Bütün Vatanseverler Birleşiniz
Ülkemizde gelişmekte olan olaylar karşısında endişe duyan büyük bir kitlenin varlığı inkâr edilemez.
Bu kitlenin büyük bir kesimi, içinde bulunduğu parti, dernek veya sivil toplum kuruluşlarının bu saatten sonra kendisi için fazla bir şey ifade etmediğini, gelinen noktanın vatanımızın geleceğini belirleyen önemli bir nokta olması sebebiyle, artık ortak bir aidiyet duygusu ile hareket etmek gerektiğine inanan bir kesimdir.
Bu hafta içinde anayasadan Türk kelimesinin kaldırılmaması yönünde ortak bir paydada buluşan büyük bir aydın kesimin bu girişimi milletimiz için ümit verici olmuştur.
Aslında buna benzer birçok değişikliğin yapıldığını, milletin gönlünde ve vicdanında yer etmiş birçok değerin teker teker yıkıldığını, bu büyük değişikliği yapan kurmay ekibin, toplum mühendislerinin, kılı yağdan çeker gibi, hissettirmeden, toplumun bütün değerlerini değiştirdiğini görmek gerekir.
Eski sistemin bütün değerlerinin bir kâğıt gibi buruşturulup atılarak, yerine yeni bir sistemin kurulmaya çalışıldığını, toplumumuzun büyük bir kesimi henüz anlayamamıştır. Evet, bir değişiklik olmaktadır ama bu değişikliği yapanların kimliğine bakarak, yapılanların muhakkak devletimizin menfaatine yapılmakta olduğunu düşünerek kitle ses çıkarmamaktadır.
Muhakkak ki, yapılanların sistemli bir şekilde devletinin yıkılmasına sebep olduğunu anladığı anda toplum büyük bir tepki verecektir.
Kazana konulan suyun içindeki kurbağanın, suyun kaynaması anına kadar mevcut ortama yavaş yavaş alışması gibi bir olay bu!
Kelime-i Tevhid’den “Muhammeden Resulullah” ı kaldırdılar (ilkokul kitaplarında) ses çıkarmadık. Türk bayrağı demeyelim, devlet bayrağı diyelim, dediler, ses çıkarmadık. Dağlardan “Ne mutlu Türküm diyene” sözlerini kaldırdılar, ses çıkarmadık. And’ımızı kaldırdılar ses çıkarmadık. Anadolu’da bir İstiklal Savaşı yapılmamıştır, dediler ses çıkarmadık. Kürdistan dediler, eyalet dediler, özerklik dediler, sayın dediler, sıfır sorun diyip bütün komşularla problem yarattılar ses çıkarmadık. Ordumuzu dize getirdiler ses çıkarmadık. Kozmik odaya girdiler, ses çıkarmadık. Sivil savunmanın bütün planlarını, bütün sivil savunma personelinin kimliklerinin herkese açık mahkeme dosyalarına koydular ses çıkarmadık. Bedrin arslanları ile Çanakkale şehitleri bir mi, dediler, ses çıkarmadık. İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy için “1400 yıllık İslam geleneğini bozan bu adam Müslümanlara örnek bir şahsiyet olarak sunulamaz” dediler, ses çıkarmadık.
Bu liste böyle uzayıp gider.
Biliyorsunuz ki, çok güzel bir hikâye vardır. Mahallenin bakkalını götürdüler, ses çıkarmadık, kasabını götürdüler ses çıkarmadık, papazı, öğretmeni götürdüler ses çıkarmadık. Ama bir gün gelip bizi götürdüler. Baktık ki arkamızda bizi destekleyecek kimse kalmamış.
Bizim olay tıpkı buna benziyor.
Şu anda bizim milletimize bu olay şaka gibi geliyor. Çünkü idareciler büyük bir toplum mühendisliği programı uyguluyorlar. Arkalarında bu projeyi destekleyen büyük milletler var. Hâlbuki bu büyük milletler şu anda 21. Yüzyıl Haçlı Savaşları’nı yapıyorlar. Milletimize 2. Sevr’i dayatıyorlar. Henüz idarecilerimiz bunun farkında değiller. Dolayısıyla bu idarecilerimizi destekleyen milletimizin büyük bir kesimi bu olayın farkında değil.
