Aylık Arşiv: Kasım 2015

Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi? (2)

Bugünlerde Rusya ile Türkiye arasında çıkan uçak düşürme krizi basit bir olay değildir. Bu kriz  büyük bir savaşın tetikleyicisi olabilir. Türkiye asla böyle bir savaşa girmemelidir.

Aşağıya Kırım Savaşı’nı özet olarak yazdım. Milletlerin daima tarihi emelleri vardır. Devletler, asıl amaca ulaşmak için taktik hareketler yaparlar. Düşmanlarını şaşırtırlar. Hiç umulmadık ülkelerle ittifaklar kurarlar. Tarihte bu hep olagelmiştir. (Orta Doğu’da kurulan sinsi ittifaklara dikkat edilmelidir.)
Türkiye böyle bir oyuna gelmek üzeredir. Asla Rusya ile bir savaşı kabul etmemelidir. Asla Batı ittifakına güvenilmemelidir. Milletimizin millî duygularının kabarması normaldir. Ama devleti idare edenlerin soğukkanlı olması gerekir. Bazı dostlarımızın Genelkurmayı tebrik ettiğini görüyorum. Bu meseleyi hamaset duyguları içinde asla değerlendirmemek gerekir. Düşman devr-i sabık yaratmaya çalışmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu şuursuz bir şekilde savaşa girdi. İstanbul’da “Harp isterük” naraları atılıyordu. Sonuç hüsran oldu. Osmanlı parçalandı. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti devleti aynı senaryo ile karşı karşıyadır. Bugün şartlar daha da ağırdır. Türkiye Savaşa girmez ise ileride büyük devlet olmanın temellerini atmış olacaktır.
Türk devlet adamlarını ve Genelkurmayını uyarıyorum. Asla böyle bir savaş kabul edilmemelidir. Bu durum aslında Rusya’nın oyununa değil, Batının oyununa gelmek anlamına gelecektir.
Eğer böyle davranılmazsa işte o zaman “Tarih tekerrür etmiş olacaktır.”
Aşağıdaki yazıyı ibretle okumanızı istirham ediyorum.

 

KIRIM SAVAŞI

(1853-1856)

 

Bilindiği gibi Kudüs, üç semavi dinde de kutsal bir şehirdir. Rusya, Ortodokslara haksız muameleler yapıldığını ileri sürerek Kudüs’ün kontrolünü istemektedir. Bu sebeple İstanbul’a fevkalade bir büyük elçi göndermiştir. Bu büyükelçi Prens Mençikof’tur. III. Napolyon, Katolikler aleyhine Rusya’ya taviz vermemesi için Bab-ı Ali’yi sıkıştırıyordu. Bab-ı Ali, Kudüs’teki Hıristiyan kutsal makamlarının Müslüman dinince de kutsal olduğunu, bundan böyle bu makamlardaki hizmetlerin Katolikler ve Ortodokslarca değil Müslümanlarca ifa edilmesine karar verdi. Rusya, Osmanlı devletinin bu kararına şaşırdı ve ilk defa “hasta adam” tabirini kullandığı Osmanlı devletini paylaşmak için İngiltere’ye teklifte bulundu. Prens Mençikof 5 gün içinde cevaplanması şartıyla bir “ültimatom” verdi ve bu ültimatom reddedildi. Bu sebeple Rusya savaşa karar verdi. Böylece Kırım Savaşı başladı. Özetle Kırım Savaşı’nın sebebi bu.

Dış siyasette  Reşid Paşa mutlak şekilde hakimdi ve Rusya’yı ezmenin, hiç olmazsa çeyrek asır için Türkiye’yi tehdit edemez hale getirmenin tam zamanı olduğu fikrini taşıyordu. Neden! Çünkü o, aslında bir İngiliz dostuydu ve Rusya’nın Osmanlı devletini yenerek Akdeniz’e inmesi İngiliz menfaatlerine aykırı idi.

4 ekim 1853’te savaş başladı ve Rusya hemen Romanya’yı işgale başladı. Müşir Ömer Paşa Romanya’dan Rusları geri attı ve Rus ordusunu yendi. Ruslar bozgun şeklinde kaçtılar.

Ama Kafkas cephesinde Abdülkerim Nadir (Abdi) Paşa, Şeyh Şamil’in desteğine rağmen başarı elde edemedi. Ruslar, Sinop’ta yatmakta olan 12 parçalık Türk filosunu batırdı. 2.000 Türk şehit oldu. Sinop’u yaktı yıktı Ruslar. Tarihçiler, bu filonun kasıtlı olarak Rus saldırısına açık bırakıldığını, İngiltere ve Fransa’nın desteğini sağlamaya yönelik bir taktik olduğunu yazmaktadırlar. Ne demeli!

