Aylık Arşiv: Mayıs 2014

Kılıç Kından Çıkmayınca

“Kılıç kından çıkmayınca it sürüsü dağılmaz!”

Bu sözü Osmanlı Sultanı II. Mahmut’un söylediği rivayet edilir.

1808 – 1839 yılları arasında Osmanlı padişahı olan II. Mahmut’un dönemi, çok büyük siyasi çalkantıların, bunalımların olduğu bir dönemdir.

Yukarıdaki çok önemli sözü hangi saikle söylediği bilinmez. Ama bir şey var ki, Sultan II. Mahmut, devlet içindeki anarşinin sona ermesi için “otorite” kullanmak gerektiğini çok iyi anlamıştır.

Osmanlı padişahlarının bunun gibi çok veciz sözleri vardır.

Osman Bey, oğlu Orhan’a vasiyette bulunur.

O meşhur vasiyette şöyle der:

Baka Orhan, bizim kavgamız kuru kavga, şan, şöhret kavgası değildir. Bizim kavgamız İ’lay-i Kelimatullah kavgasıdır.

Fatih Sultan Mehmet’in, İstanbul’un fethi sırasında gazaba gelip söylediği söz de çok meşhurdur. Herhalde bilmeyen yoktur.

Ya Bizans beni alır, ya ben Bizans’ı!”

Yine Fatih’in; Uzun Hasan’ın elçi olarak gönderdiği annesi Sara Hatun’a verdiği cevap çok önemlidir. Burada onu da zikretmeliyim.

Malum, Uzun Hasan, Osmanlı Devleti aleyhine, o günün büyük devleti olan Venedik’le gizli bir anlaşma yapar. Bu gizli anlaşmayı Fatih öğrenir. Uzun Hasan’ın dersini vermek üzere ordusunu hazırlar. Bu hazırlığı duyan Uzun Hasan, annesini Fatih’e “büyükelçi” olarak gönderir. Fatih’in niyetini anlamaya çalışır.

Sara Hatun Fatih Sultan Mehmet’e sorar:

Hay oğul! Doğuya doğru yapmaya çalıştığın bu azamet nedendir?” (Doğuya doğru yapmak istediğin bu seferin sebebi nedir?).

Fatih Sultan Mehmet cevap verir.

Hay ana! Bizim elimize İslam’ın kılıcı verilmiştir. Biz bu kılıcın hakkını vermez isek bize GAZİ demek doğru olur mu?”

Elbette mesaj yerini bulmuştur. Tarih hükmünü vermiştir. Neticeyi biliyorsunuz. Otlukbeli Savaşı’nda Uzun Hasan tarihin karanlık dehlizlerine gömülmüştür.

Fetih 1453” filmini izleyince bu düşünceler geldi aklıma. Filmi birlikte izlediğim, halen öğrenci olan kızıma şunu söyledim.

Bak kızım, işte toprak böyle vatan yapılır!”

Ülkemizi bölmeye çalışanların, topraklarımız üzerinde Kürt Devleti (Aslında Büyük İsrail Devleti) kurmaya çalışanların, Türk milletinin, ecdadının veciz sözlerinde kendisini bulan bu doğal yapısını her şeyden önce bilmeleri gerekir.

Topraklarımız üzerinde gözü olan, hele hele vatanımızı bölmek gayesiyle Güneydoğu’da bir “Kürt Devleti” kurmaya çalışanlara en güzel cevabı Profesör Ahmet Bican Ercilasun hoca vermiştir.

Bakın ne diyor Ercilasun Hoca:

“Önce; kendilerine “Kürt” denilen bir topluluk, Anadolu’daki bin yıllık devleti yıkıp, Malazgirt’ten girecek. Erzurum’da Saltukoğulları, Erzincan’da Mengüçekoğulları, Bitlis’te Dilmaçoğulları, Ahlât’ta Sökmenoğulları, Harput’ta Çubukoğulları, Diyarbakır’da önce Yınaloğulları, sonra Artukoğulları gibi devletler kuracaklar.

