Platon “Devlet” adlı eserinde:
“Eğer iki Helenli (Eski Yunan) birbirini öldürürse, bu yanlış bir şeydir. Ama Helenliler yurtlarını istilaya gelen, bu güzel Helen ülkesini istilaya gelen düşmanları öldürürlerse, bu iyi bir şeydir. Birbirimizle çatışsak bile, bir gün barışacağımızı göz önüne alarak barışacak bir aralık bırakalım” der.
Dikkat ediniz, “Birbirimizle çatışsak bile, bir gün barışacağımızı göz önüne alarak barışacak bir aralık bırakalım”. diyor.
Ta Eski Yunan’da bir düşünür. Öyle ki, o zaman, kendi milleti içinde meydana gelen çatışmalar için üzülüyor ve “bir gün barışabiliriz, ona göre, aramızdaki bütün köprüleri atmayalım” diyor. Acaba bu düşünce yüzyıllardır birlikte yaşadığımız ve şimdi niyetlerini bozan, düşmanla işbirliği yapan kardeşlerimize de bir uyarı olabilir mi?
Güzel yurdumuz yine bir takım çatışmaların, gizli ve açık yürütülen savaşların alanı haline geldi. Türklerin vatanı yine parçalanmaya çalışılıyor. Balkan Savaşları’nın öncesinde olduğu gibi, Birinci Dünya Savaşı’nın öncesinde olduğu gibi düşman yine yöneticileri aldatıyor. Yine düşmanla işbirliği yapanlar çoğaldı. Yine düşman eline geçirdiği propaganda vasıtaları ile Türk Milleti’ni aldatıyor, bölüyor, parçalıyor. Yaratılan bu bulanık ortamda millet parçalanmayı fark edemiyor.
Hâlbuki Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeniden bölünme sürecine girdi.
Nihai hedefi Kürt devleti olan devletin “Kürt Açılımı”nda yeni bir aşamaya gelindi: Artık vatan bölme faaliyetleri neticesini verdi. Bu yeni aşamanın adı artık Demokratik Özerkliktir!
ABD, ikinci bir İsrail devleti olarak inşa etmek istediği Büyük Kürdistan için önce Irak’ı parçaladı ve Güney Kürdistan’ı kurdu. Şimdi sıra Kuzey Kürdistan’da! Yani sıra; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Güneydoğusu’ nda kuracağı ve sonra Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerle birleştirerek meydana getireceği büyük Kürdistan’da! Yani yeni İsrail de!
Bilmiyorum dikkat ediyor musunuz? Her şey bitmiş vaziyette! Artık televizyonlarda batıdaki Kürtlerin ne olacağı tartışılıyor!
Türk Milleti ise hala devletinin bölünme noktasına geldiğinin farkında bile değil. Sürekli ve derin bir propaganda ile rahatlıkla etki altına alınan bir kesim bölünme konusunu hala anlamış değil. Belki mensup olduğu iktidar partisine yakınlığı sebebiyle, belki bir takım dini mülahazalarla, belki ekonomik gidişi iyi bulduğu için, belki yolların, park ve bahçelerin güzelleştirilmesini büyük bir hizmet olarak gördüğü için Türk insanı durumu fark edemiyor. Hükümetin; kendi savaş uçağımızı yapıyoruz, kendi tankımızı yapıyoruz gibi milletin hassas noktalarını kontrol altına
alarak güven vermesi, halkımızın bugün yürütülen bölünme kavgasını anlayamamasına sebep olmaktadır. Bütün bunlar halkın gerçekleri görmemesi için perdeleme rolü oynamaktadır.
Hâlbuki düşman yurdumuzu açıkça bölmektedir. Partizanlık duyguları içerisinde hareket eden Türklerin, vatanlarının parçalanmasını anlama, kavrama gibi bir düşüncesi zaten olamaz. Olmuyor da… Hatta böyle bir saplantı içinde uyuyan Türkler, bölünmeyi anlayanları, düşmanı tanıyanları ve mücadele edenleri hain olarak görüyor. Buna en yakınım olan insanlardan bile şahidim. İşin en tehlikeli olan yanı da bence bu!
Bölünmeden yana olan Kürtlere, Platon’un dediği gibi seslenip, gelin yapmayın etmeyin, düşman gider, yine biz burada baş başa kalırız. Aramızdaki bütün köprüleri atmayalım, yine barışabiliriz, yine bir arada yaşayabiliriz diye seslenmek mümkün. Ama bu defa biz Türkler, kendi aramızda, yapılan bu perdelemeler sebebiyle çatışmaya giriyoruz. İşin en can alıcı noktası bu! En tehlikeli olan tarafı bu! Üzülerek söylemek gerekir ki, düşman propagandası bunu başarmış durumdadır.