Alışılagelmiş, geleneksel savaş taktikleri ile Kırım Savaşı devam ediyordu. Rus Çarı I. Nikola’nın Fransa ve İngiltere’nin “Hıristiyan dinine ihanet ederek Müslüman Türklere yardakçılık ettikleri” şeklindeki beyanı III. Napolyon’u kızdırdı ve III. Napolyon, Londra’ya, Rusya’ya karşı savaş teklifinde bulundu. Londra bu teklifi kabul etti. Artık Fransa ve İngiltere ile müttefiktik.  Rusya’ya karşı, Osmanlı devleti, Fransa ve İngiltere birlikte savaşacaklardı.

Bütün cephelerde Ruslar yenildi. Kaybedilen birçok toprak geri alındı, Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” piyesine konu olan Silistre kuşatması kaldırıldı. Kırım’a çıkarma yapıldı. Sivastopol düştü.

Ruslar, sadece kuşattıkları Kars’ı teslim aldılar. Kars Rusların eline geçince Kırım Savaşı fiilen bitti.

Üç büyük dine göre de kutsal bir şehir olan Kudüs’ün kontrolünü Rusların istemesi, aslında “sıcak denizlere” inmek için bir bahane idi.

Kırım Harbi sonunda Paris Konferansı toplandı. (1856). Bu konferansın; topraklarla, sınırlarla, kuvvetlerle, tersanelerle, donanmalarla ilgili bir sürü maddesi vardı ve konferansın kararları Osmanlı Devleti’nin aleyhinde değildi. Ancak bir maddesi vardı ki, işte bu can alıcı idi. Bu maddeye göre;

“Türk imparatorluğunun mülki bütünlüğünü, muahedeye imza koyan bütün devletler müteselsil olarak tekeffül edeceklerdir”.

Yani, devletimizin sınırlarına, Paris Konferansı’na katılan  İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Prusya ve Sardunya kefil oluyorlardı. Ne hallere  kalmıştık! İşte böyle günlere gelmiştik ve daha ne günler görecektik! Daha da acı olanı, devleti böyle günlere getirenlerin “kahraman” ilan edilmeleri ve bunların hala devletin “resmi” statükosunda kahraman olarak kabul edilip, çocuklarımıza da kabul ettirilmeye çalışılmasıdır.     Mustafa Reşit Paşa için bugün, “Koca!”, “Büyük!”   gibi unvanların kullanılması bu sebepten olsa gerektir. Tabii ki bu kişiler, imparatorluğu tasfiye ederken gösterdikleri başarılar! dolayısıyla “büyük”tüler… İmparatorluğun tasfiyesi sırasında, imparatorlukla birlikte tasfiye edilen bütün vatanperverler zelil, hain, ama, tasfiye edenlerin tümü kahraman oldular. Bu kabul edilir bir durum değildir. Ve Batı karşısında mağlubiyetimizle aynı anlamı taşımaktadır. Bunu Türk milletinin çocukları daha ne kadar zaman kabul edecektir. Türk milletinin çocukları daha ne kadar süre ile uyutulacaktır, bu duruma tahammül gösterecektir!

Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi? (1)

 

George Friedman’ın “Gelecek Yüzyıl” adlı kitabını okuyorum.

“Belli bir seviyede geleceği düşündüğümüzde, kesin olan tek şey genel inanışların yanlış olabileceğidir” diyor Friedman. 20 yıllık periyotlarla dünyada nasıl büyük dalgalanmalar olduğunu anlatıyor.

Dönemler gelir geçer. Uluslararası ilişkilerde dünyada her yılda ve hatta daha az zaman dilimleri içinde büyük değişiklikler meydana gelir. Olayların yaşanabileceğini anlamak bir sihir değildir. Bu değişiklikleri tahmin edemeyen ve bu politik analizleri büyük bir öngörü içinde zamanında yapamayan ve buna göre hazırlıklar yapamayan ülkeler, liderler bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödemektedirler. Olaylar yaşanıp da bulutlar dağıldıktan sonra durumun vahşeti ortaya çıkmaktadır. O zaman da iş işten geçmektedir.

Demek ki ülkeleri idare eden liderlerin tahminleri, analizleri ve muhtemel uluslararası olaylara, kısacası savaşlara hazırlıklı olmaları çok önemlidir.

Aşağıda 20 yıl arayla dünyada meydana gelen büyük olayları özetleyerek yazıyorum. Kitabın sayfaları içinde bunları okumak, anlamak, yeni tahminler ve analizler yapmak gerekiyor.

“Kendinizi şimdi 1920 yılının yazında hayal edin. Avrupa yıpratıcı bir savaş sonucunda büyük bir yıkım yaşamıştır. Kıta parçalanmıştır. Avusturya-Macaristan, Rusya, Alman ve Osmanlı İmparatorlukları yok olmuş ve yıllarca süren savaşlar sonucunda milyonlarca insan ölmüştür.” Sayfa 17-18

 

“1940 yılının yazında yaşadığınızı hayal edin. Almanya kendisini yeniden yapılandırmakla kalmamış, aynı zamanda Fransa’yı işgal etmiştir ve Avrupa’ya kafa tutmaktadır. Komünizm varlığını sürdürmektedir ve artık Nazi Almanyası ile müttefiktir. İngiltere tek başına Almanya’ya karşı koymaktadır ve bu bakış açısından bakıldığında pek çok mantıklı insana göre sava sona ermiştir. Oysa bin yıllık Alman imparatorluğu bir yüzyıl boyunca Avrupa’nın yazgısını belirlemektedir.” Sayfa 18