Daha sonra da, Konya’daki Selçuklular gibi, bütün Anadolu’ya hâkim olacaklar. Selçuklular yıkıldıktan sonra Erciş’te Karakoyunlu, Diyarbakır’da Akkoyunlu gibi devletler kuracaklar. Nihayet Osmanlılar gibi bütün Anadolu, Balkanlar ve Orta Doğu’ya sahip olup, yüzlerce yıl kendilerinden Kürt diye bahsettirecekler. Bunun için yüzlerce yıl şehit verecekler, kan dökecekler, ter dökecekler. Anadolu’yu belde belde, şehir şehir imar edecekler; camiler, hanlar, kervansaraylar, yollar, köprüler yapacaklar.

Bütün bunlardan sonra da bir “Cumhuriyet” kuracaklar ve adına da “Kürdistan” diyecekler.

İşte o zaman o devlette yaşayanlara vatandaş olarak da “Kürt” denebilir. (Vatandaşlık Adımız Niçin Türk, 21.04.2013 Ahmet Bican Ercilasun)

Fatih’in askerlerinin, Bizans’ın surlarına tırmanırken, o müthiş “Rum ateşi” nin altında cayır cayır yanarak can verirken amaçları bu toprakları “vatan” yapmaktı. Bu topraklar böyle vatan oldu.

Prof. A. Bican Ercilasun hocam ne kadar güzel söylemiş. Topraklarımız üzerinde gözü olanlar, vatanımızı parçalamak isteyenler, o kadar ucuz bir şekilde bunu başaramayacaklarını bilmelidirler.

Önce milyonlarca şehit versinler, Türk milletinin bileğini büksünler. Ondan sonra gelsinler Anadolu’yu vatan yapsınlar.

Düşmanlarımızın, bugünkü vatan parçalama gayretleri karşısında Türk Milleti’nin son sözü elbette budur. Bu olacaktır.

Bizler, düşmanını bizzat görmüş bir devletin, hele hele bunu yaşamış Bayburt gibi bir şehrin çocuklarıyız. Bu düşünceler bize elbette bugün ders olmalıdır.

Tarih, sadece dünyadan hangi milletlerin gelip geçtiğini kaydetmiyor.   Özellikle galip milletlerin kahramanlıklarını anlatıyor.

Bu demektir ki tarih bize bugün yine büyük bir görev yüklemiş bulunmaktadır.

Unutmayın, kahramanları çok olan milletler ayakta kalabilirler.

Fatih gibi büyük bir kahraman olmasaydı Fetih’ten herhalde bahsedemezdik!

Demek ki gerçekten de “Kılıç kından çıkmayınca it sürüsü dağılmaz” mış!

Mikdat Topçu

28.05.2014

 

Kürtler Ve İslamiyet – Kürt Sorunu ve İslam’ın Hakemliği

            Soma’da, kömür ocağı faciasında yüzlerce vatandaşımızı, kardeşimizi şehit verdik. Allah hepsine rahmet eylesin. Başımız sağ olsun.

            Milletimizin, devletimizin sorunları çok! Bir yazımda “Vatanımızın Sorunları Neden Bu kadar Çoktur” sorusunun cevabını aramaya çalışmıştım.

Başlığı herhalde merak etmişsinizdir! Bu başlık “Demokratik İslam Kongresi” adı altında, Diyarbakır’da yapılan kongrede bir “sunum” başlığıdır. Sunumu Prof. Kadri Yıldırım yapmıştır.

Demokratik İslam Kongresi’nin toplanmasını APO sağlamıştır.

Ve bu kongre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iradesi dışında yapılmıştır.

Kongrede “Cizêrê Kantonu Din Akademisi” temsilcisi Nurettin Şakir bir konuşma yapmış ve şöyle demiştir:

 “Rojava devriminin başarısı Kürdistan’ın başarısıdır. Bu nedenle Önder APO’nun çağrısı ile başlayan kongrenin anlamı büyüktür. Rojava halkı için en büyük emeği Önder APO vermiştir. Büyük demokratik özerkliği tüm Kürdistan halkına ve Önder APO’ya borçluyuz. Şehitlerimize borçluyuz. YPG ve YPJ şehitlerimize borçluyuz.”

