“Kendimde Devlerin Gücünü Hissediyorum”
İsrail devletinin kurucusu Theodore Herzle’e.
1853-1856 yılları arasında yapılan Kırım Savaşı’nın çıkış sebebinin Kudüs olduğunu biliyorsunuz.
Rusya, Osmanlı Devleti’den her üç büyük dinin kutsal saydığı Kudüs’ün kontrolünün kendisine verilmesini ister. Bunun için Prens Mençikof başkanlığında bir heyetle Osmanlı Devleti’ne nota verir. Osmanlı yöneticileri bu notayı uzun süre müzakere ederler. Ve sonunda nota reddedilir. Bunun anlamı; Kudüs’ün kontrolünün Rusya’ya verilesinin reddedilmesi idi.
Nota reddedilince Rusya Romanya cephesinde Tuna Nehri’ni geçerek Osmanlı topraklarına asker çıkarır. Savaşı başlatır. Balkanlardaki Osmanlı ordusunun komutanı Müşir Ömer Paşa Ruslara şiddetle karşı koyar ve Rus Ordusu’nu Tuna’nın doğusuna atmayı başarır. Ruslar bu defa, Osmanlı Devleti’nin yumuşak ve zayıf karnı olan Kafkaslardan aşağı inmeye çalışır. Abdurrahman Paşa, halka, kılıcına ve üniformasına dokunulmaması kaydı ile Kars şehrinin anahtarını Ruslara verir.
Bu durum karşısında Osmanlı yönetimi Batı ittifakına ihtiyaç duyar. Bunun için tehlikenin büyüklüğünü Batılı devletlere anlatmalıydı. Birkaç ticaret gemisini askerî renge boyayıp, donanma sanılsın diye Sinop limanına, Ruslara yem olarak bırakırlar. Rus donanmasını Osmanlı donanması sandığı bu filoyu batırmak için bombalamaya başlar. Tabii ki gemileri batırır. Sinop’ta yaklaşık 2000 kişi şehit olur.
Rusların bu saldırısını Batıya anlatan Osmanlı yönetimi, Fransa’nın ve İngiltere’nin desteğini alır. Fransa kralı İngiltere’yi savaşa girmeye ikna eder. Batılı ülkelerin amacı Rusların Akdeniz’e inmesini engellemektir.
Ve öyle olur. Osmanlı-İngiliz-Fransız ittifakı Rusları geri atar. Rusların Akdeniz’e inme hevesi gerçekleşmez.
Sorunu Paris Konferansı’nda çözerler.
Bu tarihi olayı hatırlatmamın sebebi yine Kudüs tabii ki…
Bir 1853 yılında Kudüs’ü Ruslar istemişti. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri istiyor. İsrail adına istiyor.
Anlaşılacağı üzere bu çok büyük tarihi bir sorundur. Hem de en büyük müttefikimiz olan ABD bugün bizden mukaddesatımızı istemektedir.
Türkiye’nin 1940’lı yıllarda “İkili Anlaşmalar” imzaladığı, ittifakına girebilmek uğruna Kore’ye asker gönderdiği, başlangıcından beri bütün düşmanlarımızla ittifak yapan, onlara silah veren, Muavenet gemimizi vuran, ülkemizdeki bütün ihtilallerin baş organizatörü olan, FETÖ harekâtının mimarı, 15 Temmuz darbe girişiminin baş aktörü olan, dünyanın en büyük hegemonik gücü ABD, bütün İslam âlemini ayağa kaldıracak yeni bir karar aldı. İsrail’deki büyükelçilik binasını Kudüs’e taşıyacak! Bunun anlamı Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımak!
Doğal olarak Türk Milleti’nin çocukları bu karar karşısında infiale kapılmış bulunmaktadır. Halen Türkiye’de ve tüm İslam âleminde protestolar devam etmektedir.
Kurulduğu günden beri hemen hemen dünyadaki bütün savaşlarda yer alan, gerektiğinde Rusya ile Çin ile Avrupa Birliği ülkeleri ile anlaşabilen ABD, dünyada büyük bir hegemonya kurmuştur. Ortadoğu’da, Balkanlar’da Büyük İsrail Devleti kurmak için mücadele etmektedir. Bugün büyükelçiliğini Kudüs’e taşımak istemesinin sebebi yine büyük İsrail Devleti meselesidir.
