Aylık Arşiv: Haziran 2014

Allah bu devlete zeval vermesin

 

Vermesin

Ülkemiz üzerinde dolaşan kara bulutları biliyorsunuz. Gelişen olayları herhalde takip ediyorsunuz.

Özgür Suriye Ordusu, El Nusra, IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) gibi örgütleri kimlerin kurup, hangi amaçlar için sevk ve idare ettiklerini biliyorsunuz.

Bunlar, öncelikle Esat karşıtı olarak örgütlendirildiler. Ama bu örgütler aynı zamanda Amerikan ittifakının kullandığı taşeron örgütlerdir. İşin içindeki büyük oyunu herhalde anlıyorsunuzdur. Musul ve Kerkük’ü darmadağın ederek Peşmergelere teslim eden IŞİD örgütünün hangi vazife ile vazifeli olduğunu herhalde bilmeyen kalmamıştır. Şimdi de tutmuş “Hilafet” ilan etmişler!

Bunun nasıl Batı oyunu olduğunu anlıyorsunuz, değil mi? Bu oyun buram buram İngiliz kalleşliği kokuyor!

İsrail başbakanı Netenyahu’nun ve eski Milli Eğitim Bakanımız Hüseyin Çelik’in, kurulmakta olan Kürdistan devleti ile ilgili olarak verdikleri beyanatları okudunuz.

Netenyahu; “Kürdistan devleti artık kurulmalıdır!” diyor.

Hüseyin Çelik ise “Kürdistan bizim kardeşimiz!” diyor.

Ve tabii ki, İçişleri Bakanlığı’na Kürdistan Partisi kurmak için başvuruda bulunuluyor. Hatta Yargıtay bile bunda bir sakınca olmadığı yönünde karar veriyor. Şimdi anladınız mı yargının neden hallaç pamuğu gibi savrulduğunu? Şimdi anladınız mı Suriye sınırındaki mayınlı bölgenin neden temizlenip, açıldığını? Şimdi anladınız mı Musul’da, Kerkük’te neden nüfus idarelerinin, tapu dairelerinin yakıldığını?

Artık sonucu rahatlıkla tahmin edebilirsiniz.

Sonuç;

1)      Yakın vadede Kürdistan devletini kurmak, Musul ve Kerkük’ü kurulacak Kürdistan devleti sınırları içine katmak.

Bu, Türkiye’nin Musul ve Kerkük’le ilgili bir iddiasının artık kalmaması demektir! Rehinelerin kimlerin elinde olduğunu tahmin ediyorsunuz. Acaba IŞİD, Konsoloslukta aldığı rehineleri Peşmergelere mi devretti? Peşmergeler yani Kürdistan devletini kuranlar, rehineleri ne için ellerinde tutuyorlar?

Biliyorsunuz ki, bu konuda yayın yasağı kondu. Kimse bir şey bilmiyor. Etrafımızda nelerin olup bittiğini kimse anlayamıyor.

2)      Orta vadede Suriye ve Irak’ın tam anlamıyla bölünmesi,

3)      Uzun vadede Türkiye Devleti’nin son hedef olarak ortadan kaldırılması!

Türkiye kilidi kırılınca Haçlı sürülerinin sel gibi Avrasya’ya akması! Bölgemizdeki milletlerin sahip olduğu bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarına el konulması!

4)      Amerikan hegemonyasının iyice bölgemize yerleşmesi!

 

Uzun vadedeki ana hedef budur.

21. Yüzyıl Haçlı saldırılarının son hedefi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.

Bunu yıllarca yazıyoruz. Anlatmaya çalışıyoruz.

Halen gelinen noktayı görüyorsunuz.

Samimi vatan evlatları; hala üçüncü köprüden, üçün havaalanından, bu havaalanının yapılmasını Almanların engellemek istediğinden bahsediyorlar. Hastanelere Mescitler yapılmasını büyük bir hizmet olarak görüp, hükümete bu sebeplerle destek veriyorlar. Madalyonun öbür tarafını asla görmüyorlar. Görmelerine müsaade edilmiyor. Hükümetimizin icraatlarının “muhteşem” olduğunu düşünüyor, bu saiklerle destek veriyorlar.

Bütünün içinde yapılan hizmetlerin, bütünün hepsi yok edilince kime faydası olur acaba! Yakın tarihte Yugoslavya’nın bölünmesine şahit olduk. Tarihte; tacını, tahtını altından yapan nice devletler vardı. Hepsi tarihin karanlık sayfalarında! Unutmayınız.

Ülkemiz bölünmekte ve tam anlamıyla Batı ittifakının eline geçmektedir.

İnanıyorum ki, milletimiz henüz içinde bulunduğumuz vahim durumun boyutlarını anlamamıştır.

Anladığı anda gereğini mutlaka yapacaktır.

Bu sebeple diyorum ki,  iş, bu saatten sonra aziz milletimin olayları kavramaktaki ferasetine kalmıştır.

Karar elbette milletimindir. Çünkü yarın bu ülkeyi canıyla, malıyla, dişiyle, tırnağıyla, tıpkı tarihinde olduğu gibi, savunacak olan bu millettir.

Ancak hemen şunu söyleyeyim, vatanımızı gereği gibi savunmak için çok geç kalınmıştır. Seller bütün bentlerimizi yıkmıştır. Bundan aylar önce “Hala Bir Zamanımız Var” diye yazmıştım. Şimdi bu düşüncemi düzeltiyorum. Atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Bunu böyle biliniz.

Aşağıdaki alıntılar benim gibi bağrı yanan bir vatanseverin düşünceleridir. Sizinle paylaşmak istiyorum.

“Erdoğan Güney Doğu’yu bilerek, isteyerek PKK’ya terk etmiştir. Başbakan olduğu günden itibaren bu proje üzerinde sebatla çalışmıştır. ERDOĞAN BU ÜLKEYİ BÖLÜP PARÇALAMAKLA GÖREVLİDİR.

AKP’yi meşru bir partiymiş gibi muhatap alarak AKP gerçeğini örten muhalefet partileri vebal altındadır. Ülkeyi bölmekle görevli bir ihanet şebekesi ile milletin meclisini paylaşarak ihaneti legalleştiren muhalefet partileri suç ortaklığı yapmaktadır. Adi suçlarda bile suçluyu saklayanlar, “yardım ve yataklıktan” yargılanır. AKP-BDP ihanetten, Y-CHP ve MHP (mecliste olan vekiller) yardım ve yataklıktan yargılanmalıdır. Bu durum açık ve nettir!!.

Amerika’ya, efendilerine bilgi vermeye giden Bülent ARINÇ: “Artık Sayın Öcalan Demek, Öcalan Posteri Taşımak, PKK Bayrağı Açmak Suç Değil…” diye açıklama yapıyor.

            Diyarbakır’da devam eden yol kapatma eylemi nedeniyle Diyarbakır-Lice, Kocaköy-Lice, Lice-Bingöl, Kulp-Muş arasında ulaşım sağlanamıyor. Diyarbakır’dan Lice’ye gitmek isteyenler eski Hani yolunu kullanarak Hani ilçesine kadar gidiyor ve burada zırhlı araçlar eskortluğunda Lice’ye geçebiliyor. Bu köy yolları, günlerdir alternatif olarak kullanılıyordu. Ancak PKK, iş makinelerini kullanarak bu yolları da kapattı, yollara dev kayalar koyarak geçişi imkânsız hale getirdi. Terör örgütü, köy yolunda bulunan köprüleri ise tahrip etti ve kullanılmaz hale getirdi.”

Ve hiç dile getirilmeyen bir gerçek;

            Doğu illerinde ki hiçbir devlet ihalesine batılı hiçbir iş adamı giremiyor. Bu durum sessizce kabul edilmiş durumdadır. Batılı iş adamları Doğu’da olan hiçbir ihaleye artık girmiyor. Batı’daki ihaleler zaten ortak(!)..

Maliye Bakanı Mr. Mehmet Şimşek, Batman’ın Gercüş ilçesine bağlı Vergili köyüne törenle yeniden “Becirman” adını verdi. Mr. Şimşek; 1920’li yıllardan itibaren sistematik şekilde Türkiye’deki köylerin neredeyse üçte birinin isminin Türkçeleştirildiğini iddia etti(!)”

Zahide Uçar, Öcalan’ı Takdir Eden Vali’nin Emrindeki Asker adlı makale. 05.06.2014

Kürdistan devleti kurulma aşamasındadır. Bütün alt yapısı hazırdır.

Zamanlamaya lütfen dikkat ediniz.