Toplantıya katılan bazı isimleri buraya yazmaya çalışacağım. 14 kişilik bir “Delegasyon” varmış her şeyden önce.

Önemli isimler şunlar:

– Ayetullah KANHAN,

– Şeyh Sait’in torunu Kasım FIRAT,

– Rojava’dan Cizêrê (Cizre) Kantonu Demokratik Özerk Yönetimi Din İşleri Bakanı Şex (Şeyh)  Mihemed El QADİRİ,

– Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gülten KIŞANAK,

– HDP Gurup Başkan vekili İdris BALUKEN, (TBMM’de milletvekili!)

– Güney Kürdistan Federal Kürdistan Bölgesi’nden 17 kişilik din âlimi gurubu,

– İlahiyatçı İhsan ELİAÇIK.

–  Avrupa’dan Kürdistan İslam Toplumu temsilcileri!

Toplantı “Kur’anı Kerim okunmasıyla başlamış!

Sunumu yapan Prof. Kadri Yıldırım, Kürtlerin yurdu ve Kürdistan konusunu işlemiş. Sunumun başlığı; “Kürtler ve İslamiyet – Kürt Sorunu ve İslam’ın Hakemliği”

“Tek kimlik”, “tek dil” ve “tek renk” yerine,

“Çok kimliklik”, “çok dillilik” ve “çok renklilik” istediklerini anlatmış.

Açılış konuşmasını yapan Nurettin Şakir’in şu sözleri çok önemlidir:

“Kardeşlerim; Rojava bir onur oldu. Bizler sizin vicdanlarınıza bırakıyoruz artık. Kendisine insan diyen herkesin Rojava’ya destek vermesi gerekiyor. Elimizi vicdanımıza koyalım. Kardeşlerimizin elleri sınırlar yapıyor, hendekler kazıyor. Bu kutlu toplantıda; şehitlerimizin sözüyle, YPG’yle, Önder APO’yla Kürdistan’ı savunacağız. Bizler saldırılara izin vermeyeceğiz.”

İlahiyatçı İhsan Eliaçık ise “Birlikte yaşama” şartlarını anlatırken şöyle söylemiş:

“Bölgemizde Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, Şiiler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Rumlar, Araplar ve Farslarla nasıl bir ortaklık kurabiliriz! Bu ortaklıkta nasıl bir arada yaşayabiliriz!”

Bu açıklamadan sonra şimdi, şu soruları azıcık vicdanı, duygusu, vatan endişesi olan herkese sormak istiyorum. Bu büyük bir millî meseledir. Lütfen siyasî düşünmeyiniz.

1)      Cizre, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde çok güzel bir ilçemizdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir kanun çıkarılarak Cizêrê Kantonu Din Akademisi adıyla bir Akademi kuruldu mu?

2)      “Önder Apo” devletimizin onayladığı bir isim midir? YPG ve YPJ devletimizin onayladığı silahlı örgütler midir?

3)      Sınırlarımız içinde “Kürdistan” diye resmen bilinen, tanınan bir yer var mıdır?

4)      “Şehitlerimiz” diyerek kastedilenler hangi şehitlerdir? Bunların ailelerine şehitlik kaleminden maaş bağlandı mı?

5)      Cizêrê Kantonu Demokratik Özerk Yönetimi Din İşleri Bakanlığı adıyla hükümetimizin kurduğu bir bakanlık var mıdır?

6)      Güney Kürdistan Federal Kürdistan Bölgesi’nden gelen 17 kişilik din âlimi ifadesinde bahsi geçen “âlimler” diplomalarını nereden almışlardır? Bunların âlim olduklarını devletimiz onaylamış mıdır?

7)      Hem “sözde” birlikte yaşamak isteyip, hem de “Kardeşlerimiz elleri ile sınırlar yapıyorlar, hendekler kazıyorlar” demek ne anlama gelmektedir?

