Değerli dostlar,
İnternette Enver Paşa’nın Hatıraları yazdım, karşıma Enver Paşa’nın hataları diye bir bilgi çıktı. Sekiz sayfa. İsteyen bulup okuyabilir. Daha sonra Enver Paşa’nın hatıralarını da buldum ve okudum.
Tabii ki Enver Paşa’yı tartışacak değilim. Konum Enver Paşa değil.
Hataları da olsa, o bir Türk Subayı idi. Ve önceliği her şeyden önce vatanı idi.
Enver Paşa Makedonya’da görevli subaydı. Onun döneminde Balkan Savaşları’nın tohumları atılmıştı. Yabancı devletler (İngiltere, Rusya, Fransa, Avustur-Macaristan) durmadan Osmanlı Devleti’ne baskı yapıyorlardı. Bu yabancı devletler, devletimize baş kaldıran Bulgar, Sırp, Karadağ ve Rum çetelerini silahlandırıyor, destekliyorlardı. Tıpkı bugün, güneyimizdeki savaş benzeri, ayaklanma benzeri ayaklanmalar vardı. Ve bugünkü gibi o çeteleri yabancı ülkeler destekleyip, devletimizin üzerine sürüyorlardı.
- Polis, jandarma, Osmanlı devleti hizmetine girecek yabancı uzmanlar tarafından düzenlenecek,
- Jandarmanın Müslüman ve Hıristiyan nispeti (oranı), bulundukları vilâyetin, Müslüman ve Hıristiyan nüfusu nispetinde olacaktır.
- Hıristiyan köylerin bekçleri, Hıristiyanlardan seçilecektir.
- Genel af ilan olunacaktır.
- Üç vilayetin bütçesi (Selanik Manastır, Ohri), Osmanlı Bankasınca kontrol edilecektir.
- Makedonya’ya, Balkan yarımadası devletleri ve Berlin Anlaşması’nı imzalayan devletlerden olmayan Hıristiyan bir vali tayin olunacak.
- Yahut, yanına Avrupalı müşavirler verilmek kaydı ile bir Osmanlı umumi valisi (veya müfettişi) idareyi yürütecektir.
Yabancı ülkeler bu konularda devleti sıkıştırıyorlardı. İngiltere, bu tedbirleri yeterli görmüyor, Üç Makedonya vilayetine bir Osmanlı müfettişi tayin olunmasını istiyordu. (Bu göreve Hüseyin Hilmi Paşa getirildi.) Bunun yanına biri Rus, biri Avusturyalı olmak üzere iki müşavir verildi. Bütün Makedonya beş bölgeye ayrıldı. Her bölgenin jandarma ıslahatı bir yabancı askerî uzmana verildi. Bütün jandarmanın bölgedeki genel komutanlığına bir İtilyan generali getirildi.
Genel Jandarma müfettişliğinin yanına 25 yabancı subay verildi. Vilayet bütçesini Osmanlı Bankası denetlemeye başladı.
Özetle; Rusya Selanik’e, Avusturya Üsküp’e, İngiltere Drama’ya, İtalya ayrıca Manastır’a yerleşti. Böylece Osmanlı Devleti tam manasıyla yabancı kontrolüne girmiş oldu.
Bu arada, dağdaki Bulgar, Sırp, Karadağ ve Rum komiteleri bütün Müslüman Türk köylerini kasıp kavuruyordu.
işte bu noktada orada bulunan subaylar “memleket elden gidiyor!” diyerek duruma el koymaya çalıştılar. Önce Yüzbaşı Resne’li Niyazi dağa çıktı. Daha sonra Enver Paşa dağa çıktı.
Evet, MEMLEKET ELDEN GİDİYORDU!
Değerli dostlar, Balkanlar bu olaylardan sonra elimizden çıktı.
