiğini görerek dehşete kapılıyorum.

Bizim ülkemiz de şu anda kuşatılmıştır. Bu maskeli bir kuşatmadır.

Aslında kuşatmanın neticelerini hep birlikte görüyoruz ve yaşıyoruz. Bağrımız deliniyor, gözyaşları ile ağlıyoruz. Bile bile ülkemize Endülüs’ün ürkütücü sonu hazırlanıyor. Hiçbir şey yapamıyoruz.

Müslüman olmak, Allah’a teslim olmak demektir, düşmana değil! Ancak, yoğun propaganda altında düşmanı tanımaktan uzak tutuluyor Müslüman milletimiz.

Batılılar açıkça “Haçlı Seferleri” yaptıklarını söyledikleri halde, İslam dünyasında yürütülen savaşların gerçekte 21. Yüzyıl Haçlı Savaşları olduğu bilindiği halde, Müslümanlar buna bir türlü inanmak istemiyorlar.

Değerli dostlar, basını, olayları, dikkatle takip edin, göreceksiniz, ülkemiz tam manasıyla büyük bir değişikliğe uğramış bulunuyor. Eski devletin bütün mukaddesleri tek tek ortadan kaldırılıyor.

Niğde’de, valilik önündeki Türk büyüklerinin heykellerini ve bayrakları kaldırmışlar. Kaideleri ile birlikte kökten söküp atmışlar. Bir değerli Niğdeli dostum paylaşmış. Görmenizi isterdim.

Etyen Mahçupyan PKK’lılara nasihatte bulunmuş. “Aman ha, silahlarınızı bırakmayın! Ermeniler 1909 yılında devletle anlaşarak silah bırakmıştı. Ermeniler silahlarını teslim ettikten sonra devlet 30 bin Ermeni’yi öldürdü. Sizin de başınıza aynı şey gelir!” demiş.

Biliyorsunuz ki, Etyen Mahçupyan şu anda “akil adamlar” içerisindedir. Ciğeri kediye teslim etmek, kedinin ciğeri rahat rahat yemesi ne kadar güzel oluyor değerli dostlar! Kaymak Vallahi kaymak!

Bundan zerre kadar endişe duymuyor musunuz?

Sesimizi duyan yok mu?

Yapılan “ıslahatlar-yenilikler” büyük değişikliğin, yani büyük “inkılâbın-devrimin” habercisidir. Biliniz ki, ülkemiz, Endülüs gibi büyük bir yok oluşla karşı karşıyadır.

Bugün bir sitede okumuştum. Hasankeyf’te, Dicle kenarında bir manastır varmış. Mor Aho Manastırı! Duymuş muydunuz, okudunuz mu bu yazıyı, bilmiyorum.

Bu manastırla ilgili olarak makale yazan kişi, öyle bir yazmış ki! Biz burada işgalci olarak varız. Bu topraklar onların. Bin yıllık Türk yurdu olan bu toprağın çocuklarını yok sayarak, medeniyetimizi, hâkimiyetimizi, hükümranlık hakkımızı, dünyanın en büyük milletlerden biri olarak bu toprakların sahibi bulunduğumuzu göz ardı ederek, öyle bir anlatmış ki, dayanamadım. Bu gibi gelişmeler artık çoğaldı. Çünkü idareyi ellerine geçirmişler. Devletin bizzat kendisi onlara bu imkânı veriyor.

Bir tane Hıristiyan’ın dahi bulunmadığı yerlere okul açarak yurt dışından Hıristiyan aileleri o bölgeye davet ediyorlar. Bir tane Hıristiyan’ın bulunmadığı yerlerdeki kiliseleri onarıyorlar. Köylerimizin, topraklarımızın adını değiştiriyorlar. Neredeyse bin sene önceki tapuları göstererek, Ermeniler ve Rumlar, topraklarını geri istiyorlar. Bizim gözü dönmüş Müslümanlar ise, “Adamların hakları var, şimdiye kadar devlet bunların hakkını neden vermemiş!” şeklinde düşünür hale getirilmiş. Bu insanların bu hale nasıl getirildiğini hiç düşünebiliyor musunuz?

Bu vebal kimindir?

Kendi haklarını bilmeyecek kadar cahil bırakılmış bu insanların ülkemize nasıl korkunç bir son hazırladıklarını düşünebiliyor musunuz? Devletine küsmüş insanların intikamları çok acı olurmuş. Bunu böyle biliniz. Düşman açıktan açığa saldırsa bile, devletine küsen insanlar devletinin yanında olmazmış. Düşmana karşı savaşmayı tercih etmezmiş.

Vaktiyle devletin koyduğu yasaklar sebebiyle dinini yaşayamayan insanların devlete küsmüş olmaları ve “kozmopolit” hale getirilmiş olmaları çok büyük bir tehlikedir.

Kozmopolit hale getirilmiş bu insanlar, artık, hayatlarını kendi ulvi ideallerine göre değil, sosyal yaşamlarının ihtişamına göre, yüksek yaşam standartlarına göre ayarlamaya çalışmaktadırlar.

Bu insanların devletlerine küsmüş olmaları; vatanını, milletini, medeniyetini savunmaktan onları alıkoyduğu gibi, düşmanla çarpışmaktan kaçınmalarına da sebep olmaktadır. Şu anda bizler etrafımızdaki insanlarla bu mücadeleyi veriyoruz. Uyanın, vatanınıza sahip çıkın, diyoruz, ama nafile.

Bu insanlar artık “düşman” kavramını kabul etmemektedirler. Yapılan ihanetleri de önemsiz bulmaktadırlar. Bizlere bile akıl vermektedirler. “Ne olursunuz huzur bozmayın!” demektedirler.

Bu Müslüman kitlenin bir an önce kendini toparlaması, bulundukları uykudan uyanması, devlete küsmenin hiçbir şeyin çaresi olamayacağını anlaması çok önemlidir.

Çünkü düşmanlarımız, topraklarımızı işgal ederlerse, bizim azınlıklara tanıdığımız toleransı bize asla göstermezler. “Gidin ibadetlerinizi hür bir şekilde yapın, dininizi yaşamakta serbestsiniz!” demezler. Bizi topyekûn kılıçtan geçirirler. Bu tarihen sabittir. Böyle bilinmelidir.

Endülüs’ün sonunu unutmayınız.

Uyarmak vatan borcumdur.

Uyanınız!

03.05.2013