–          Türk Bayrağının gönderden indirilmesi,

–          IŞİD’in (Amerikan Türk operasyonunun) Irak harekâtı,

–          Yabancı basında, Kürdistan devletini ilk önce Türk hükümetinin tanıyacağı tarzında yazılar çıkması,

–          İsrail Başbakanı Netenyahu’nun “Kürdistan artık kurulmalıdır demesi,

–          Bülent Arınç’ın¸”Artık Sayın Öcalan Demek, Öcalan Posteri Taşımak, PKK Bayrağı Açmak Suç Değil, tarzındaki demeçleri,

–          Hüseyin Çelik’in “Kürdistan kardeşimiz”, demesi aynı döneme denk gelmektedir.

Biliniz ki, bunların hiçbiri tesadüf değildir.

Başbakanımızın Ramazan ayı münasebetiyle çeşitli kuruluşlarda, vakıflarda yaptığı dinî içerikli konuşmalar, milletimizin asıl konuyu anlamasına mani olmaktadır. Bu engellemeyi çok büyük bir başarı ile yapmaktadır. Bu aldatmacayı bilerek yapmaktadır. Onun da başka çaresi yoktur. Hâkim güçler başbakanı buna zorlamaktadır. Başbakan ve onun hükümeti kuşatılmıştır.

Muhalefet partilerinin de, devletimizin karşı karşıya bulunduğu bölünme tehlikesini algılayamaması, gereğini yapmaması, milletimizin olaylara normal, rutin olaylar gibi bakmasına sebep olmaktadır. Muhalefette koca koca generallerimizin kurduğu partiler vardır. Onların, içinde bulunduğumuz durumu normal bir siyasî olay gibi düşünerek algılaması ve masalarında oturmaları yanlaştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili olarak yürütülen operasyon tam anlamıyla başarıya ulaşmıştır. Ordumuza diz çöktürülmüştür. Başbakanlığın araştırmasına göre de, Cemaat Türk Silahlı Kuvvetleri’nde “general” seviyesine yükselmiştir. Bu demektir ki, Amerikan istihbaratının Türk Ordu’sunda “general” seviyesinde ajanları vardır.

Bu sebeple görev milletimize düşmektedir.

Dayatmaları asla kabul etmeyiniz.

Düşmanlarınızı tanıyınız.

Çok okuyunuz, olayları bilenlerle istişare ediniz.

Biliniz ki, durumumuz 1919 yılının şartlarından daha vahimdir. Tedbirlerinizi ona göre alınız.

Değerli kardeşim Sayın Naci Memiş Bey; “Allah için, millet için, vatan için düşünme zamanı gelmedi mi?” diye isyan ediyor. Haklıdır. Ancak, düşünmesi gerekenlerin tümünün aklı şu anda malda mülkte, oyunda oynaştadır. Gözlerinizin önünde oynanan tiyatroyu seyrediyorsunuz.

Müslüman Türk milletinin, gerçekten, artık toparlanıp davranma zamanıdır.

Allah bu devlete zeval vermesin.

30.06.2014

 

 

Ey Türkler! Kendinize Gelin

Namık Kemal, yazdığı yazılarda ve şiirlerde sürekli olarak devletin yıkılmakta olduğu düşüncesini ve endişelerini anlatırdı. Ancak; “Ortada bir şey yok, sen devletin yıkılmasından bahsediyorsun!” diye Namık Kemal’i eleştirenler vardı. Namık Kemal feryat ediyordu, feveran ediyordu. “İşte aduv (düşman) karşıda hazır silah. Arş yiğitler vatan imdadına!” diye bağırıyor, vatanın yıkılma, bölünme, parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu anlatıyor, iddia ediyor, tehlikeye dikkat çekiyordu. Ama karşısında bulunan büyük bir “elit” kadro ona inanmıyor, aldırış etmiyordu. Namık Kemal’i eleştiriyorlardı. Paranoya yaptığını düşünüyorlardı.

Kendisini eleştirenlere karşı Namık Kemal şöyle diyordu: “Vatanı siz ne zannettiniz! Balıkçı barınağı mı?”

Ve Namık Kemal’in vatanı çatır çatır yıkılır. Hem de ebed müddet denilen koca Osmanlı Devleti o “elit” kadronun gözleri önünde, kan ve gözyaşları arasında yıkılır. Ortada “Osmanlı Devleti” diye bir devlet kalmaz. Tarihin karanlığına gömülür. Namık Kemal haklı çıkar.

Gerisi malum.

İstiklal Savaşı ile milletimizin barınabileceği bir yeni devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulur.

Günümüzde hedef bu devletin de yıkılması.

Tartışmalar, iddialar ise yine aynı.

Yine gözlerimizin önünde vatanımız çatır çatır bölünüyor. Yine vatanın bölünme, parçalanma noktasında olduğunu tıpkı Namık Kemal gibi anlatanlar var. Yine büyük bir kitle bu iddialara gülüyor. “Paranoya yapıyorsunuz!” diyor.

Paranoya yapıyorsunuz, devlet dimdik ayakta diyenler bazı iddialar ortaya sürüyorlar.

Mesela;

“Artık hiç tereddüt yok, Türkiye büyük bir süper güç olacak!” Yiğit Bulut

“Osmanlı milletler topluluğunu kuralım!”

“Osmanlı’dan kalan bir mirasımız var. ‘Yeni Osmanlı’ diyorlar. Evet, ‘Yeni Osmanlıyız’. Bölgemizdeki ülkelerle ilgilenmek zorundayız.” Ahmet Davutoğlu

Halen; başbakan, bakanlar, danışmanlar, büyük bir yazar takımı, büyük bir görsel ve yazılı basın kadrosu yukarıdaki görüşleri ileri sürüyor. Büyük bir kitleyi bu şekilde ikna ediyorlar.

“Türkiye Süper güç olacak!”

“Yeni Osmanlı Devleti’ni kuracağız!”

Hatta büyük bir Osmanlı haritası da yayınlayarak kitleyi iyice hipnotize etmeye çalışıyorlar.

Tabii ki; tarihî birikimi olan, büyük devlet geleneğinden gelen milletimiz bu iddialara inanıyor. Çünkü öyle olmasını arzu ediyor.

Bu görüşleri ileri sürenlere göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiçbir sorunu yoktur. Devletimiz gerçekten büyük güç olma yolunda ilerlemektedir. Önünde hiçbir engel yoktur. Yine Balkanlar’ı, Kuzey Afrika’yı, Mısır’ı, büsbütün Orta Doğu’yu içine alan, hatta Kanuni Sultan Süleyman’ın  Fransız kralına yazdığı mektupta adını saydığı bütün vilayetlerimizi içine alan yeni ve büyük Osmanlı Devleti’ni gerçekten yeniden kurmak gücüne sahip bir ülkedir Türkiye. Mevcut iktidar, devletimizi tabir yerinde ise uçurmaktadır. Başbakan, Avusturya konuşmasında İMF‘nin bizden borç istediğini ve devletimzin İMF’ye borç vereceğini açıkladı. Dolayısıyla devletimiz gerçekten büyük bir devlet olmuştur. Üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, Kanal İstanbul Projesi, Tüp Geçit, metrobüs ve metro ağları sistemleri de göstermektedir ki ülkemiz büyük bir kalkınma yolundadır. Gerçekten devletimiz onlara göre “Jeostratejik oyuncu” olmak yolundadır. Hele hele yeni helikopter, yeni tank üretimi ve insansız hava uçakları üretimleri de göstermektedir ki devletimiz çağımızın süper gücü olmak yolunda ilerlemektedir.

Gerçekten de mevcut iktidar bu projeleri getirmiştir, uygulamıştır. Birçoğu da uygulama aşamasındadır. İnşaatları devam etmektedir.

Yukarıda ki görüşlere rağmen, Namık Kemal gibi birinin kalkıp da “Bu ülke bölünüyor, parçalanıyor” diye feryat etmesi paranoyadır. Kim bu iddialarda bulunuyorsa “paranoya” yapıyor demektir.

Bu paranoyayı yapanlar içinde bendeniz de varım. Tamam bu hizmetler yapılıyor. Ama bu hizmetler devletin bölünme, parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya olup olmadığını gösterecek  yeterli kriterler değildir.

Neden mi? Şundan;

Batılı ülkeler İslam alemi üzerine karşı yeni Haçlı seferleri düzenlemiştir. Bunu en yetkili ağızlar bizzat ifade etmiştir. “Bu bir Haçlı Seferi’dir” demişlerdir. (ABD devlet başkanı Bush Irak savaşı sırasında bunu ağzından kaçırmıştı!!) Savaş yapanlar için hedef ülkelerde önceden düzenlenecek operasyonlar çok önemlidir. Hükümetler önceden ele geçirilir, ordular zayıflatılır, önemli ekonomik kurumlar çökertilir. Devletler zaafa uğratılır. Bunlar en basit savaş kurallarıdır.

