Savaş Barış Zamanında Kazanılır.
Türkiye’de meydana gelen olaylarla ilgili olarak hep söylemek istediğim şey şudur.
Ülkemizin içinde bulunduğu durumun adı tam anlamıyla bir Türk Amerikan savaşıdır. Ve bu savaş halen bütün hızıyla sürmektedir.
Bugünlerde birilerinin (!) piyasaya servis ettiği yeni bir video var. İngilizce bir video! Yetkilileri her kimse, herkes anlayamayacağı için videoyu Türkçe bir metin haline getirmişler.
Bu yazı bazı internet sitelerinde yayınlandı. Okuması gereke kesimlere bir şekilde ulaştırılıyor. Tabii ki malum kesimler bu yazı ile bir kere daha yüreklendirilmiş oluyor.
Yazıda başbakanın ne kadar haklı, yürekli, cesur, korkusuz, cemaate ve onu koruyan ABD’ye karşı nasıl “yiğit” bir şekilde başkaldırdığı ve ölümden bile korkmadığı anlatılıyor.
Anlatan kişi Sibel Deniz Edmons adında bir bayan ajan. İranlı Azeri bir babanın kızı! Türkiye’de Türk bir anadan doğmuş. Amerika’da eğitim görmüş. Türkçe, Farsça, İngilizce ve Azeri dillerini biliyormuş. Bu sebeple Amerika’da FBI onu “çevirmen olarak” işe almış.
Edmons, yine istihbaratçı olan bir Türk hanımı şikâyet etmiş. Bu hanımın eşi Türkiye’de de görev yapmış olan bir Amer ika’lı subaymış!
Fehmi Koru elbette bu konuya da vakıf! Şöyle yazmış:
“Sibel Edmonds FBI’dan atıldı, buraya yazdım; Kongre’ye şikâyette bulundu, ’60 Minutes’ adlı önemli bir tv programında konuştu, FBI ilk bulgularını açıkladı.” Taha Kıvanç, Yeni Şafak Gazetesi l7 Ocak 2005 (Fehmi Koru Yeni Şafak’ta Taha Kıvanç takma adı ile yazıyordu.)
Basında çıkan başka bir haberin başlığını aşağıya alıyorum:
“Eski FBI çalışanı Sibel Edmonds, Hatay’da bir kampta bulunan Özgür Suriye Ordusu militanlarının Adana’daki İncirlik Üssü’nde eğitildiğini ve buradan yönlendirildiğini iddia etti.”
Tabii ki, ajan ya! Her konudan haberi var!
Şimdi gelelim asıl konuya.
Servis edilen yazıda şöyle diyor Edmons:
“Amerikalı insanlar şaşırıyor, Erdoğan önceleri bir melekken, nasıl oldu da ABD için şimdi bir şeytan, bir düşman haline gelebildi, bu sistem nasıl çalışıyor?”
“CIA’nin kukla hükümetler kurduğu, onları kullandığı ve ardından bir gecede onları nasıl yok ettiği bilinen bir gerçek. Aynı şey Erdoğan’ın da başına getirilmeye çalışılıyor. Ah evet, bu durum pek çok Amerikalı’ya Donald Rumsfeld’in Saddam’la tokalaştığı o unutulmaz görüntüleri ve daha sonra gözden düştüğünde işgal ve yok edilişini hatırlatıyor. Aynı süreç, Erdoğan’la ilişkilerde de açıkça görülüyor.”
Peki, bu değişimin nedeni nedir? Erdoğan neden gözden düştü?
Evet, bütün bunlar Gülen ve Erdoğan arasındaki kavgayla başladı. Gülen cemaati AKP’nin hükümet olması için çok ciddi destek verdi, Erdoğan ve Gül’ün bütün bürokratları Gülen cemaatinin desteğiyle geldi o noktalara.”
“1997’den sonra CIA Gülen’i oyuna dâhil etti. CIA onu ABD’ye getirdi ve ne tesadüf ki, CIA merkezinin hemen yanı başında bir eve yerleştirdi.
Gülen 15 yıldır ABD’de yaşıyor. Gülen Gladyo’nun A planıdır.”