Neden İsrail?
Neden dünyanın her yerinde yeni İsrail’ler? Neden Irak, Kosova yeni İsrail olacak! Medeniyetler çatışacak ve petrol coğrafyası mı denetim altına alınacak? Neden?
Bu satırların okuyucuları bu soruların afakî sorular olmadığını hemen anlayacaklardır. Türk Milleti “Neden İsrail” sorusunun cevabını çok iyi bilmektedir.
İnsanın, dünyamızın bugünkü süper gücünün böylesine fantastik ideallere vasıta olduğuna inanası gelmiyor. Ancak; bu üstün teknolojinin beyni, bu beynin arkasında yatan düşünce, dünya düzeninin nasıl olacağı, kullandığı sınırsız sermaye, kullandığı askeri güç, Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası, NATO gibi önemli kurumlara olan hâkimiyeti ve bütün dünyada sağladığı hegemonya gösteriyor ki, evet, gerçekten İsrail, gerçekten aslında iki bin yıllık mistik Tevrat şeriatı! Ve bu muharref Tevrat şeriatı düşüncesinin dünya hâkimiyeti! Bütün insanlığın sürü, ama kendilerinin efendi olduğu dünya hâkimiyeti! İşin ucunu getirip getirip İsrail’e ve tabii Siyonizm’e bağlamak fantezi değildir. Başlangıcından beri insanlığın yaşadığı inkılâpların, ihtilallerin ve savaşların hemen çoğunda bu düşüncenin damgasını bulmak mümkündür.
Yahudi ideallerinin tarihteki birçok olaya damgasını vurduğu gibi, günümüz dünyasında da etkisi aynıdır. Olaylar detaylı analiz edildiğinde, çatışmaların kahramanları birebir araştırıldığında görü-lecektir ki, gerçekten dünyamızdaki emperyalizm bugün ABD tarafından, o da Siyonizm tarafından sevk ve idare edilmektedir.
ABD’nin dünya hegemonyasını elinde tutmak istemesinin sırrı burada gizlidir! Yahudi mistisizmini anlamadan emperyalizmin gerçek mana ve hedefini anlamak mümkün değildir. Dünya insanlığının, bu “mana ve hedefi” anlamadan emperyalizme karşı mücadele edebilmesi hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Amerika Birleşik Devletleri halklarının bu olup bitenlerin manasını anlaması, neden ülkelerini bir avuç Yahudi’nin idare ettiğini, neden aç ve sefil yaşadıklarını, neden dünyanın her tarafında yapılan savaşlarda kendi çocuklarının ölüp gittiklerini anlamaları ise hiç mümkün olmayacaktır. Amerika Birleşik Devletlerini bir avuç insan, pek az bir zekâ idare etmektedir. Bu bir avuç insan ise dünyayı! Aslında dünyayı idare eden Yahudilerden başkası değildir. Siyonizm’in ve bugünkü İsrail’in kurucusu Theodore Hertzle aynen şöyle söylemektedir:
“Gerçi çok hayret verici bir şeydir ama ortada bir hakikattir ki, dünyayı pek az bir zekâ idare etmektedir.”[1]
Dünyayı pek az bir zekâ idare etmektedir! Vaktiyle Filistin topraklarından yer isteyerek İsrail devletini kurmaya çalışan, bunun için “aslanın ölmesini bekleyen” (Osmanlı Devleti’nin yıkılmasını) Yahudilik bunu başarmıştır. Şimdi ise eline geçirdiği ABD gibi çok büyük bir güçle bütün dünyayı hegemonyası altına almaya çalışmaktadır. Ama bir farkla, artık Theodore Hertzle döneminin büyük devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasını beklemek gibi bir mecburiyet yoktur. Yani “aslanın ölmesini” beklemek gerekmiyor artık. Şimdi aslanın yerine ikame edilen devletçikler birer birer yok edilerek yola devam edilmeye çalışılıyor. Bunun için, şu anda yüksek teknolojiyi elinde bulunduran, dünyanın bütün zenginliklerine hâkim olan ABD’den daha uygun bir vasıta olamazdı. Amerikan halklarının servetinin nasıl soyulduğunu ve kendi idealleri için kullandıklarını aşağıdaki düşünceler ifade etmektedir.