Ülkemizde aynen bunlar yapılmıştır.

–          ABD, ülkemizde baştan beri  “kukla hükümetler” kurmuştur.

–          Ordumuz zayıflatılmıştır.

–          Devletin istihbarat düzeni felç edilmiştir. Savaş konuları bile görüşülürken konuşmalar dinlenmiş ve bu görüşmelerin tapeleri yayınlanmıştır.

–          Devletin Güneydoğusu fiilen bölünmüştür. Kürt devleti bizzat mevcut hükümet tarafından kurulmaya çalışılmaktadır. Bu konu ile ilgili olarak ne kadar yazarsanız yazın, ne kadar itiraz ederseniz edin, buna kimse aldırmamaktadır. Başbakan hiçbir konuşmasında bu konulara değinmemektedir.

–          Haçlı kuvvetlerinin bölgemizde yürüttüğü savaşın bütün gereklerini devlet ricalimiz yerine getirmektedir. Devletimiz tam anlamıyla Haçlı kuvvetlerinin müttefiki olarak davranmaktadır. Zaten fiilen de ABD, İngiltere ve İsrail ile müttefiktir.

–          Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün dost ve müttefikleri zayıflatılmış, bölünmüş, parçalanmış veya dost ülkeler işgal edilmiştir.

–          Musul ve Kerkük’te yaşayan Türkenlerin toplu soykırıma tabi tutulması bile devletimizi harekete geçirememektedir. Çünkü bu konu devletimizin kırmızı çizgisi olmaktan çıkarılmıştır.

Bunlar sadece birkaç örnek. Devletimiz doğrudan doğruya Haçlı saldırılarının hedefi olduğu halde, bunu görüp feryat edenler “paranoya” ile suçlanıp, imha edilmektedir. Düşmana karşı gelenleri yok etmek de savaşın bir parçasıdır.

Rahmetli Durmuş Hocaoğlu bu durumu en iyi görenlerden biri idi. 2005 yılında şöyle demişti:

“Ey Türkler!

Vatanınıza ve devletinize sahip çıkınız!

Çünkü, Ey Türkler; vatanınız ve devletiniz elinizden çıkma çizgisinde; ağır-ağır, usul-usul, yavaş-yavaş, ceste-ceste!”

“Ey Türkler!

Vatanınızı ve devletinizi, bir yandan AB üyeliği safsatacılığı ile ülkenizin hakimiyetini devretmek suretiyle, bir milletler üstü oluşumun sıradan ve parçalanmış bir eyaleti olarak ve diğer yandan da çoğu da sanal olarak icad edilmiş alt kimlikler yoluyla içten parçalanarak kaybetmek üzeresiniz.”

Tarih kitaplarının yazdığına göre Bizanslılar zevke ve eğlenceye çok düşkünmüşler. Bizans halkı giderek kadınlaşmakta imiş. Bu sebeple Bizans Devleti ordusunu yabancı milletlerden, özellikle Türklerden meydana getirirmiş. Malazgirt Savaşı’na götürdüğü ordunun büyük bir kısmı Uz ve Peçenek Türklerinden teşkil edilmişti. Bizans İmparatorluğu devlet olarak ayakta kalmanın şartlarını kaybetmişti. Bu yüzden tarihe karışmıştı.

Osmanlı Devleti de içine düşürüldüğü toplumsal anlaşmazlıkları aşamadı. Birlik ve bütünlük içinde olamadı. Dara düşünce önce İttihad-ı Anasır-ı (azınlıkların birliğini) sağlamaya çalıştı, tutmayınca İttihad-ı İslam-ı (Müslümanların birliği) sağlamaya çalıştı. Ama görüldü ki bunlar devleti ayakta tutmaya yetmedi.

Devlet ricali uyarıları dikkate almadı. Düşmanını tanıyamadı. Batılıların gerçekten yeni bir Haçlı Seferi başlattıklarını anlayamadı.

Anlayamayınca da gerekli tedbirler alınamadı. Osmanlı Devleti böylece yıkıldı.

Devletimiz şimdi yine modern Haçlı saldırıları ile karşı karşıyadır.

Bunu anlamak için etrafımıza bakmak yeterlidir. Propagandanın insanları ikna eden mükemmeliyeti karşısında pes eden kitleler devletin yıkılmasının en önemli unsurları olarak ortaya çıkmaktadır. Yani devletin sahibi olan millet bilmeden kendi ülkesini yıkan canavar olarak ortaya çıkmaktadır.

Mevcut iktidar, Osmanlıların son döneminde uyguladığı “İttihad-ı İslam” stratejisini uygulamaktadır. Yani kitleleri din motivasyonu ile ikna etmektedir. Bu konuda en tecrübeli millet İngilizlerdir. Yine son derece müthiş bir politik deha ile İngiliz politikası bizim ülkemizi kendi kontrolü altına almaktadır.

Osmanlı devletini yıkarken Müslümanlar “Şeriat-ı ğarra’nın en samimi savunucusu ve koruyucusu İngiltere’dir” diyordu. Hatta bu sebeple “İngiliz Muhipleri Cemiyeti”ni Müslüman unsurlar kurmuşlardı.

Halen bu aldatma siyaseti ve propagandalar devam etmektedir. Devletimiz yeni Haçlı saldırıları ile karşı karşıyadır.

Namık Kemal gibi biz de endişe ediyoruz.

Ey Türkler, kendinize gelin. Yıkılmak istenen sizin ülkenizdir.

22.06.2014

 

 

 

 

 

 

 

 

 

FELAKET GELİYORUM DİYOR

FELAKET GELİYORUM DİYOR

“En büyük plan kurucu Allah’tır.”
Enfal Süresi, Ayet 30

IŞİD’in Irak harekâtı, Musul’un ve Kerkük’ün işgali göstermiştir ki, Haçlı emperyalizmi, son ve kesin hedefi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerine, bu defa kesin netice almlak maksadıyla  operasyon başlatmıştır. Sevr anlaşması ile Türk milletinden intikam alamayanlar bu defa intikam için yeni bir fırsatı böylece yakalamıştır. Arap ülkelerinde, Suriye’de ve Irak’ta yaratılan oldu bittilerin nihaî hedefi Türkiye’dir.

2003 yılından önce yani AK Parti iktidarından önce bölgemizde ne IŞİD, ne El Kaide ne de başka bir terör örgütü mevcut değildi. Batılı emperyalist güçler AK Parti ile kendilerine coğrafyamızda çok büyük müttefik elde etmişlerdir.

Şimdi yıl 2014.

Emperyalizm bölgemizde derinlemesine epeyce büyük bir mesafe kat etmiştir. Bizim milletimiz dahil bütün Arap alemi, İslam alemi tabir yerinde ise tam anlamıyla dağıtılmıştır. Bu süreçte Haçlı saldırılarını anlayacak, dengeleyecek bir delikanlı lider bölgemizden çıkmamıştır.

IŞİD örgütü ile ittifak güçleri Suriye, Irak ve Türkiye üzerinde yeni bir tarihî süreci başlatmıştır.

IŞİD hareketinin manasını iyi düşünmek gerekir. Bu örgüt, bölge insanının kendi vatanını kurtarmak için kendiliğinden kurduğu millî bir örgüt değildir. Emperyalist güçlerin, “Cihad” kandırmacası ile dünyanın her yerinden topladığı  çok zalim insanlardan meydana getirilmiş bir örgüttür.

IŞİD saldırılarının asıl amacı, Kerkük’ün Barzani’ye teslim edilmesi ve Kürdistan devletinin kurulmasıdır.

“Kürdistan” demek Türkiye’nin parçalanması demektir. “Kürdistan” demek, Büyük İsrail demektir. Ve “Kürdistan” demek aynı zamanda enerji ve petrol yataklarına Batılı emperyalist güçlerin sahip olması demektir.

Türkiye Cumhuriyeti çok yanlış ve tehlikeli bir yol seçmiştir. Girdiğimiz Amerika, İngiltere ve İsrail ittifakı yanlıştır. Bu ittifak, bizdenmiş gibi görünen bu tür terör örgütlerini dinî kimliğe büründürerek “bereketli” İslam topraklarına “kurtarıcı” gibi salmıştır.

Neden böyle düşünüyoruz:

1)    Türkiye Cumhuriyeti; ABD, İngiltere ve İsrail ile müttefiktir. Barzani ile de mutabakat halinde olan bu ittifak; İran, Suriye, Irak ve Türkiye toprakları üzerinde yaşayan bütün Kürtleri birleştirerek büyük bir Kürt Devleti (Büyük İsrail Devleti) kurmak istemektedir.