Bölücü hareketin nasıl bir süreç takip ettiğini aslında herkes biliyor. Türk Milleti, bu mücadeleyi anlıyor aslında. Ama devletin bu bölünmeye müsaade etmeyeceğini zannediyor. Millet devletine güveniyor. Ama devletin de gözü önünde, hatta bazen devletin kontrolünde öyle olaylar oluyor ki, insanın aklı başından gidiyor. İşte yukarıda bahsini ettiğim perdeleme olayı bunları anlamayı engelliyor. Bu çok korkunç ve tehlikeli bir durum!
Türklerin vatanları ellerinden alınıyor, Türkler diz çöktürülüyor. Türk Ordusu’na diz çöktürülüyor. Bölünmeye karşı direnecek kuvvetler, başta TSK olmak üzere, Ergenekon tertibi üzerinden adım adım etkisiz hale getiriliyor.
Peki, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını ortadan kaldırmayı hedefleyen bu “özerklik” projesine kim karşı duracak? Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünme tehlikesine karşı anayasal olarak hangi kurum görevlidir? Elbette ki Türk Silahlı Kuvvetleri! Yani TÜRK ORDUSU! Yani MİLLİ ORDU! Ama vatanları ellerinden alınan Türkler, bu Milli Ordu’ya karşı yeni bir ordu kurulacağını hiç anlayamıyor. Zaten yandaş basında; “Türk ordusunu ortadan kaldıralım, yeni bir ordu kuralım” diyenlere de kulak asmamıştı Türkler. “Damarlarında yüzde yüz Türk kanı dolaşan tek canlı Türk Kangal köpeğidir” diyenlere de ses çıkarmamıştı. Şimdi, Türk Ordusu’nun karşısına yeni bir savunma gücü kuracak olanlara da ses çıkarmıyor. Çünkü Türkler tehlikeyi henüz anlayamıyor.
Acaba bir sürü mizansenle kademe kademe itibarsızlaştırılan, gardı alınan, etkisiz hale getirilen Ordu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmesine nasıl tepki vermektedir! Ergenekon tertibiyle adım adım etkisiz hale getirilen Türk Ordusu şu anda ne durumdadır?
Değerli okuyucu, Irak’ın ABD tarafından işgalini hatırlayınız. Irak ordusu Amerikan’ın saldırısına karşı koydu mu? Ne olmuştu Saddam Hüseyin’in subayları! Ülkeleri işgal edildiği halde tek kurşun sıktılar mı düşmanlarına? Subayların birçoğu daha barış zamanında etkisiz hale getirildi. Birçoğu Irak’tan alınıp götürüldü. Amerika resmen elini kolunu sallaya sallaya Irak’a girdi. Ve işte görüyorsunuz Irak’ın ne durumda olduğunu.
Uyanınız!
Şimdi aynı şey Türk Ordusu için yapılmaktadır. Bu günlerde 195 sanıklı Balyoz duruşması yapılıyor. Düşününüz ki, bir ordunun 195 subayı yok edilirse o ordu savaşı kaybetmez mi? İşte bu Ergenekon tertiplerinin manası ve hedefi budur. 195 subayını Balyoz soruşturmasıyla ABD’ye teslim eden Türk Ordusu, maalesef diz çökme noktasına getirilmiştir. Yargı’sı teslim edilen Türk devletine diz çöktürülmüştür..
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin internet sitesine “iki dil” konusu ile ilgili olarak koyduğu bildiri sebebiyle TSK’ ya düşman olanlar, Ordu hakkında suç duyurusunda bulanacaklarını ilan ettiler. Bunlar; başta Ali Bayramoğlu olmak üzere, üzülerek söylemek gerekir ki, Türklerin çok sevdiği, kendisinden zannettiği insanlardır. Ordunun bu hassasiyetine AKP bile, “Ordu kendi işine baksın!” diyerek karşı çıkmıştır.
Özerklik yanlıları ise; zaten Türk Ordusu’nun her türlü faaliyetine karşı oldukları için, hatta Türk Ordusu’nu hasım gördükleri için alay ettiler ve “Ayar verme çabaları komik görülüyor!” diye hakaret ettiler.
Vatanları bölünme noktasına gelen Türkler bütün bu olup bitenlerin farkında bile değil!