Yine Theodore Hetzel’den okuyalım:
“Eğer paraya yapışmışsak bunun sebebi paraya yapışmaya mecbur edilişimizdir. Öte taraftan da her an servetimizin yağma edileceği endişesini taşıdığımız için servetimizi saklamak ve kaçırmak yollarını düşünmüşüz. İşte bizim parayla münasebetimiz böyle doğmuştur.
Biz halktan parayı sızdırıyoruz. Sonra onu bizden çalıyorlar. Bu sebeple, ıstıraplarımız, çektiklerimiz bizi çirkinleştirmekte ve daha önce asil olan karakterimizi bozmaktadır. Zira biz de bir zamanlar memleketlerini silahlarıyla korumasını bilen bir millettik. Ve muhakkak ki çok sağlam bir millettik, zira iki bin senedir katlediliyoruz ama imha edilemiyoruz.”[2]
Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve Filistin topraklarında bir İsrail Devleti’nin kurulması için çok uğraşan İsrail’in kurucusu Theodore Hertzle, bu düşüncesini iman haline getirmiş ve şunu söylemişti:
“Kendimde devlerin gücünü hissediyorum.”[3]
İki bin yıldır mücadele eden, önce Nil’den Fırat’a uzanan toprakları elde ederek, daha sonra da bütün dünyayı hâkimiyeti altına almaya, Tevrat Şeriatını dünya milletlerinin temel inancı haline getirmeye çalışan Yahudilik, işte şimdi tam manasıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin idaresini ellerinde bulundurmakta ve bu ülkeyi dünya hegemonyası için kullanmaktadır.
Bu durumda Amerikalıların şu önemli soruları cevaplamak gerekmektedir:
1) Amerika Birleşik Devletleri’nin idaresini eline geçirmiş olan bu “bir avuç zekâ” yaklaşık üç yüz milyonluk Amerikan halkını nereye kadar aldatacak? El altından İsrail’e akıtılan sermayenin doğurduğu “krizi önlemek” için ne zamana kadar halkını sömürecek?
2) Bu “bir avuç zekâ”, malumdur ki, Amerika halklarını aldattığı gibi dünya insanlığını da kandırmaktadır. Acaba insanlığı; uyuşturucularla, cazip müzikler, yiyecekler, içecekler, giyecekler, şatafatlı eğlenceler ve bir sürü rezil alışkanlıklar kazandırarak nereye kadar oyalayabilecek?
3) Bir sosyal sistem, bir ekonomik program olarak nasıl Komünizm bitmişse bugün Kapitalizm de bitmiştir. Düşünce ve inanç boşluğu içine düşen, yüzyıllardır dinden dine, mezhepten mezhebe savrulan, bu sebeple yüzyıllarca savaşan Batılılar bundan sonra hangi inanç ve ekonomik programlarla meşgul edebilecek? Beynini boşaltıp, sürü haline getirdikleri Batılı insan, insan olduğunu anlarsa, haklarını anlarsa ve gerçek adaleti, insanlığın son ve asıl medeniyetinin ne olduğunu anlarsa, insanlığın bu asıl medeniyete kucak açmasını yeni savaşlarla, yine milyonlarca insanın ölümüyle mi durduracak Amerikan Emperyalizmi?
4) Terörle hiçbir devletin önü kesilemez. Terör devletler için caydırıcı bir kuvvet olamaz. Ancak; muhakkak ki hegemonya altına alınan dünya milletleri, özellikle İslam alemi, bu milletlerin elitleri bir gün uyanacak, her türlü vasıtayı kullanarak Amerikan hegemonyasından kurtulmaya çalışacaktır. Amemrikan 11 Eylül’ü buna çarpıcı bir örnektir. Dünyadaki bu uyanış Amerikan halklarının da uyanışına sebep olacaktır. Kendi halkını dahi aldatan, “bir avuç zekâ” nın peşinde, Siyonist ideallerin peşinde koşan, zaten kendi yarattığı kâğıttan kaplandan korkan, bu korku ile üstün silah gücüne dayanarak ayakta durmaya çalışan Amerikan yönetimi, kendi halkı ve dünya milletleri uyanırsa, İslam alemi uyanırsa, bu uyanışı nasıl durduracak?