2)    BOP bunun için vardır. Ve bizim başbakanımız kendi topraklarının bölünmsini intaç edecek böyle bir büyük oluşumun içinde “görevli” bir insandır. BOP’un eş başkanıdır. Bunu kendisi ifade etmektedir.

3)    IŞİD, yukarıda bahsettiğim büyük ittifakın kullandığı bir maniveladır. İttifakın kontrolünde olan Irak Ordusu’nun; bir kurşun atmadan, ağır silahlarını dahi bırakarak gitmesinin sebebi budur. Bu örgütün alt yapısının Türkiye ve diğer müttefik kuvvetler tarafından oluşturulduğu ve silahlanmasının Türkiye tarafından sağlandığı, yaralıların Hatay’da tedavi edildiği bilinmektedir.

4)    İttifakın bir kanadı olan Türkiye’nin yöneticileri, Musul ve Kerkük’e karşı yapılacak IŞİD hareketinden daha önceden haberdar olduğunu söylemektedirler. Türkiye, ittifakın aldığı bu büyük tehlikeli stratejik kararın ortağıdır çünkü. Yönetcilerimiz daha önce; “Bu bölgede bizden habersiz bir sinek bile vızıldayamaz!” diyorlardı.

5)    İşgal edilen bölgelerde bulunan Gülen kurumlarının, özellikle bizim iktidarımızın (sözde) kavgalı olduğunu sandığımız  Gülen kurumlarının bir hafta önceden Irak’tan Amerika tarafından tahliye edilmesi, yürütülen harekâtın, ittifakın büyük stratejisi olduğunu göstermektedir.

Musul’a giren IŞİD’i Türkiye destekliyor. IŞİD Türkiye’nin bilgisi dahilinde Musal’a giriyor, kendi soydaşlarını imha ediyor. Türkiye’nin önceden haberdar olduğu bir işgal olayında daha önce orada bulunan Gülen kuvvetleri zarar görmesin diye tahliye ediliyor. Gülen gurubunun tahliyesi Türkiye’nin bilgisi dahilidedir. Demek ki iktidarla Gülen gurubu arasında gerçekte bir kavga yoktur. Kavga göstermeliktir. AK Parti’nin ve Gülen hareketinin ortak paydası Amerikan politikalarıdır.

6)    Daha önce Barzani’nin Kerkük üzerinde hak iddia etmesi, orada Türkmenleri yok ederek Kerkük’ü bir Kürt toprağı haline getirmek istemesi, aslında bu büyük projenin bir parçasıdır. Tapu dairelerini, nüfus idarelerini yakarak Türkmenlerin Kerkük’le bağını kesip, Kürt nüfusu oraya yerleştirerek Kerkük’ün bir Kürt toprağı olduğu iddiasını güçlendirmek istedikleri öteden beri olagelen hareketlerdi. Bütün bu olup bitenlere Türkiye yetkilileri ses çıkarmamışlardı. Şimdi ise IŞİD elini kolunu sallaya sallaya Musul’a girdi. Barzani de buna ses çıkarmadı. Acaba neden? Çünkü Barzani’ye Kerkük peşkeş çekildi.

7)    Halen Musul ve Kerkük’te bulunan Türkmen nüfusun bu şehirlerden çıkarılması, yüzbinlerce Türkmen’in vatanlarını terketmesi Kürt devleti projesinin en önemli ayağıdır.

8)    Türkmen nüfusun tasfiyesi, Türkiye’nin Irak’taki en büyük desteği olan Türklerin yok edilmesi, Türkiye devletini yönetenlerin nedense hiç umurlarında olmamıştır. Halbuki Türkmenler “Gavim gardaş nerdesin!” diye feryad ediyorlar. Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun; “Irak’ta kaos olduğunu iddia ediyorlar!” şeklindeki konuşması son derece manidardır. Türk dış siyasetinin önceliklerinin neler olduğunu anlatması bakımından bu ifade çok önemlidir.

9)    Türkiye devletini idare edenlerin Musul Başkonsolosumuza daha önceden IŞİD ile ilgili bilgi vermesi, “Korkmayın, onlar bizden” imajı vermesi bu açıdan çok manalıdır.

10)  IŞİD’in elinde (sözde) esir bulunan konsolosluk personelimizi, TIR şöforlerimizi  ve 31 kişilik elektrik santrali personelini güya “kurtarmak” için devletimiz çaba gösteriyor gibi hareket etmektedir. Personelimizin IŞİD tarafından tutuklanması bir plan sonucudur. Göstermeliktir. Bu esir almaların sonucu bellidir.

11) İttifakı meydana getiren ABD, İngiltere, İsrail ve Türkiye, Suriye ve Irak konusunda tam anlamıyla ikiyüzlü bir aldatma politikası izlemektedir. Bu sebeple bizim milletimiz de İttifakın öngörüleri yönünde manipule edilmektedir.

Bazı kardeşlerimizin, “Ahmet Davutoğlu Yeni Osmanlı” adlı facebook hesabından alarak paylaştıkları aşağıdaki düşünceler son derece tehlikelidir. Yarın bu sebeple ülkemizde meydana getirilecek büyük kaosta kardeş kardeşe düşecektir. Bu çok büyük bir tehlikedir. Değerli bir dostumun ifade ettiği gibi böyle bir sonucu “temenni” etmiyorum. Bu yaptığım sadece bir uyarıdır.

Bakınız adını verdiğim sitede İslamî hassasiyeti olan insanları etkilemek için hangi propagandaları paylaşıyorlar:

Turkiyeye_Katilabiliriz

İlgili facebook hesabına girerek bu hezeyanları görebilirsiniz.

Milletimizin dinî ve millî hassasiyeti yüksek olan kesimlerinin; Düzce 81, Musul 82, Kerkük 83 şeklinde istemde bulunmasının sebebi şu yukarıdaki düzmece ifadelerdir.

Gerçekte böyle bir durumun olmadığını, Kürtlerin böyle bir şeya razı olmayacaklarını siz de biliyorsunuz. O halde neden bu aldatmaca?  “Osmanlı Devleti” kuracağız diye aldatılarak, başbakanımıza bu büyük Türk devletini yeniden kuracak bir kişilik atfedilmesi son derece tehlikeli bir kurgulamadır. Türk milletini kandırmaktır bu. Yanlıştır. Hayal kırıcıdır. Tehlikelidir. Bu hezeyana sessiz kalınması daha da kritik bir durum arz etmektedir. Belli ki, Türk milletinin bu yeni Osmanlı Devleti kurma takıntısına inması iktidar çevrelerinin hoşuna gitmektedir. Bu argümanla istedikleri neticeyi kolaylıkla alabilmektedirler.

12) IŞİD’in Sünnî bir proje imiş gibi takdim edilmesi de son derece sakıncalıdır. Bu, İslam Dini’nin anarşist bir “din” olduğu imajını bütün dünyaya göstermek demektir. İslam Dini’nin savaş kurallarında IŞİD’in uyguladığı prensipler asla yoktur. Kafa kesmek, insan derisi yüzmek, insanların kalbini çıkarıp yemek, yüzlerini Kıble’ye çevirerek Allah’u Ekber nidalarıyla kurban gibi kesmek, insanları yakarak öldürmek bizim mübarek dinimizin kuralları içinde yoktur.

Türkiye devleti, devletlerle ilişkileri terkederek politikasını terör örgütleri ile yürütmektedir. Koca Türk devletinin ilişkilerini terör örgütleri seviyesine indirmiştir. Bu, devletin ayağa düşürülmesi demeketir.

IŞİD denilen örgüt,  on binlerce hatta yüz binlerce militanı olabilecek bir örgüttür. Çünkü “Cihad” sözkonusu olunca, dinî temayülleri kuvvetli olan  Müslümanlar bu örgüte katılacaktır. IŞİD, kısa süre içinde beyinlerini yıkayıp eğiteceği intiharcılarla, bizim ülkemiz için de büyük tehlike olacaktır.

Bu örgüt Haçlı ittifakının kullandığı bir örgüttür. Bu örgütün başımıza büyük bir bela açacağı unutulmamalıdır. Çünkü Haçlı ittifakının asıl hedefi Türkiye’dir. Türkiye’yi idare edenlerin böyle bir hassasiyetleri yoktur. “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” hassasiyetleri yoktur. Haçlı ittifakının emirleri dışına çıkmaları mümkün değildir. Kendi halkına karşı bile saldırgan bir politika izlemelerinin, “Baldıran zehrini içtik, kefenimiz koltuğumuzda” şeklinde düşünce beyan etmelerinin sebebi budur.