Üzülerek ifade etmek gerekir ki, Türk Silahlı Kuvvetleri etkisiz hale getirilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri çatışa çatışa geri çekilmemiştir, düşmanları tarafından doğrudan doğruya, adım adım tasfiye edilmiştir. Bugün Türk Ordusu mevzilerini terk etmiştir. Bütün mevzilerini kendi elleriyle teslim etmiştir! Türk Silahlı Kuvvetleri savaşma kabiliyetini kaybetmektedir! Hâlbuki vatanseverler zamanında uyarı görevlerini yapmışlardı. “Türk Silahlı Kuvvetleri Türk ordu geleneğinden kopmamalıdır” demişlerdi. Ama yazık ki sesleri duyulmadı…
Şimdi kongreler toplayarak aşağıdaki bildiriyi yayınlayanlara karşı artık hiç kimsenin sesi çıkmamaktadır. Ne Diyarbakır’da Osman Baydemir’le el ele vererek halay çeken TÜSİAD’ DAN, ne ciddi anlamda muhalefet partilerinden, ne üniversitelerden, ne diğer sivil toplum kuruluşlarından… Bütün kurumlar inanılmaz bir suskunluk ve teslimiyet içinde. Yandaş basın ise korkunç bir takiyye politikası ile Türk Milleti’ni kandırmış ve bütün bu tehlikeleri anlamaması için perdeleme görevini hakkıyla yerine getirmiştir.
“PKK bu yeni devletin ÖZ SAVUNMA GÜCÜDÜR”
Demokratik Özerklik taslağında dile getirilen “Öz savunma gücü” olarak, PKK Türk Ordusu’nun karşısına yakın bir gelecekte büyük Kürdistan devletinin ordusu olarak çıkacaktır. Demokratik Toplum Kongresi, PKK’nın, bu yapının askeri gücü olacağını ilan etmektedir. Bu kongrede alınan kararların bazılarını aşağıya alıyorum. Dikkatle okuyunuz lütfen.
“Doğada kendini savunmayan hiçbir canlı yoktur. Öz savunma hem varlığına dıştan gelecek saldırıları hem de ahlaki ve politik toplum gerçekliğine karşı içten gelişecek tehlikeleri etkisiz kılmak için hava ve su kadar yaşamsal önemdedir. Öz savunma, ahlaki ve politik toplumun güvenlik politikasıdır. Öz savunma boyutu toplumlar için sadece bir askeri savunma olgusu değildir. Kimliklerini koruma, politikleşmelerini sağlama ve demokratikleşmelerini gerçekleştirme olgusuyla iç içedir. Öz savunma örgütlü topluma dayanır. Örgütlü toplum öz savunmasını en iyi yapan toplumdur. Tüm toplumlarda öz savunma varlığını korumanın olmazsa olmazıdır. Kürtler ilk işgalci ve istilacı güçlerin saldırısından günümüze kadar her türlü işgal ve saldırılara karşı varlığını korumak için öz savunma içinde olmuştur. Demokratik özerklik statüsünün kabul edildiği koşullarda öz savunma askeri tekel olarak değil, toplumu iç ve dış güvenlik ihtiyaçlarına göre demokratik organların denetimi altında oluşturulabilinir. Şehir, kasaba, mahalle ve köyde yaşayan tüm halklar faşist, gerici ve soykırımcı saldırılara karşı bilinçli ve duyarlı olur, öz savunma esasında bu yönelimler karşısında toplumsal direnişi ifade eder. Öz savunma uluslararası sözleşmeler ve BM tarafından da tanımlanan bir haktır”.
Bu kongrede, yani Özerklik peşinde olanların, vatan parçalamakla görevli olanların meclisinde, yani parlamentosunda alınan kararlar bunlar. Öz Savunma Gücü kuracaklarmış! Kime karşı acaba?
Belki tam olarak takip edip okuyamamışsınızdır diye, bu Demokratik Toplum Kongresi’nde alınan kararları tekrar buraya aldım. Dikkatle okuyunuz. Bir daha, bir daha okuyunuz. Bu toplantıya katılanların, bu kararları savunanların, perdeleme görevi yapanların kimliklerini iyi belleyiniz! Belki bir gün lazım olacaktır!
Ve uyanınız!
Bütün vatanseverler birleşiniz!
Evet, vatanınız elinizden alınmadan UYANINIZ!
Uyarmak namus borcumdur.
Dualar ediyorum.
Mikdat Topçu
26.12.2010
Son Yorumlar