8)      “Şehitlerimizin sözüyle, YPG’yle, Önder APO’yla Kürdistan’ı savunacağız. Bizler saldırılara izin vermeyeceğiz” derken, bahse konu Kürdistan hangi ülkeye karşı savunulacak? Hangi ülkenin saldırılarına izin verilmeyecek?

Gerçekte tam bir ateist ve Marksist olan, İslam Dini ile hiçbir ilgisi olmayan APO’nun çağrısı üzerine toplanan Demokratik İslam Kongresi, Diyarbakır’da yapılmıştır. Orada Türkiye Cumhuriyeti Devleti yoktur. T.C Savcıları yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün bu olup bitenlere göz yummaktadır. “Paralel” diyerek saldırılan örgütler, aslında paravan örgütlerdir. Paralel örgütle yapılıyormuş gibi gösterilmeye çalışılan kavga, tam bir aldatmacadır. Bir kayıkçı kavgasıdır.

AK Parti hükümeti; Güneydoğumuzda kurulan Kürdistan devletini gizlemek, Kürtlerin rahat hareket etmesini sağlamak için “Paralel” olayını bir manivela olarak kullanmaktadır. Çok büyük bir ustalıkla bu manevra başarılmıştır.

Yukarıdaki soruların hepsine olumsuz cevap vereceğine inandığım milletimizin çocuklarının dikkatleri “Paralel” olayına çekilmiş, Fethullah Gülen “düşman” olarak gösterilmiş, saldırılar, nefretler Cemaat’e yöneltilmiş,  böylece Kürdistan Devleti’nin oluşumu bilerek unutturulmuştur. Demokratik Açılım olayının, Akil İnsanlar olayının da amacı bu idi. Cizre yerine Cizêrê yazılmasını mevcut hükümet sağlamıştır. Türk alfabesine bu isimlerin yazılabilmesi için üç yeni harfi mevcut hükümet bir kanun çıkararak alfabemize ilave etmiştir. Görüyorsunuz ki şimdi Cizre yerine Cizêrê yazıyorlar.

Kardeşlerimiz elleri ile sınırlar yapıyorlar, hendekler kazıyorlar”, “Kürdistan’ı savunacağız, saldırılara izin vermeyeceğiz” diyenler şimdi büyük bir kararlılıkla Kürdistan devletini kurmaya çalışıyorlar.

Kürtler, “Kutlu Doğum Haftası” kutlayıp, “Biz de Ümmetiz” diyorlar ve Kürt Devleti’nin kuruluşunu Türk milletinin izanından kaçırmaya çalışıyorlar.

Bu durum Kürtlerin başarısı değildir. Bu başarı BOP projeleri ile “Kürt Devleti” yani “Büyük İsrail Devleti” kurmayı büyük bir stratejik hedef olarak ortaya koyan güçlerin başarısıdır. Bu başarı BOP eş başkanlarının başarısıdır.

Bu durum Amerikan devletinin başarısıdır.

Türk milleti çok vahim bir şekilde, hem de kendi idarecileri tarafından aldatılmaktadır.

Soma faciası nedeniyle içimin kan ağladığı böyle bir günde bu konuyu yazmak benim için bir büyük görevdir.

Aziz milletim, Kürt devletinin kurulmasına, vatanınızın parçalanmasına onay verdiyseniz mesele yoktur.

Atalarımızın bilek gücüyle aldığı bu toprakların tapusu bize aittir.

Ümmet meselesini ortaya atanlar coğrafyamızdaki büyük güçlerdir. Irak’ı, Mısır’ı, Libya’yı lütfen unutmayınız. “Bizim yöneticilerimiz Kur’an okuyorlar, namaz kılıyorlar, Müslüman insanlardır, böyle bir ihaneti yapmazlar” demeyiniz.

Tarih kitapları, ihanetlerle yıkılan yüzlerce devletin adından bahsetmektedir. Meşhur Göktürk Devleti hakanının Çinliler tarafından elde edilerek Göktürk Devleti’nin bağımsızlığının ortadan kaldırıldığını ve 50 yıl sonra yeniden, hem de müthiş kanlı çarpışmalardan sonra yeniden bağımsızlığını kazandığını biliyor muydunuz? Göktürk Devleti de bir “Türk” devleti idi. Unutmayınız.