Ok yaydan çıkmıştır. Türk milleti ve Türk devleti bu meş’um ittifaka karşı yalnızdır. En büyük kaos, Türklerin bunu henüz anlayamamış olmasıdır. Bu da ittifakın stratejisidir. Çünkü, örgütün her olayı “Allah” için yaptığına milletimizi kolaylıkla inandırıyorlar. Hüsnü Mahli bir yazısında ittifakın beyni olan CIA’nin yani Amerika’nın bu başarısına dikkat çekerek şunu söylemektedir.

Büyüksün CIA! Emrinde ne kadar da uşak varmış bu coğrafyada!” 13.06.2014 İlk Kurşun Gazetesi.

13)  Türkiye’nin bu konuda NATO’ya başvurması da taktik icabıdır. Ama biliniz ki, devletimizin bu acziyeti karşısında, idarecilerimizin bu ihaneti karşısında celladımız bize gülmektedir. İttifakın baş aktörleri yaptıkları saldırının bir Haçlı saldırısı olduğunu çok iyi biliyorlar çünkü.

Türkiye’de iktidar makamında bulunanların saldırgan hallerini sürdürmeleri, aklı başında düşünmemeleri, geri dönüşü olmayan bir yola girmeleri, vahim bir ittifakın içinde bulunmaları kendileri için de çok tehlikeli sonuçlar doğuracaktır.

IŞİD hareketine görünen yüzüyle bakan www.habervaktim.com sitesi bakın nasıl bir haber geçiyor:

“Örgüt Irak-Suriye sınırının yıkılmasının bölge haritasının bir asır sonra değişmesi anlamına geldiğini iddia etti. IŞİD medya kaynakları tarafından yayınlanan fotoğraflarda sınırın buldozerlerle yıkıldığı görülürken sınırın yıkılmasından sonra IŞİD savaşçılarının “şükür secdesi” yaptıkları ve zafer işaretleri eşliğinde örgüt bayrağını göğe çektikleri görüldü.”

Görüldüğü üzere; hiçbir ciddî endişesi olmayan insanların bu korkunç Haçlı örgütü ile ilgili değerlendirmesi “şükür secdesi” ettiler şeklindedir.

Batılılar Orta Doğu’yu, bu bölge milletlerinin sahibi olduğu enerji kaynaklarını, İslam alemini hallaç pamuğu gibi dağıttılar.

Avrasya’nın ve İslam aleminin yegane gücü ve ümidi olan Türkiye, ne yazık ki yanlış ittifaklarla ateşe atılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda bu hataya her şeye rağmen düşülmemişti. Türk ordusuna diz çöktürülmesinin sebebi bu imiş meğer. Şimdi vatan parçalama gayretleri son aşamaya gelmiş bulunmaktadır.

Balkan savaşları sırasında o günün devlet adamları, yaklaşan tehlikeyi bile bile ordudan 200 taburu terhis ettirmişlerdi. Yaklaşık 75 bin asker terhis ettirildi. Neticede Balkan Savaşları Osmanlı Devleti’nin vahim bir şekilde mağlubiyeti ile sonuçlanmıştı. Beş milyon kişi Balkanlardan Anadolu’ya göç etmişti.

Şimdi devletimizin aynı hatalar içinde olduğunu görmek ve bunu anlatmak bize zor geliyor, ağır geliyor.

Ama bunları anlatmak gerekiyor. Bütün bu olup bitenler gerçekten “Felaketin ayak sesleri”dir.

Yegane güvendiğim, sığındığım Allah’tır. Batı ne kadar Haçlı seferi yaparsa yapsın, ittifak ne kadar plan kurarsa kursun, biliyorum ki EN BÜYÜK PLAN KURUCU ALLAH’tır.

Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin.

14.06.2014

 

 

 

FELAKET GELİYORUM DİYOR

 

“En büyük plan kurucu Allah’tır.”

Enfal Süresi, Ayet 30

 

IŞİD’in Irak harekâtı, Musul’un ve Kerkük’ün işgali göstermiştir ki, Haçlı emperyalizmi, son ve kesin hedefi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerine, bu defa kesin netice almlak maksadıyla  operasyon başlatmıştır. Sevr anlaşması ile Türk milletinden intikam alamayanlar bu defa intikam için yeni bir fırsatı böylece yakalamıştır. Arap ülkelerinde, Suriye’de ve Irak’ta yaratılan oldu bittilerin nihaî hedefi Türkiye’dir.

2003 yılından önce yani AK Parti iktidarından önce bölgemizde ne IŞİD, ne El Kaide ne de başka bir terör örgütü mevcut değildi. Batılı emperyalist güçler AK Parti ile kendilerine coğrafyamızda çok büyük müttefik elde etmişlerdir.

Şimdi yıl 2014.

Emperyalizm bölgemizde derinlemesine epeyce büyük bir mesafe kat etmiştir. Bizim milletimiz dahil bütün Arap alemi, İslam alemi tabir yerinde ise tam anlamıyla dağıtılmıştır. Bu süreçte Haçlı saldırılarını anlayacak, dengeleyecek bir delikanlı lider bölgemizden çıkmamıştır.

IŞİD örgütü ile ittifak güçleri Suriye, Irak ve Türkiye üzerinde yeni bir tarihî süreci başlatmıştır.

IŞİD hareketinin manasını iyi düşünmek gerekir. Bu örgüt, bölge insanının kendi vatanını kurtarmak için kendiliğinden kurduğu millî bir örgüt değildir. Emperyalist güçlerin, “Cihad” kandırmacası ile dünyanın her yerinden topladığı  çok zalim insanlardan meydana getirilmiş bir örgüttür.

IŞİD saldırılarının asıl amacı, Kerkük’ün Barzani’ye teslim edilmesi ve Kürdistan devletinin kurulmasıdır.

“Kürdistan” demek Türkiye’nin parçalanması demektir. “Kürdistan” demek, Büyük İsrail demektir. Ve “Kürdistan” demek aynı zamanda enerji ve petrol yataklarına Batılı emperyalist güçlerin sahip olması demektir. 

Türkiye Cumhuriyeti çok yanlış ve tehlikeli bir yol seçmiştir. Girdiğimiz Amerika, İngiltere ve İsrail ittifakı yanlıştır. Bu ittifak, bizdenmiş gibi görünen bu tür terör örgütlerini dinî kimliğe büründürerek “bereketli” İslam topraklarına “kurtarıcı” gibi salmıştır.

Neden böyle düşünüyoruz:

1)     Türkiye Cumhuriyeti; ABD, İngiltere ve İsrail ile müttefiktir. Barzani ile de mutabakat halinde olan bu ittifak; İran, Suriye, Irak ve Türkiye toprakları üzerinde yaşayan bütün Kürtleri birleştirerek büyük bir Kürt Devleti (Büyük İsrail Devleti) kurmak istemektedir. 

 

2)     BOP bunun için vardır. Ve bizim başbakanımız kendi topraklarının bölünmsini intaç edecek böyle bir büyük oluşumun içinde “görevli” bir insandır. BOP’un eş başkanıdır. Bunu kendisi ifade etmektedir.

 

3)     IŞİD, yukarıda bahsettiğim büyük ittifakın kullandığı bir maniveladır. İttifakın kontrolünde olan Irak Ordusu’nun; bir kurşun atmadan, ağır silahlarını dahi bırakarak gitmesinin sebebi budur. Bu örgütün alt yapısının Türkiye ve diğer müttefik kuvvetler tarafından oluşturulduğu ve silahlanmasının Türkiye tarafından sağlandığı, yaralıların Hatay’da tedavi edildiği bilinmektedir.

 

4)     İttifakın bir kanadı olan Türkiye’nin yöneticileri, Musul ve Kerkük’e karşı yapılacak IŞİD hareketinden daha önceden haberdar olduğunu söylemektedirler. Türkiye, ittifakın aldığı bu büyük tehlikeli stratejik kararın ortağıdır çünkü. Yönetcilerimiz daha önce; “Bu bölgede bizden habersiz bir sinek bile vızıldayamaz!” diyorlardı.

 

5)     İşgal edilen bölgelerde bulunan Gülen kurumlarının, özellikle bizim iktidarımızın (sözde) kavgalı olduğunu sandığımız  Gülen kurumlarının bir hafta önceden Irak’tan Amerika tarafından tahliye edilmesi, yürütülen harekâtın, ittifakın büyük stratejisi olduğunu göstermektedir.

 

         Musul’a giren IŞİD’i Türkiye destekliyor. IŞİD Türkiye’nin bilgisi dahilinde Musal’a giriyor, kendi soydaşlarını imha ediyor. Türkiye’nin önceden haberdar olduğu bir işgal olayında daha önce orada bulunan Gülen kuvvetleri zarar görmesin diye tahliye ediliyor. Gülen gurubunun tahliyesi Türkiye’nin bilgisi dahilidedir. Demek ki iktidarla Gülen gurubu arasında gerçekte bir kavga yoktur. Kavga göstermeliktir. AK Parti’nin ve Gülen hareketinin ortak paydası Amerikan politikalarıdır.