FBI’da çalışan Sibel Edmons; Gülen’in doğrudan doğruya Amerikan ajanı olduğunu, Yahudi lobisinin Gülen’i desteklediğini, dolayısıyla Amerika’nın vaktiyle başbakanı da desteklediğini, başbakanın, daha önce Amerika’ya göre “melek” olduğu halde şimdi “şeytan” haline geldiğini anlatıyor. Cemaatle başbakanın arasının açılmasını ise başbakanın İsrail’e karşı sert çıkışlarına ve Suriye konusunda Amerika ile düştüğü çelişkiye bağlıyor. Yahudi lobisinin desteklediği Gülen, Erdoğan’ın İsrail’e karşı sert çıkışlarını doğru bulmuyor.
“Ayrılık çanları çalmaya başlamıştı. Ve ardından Suriye konusu geldi. “Türkiye, AKP hükümeti Suriye’deki muhalifleri eğitiyor, silahlandırıyor ve bütün bunların ABD tarafından İncirlik üzerinden yönetiliyor” iddiası vardı.”
“Erdoğan’ın El Kaide ile ilişkili olduğu iddia edilmeye başlandı. Ki, El Kaide’nin de ne tür bir operasyon olduğunu biz açıklamaya, deşifre etmeye daha önce çalışmıştık. Erdoğan artık El Kaide’nin parasal kaynak sağlayıcıları ile bağlantılandırılmaya çalışılıyordu. Ve bütün bunlar, bu operasyonlar CIA tarafından yönetiliyordu.”
Sibel Edmons böyle söylüyor.
Videoda röportajı yapan kişi şu soruyu soruyor:
“Soru: Peki, bütün bunlar gayet açık, anlaşılabilir ancak benim kafama takılan soru şu, Gülen’le, daha doğrusu CIA ile Erdoğan arasında bir sorun varsa eğer, bu sorunun nedeni nedir? CIA Türkiye’den, Erdoğan’dan ne istiyor?”
Bu sorunun cevabını Sayın Sibel Hanım şöyle veriyor:
“Erdoğan, AKP sadece birer sembol, tıpkı diğer ülkelerdeki kukla hükümetler gibi, Obama gibi, George Bush gibi. Asıl önemli olan, bu sembolleri yönetmeye çalışan güç, yani CIA, yani ABD Silah Sanayi. CIA’nın yapmak istediği, sözkonusu hangi ülke ise onu tamamen kontrol altına almak, iç ve dış politikasını yönetmekti. Ki son derece düzgün bir şekilde çalıştı bu sistem uzun seneler. Diledikleri kukla hükümeti getirmeyi ve uzun süre hükümette tutmayı başardılar.”
Buraya kadar anlatılardan Amerika’nın Sayın başbakanı ve onun şahsında AKP’yi kullanmış, sevk ve idare etmiş olduğu belli oluyor, değil mi? Yani Türk hükümetini de “kukla” gibi kullanmış oldukları anlaşılıyor, değil mi?
Biz bunun böyle olduğunu Türkiye’de kimseye anlatamadık. Hala da anlatamıyoruz. F. Gülen’le ilgili anlattıklarımız nihayet anlaşıldı. O zamanlar bize karşı çıkanlar, şimdi kafalarını masalarının altlarına sokuyorlar. İnanınız yüzleri kızarıyor.
Şimdi aynı iddiaları Sayın Başbakan için de sürdürmeye devam ediyoruz. Sayın Başbakanın ABD istihbaratı ile “organik” birlikteliği vardır. Şu yukarıda anlatılanlar acaba bir bilgi vermiyor mu?
Devreye ajanlar sokularak şimdilerde Sayın Başbakanın; çok mert, cesur, korkusuz olduğunu, Yahudi lobisine, İsrail’e, Amerika’ya, hatta AB’ne bile karşı geldiği imajını vermeye çalışıyorlar. Bu Edmons meselesinin aslı bu. ABD’nin yapmak istediği budur! Gerçekte Sayın Başbakanla organik birliktelik devam etmektedir.
Bakın ne diyor ajan Edmons:
“CIA, Erdoğan’ın kontrolünü kaybediyordu, Bu arada Gülen’le hiçbir sorunları yoktu. Gülen iyi bir uşak olmuştu, emirleri harfiyyen uyguluyordu.”
Yani Türkiye’de yürüttükleri yapmacık kavgada başbakanın vaziyetini kamuoyu nezdinde kurtarmaya çalışıyor. Seçimler de yaklaştı ya! Seçmene mesaj vermeye çalışıyorlar. Seçmen de el altından bu mesajı alıyor ve bir güzel yutuyor.