Bu gün Suriye ve Irak sınırımızda yaşanan olaylar da Balkanlar’da yaşanan bu olayların tıpatıp benzeridir. Bu benzerliği belki sizler daha başka açılardan da görüyor olabilirsiniz. Benzer baskılar aynen devam ediyor. Örnek olarak, Sınırımızda Rus bayrağı dalgalanıyor, Amerika YPG’ye silah veriyor.
Yazık ki, bu durum karşısında “memleket elden gidiyor!” diyecek kimsemiz yok.
Saadet Partisi başkanı Temel Karamollaoğlu CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu ile görüşmüş. Bu görüşmeyi ciddiye almamalıdır. Bu konu Kılıçtaroğlu ile görüşülecek bir konu değildir. Bu sadece, “vatan elden gidiyor” diye düşünenler için bir nezakete ziyareti olmalıdır.
Sayın Karamollaoğlu ciddi bir insandır. Ama memleketin durumuna, önündeki dosyalara iyi bakmalıdır. Yurt Partisi Genel Başkanı Sayın Sadettin Tantan, Millet Partisi Genel Başkanı Sayın Aykut Edibali, Merkez Partisi Genel Başkanı Abdürrahim Karslı, Milliyetçi Hareket Partisi’nin, sorumluluğunu bilen milletvekilleri, eski Ülkü Ocakları genel başkanları ülkenin durumunun nereye gittiğini iyi değerlendirmelidirler. Bence hayatlarını ortaya koymalıdırlar. Diğer işlerinin arasında bu işle de bir hobi olarak uğraşmamalıdırlar. “Atı alan Üsküdar’ı geçmiştir.” sözünü lütfen yabana atmayınız. Vatan elden gidiyorken, lütfen Resne’li Niyazi gibi, Yüzbaşı Aziz Gibi, Eyüp Sabri Bey gibi, Ohri’li Emin gibi duyarlı olunuz. Yazık ki ordumuzun mensupları arasında artık bu duyarlılığı gösterecek subay kalmamıştır. Çünkü ordumuzu Ergenekon ve 15 Temmuz olayları ile çökertmiş bulunuyorlar. Ordumuzun bu şekilde önceden çökertilmesi, bugünkü savaşı kazanmak için ABD tarafından tertiplenmiştir. O zamanlar, çok yazmıştık, çok yalvarmıştık. Tabii ki fayda etmedi.
Değerli dostlar,
Başbakanımız bugün “Amerika ile savaşacak değiliz!” dedi. Bu söz son derece yanlış söylenmiştir. Bu söz, askerî ve stratejik olarak düşmana ümit ve üstünlük vermiştir. Demek ki, Türkiye devleti düşmanları karşısında zayıftır. Bu söz yalanlanmalıdır. Ve devlet gereğini yapmalıdır.
Yani şimdi, devletimizin kaderi kırlangıçlara mı kalmıştır? Eyvah!
Ben olsaydım, Amerika’nın YPG’ye gönderdiği silahları, daha yerine ulaşmadan imha ederdim. İncirlik’ten mi gönderildi, Akdeniz’den gemilerle mi geldi? Mutlaka o silahları Türkiye devleti daha Akdeniz’de iken, daha havada iken imha etmeliydi. Devletimiz bunu yapacak güçtedir. Ama ehil ellerde değildir. Bu durumda tam anlamıyla bir “kaht-ı rical” dönemi yaşamaktayız.
Devletimiz süratle devlet işlerini bilen, strateji ilmini bilen, ordunun sevk ve idaresini iyi bilen ehil ellere teslim edilmelidir.
Bu gidiş gidiş değildir. Bu kına başka kınaya benzemez.
Buradan bütün Türk milletine sesleniyorum. Herkes aklını başına alsın. Düşmanlarımız ciddidir, psikopattır, acımasızdır. Atom bombası atacak kadar gaddardır. Bundan öte köy var mı? Kiminle ittifak yaptığınızı lütfen iyi değerlendiriniz.
Bilesiniz ki;
Durum ciddidir.
Memleket elden gidiyor.
Son Yorumlar