 

6)     Daha önce Barzani’nin Kerkük üzerinde hak iddia etmesi, orada Türkmenleri yok ederek Kerkük’ü bir Kürt toprağı haline getirmek istemesi, aslında bu büyük projenin bir parçasıdır. Tapu dairelerini, nüfus idarelerini yakarak Türkmenlerin Kerkük’le bağını kesip, Kürt nüfusu oraya yerleştirerek Kerkük’ün bir Kürt toprağı olduğu iddiasını güçlendirmek istedikleri öteden beri olagelen hareketlerdi. Bütün bu olup bitenlere Türkiye yetkilileri ses çıkarmamışlardı. Şimdi ise IŞİD elini kolunu sallaya sallaya Musul’a girdi. Barzani de buna ses çıkarmadı. Acaba neden? Çünkü Barzani’ye Kerkük peşkeş çekildi.

 

7)     Halen Musul ve Kerkük’te bulunan Türkmen nüfusun bu şehirlerden çıkarılması, yüzbinlerce Türkmen’in vatanlarını terketmesi Kürt devleti projesinin en önemli ayağıdır.

 

8)     Türkmen nüfusun tasfiyesi, Türkiye’nin Irak’taki en büyük desteği olan Türklerin yok edilmesi, Türkiye devletini yönetenlerin nedense hiç umurlarında olmamıştır. Halbuki Türkmenler “Gavim gardaş nerdesin!” diye feryad ediyorlar. Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun; “Irak’ta kaos olduğunu iddia ediyorlar!” şeklindeki konuşması son derece manidardır. Türk dış siyasetinin önceliklerinin neler olduğunu anlatması bakımından bu ifade çok önemlidir.

 

9)     Türkiye devletini idare edenlerin Musul Başkonsolosumuza daha önceden IŞİD ile ilgili bilgi vermesi, “Korkmayın, onlar bizden” imajı vermesi bu açıdan çok manalıdır.

 

10)IŞİD’in elinde (sözde) esir bulunan konsolosluk personelimizi, TIR şöforlerimizi  ve 31 kişilik elektrik santrali personelini güya “kurtarmak” için devletimiz çaba gösteriyor gibi hareket etmektedir. Personelimizin IŞİD tarafından tutuklanması bir plan sonucudur. Göstermeliktir. Bu esir almaların sonucu bellidir.

 

11)İttifakı meydana getiren ABD, İngiltere, İsrail ve Türkiye, Suriye ve Irak konusunda tam anlamıyla ikiyüzlü bir aldatma politikası izlemektedir. Bu sebeple bizim milletimiz de İttifakın öngörüleri yönünde manipule edilmektedir.

 

Bazı kardeşlerimizin, “Ahmet Davutoğlu Yeni Osmanlı” adlı facebook hesabından alarak paylaştıkları aşağıdaki düşünceler son derece tehlikelidir. Yarın bu sebeple ülkemizde meydana getirilecek büyük kaosta kardeş kardeşe düşecektir. Bu çok büyük bir tehlikedir. Değerli bir dostumun ifade ettiği gibi böyle bir sonucu “temenni” etmiyorum. Bu yaptığım sadece bir uyarıdır.

 

Bakınız adını verdiğim sitede İslamî hassasiyeti olan insanları etkilemek için hangi propagandaları paylaşıyorlar:

 

Description: Description: Foto&gbreve;raf: Mesele I&Scedil;&Idot;D, Musul de&gbreve;il, sen hala anlamadın mı?<br /><br />
1-Çözüm süreci ile TÜRK-KÜRT karde&scedil;li&gbreve;i birli&gbreve;inden vazgeç,<br /><br />
2-Kuzey Irak petrolünden, M&Idot;SAK-&Idot; M&Idot;LL&Idot; sınırlardan vazgeç,<br /><br />
3-Ortado&gbreve;u liderli&gbreve;inden BÜYÜK TÜRK&Idot;YE'den vazgeç!<br /><br />
4-Beyler kusura bakmayın ama Lozan'ınız tarihin çöplü&gbreve;üne yolcu.... (admin2)</p><br />
<p>ABD RAHATSIZ, &Idot;RAN RAHATSIZ, ESED RAHATSIZ, &Idot;TRA&Idot;L RAHATSIZ, RUSYA RAHATSIZ

 

İlgili facebook hesabına girerek bu hezeyanları görebilirsiniz.

 

Milletimizin dinî ve millî hassasiyeti yüksek olan kesimlerinin; Düzce 81, Musul 82, Kerkük 83 şeklinde istemde bulunmasının sebebi şu yukarıdaki düzmece ifadelerdir.

 

Gerçekte böyle bir durumun olmadığını, Kürtlerin böyle bir şeya razı olmayacaklarını siz de biliyorsunuz. O halde neden bu aldatmaca?  “Osmanlı Devleti” kuracağız diye aldatılarak, başbakanımıza bu büyük Türk devletini yeniden kuracak bir kişilik atfedilmesi son derece tehlikeli bir kurgulamadır. Türk milletini kandırmaktır bu. Yanlıştır. Hayal kırıcıdır. Tehlikelidir. Bu hezeyana sessiz kalınması daha da kritik bir durum arz etmektedir. Belli ki, Türk milletinin bu yeni Osmanlı Devleti kurma takıntısına inması iktidar çevrelerinin hoşuna gitmektedir. Bu argümanla istedikleri neticeyi kolaylıkla alabilmektedirler.

 

12)IŞİD’in Sünnî bir proje imiş gibi takdim edilmesi de son derece sakıncalıdır. Bu, İslam Dini’nin anarşist bir “din” olduğu imajını bütün dünyaya göstermek demektir. İslam Dini’nin savaş kurallarında IŞİD’in uyguladığı prensipler asla yoktur. Kafa kesmek, insan derisi yüzmek, insanların kalbini çıkarıp yemek, yüzlerini Kıble’ye çevirerek Allah’u Ekber nidalarıyla kurban gibi kesmek, insanları yakarak öldürmek bizim mübarek dinimizin kuralları içinde yoktur.

 

Türkiye devleti, devletlerle ilişkileri terkederek politikasını terör örgütleri ile yürütmektedir. Koca Türk devletinin ilişkilerini terör örgütleri seviyesine indirmiştir. Bu, devletin ayağa düşürülmesi demeketir.

 

IŞİD denilen örgüt,  on binlerce hatta yüz binlerce militanı olabilecek bir örgüttür. Çünkü “Cihad” sözkonusu olunca, dinî temayülleri kuvvetli olan  Müslümanlar bu örgüte katılacaktır. IŞİD, kısa süre içinde beyinlerini yıkayıp eğiteceği intiharcılarla, bizim ülkemiz için de büyük tehlike olacaktır.

 

Bu örgüt Haçlı ittifakının kullandığı bir örgüttür. Bu örgütün başımıza büyük bir bela açacağı unutulmamalıdır. Çünkü Haçlı ittifakının asıl hedefi Türkiye’dir. Türkiye’yi idare edenlerin böyle bir hassasiyetleri yoktur. “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” hassasiyetleri yoktur. Haçlı ittifakının emirleri dışına çıkmaları mümkün değildir. Kendi halkına karşı bile saldırgan bir politika izlemelerinin, “Baldıran zehrini içtik, kefenimiz koltuğumuzda” şeklinde düşünce beyan etmelerinin sebebi budur.

 

Ok yaydan çıkmıştır. Türk milleti ve Türk devleti bu meş’um ittifaka karşı yalnızdır. En büyük kaos, Türklerin bunu henüz anlayamamış olmasıdır. Bu da ittifakın stratejisidir. Çünkü, örgütün her olayı “Allah” için yaptığına milletimizi kolaylıkla inandırıyorlar. Hüsnü Mahli bir yazısında ittifakın beyni olan CIA’nin yani Amerika’nın bu başarısına dikkat çekerek şunu söylemektedir.

Büyüksün CIA! Emrinde ne kadar da uşak varmış bu coğrafyada!” 13.06.2014 İlk Kurşun Gazetesi.

 

13)Türkiye’nin bu konuda NATO’ya başvurması da taktik icabıdır. Ama biliniz ki, devletimizin bu acziyeti karşısında, idarecilerimizin bu ihaneti karşısında celladımız bize gülmektedir. İttifakın baş aktörleri yaptıkları saldırının bir Haçlı saldırısı olduğunu çok iyi biliyorlar çünkü.