Edmons devam ediyor:
“Erdoğan, CIA ile sorunu daha da büyütmek için rest çekti. Boyun eğmeyeceğini göstermek için, bir mesaj vermek için “milyarlarca dolarlık silah alımlarını ABD ile değil, Çin’le yapacağım” dedi. Tüm dünya bu reste şaşırdı. Bu, ABD ve NATO’nun en üst düzey kurallarından birinin ihlali anlamına geliyordu, yapılabilecek son şeydi. İşte bu, NATO ve ABD Silah Sanayiini çileden çıkardı.”
Ve ekliyor:
“Ve Erdoğan daha da ileri giderek, “AB’ye girmek için yıllardır beklediklerini ve bunun gerçekleşmeyeceğini anladığını, bunun yerine Şanghay Birliği’ne katılmak istediğini” söyledi. Ve resmen başvuruda bulundu.
Bu davranış yine, çiğnenebilecek en son kurallardan biriydi. Batı için yüz senedir kukla olan Türkiye, kukla oynatıcısına karşı, sahibine karşı isyana kalkmıştı. Batı, zorla kurduğu bu kukla düzenini, kolay yıktırmazdı.
İşte bunları yaptığınızda, son kullanma tarihiniz dolmuş demektir. Kim olursanız olun artık bitmiştir. Ve ABD’nin uygulayacağı cezanın diğer ülkeler için ibretlik olması gerekiyordu, çünkü bu durum başkaları tarafından örnek alınabilirdi, bu risk göze alınamazdı.”
Erdoğan’ın bütün bu riskleri göze aldığını ve başbakanın bu kahraman başkaldırısının temel olarak Batı ve Amerikan düşmanı olan Türk kamuoyunun hoşuna gittiğini anlatmak istiyor.
Tabii ki aşağıdaki tehditleri de kasıtlı bir salvo olarak savuruyor Edmons. Güya başbakana gözdağı veriyor. Yahudi lobisine, İsrail’e, Amerika’ya, hatta AB’ne başkaldıran böylesine büyük bir kahramana Türk milletinin ihtiyacı olduğunu, bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca böyle bir liderin beklendiğini, böyle bir lideri düşmana karşı koruyacağını, onu destekleyeceğini, bunun için bütün varlığını ortaya koyacağını Türk milletinin deklare etmesini temin etmeye çalışıyor.
Daha da kışkırtıcı olması için aşağıdaki, aslında en can alıcı, tehditleri savuruyor. ABD bizim başbakanımız için şu tekliflerde bulunuyormuş:
“Erdoğan’a şu ihtimaller sunuldu, tabii bunları hiçbir yerde duyamazsınız;
1) Geri adım atacaksın. Her şeyi geri saracak, İsrail’le ilişkilerini düzeltecek, Çin’den silah almaktan vazgeçeceksin. Şanghay’dan uzak duracaksın. Gülen’den özür dileyeceksin. Bu senin birinci seçeneğin!
2) Sessizce istifa edip gideceksin. Çünkü biz hali hazırda senin yerine gelecekleri belirledik. (Tabii ki CHP kastediliyor.) Şu ana kadar çalıp çırptığın paralar varsa, onları da beraberinde götürebilirsin. Senden öncekiler de çaldı. Paralarınla İngiltere’ye gitmene izin vereceğiz.
3) Bunları kabul etmezsen, bizi bekle.
Bu sana iki senaryo sunar;
a) Kaddafi gibi, Saddam gibi yok edilirsin, seni Taksim meydanında, Gezi Parkı’nda öldürürüz.
b) Mübarek gibi korkak bir şekilde teslim olabilirsin. Seni İngiltere’de bir hapishaneye atarız, yaşamının kalanını orda sürdürürsün.
İşte şu anda, Erdoğan bu seçeneklerle karşı karşıya! Bu seçenekler Kaddafi, Saddam ve Mübarek’e sunulanlarla aynı. CIA böyle çalışıyor. Senaryolar o kadar aynı, şaşmaz ve detaylarıyla benzer ki, insan neredeyse aynı şeyleri tekrar tekrar görmekten sıkılıyor. Ama aynı CIA, Esad’a bu seçeneklerden hiç birini sunmadı, Obama’ya rağmen.
Ve birkaç ay içinde kavga daha da büyüyecek.”
Gördünüz değil mi? Hiçbir millet, liderini tehdit eden dış düşmana karşı yalnız bırakmaz. Onu destekler. ABD istihbaratının da sağlamak istediği zaten bu! Ve bunu büyük bir ustalıkla başarıyorlar.
Ancak sorular var tabii ki! El Kadı meselesi var. Bunu nasıl izah edeceğiz!