 

“Şimdi 1960 yılının yazında olduğunuzu hayal edin. Almanya savaş boyunca büyük yıkımlar yaşamıştır. Savaşın başlamasından itibaren beş yıl boyunca büyük yenilgiler görmüştür. Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya tarafından parçalanmıştır. Avrupa imparatorlukları çöküş yaşamaktadır ve ABD ve SSCB mirası paylaşmak için kıyasıya mücadele içindedir.” Sayfa 18

 

“Şimdi 1980 yılının yazında olduğunuzu hayal edin. Amerika Birleşik Devletleri yedi yıl süren bir savaşın sonunda Sovyetler Birliği tarafından değil, komünist Kuzey Vietnam tarafından yenilgiye uğratılmıştır. Amerika geri çekilmek durumunda kalmıştır. Vietnam’dan çıkma durumunda kalmıştır.” Sayfa 19

 

“Şimdi ise 2000 yılının yazında olduğunuzu hayal edin. Sovyetler Birliği tamamen çökmüştür. Çin isim olarak hala komünisttir fakat uygulamada kapitalist olmuştur. NATO, eski Sovyetler Birliği bölgelerini de kapsayacak şekilde Doğu Avrupa boyunca etkinlik alanını genişletmiştir. Dünya zenginlik ve barış içindedir. Herkes jeopolitik durumun ekonomik dünya açısından önemini bilmektedir ve yalnızca Haiti ve Kosova gibi bölgelerde olaylar çıkabilmektedir.

Ardından 11 Eylül 2001 gelmiştir ve dünya bir kez daha tepetaklak olmuştur.” Sayfa 19

Herhalde şimdi dünya bu 11 Eylül saldırılarından sonraki kaderini yaşamaktadır. Ve tabii ki 2000 yılından beri dünyada neler oldu neler. Bunları da özetleyeceğim.

 

 

Elvermez mi?

Şair nasıl kükremişti, benim kükremek istediğim gibi!…

“Ey milletim! Sen bundan tamam beş bin yıl evvel
Altaylarda yaşarken
Tanrı’n sana dedi ki, “Ey Türk ırkı, bu yerden
Güneşlere süzülen kartal gibi uç, yüksel!
Senin her kuvveti ram edici ellerin
Bütün mağrur başlara yıldırımlar saçacak;
Sana Çin’in, İran’ın, Hind’in, Mısr’ın, her yerin
Er isteyen tahtları kollarını açacak!
Sen bu sesin önünde rüzgar gibi dolaştın
Sert yelesi dikilen arslan gibi savaştın
İlk filleri tanıyan
Yaşlı Alpler, Kafkaslar…
Tufanlarla haykıran eski Nil’ler, Aras’lar
Senin gibi bir yiğit ve bir ulu milleti
İnsan oğlu doğduğu günden beri görmedi”.

Şair böyle kükremişti. En sonunda “Fakat şimdi?” Demişti.

“Fakat şimdi?… şu son üç yüz yıldan beridir
Senin şanlı hayatının Ülker bahtı dönüktür;
O alevli şehirlerin, kulelerin sönüktür;
Her bucağın bir mezarlık ve bir yangın yeridir.”

Ve şairin yüreği kan ağlıyordu, tıpkı benim gibi…

“Söyle bana, senin fatih altın ordun ne oldu?
O tahtların, som yaldızlı sarayların ne oldu?
O fütuhat şenliklerin, alayların ne oldu?
Ufkunda gün kararmayan geniş yurdun ne oldu?
Erlerini ak köpüklü seller gibi coşturan
Yasaların, bayrakların, hakanların nerede?
Kralları yalın ayak, rikabında koşturan
Kılıçların, mızrakların, kalkanların nerede?”

En sonunda şair söyle haykırıyor, benim haykırmak istediğim gibi:
“Sus ağlama, harabenden kalk doğrul,
Kaldır, solgun, felaketli başını,
Dindir kanlı gözlerinin yaşını,
Çık meydana, kurtulmaya bir yol bul!”

“Beklediğin daha hangi musibet?
Elvermez mi, bağrındaki yaralar?
Elvermez mi, alnındaki karalar?
Elvermez mi, bu sefalet, bu zillet?”

Ey Türk Uyan
Mehmet Emin Yurdakul

Ey Türk Gençliği

Türk milletinin ve Türk gençliğinin, büyük bir İstiklal Savaşı vererek, kan, ter, göz yaşı ve binlerce şehit ve gazi ile kazandığı Cumhuriyetin kıymetini bilmesi dileği ile Türk milletine bu günleri sağlayan büyük komutanın bu ölüm yıldönümünde ruhuna binlerce Fatiha gönderiyorum.

Başkmutan GAzi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve tüm şehitlerimizin ruhları şadolsun.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927