         Türkiye’de iktidar makamında bulunanların saldırgan hallerini sürdürmeleri, aklı başında düşünmemeleri, geri dönüşü olmayan bir yola girmeleri, vahim bir ittifakın içinde bulunmaları kendileri için de çok tehlikeli sonuçlar doğuracaktır. 

         IŞİD hareketine görünen yüzüyle bakan www.habervaktim.com sitesi bakın nasıl bir haber geçiyor:

“Örgüt Irak-Suriye sınırının yıkılmasının bölge haritasının bir asır sonra değişmesi anlamına geldiğini iddia etti. IŞİD medya kaynakları tarafından yayınlanan fotoğraflarda sınırın buldozerlerle yıkıldığı görülürken sınırın yıkılmasından sonra IŞİD savaşçılarının “şükür secdesi” yaptıkları ve zafer işaretleri eşliğinde örgüt bayrağını göğe çektikleri görüldü.”

Görüldüğü üzere; hiçbir ciddî endişesi olmayan insanların bu korkunç Haçlı örgütü ile ilgili değerlendirmesi “şükür secdesi” ettiler şeklindedir.

Batılılar Orta Doğu’yu, bu bölge milletlerinin sahibi olduğu enerji kaynaklarını, İslam alemini hallaç pamuğu gibi dağıttılar.

Avrasya’nın ve İslam aleminin yegane gücü ve ümidi olan Türkiye, ne yazık ki yanlış ittifaklarla ateşe atılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda bu hataya her şeye rağmen düşülmemişti. Türk ordusuna diz çöktürülmesinin sebebi bu imiş meğer. Şimdi vatan parçalama gayretleri son aşamaya gelmiş bulunmaktadır.

Balkan savaşları sırasında o günün devlet adamları, yaklaşan tehlikeyi bile bile ordudan 200 taburu terhis ettirmişlerdi. Yaklaşık 75 bin asker terhis ettirildi. Neticede Balkan Savaşları Osmanlı Devleti’nin vahim bir şekilde mağlubiyeti ile sonuçlanmıştı. Beş milyon kişi Balkanlardan Anadolu’ya göç etmişti.

Şimdi devletimizin aynı hatalar içinde olduğunu görmek ve bunu anlatmak bize zor geliyor, ağır geliyor.

Ama bunları anlatmak gerekiyor. Bütün bu olup bitenler gerçekten “Felaketin ayak sesleri”dir.

Yegane güvendiğim, sığındığım Allah’tır. Batı ne kadar Haçlı seferi yaparsa yapsın, ittifak ne kadar plan kurarsa kursun, biliyorum ki EN BÜYÜK PLAN KURUCU ALLAH’tır.

Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin.

14.06.2014

 

Sabrımızı Saflığa Yormayın

Yeniçağ Gazetesi yazarı Ahmet Takan, bayrak indirme olayı ile ilgili olarak “Elden giden namusun tantanasınıyapıyoruz!” diye yazmış. (Yeniçağ, 11.06.2014 – Fatura Kime Çıkar makalesi)

 

“Elden giden namusun tantanası!”

 

Yeryüzünde, bayrağı “düşmanlık” olsun diye indirilen başka hangi millet bunu bir “namus” meselesi olarak görür.

Lice’deki “Bayrak indirme” olayı sadece bir “bayrak indirme” olayı değildir. Rastgele bir olay değildir. Bu konuyu anlamak için ülkemizin içine atıldığı ateşin bütününü görmek gerekir. Topraklarımız üzerinde tarihî emelleri olan güçlerin yürüttüğü “vatan parçalama” olaylarını görmek, anlamak gerekir. “Topraklarımız üzerinde herhangi bir ameliyata izin vermeyiz!” diye gürleyen devlet ricalimizin gözü önünde, hem de bir askerî birliğin gönderindeki Türk bayrağının indirilmesi öyle sıradan  bir olay değildir.

 

Bu, düşmanlıktır.

 

Ülkemizde Beşinci Kol faaliyetlerini pervasızca yürüten güçlerin, bu olayı “Askerlerin organize işi!”  şeklinde izah etmesi hedef saptırmadır. Askerlerin yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin; “Valiler operasyona izin vermiyor”  gerekçesi ile bundan sonra bölgelerindeki bölücü olaylara karşı rahat müdahale edebilmek için, yani müdahale yetkisini, hükümetin ve valilerin elinden almak için bu bayrak indirme işini bir provokasyon olarak düzenlemiş olabileceğini yazanlar var. “Çözüm sürecini baltalamak için asker provokasyon yapıyor”, diyorlar!

Şaka değil. Bayrak indirme olayını böyle izah ediyorlar. Böylece AKP yanlısı büyük bir kitleyi, Kürt devleti kurulmasına haklılık kazandırmak için, yine orduyu suçlayarak, “ikna” etmeye çalışıyorlar. Gerçekte AKP camiası olan o kitle, inanıyorum ki, böyle bir durumda dünyayı yerinden sarsacak kitledir. Süreç zarar görmesin, AKP hükümeti ve başbakan yıpranmasın diye o kitleyi ustaca ikna eden propaganda merkezleri, aklın almayacağı taktikler kullanıyorlar.

Bu korkunç propagandalarla Türk Milletini yıllardan beri aldatmaya devam ediyorlar.

Türk Milleti bir defa daha uyutuldu. Millet, bayrağı düşmanca gönderden indirildiği halde gerekli tepkiyi gösteremedi. Çünkü bu işi düşmanın yaptığı bir provokasyon olarak gördü. Öyle gösterdiler.

Türk Milleti bir defa daha olup bitenleri anlayamadı.

Vatan parçalanma konusunda bugüne kadar atılan adımlar unutulmadı.

Aynı stratejik oyunlar oynanmaya devam ediliyor.

Aslında;

–      Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde,

–      Habur rezaleti yaşandığında,

–      Başbakanın; “Ben BOP’ un eş başkanıyım” dediğinde,

–      T.C.kaldırıldığında,

–      Türk kimliği yerine “Türkiyeli” kimliği kavramı getirildiğinde,

–      Anayasadan Türk kavramı çıkarılmak istendiğinde,

–      Ne mutlu Türküm diyene ibaresi silindiğinde,

–      Andımız kaldırıldığında,

–      Kozmik odalara girildiğinde,

–      Oslo toplantıları yapıldığında,

–      Türk Ordusu’na “kumpas” kurulduğunda,

–      Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı’nın hem de Türkiye devletinin gözetiminde yapıldığında,

–      TRT Şeş kurulduğunda,

–      Akil adamlarla milletimizi ikna etmeye çalıştıklarında,

–      Türk alfabesine bize yabancı o üç harf sokulduğunda,

–      Yer adlarının değiştirilmesine başlandığında

zaten bayrak indirilmişti. Bunların hepsi ayrı ayrı birer “bayrak indirme” olayıdır.

Şimdi, Lice’deki Türk bayrağını indirme olayını başlı başına bir olaymış gibi görmek resmin bütününü görmemek demektir.

Resmin bütününü görmek ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çok büyük bir askerî saldırı ile yani bir iç savaşla karşı karşıya olduğunu anlamak demektir.

Bu konuda Yeni Şafak Gazetesi’nde yazan Ali Bayramoğlu’nun bir değerlendirmesini alacağım. Bakınız ne diyor:

Türkiye, daha dün, barış sürecinde iplerin kopacak kadar gerildiğine tanık oldu, kimi gözlemcilere göre yeniden savaşın eşiğine geldi.

Lice olaylarının başka bir açıdan anlamı budur.”

(Ali Bayramoğlu, 11.06.2014 – Bayrak, Sorumluluk, Siyaset makalesi)

Bugün, vatan topraklarımız üzerinde bir “Kürdistan” kurulmak istendiği, düşmanlarımızın bu konuda ciddî bir iç savaş yürüttüğü kesindir.

Bunun ne anlama geldiğini anlamayanlara bayrak indirerek mesaj veriliyor aslında. Ama yine de anlaşılmadı. Mesaj yine de alınmadı.

Böylece yine bir fırsatı kaçırmış oldu ülkemiz.

Bu menfur saldırı olayı karşısında milletimizin büyük bir birlik içinde olması gerektiği mesajı verilebilirdi. Ama tam aksine, iktidar kanadından da, muhalefet kanadından da sarf edilen hezeyan dolu düşünceler milletin kafasını karıştırmaya devam etti.

Türk milleti, parti propagandalarından arınıp sağlam düşündüğünde, Türk Bayrağı’nı gönderden indirmenin bir “namus” meselesi olduğunu anlayacaktır. Bu anlaşıldıktan sonra da vatan parçalama olayları karşısında tarihî tavrını koyacaktır.

Türk milletinin sabrını “saflığa” yoranlar tarih boyunca hep aldanmışlardır.