Edmons El Kadı olayını şöyle anlatıyor:
“El Kadı ile Erdoğan’ın ilişkisi şu anda piyasaya sürülüyor ancak, El Kadı 1990 ortalarından beri FBI tarafından biliniyordu. El Kadı’nın çalışma merkezi Chicago idi ve garip olan, Gladyo B‘nin de çalışma merkezi Chicago. Aynı zamanda Abdullah Çatlı da Chicago’ya geldi, orda ona ABD’de sürekli kalma izni (Yeşil Kart) verildi, daha sonra çeşitli bölgelere gönderildi. Mesela Azerbaycan’a, baba Aliyev’i öldürmek üzere gönderildi vs. Yani Chicago bu işlerin merkezi, yönetim noktasıdır.
FBI, El Kadı’yı ne zaman Chicago’da sıkıştırıp da yakalamak istese, araya CIA giriyordu. Ve nihayet, El Kadı’ya toparlanıp Arnavutluk’a kaçması için yeterli zaman verildi. Ve kaçınca da “Hay Allah, elimizden kaçırdık!” dendi.
ABD bu kez, “Onun Arnavutluk’ta olduğunu biliyoruz, adresi, her şeyi elimizde, Arnavutluk hükümetinden onu resmen isteyelim!” dediler. Ancak ona Türkiye’ye geçmesi için gereken iki haftalık süreyi vermeyi de ihmal etmediler.
ABD bu kez “Hay Allah, Arnavutluk’tan da kaçırdık adamı!” deyiverdi. Bu defa Türkiye ile yazıştı ve “Bu adamı sizden istiyoruz!” dedi. Türkiye tarihinde ilk defa, “Pardon, aramızda böyle bir suçlu değişim anlaşması yok. Bu adam herhangi bir suç da işlemedi burada, bu yüzden onu size veremeyiz!” dedi. Ve ABD “Ah öyle mi, tamam sorun değil!” diyerek dosyayı kapattı!”
El Kadı, Azerbaycan dahil pek çok yere rahatça gidip gelen bir adam. Sadece Asya bölgesine değil, aynı zamanda Avrupa’ya da gidiyor. Örneğin Londra’ya, iş gezileri!
Ama ne olduysa, aniden Erdoğan’ın oğlunun El Kadı ile fotoğrafları servis edilmeye başlandı!
Bu tür haberler yayılmaya başlandı. Ve bu haberlerin pek çoğu Gülen cemaati tarafından servis ediliyordu. Ve tabii ki CIA destekli MİT’ten bir grup tarafından!”
Sadece başlı başına şu El Kadı meselesi bile başbakanımızın ABD istihbaratı ile organik bütünlüğü olduğunu ortaya koyar.
El Kadı bir arkadaşı ile Yeşilköy Hava Limanı’na gelir. Bir taksiye atlarlar. Arabaları (herhalde İstanbul Bahçelievler’de bir yerde) kaza yapar. El Kadı yaralanır. Arkadaşı hemen telefona sarılır ve sayın başbakanımızı arar. “Ağabey biz kaza geçirdik, El Kadı yaralandı ne yapalım? Başbakan endişe eder. El Kadı’da önemli bir şey var mı? Der. Sonra onları Bahçelievler’de (kendisine ait olduğu iddia edilen) bir hastaneye yönlendirir. Sonucu takip eder. El Kadı’nın sağlığı ile yakından ilgilenir.
Bu olay telefon dinlemelerine takılır. Tape’si yayınlanır.
Sayın Türk başbakanının yukarıda ayrıntıları anlatıldığı şekilde, doğrudan doğruya CIA bağlantısı olan El Kadı ile yakın arkadaştır.
Acaba kim kimin kontrolündedir?
Şu yukarıda anlatılanlar sizce ne ifade etmektedir?
Türk milleti bu büyük oyunu gerçekten görmekten aciz midir?
Milletimize bu işlerin doğrusu neden bir türlü anlatılamamaktadır.
CHP’nin de ABD ile organik bağın vardır. Kılıçdaroğlu bir alternatif olarak istihbarat bağlantılarının, Amerikan politikalarının içindedir. Mesela TESEV üyesidir. Görüşmeler yapmak üzere Amerika’ya gitmiştir. Orada Cemaat ileri gelenleri ile görüşmüştür. Bu bilgiler CHP’nin organik bağlarını anlatmak için yeterli değil midir? Ya da ABD’nin ne yapmak istediğini anlamak için yeterli değil midir?