5) Şimdi ABD’nin bütün dünyada müttefikleri var. Türkiye’de de cuntaları ve Beşinci Kol Kuvvetleri var. Dünyanın her yerinde devşirdiği devlet adamları ile sivil toplum kuruluşları ile gazetecilerle ve doğrudan kendi istihbarat örgütlerinin elemanları ile mevcut otoritesini korumaya çalışıyor. Rusya, Japonya, Çin (en az iki nesil), Hindistan… Bunların hiç birinin Jeostratejik Oyuncu olarak ABD’nin karşısına çıkamayacağını ve dolayısıyla Amerika’nın dünya hegemonyasının daha uzun bir müddet devam edeceğini hesap ediyor.
“Karşımıza çıkabilecek gerçek Stratejik Oyuncu Avrupa Birliği olabilir” diyorlar. Bu sebeple Avrupa Birliği ile ittifak kurmaya çalışıyorlar.
Nereye kadar?
“Avrupa siyasi bütünlüğe doğru yavaşça yol almasına karşın, artan ekonomik gücü ele alındığında, Amerika, Avrupa ile samimi bir ortaklık kurabilir mi?”[4] diye soran ABD değil mi? Bu samimiyetsizliğe Avrupa güvenecek mi?
6) Tıpkı Türk milleti gibi, özgürlüğü şiar edinmiş olan Almanya ve Japonya, halklarının uyanışını daha ne kadar kontrol altında tutabilirler. Asil Alman milleti ve hiçbir şeyden korkmayan Japon milleti Amerika’nın hegemonyası altında bulunduklarını kavrayıp, özgürlükleri için mücadele etmeyi göze alırlarsa, bu milletleri yine atom bombası ile mi dizginlemeye kalkacaktır. Böyle bir uyanma durumunda ABD hangi tedbirleri alacaktır?
7) Amerika Birleşik Devletleri’ni meydana getiren nüfusun homojen bir nüfus olmadığı malum. Hem ırk olarak, hem medeniyet olarak, hem tarihi aidiyet olarak, hem bölge olarak çok farklı bir mozaikten millet çıkarmaya çalışıyor. Bu mümkün müdür? Ayrılma isteklerini artık açıkça dile getiren eyaletlerin halklarını ABD daha ne kadar birlik içinde tutabilecek? Şimdiye kadar hiç kaybetmemiş olan ABD kaybetmeye başlarsa, zorla bir arada tuttuğu eyalet halkları “tamam, buraya kadar” derse, birlikten ayrılmayı isteyen bu hakları daha uzun süre birlik içinde tutmayı başarabilecek midir?
8) ABD’yi kendi idealleri için kullanan bu “bir avuç zekâ”, malumdur ki, bütün dünya milletlerinin iç dinamikleri ile oynuyor. Durum tersine döner de, pamuk ipliği ile tutan kendi iç dinamiklerini birileri harekete geçirmeye çalışırsa ABD ne kadar süre daha ayakta kalabilecek? İngilizce konuşmayı reddeden 30 eyalet halkını nasıl bir arada tutacak? Meksikalıları nasıl durduracak? Amerika ve Meksika savaşının kaçınılmaz olduğunu kendi düşünürleri dile getirmektedir. (Gelecek Yüzyıl, George Friedman)
9) Birileri ABD’nin iç dinamikleri ile oynayıp ta, bundan iki yüz yıl önce nüfusu on milyon olan Kızılderililerin bugün neden sadece dört buçuk milyon olarak varlığını koruyabildiğini, bu nüfusa ne olduğunu sorgulamaya başlarsa acaba bu Kızılderili soykırımını nasıl izah edecekler?
10) Milletler uyanırsa; el âlemin Ermeni tehciri, el âlemin PKK’sı, el âlemin petrolü, altını, gümüşü, bor’u, pamuğu, suyu ve en önemlisi el âlemin hayatı ile oynamaya daha ne kadar devam edebilir Amerika Birleşik Devletleri?
11) Türk Milleti uyanırsa, Türkiye Devleti’nin yöneticileri dirsek çevirirse, İslam alemi ve bu dünyanın yöneticileri ihanetten vazgeçip ABD’ye karşı büyük bir ittifak içine girerlerse ABD dünya hegemonyasını nasıl sürdürecek?
ABD Dünya Hegemonyasının Sonuna Gelmiştir, Amerikan Çağı’nın Sonudur.