 

 

Mikdat Topçu

16.05.2014

 

Şeyh Nazım Kıbrisî’nin Ölümü Üzerine

2011 yılında Şeyh Nazım Kıbrisî ile ilgili bir video yayınlanmıştı. Video müthiş bir mehter marşı ile başlıyordu. Ve videonun Osmanlı Dergâhı-USA tarafından yüklendiği yazılıydı altına.

Sayın başbakanımızın çok yakın dostu ve son dönemde adı sıkça duyulan iş adamı Remzi Gür, videoda Şeyh Nazım Kıbrısi’nin yanında dizlerinin üzerinde oturmaktadır.

Şeyh Nazım Kıbrısi, Recep Tayyip Erdoğan’a Remzi Gür aracılığıyla nasihatlerde bulunuyor, hükümetin yapacağı işlerle ilgili talimatlar veriyor.

“Kendi akıllarıyla iş yapmasınlar. Bugünkü talimat nedir? Emriniz nedir? Sorsunlar, ona göre iş yapsınlar!” diyor.

Remzi Gür, Türk Ordusu’nu, İngilizlerin evliya olarak (!) yetiştirdiği ve “Evliyalar Sultanı” unvanını verdiği Şeyh Nazım’a şikâyet ediyor: “Felaket hazımsızlar, dün iki tane paşa geldi bizim oraya, ortada fol yok yumurta yok, felaket rahatsızlar”  diyor.

Şeyh Nazım ise Remzi Gür’e; konuşmasında: “Hükümetin bugünkü hizmeti ne olacaktır? Siz ne isterseniz biz ona amadeyiz desinler!” diyor.

Yani AKP hükümeti ABD’den emir almadan iş yapmasın, diyor.

Videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Devletimizin korkunç bir tuzağa düşürüldüğünü gözlerinizle görüp, kulaklarınızla duyacaksınız. Bu ilişkimden bile devletimizin içinde 5. Kol Kuvvetlerinin var olduğunu anlayabilirsiniz.

Yukarıda yazdığım ifadelerin tamamını izleyin ve devletiniz hakkında kararınızı ona göre verin.

İşbu Nazım Kıbrisî’yi kim “şeyh” ilan etmiş? İngilizler.

Kıbrıs doğumlu olan Nazım Kıbrisî, kendi vatanı aleyhine, İngilizler hesabına casusluk yapar. Türk Milli İstihbaratı da durumu tespit eder. Nazım’ın casus olduğu anlaşılınca Kıbrıs’tan kovulur.

Tabii ki İngilizler sahip çıkar Nazım’a. Tam da İngilizlerin istediği bir tiptir.

Sonra Nazım’ı yetiştirir İngiliz istihbaratı. Başına koskoca bir sarık takar, sırtına yeşil bir cübbe giydirir, adının başına “şeyh” kelimesini koyar.

Şimdi bizim Nazım olmuştur “Şeyh Nazım Kıbrisî.” Tabii ki sonra da, İslam âleminin terminolojisinde bulunan “hazretleri” kelimesi, isminin sonuna ilave edilir. Bir de unvan verirler. “Evliyalar Sultanı”. İngiliz casusunun adı tam olarak “Evliyalar Sultanı Şeyh Nazım Kıbrisî Hazretleri” olur.

Şeyh Nazım Kıbrisî, bütün İslam dünyasına, hatta bütün insanlığa hizmet etmeye (!) hazırlanmış bir İngiliz vatandaşıdır artık.

İngilizler yüzyıllardır Osmanlı Devleti’ni yıkmak için uğraşmıştır. Mustafa Reşit Paşa’yı, Balta Limanı Antlaşmasını hatırlayınız. Çanakkale Savaşı’nı, İstanbul’un işgalini hatırlayınız.