Peki, ya diğer muhalefet partileri! Diğer muhalefet neden bangır bangır bağırarak tozu dumana katamamaktadır? Anlaşılır gibi değildir!
Sayın başbakanın gerçekten Yahudi lobisine, İsrail’e, Amerika’ya başkaldırdığına, sert çıktığına ve “… yoksa seni öldürürüz!” tehditlerine inandırılan milletimize bu bilgiler nasıl aktarılacak?
Ve şu sorular nasıl cevap bulacak?
Başbakan gerçekten kahramansa;
– Neden Yahudi lobisinden aldığı Yahudi Cesaret Ödülünü iade etmemektedir?
Amerika’ya karşı çıkıyorsa;
– Neden Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi Eş Başkanlığı’ndan istifa etmemektedir?
– Neden Suriye konusu ile ilgili, füze rampaları ile ilgili, NATO üsleri ilgili olarak milli menfaatlerimizi koruyan tedbirler almamaktadır?
– Neden Soros’un önerdiği şekilde Anayasa değişikliği yapmaya çalışmaktadır?
– Neden Soros’un sitelerinde önerdiği raporları dikkate almakta, Soros’un adamlarını “akil adam” olarak seçmektedir?
– Neden Soros’un istediği (dolayısıyla ABD’nin –Ermenilerin- istediği) yer adlarının değişmesini başbakanımız da kabul etmektedir?
– Neden Soros’un istediği harfleri Türk alfabesine monte etmiştir?
– Neden Ergenekon meselesini ihdas ederek Türk Ordusu’nu dize getirmiştir?
– Neden ne idüğü belirsiz insanların “kozmik oda”lara girmesine müsaade etmiştir?
– Neden Türk askerlerinin başına çuval geçirilirken ses çıkarmamıştır, çuval geçiren komutanlarla haşir neşir olmaktadır?
Başbakan eğer gerçekten İsrail’e karşı çıkıyorsa;
– Neden İsrail’in de düşmanı olan Suriye’ye vurmaktadır? (Suriye’ye İsrail güneyden, Türkiye kuzeyden vurmaktadır.)
– Neden Suriye’ye silah göndererek iç savaşı körükleyip, Suriye’de Müslüman olan halkın kardeş kavgası yapmasına sebep olmaktadır?
– Neden Irak’ta katledilen yüz binlerce insanın sorumlularının kim olduklarını açıklamamaktadır?
Başbakan şu anda başıboş bir şekilde yazılı ve görsel medyada arz-ı endam eden bu videoya ve yazıya ses çıkarmamaktadır?
Ve Sibel Deniz Edmons son olarak şu soruyu sormaktadır:
“Soru: Sizce Erdoğan’ın başına gelenler, Kaddafi ve Saddam’ın başına gelenlerle tıpatıp aynı mı olacak, yoksa biraz daha farklı bir versiyon mu göreceğiz burada?”
Görüldüğü gibi düşman bütün sebeplere sarılmakta, çok temelli, esaslı çalışmalar yapmaktadır. Günümüzün en büyük emperyal devleti olan Amerika’nın, hükümetleri nasıl bir “kukla” gibi kullandığını, işi biten liderlerin nasıl buruşturulup çöp sepetine atıldığını açık açık anlatmaktan çekinmiyorlar.
Ne olursa olsun ülkemizi ilgilendiren bu konuyu anlatmaktan çekinmeyeceğim.
Namık Kemal’in şu beytini hatırlatmak istiyorum.
Felek bütün esbab-ı cefasın toplasın gelsin,
Dönersem kahpeyim millet yolunda bu azimetten.
Aziz milletim, şu anda ülkemizin kaderinde aktif rol oynayan ve düşman tarafından kahraman olarak lanse edilerek düşüncelerinizin değişmesini isteyenlere karşı kendiniz birer kahraman olarak cevap veriniz.
Bir milletin kahramanlığı böyle günlerde belli olur. Biz kahraman bir millet olduğumuzu dünya tarihinde binlerce defa ispat etmiş bir milletiz
Şimdi geri çekilmeyiniz. Güçlü olunuz. Savaş yarı yarıya barış zamanında kazanılır. İradeniz güçlü olsun. Teslim olmayınız. Olaylara eleştirel bir gözle bakınız. Bu elbette bilgili olmayı gerektirir.
Bilgi ise “güç” demektir, unutmayınız.
Aziz Milletim,
Uyarmak vatan borcumdur.
Uyanınız.
14 Mart 2014
Son Yorumlar