Osmanlı Devleti’nin kurmay heyeti II. Viyana kuşatmasında hata yapmıştır. Eğer Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın kurmay hatası olmasaydı, Kırım ordusu Tuna’dan çekilmeseydi belki Viyana alınacaktı, belki Osmanlı Devleti bugün daha güçlü bir imparatorluk olarak yaşıyor olacaktı! Ama II. Viyana’da aldığı mağlubiyetle Osmanlı İmparatorluğu sonun başlangıcına geldi. Ulaştığı en büyük imparatorluk zirvesinden geriye döndü. Ve şu anda Osmanlı İmparatorluğu yok!
İşte bu, milletlerin kaderidir. Nasıl canlılar en sağlıklı göründükleri zamanlarda bile vücutlarında hastalık mikroplarını taşıyor olabilirlerse, devletler de böyle en kuvvetli oldukları zamanlarda, hiç beklenmedik bir anda darbe yiyebilirler, tarihin sahnesinden çekilebilirler. Devletler de bünyelerinde her zaman yıkılmanın tohumlarını taşıyor olabilirler. Yıkılan bütün devletlerin kaderlerinde işte böyle kurmay hataları vardır.
Bütün diğer imparatorluklar, yıkılan bütün devletler ve tarihin sayfalarında sadece adları kalan milletler için Azrail hiçbir zaman beyaz atın üzerinde bir prens gibi gelmemiştir.
Milletlerin de bir eceli vardır. Ve ABD de mutlaka mukadder sonunu yaşayacaktır. Bu tarihin hükmüdür. Asla bu hükümden kaçamaz.
Acaba 11 Eylül saldırıları da Amerika Birleşik Devletleri’nin “II. Viyana”sı olabilir mi?
Neden böyle düşünmüyoruz!
Bu saldırıları Amerikan kurmay heyetinin bizzat kendisinin planladığını iddia eden analistler var. Daha sonra Irak’a, Afganistan’a yapılan müdahale bu tezi doğrulamaktadır. İşte bu da Amerikan kurmay heyetinin hatasıdır. Bize göre 11 Eylül saldırıları Amerika’nın II. Viyana’sıdır.
Kimilerinin Irak’a müdahale edebilmek için ABD’nin kendisinin düzenlediğini iddia ettikleri 11 Eylül saldırısı, ne olursa olsun, Amerika Birleşik Devletleri tarihinin dönüm noktasıdır. ABD gibi büyük devlet elbette terör ile dize getirilemez. Ayrıca terör herkes tarafından kınanması gereken bir vahşettir. Kimse onaylayamaz. Ancak; 11 Eylül saldırısının gerçekten ABD için bir dönüm noktası olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bu saldırı, ABD’nin kader ibresinin değiştiği anlamına geliyor. Bu saldırılar ABD için II. Viyana’dır. Şimdi ne kadar tedbir alınırsa alınsın, ne kadar “burada dünyanın tek süper devletinin ikilemi vardır” denilerek teknik analiz yapılırsa yapılsın, bir defa olan olmuştur. Bizim şer zannettiğimiz 11 Eylül saldırılarında belki bir hayır vardır! Amerikan kurmayı şimdi en büyük hatayı yapmaktadır. Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmekle bombanın pimini çekmiş, kendi sonunu onaylamıştır. Bu kurmay hata, işte şimdi Amerika’nın sonunu getirecektir. ABD –Osmanlı gibi- zirveden aşağıya doğru dönmüştür. Evet, gerçekten de bu ülkenin kaderinin son bulması “fiziki olarak güçsüz fakat fanatik motivasyon ile donatılmış düşman” eli ile değil, dünya milletlerinin, özellikle İslam aleminin, bir daha özgürlük için ayağa kalkması ve artık bu ülkeye karşı dik durması ile mümkün olacaktır. Amerika’nın düşmanlarının bu ülkeye; “büyük şeytan”, “Sam Amca”, “Amerikan Rüyası” , “Yanki’nin Çocukları” gibi küçük düşürücü hakaretlerle saldırması acizlik ifadesidir. ABD çaresizliğini anlamıştır. Tarihi misyonu bitmiştir. Artık yerine bir başka medeniyet gelecektir. Bir başka millet belki de dünyayı yönetme görevini, tarihe kural koyma nöbetini devralacaktır! İnşallah bu nöbet yine Türk Milleti’nindir!