11.06.2014

DEVLET OTORİTE DEMEKTİR

“Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!” özdeyişini bilmeyen yoktur.
İnsan topluluklarının bulunduğu her yerde, yaşama düzenini sağlamak için mutlaka bir otoriteye ihtiyaç vardır. Bu otorite devlettir. Devlet “iktidar” demektir.
İnsan toplulukları (milletler) devlet otoritesi altında nasıl bir “düzen” içinde yaşıyorsa, bazı hayvan toplulukları da belirli bir “düzen” içinde yaşarlar. Arıların muazzam bir toplum düzeni içinde yaşadıkları ve bu düzeni korumakla görevli -tıpkı devlet otoritesi örneğinde olduğu gibi- bir otorite kurdukları kanıtlanmıştır. Bunu televizyon belgesellerinde bile görebilirsiniz.
Toplumun hayatını bir “düzen” içinde korumakla görevli olan devlet otoritesi ortadan kalkarsa o devlet yıkılır.
Son dönem tarihimizden buna yüzlerce örnek verilebilir.
Devletimiz yenilmiş, düşman topraklarımıza girmiş, ordular terhis edilmiş, bütün kuvvetler teslim alınmış, yani devlet çökmüştür. Ama buna rağmen bir devlet yetkilisi çıkıp aşağıdaki gibi bir demeç verebilmiştir.
Rahmetli bir Hamdi amcamız vardı. Çocuklar güreş yaptığında, yenilen çocuğu mahcup etmemek için “Ben yenilene aferin derim” derdi.
Devletimiz halen çok büyük bir yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu halde, devlet adamlarımız ve onların yüzde yüz beyinlerini kontrol altında tutmayı başardığı kitle, bu korkunç sonuçtan habersiz bulunmaktadır.
Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına sebep olan devlet adamları için “kaht-ı rical” (devlet adamı yokluğu) tabiri kullanılırdı. Bu kaht-ı rical bu gün de devam etmektedir.
Bütün bu anlattıklarımı örnek vererek açıklamak istiyorum.
30 Ekim 1918 günü imzalanan Mondros Mütarekesi’nin maddeleri aşağıdaki gibidir.
1- Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz’e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkamlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.
2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.
3- Karadeniz’deki torpiller hakkında bilgi verilecektir.
4- İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul’da teslim olunacaktır.
5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir.
6- Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.
7- İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
8- Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır.
9- İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır.
10-Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır.
11- İran içlerinde ve Kafkasya’da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekilecekler.
12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecektir.
13- Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.
14- İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye’den temin edeceklerdir.(Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır.)
15- Bütün demiryolları, İtilaf Devletlerin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır.
16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır.
17- Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.
18- Trablus ve Bingazi’de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır.
19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir.
20- Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir.
21- İtilaf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.
22- Osmanlı harp esirleri, İtilaf Devletlerinin nezdinde kalacaktır.
23- Osmanlı Hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.
24- Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır.
25- Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahalli saat ile öğle zamanı sona erecektir.

En önemli maddeleri özetlersek Mondrok Mütarekesi daha iyi anlaşılacaktır.
– Çanakkale ve İstanbul Boğazları açılacak.
– Osmanlı orduları derhal terhis edilecek,
– Osmanlı donanması derhal teslim edilecek.
– Limanlar, Toros tünelleri, telgraf istasyonları ve bütün demiryolları galip devletlerin denetimine geçecek.
– Galip devletler, güvenliklerini tehlikede gördükleri yerleri işgal edebileclekler.
– Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis’te bir karışıklık çıkarsa galip devletler bu illeri işgal edebilecekler.
Bu maddeleri iyi okuyan ve anlayan bir insan, Mondros Mütarekesi ile galip devletlerin Osmanlı Devleti’ni tam olarak teslim aldığını anlar.
Anlaşma 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanmış. İmzalayan kişi o zamanın Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı) Rauf Orbay’dır.
Rauf Orbay, bu anlaşmayı imzaladıktan iki gün sonra, 02 Kasım 1918 günü basına bir demeç verir. O günkü başbakan da (Sadrazam Ahmet İzzet Paşa) Rauf Orbay’a bir teşekkür mektubu yazar. Mütareke anlaşması oybirliği ile meclisten geçer.
Bu demeci bugünkü dile çevirerek aşağıya alıyorum.
(Yeni Gün Gazetesi, 02 Kasım 1918)
“Bu mütareke ile devletimizin bağımızlığı, saltanatımızın hukuku tümüyle kurtarılmıştır. Bu mütareke, yenen ile yenilen arasında yapılmış bir anlaşma değil, savaş halinden çıkmak isteyen iki devletin aralarındaki düşmanlağı durdurmaları gibi bir şeydir. Sizi temin ederim ki, İsstanbulumuza bir tek düşman askeri çıkmayacaktır..
Batum ve Kars de şimdilik boşaltılmayacaktır. Size tekrar ediyorum ki, İngilizler bize olağanüstü bir iyi niyet gösterdiler. O kadar ki, askerlerimizin ne kadarını terhis etmemiz gerektiğini saptamak hakkını bile bize bırakmışlardır. Evet yaptğımız mütareke, umudumuzun üstündedir. Devletin bağımsızlığı, saltanatın hukuku, milletin onuru tümüyle kurtarılmıştır.”
Bu anlaşmadan sonra neler olduğunu biliyorsunuz.
– İngilizler Çanakkale’yi işgal ettiler.
– 73 parçalık düşman donanması İstanbul’a geldi, Dolmabahçe Sarayı önüne demirledi.
– İngilizler; Maraş, Urfa, Antep, Kars ve Batum’u işgal ettiler. Samsun ve Merzifon’a asker çıkardılar.
– Fransızlar; Mersin, Adana ve Afyonkarahisar’ı işgal etti.
Devamını yazmaya gerek yok. İçinizi karartmayayım.
İtalyanlar, Yunanlılar ve neticede Sevr Antlaşması….
Islahat Hareketleri’nin manasını çok yazdım. Bugünkü “Çözüm Süreci” aslında bir Isalahat Hareketi’dir, dedim hep.
Bulgaristan’ın, Makedonya’nın, Girit’in elimizden çıkışında düşmanlarımızın kullandığı stratejik söylemlerle (propagandalarla) bu günkü hükümetin söylemlerinin aynı olduğunu söylemeye, anlatmaya çalışıyorum.
Balkan Savaşları’nda, Birinci Dünya Savaşı sırasında, zamanın iktidarlarının düşman karşısında nasıl hesapsız, hazırlıksız yakalandıklarını ve nasıl şaşırdıklarını, devletin yıkılışına, yok oluşuna bir çözüm getiremediklerini, bu günkü devlet adamlarımızın da karşı karşıya bulunduğumuz sorunları çözmek konusunda yetersiz olduklarını, ne yapacaklarını bilemediklerini anlatmaya çalışıyorum.
Kürdistan Devleti’nin kurulması konusunda bu günkü devlet adamlarımızın yine aynı hastalıklı siyasî görüşlerle hareket ettiklerini ve devletimizin bağıra bağıra bölündüğünü anlatmaya çalışıyorum.
Daha da müşahhas örnekler vermek gerekirse;
Başbakanın baş danışmanının “Türk ordusuna kumpas kurduk!” dediğini,
Devlet Bakanı Beşir Atalay’ın “T.C. ile hesaplaştık” dediğini,
KCK’nin artık “Asayiş” tabelası koyup, yol kontrolü yaptığını,
Diyarbakırda’ki 2. Taktik Hava Birliği’ne saldıran PKK’lıların gönderden Türk Bayrağı’nı indirdiklerini,
APO’nun “Kürt İslam Kongresi” topladığını,
Bu toplantıya Cizre Kantonu’ndan (!) delegelerin katıldığını
Ve bu toprakların aslında Türk toprağı olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
Bütün bu olup bitenlerin hiçbir yetkilinin umurunda olmadığını, mevcut iktidarın kontrolü altında bulunan büyük bir kitlenin “aldatıldığını” anlayamadığını anlatmak istiyorum.
Unutmayınız, bu devlet Türk Milletin devletidir. İktidar dürüst davranıp, olanların anlamını tam ve doğru olarak millete anlatırsa millet devletine sahip çıkacaktır.
Ama neylemeli, devleti idere edenler bu gün yine dürüst davranmamaktadır.
Biz yine hançeremiz yırtılıncaya kadar bağıracağız.
“YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE”
Gelinen noktadan sonra, millet artık bu zilleti kabul etmeyecektir.
YAŞASIN MİLLİ DEVLET,
YAŞASIN TÜRK MİLLETİ.

Mikdat Topçu
08.06.2014