İngilizler; yetiştirdikleri istihbaratçı şeriflerle, şeyhlerle, yıllar önceden Osmanlı topraklarında istihbarat toplamıştır. Ermeni, Arnavut, Arap azınlıklarını ve Kürt kardeşlerimizi aleyhimize teşkilatlandırmıştır. Neticede Osmanlı Devleti yıkılmıştır.

Yetiştirilen İngiliz istihbarat elemanları camilerimizde imamlık bile yapmışlardır. Hiçbir Müslümanın itiraz edemeyecekleri kurumları ele geçirerek toplumumuzu içten çökertmiştir.

İngilizler bu konularda o kadar başarılıdır ki, Osmanlı ülkesinde “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” kuran Türkler bile bulmuştur. Müslümanlar; “Şeriatın hamisi İngilizlerdir!” diyor ve Anadolu’daki Kuvayı Milliye hareketine “isyancı hainler” gözü ile bakıyorlardı. Kuvayı Milliyeciler için İngilizler idam fermanları çıkarttırmışlardı.

İslam Dini’ni kullanarak Müslümanları aldatmak işinde İngilizler çok başarılıdır.

İşte Şeyh Nazım Kıbrisî denen adamı kullanarak, İngiliz istihbaratı, aynı sızma işini yıllarca yapmıştır.

Şeyh Nazım Kıbrisî’nin söylediği birkaç sözü aşağıya alıp, yine yorumu size bırakacağım.

Çünkü devletin haber ajanslarında bile büyük bir mücahit olduğu, Kıbrıs’ta ezanı Arapça okuduğu şeklinde haberlerle Nazım Kıbrisî övülmektedir.

 

Bugün ölen Evliyalar Sultanı Şeyh Nazım Kıbrisî (!) gerçeğini bilmeyen Müslüman kesim, devletin bu haberlerine bakarak; “Nazım Kıbrısi Hak’ka yürümüş, kendisine Rab’bimden rahmet dilerim.” diyerek bir İngiliz ajanına rahmet okumaktadır.

İngilizler yine yapacaklarını yaptılar. Müslümanları Şeyh Nazım Kıbrisî’nin şahsında bir kere daha aldattılar.

Şeyh Nazım Kıbrisî, İngilizlerin, 40. Batından Peygamber Efendimiz’in torunları olduğunu, Tony Blair’ın hafız olduğunu iddia etmektekdir. İslam alemine İngilizler bu haberleri hızla yaymakta ve ne yazık ki Müslümanlar da bu İngiliz yalanlarına inanmaktadır.

Videoda Remzi Gür’e; “T.C. öldü”, “Git onlara söyle bunlardan (ABD’den) habersiz iş yapmasınlar”, Türkiye Cumhuriyeti devletini kastederek; “700 sene Osmanlı dayandı, bunlar 70 senede bitti. Bitti artık, ektiğiniz ekin mevsimlikti!” demiş, Remzi Gür ise “Verilen ömür bu kadar!” diye cevap vermişti.

Şeyh Nazım Kıbrisî’nin istihbarat bağlantılarının olduğu kesindir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çok yakını, danışmanı olan, hatta çocuklarına burs verecek kadar samimi dostu olan Remzi Gür’ün, Şeyh Nazım Kıbrisî ile olan ilişkisi, talimat alması, göstermektedir ki, mevcut hükümetimiz, yani AKP hükümeti, Batılı istihbarat örgütleri ile sütre gerisi ilişkilerde bulunmaktadır. Demek ki hükümet, ABD ve İngiltere’den talimatları bu istihbarat örgütlerinden, bu gibi şeyhlerin eliyle almaktadır.

Yüzyıllardır Türk milletinin yok oluşu için çalışan Batılılar, kendilerini işte bu şeyh efendiler vasıtasıyla kamufle etmektedirler.

Nazım Kıbrisî’nin ölümü de bir kez daha göstermiştir ki, hala milletimizin aklı başına gelmemiştir.

Demek ki daha çekilecek çok çilelerimiz varmış.

Allah bu milleti bir İstiklal Savaşı daha vermeye mecbur etmesin.

Uyarmak vatan borcumdur.

Uyanınız.

08.05.2014