ABD Çaresizliğini Anlamıştır
ABD çaresizliğini anlamıştır ama artık geç olmuştur. Ulaşmış olduğu zirvede, tarihin platosunda daha uzun süre yürüyemeyeceği aşikârdır. Tarihin karanlıklarından, derin tünellerden çıkarak, millet olma rüştüne eremeyecek olan toplama milletlerle, kısa bir tarih diliminde dünya hegemonyasına ulaşan ABD’nin, bunu artık sürdüremeyeceği kesindir. Osmanlı İmparatorluğu sürdürdüğü 600 yıllık ömrünü ancak 150 yıllık bir tükeniş sendromuyla tamamlamıştı. Amerika’nın, tarihte yaşamış en kısa ömürlü imparatorluğun yaşadığı kadar dahi yaşayamayacağı açıktır. Yakalamış olduğu ileri teknoloji, üstün vuruş gücü ile ömrünü sürdürmeye çalışmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’ni idare eden “bir avuç zekâ”, kendi menhus idealleri için bütün dünyada canavarlar yarattı. Ama bu canavarlar bir bumerang gibi geriye dönecek ve ABD’nin başına bela olacaktır. Dünyayı şekillendirmeye çalışan, dünyada bir sürü ittifaklar kurmaya çalışan, bunun yanında dünya insanlığının başına bir sürü gaileler açan, Vietnam, Somali, Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi önemli bölgelerde milyonlarca insanın ölmesine sebep olan Amerika’yı hiçbir ittifak artık kurtaramayacaktır.
Kural budur.
Bir zayıf anınız yakalandığında, bir zamanlar ölümüne müttefikiniz olan güçler size dönerler ve geçmişin hesabını sorarlar. Bundan böyle Amerika’nın kiminle ve nasıl daha iyi bir dünya kurabiliriz arayışı beyhudedir. Herhalde çağımızda milletler bu aldatmacayı anlamaktan aciz değildirler. Artık beklenen, ABD’ye karşı duruşun başlangıcı olabilecek bir nirengi noktasının yakalanmasıdır. Ve bence Kudüs kararı böyle bir nirengi noktasıdır. ABD’li yöneticiler bunu anlamıştır ve bunun tedirginliği ile hırçınlaşmıştır, hırçınlaştıkça bataklığa doğru sürüklenmektedirler. Kudüs meselesi bu hırçınlığın son noktasıdır.
Şimdi kendilerine sordukları soru şudur:
“Eninde sonunda, stratejik kilit noktası olan soru şudur: Amerika, kiminle ve nasıl daha etkili bir şekilde ilerleyen daha iyi bir dünyayı şekillendirecektir? Bunun cevabı, tarih boyunca süre gelen Atlantik ve Pasifik ötesi stratejileridir.”[5]
Bu soru beyhudedir. ABD artık dünyayı şekillendiremez. Dünya milletlerinin, Türk Milleti’nin ve İslam âleminin ve yöneticilerinin sağduyusu ve uyanışı tarihin seyrini değiştirecek olgunluğa erişmiştir. Atlantik ve Pasifik ötesi stratejiler geliştirebilen yeni milletler, yeni kurmaylar elbette ortaya çıkacaktır. Amerika’dan sonra dünyanın geri kalan bütün güçleri bunu anlayamayacak kadar aciz ve akılsız değildir.
Şimdi Türk ve İslam âleminde, kendisinde “devlerin gücünü hisseden” liderlerin çıkmasının tam zamanıdır.
Özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti JEOSTRATEJİK OYUNCU olmaya, dünyaya yeniden kural koymaya, Avrasya’yı, Türk ve İslam âlemini yeniden çekip çevirmeye muktedir olduğunu göstermelidir. Bunun tam zamanıdır.
ABD’nin bu skandal “Kudüs” kararından sonra artık Türk Milleti olarak biz de kendimizde devlerin gücünü hissetmeye başlamış bulunuyoruz.
Dünya insanlığı Türk Milleti’nin rehberliğinde yeni bir saadet çağı yaşamaya muhtaçtır.
Mikdat Topçu
[1] Hatıralar, Theodore Hertzle. Sayfa 26
[2] Hatıralar, Theodore Hertzle. Sayfa 20
[3] Aynı eser, sayfa 44
[4] Brzezinski, Tercih, Önsöz
[5] Brzezinski, Tercih, Sayfa 110
Son Yorumlar