Her şeye rağmen milletimizin bu hükümete desteğini sürdürmesi, kesinlikle yapılan değişiklikleri devletin menfaatine uygun olarak yaptıklarına inanması sebebiyledir. Milletimiz burada bir “hin”lik olduğunu anladığı anda, tutumunu değiştirecektir.
Toplumun diğer kesimi ise kendisine “kırmızı çizgi” çizmiştir. “Vatan tehlikededir!” diye düşünüyor.
Bursa mitinginde “Öl de ölelim, vur de vuralım!” tarzındaki slogan aslında büyük bir kararın ve büyük bir endişenin karşılığıdır. Bahçeli’nin “Onun da zamanı gelecek!” tarzındaki cevabı, unutulmamalıdır ki bu kalın kırmızı çizginin, büyük bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğumuz düşüncesinin kesin bir ilanıdır.
Ulusalcı kesim keza böyle düşünmektedir.
Milletimizin tehlikeyi görebilmesi ve bir araya gelmesi, aydınlarımızın durumu erken fark ederek, sesini yükseltmesi ve harekete geçmesiyle doğru orantılı olacaktır.
Ankara’daki 300 kişinin ortak hareketi yeterli olmamıştır. Ne kadar haklı olursak olalım, görülüyor ki haklı olmak, vatan parçalamaya niyetlenmiş 5. Kol güçlerini durdurmaya yetmiyor. Nitekim imzadan sonra o hareketi destekleyecek hiçbir şey yapılamamıştır. Aydınlar, basında yeterli desteği bulamamıştır. Bulamaz da.
Bu sebeple şunu düşünmeliyiz, karşı karşıya kaldığımız olay dünya çapında bir olaydır. Gerçekte büyük bir savaşla, büyük bir düşmanla karşı karşıyayız. Büyük bir savaşı kazanmak için ne yapılması gerekiyorsa o şekilde teşkilatlanmalı ve büyük bir yürüyüş başlatılmalıdır.
İmza gününün hemen akşamında, bütün televizyonlarda, olmadık insanların eleştirisi, bildirgeye imza atanların toplum nezdinde itibarlarını sıfıra indirmiştir.
Mustafa Destici imzasını çekmiştir. Halil İnalcık “kandırıldı” diye haber yapılmıştır.
Hilal Kaplan’lar, Mümtazer Türköne’ler, Ahmet Taşgetirenler, Gülay Göktürkler, Taha Akyollar, hemen televizyonlara fırlamış “”Aman Kürtleri” kışkırtıcı hareketler yapmayalım” diye milleti ikna etmeye çalışmışlardır.
Gazete köşelerinde olmadık yalanlarla, hezeyanlarla milletimizin zihnini iğfal etmişler, milletimiz daha ilk günde “Ne demek şimdi bu?” diye ikileme düşmüştür.
Bütün İslam aleminin ve Türk aleminin ümidi olan Batı Türk Hakanlığı mensubu milletimiz bu alçak savaş stratejilerini bozacaktır.
Ancak, milletimizin ve devletimizin hayatını savunurken, büyük bir düşmanla karşı karşıya bulunduğumuz anlaşılmalı. Bir milli uyanış hareketi başlatılmalıdır. Bu hareket; üstün bir askeri bilgi, milli direniş sanat ve bilgisi ile donanmış rehberlerin öncülüğünde olmadır. Milletimizin bu büyük hareketi sevk ve idare edecek bilgisi ve tecrübesi vardır.
Ortaya çıkan aydınların elbette böyle bir niyeti yoktu.
Milletimizin acil ihtiyacı olan şey, doğru bir metod, üstün bir strateji bilgisi ile öne çıkacak rehberleri derhal bulmaktır. İhtiyaç budur.
Bunun için önerim şudur. Mutlaka ve mutlaka “Büyük Milli Cephe” oluşturalım.
Direnişimizi, düşmana karşı koyuşumuzu milli bir protestoya dönüştürebilmek için, bu büyük yürüyüşü sevk ve idare edecek rehberleri ortaya çıkarmak için elimizden geleni yapmalıyız.
Herkes ne iş yaparsa yapsın, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi partinin başında olursa olsun, mutlaka Büyük Milli Cephe’de buluşmalıyız.
Bu durum, tarihin, aklın bize yüklediği bir görevdir.
Bütün vatanseverleri BÜYÜK MİLLİ CEPHE’yi oluşturmaya çağırıyorum.
Uyarmak vatan borcumdur.
01.04.2013
Son Yorumlar