Mikdat Topçu | Uyarmak Vatan Borcumdur 58

Müslüman Mahallesinde Salyangoz Satmanın Dayanılmaz Hafifliği
Yurt dışında okuyan oğlum, bana bir link gönderdi. Şöyle diyor:
Babacığım bakın hele şu kadının yazdıklarına!  Meğerse biz aslında yokmuşuz, tepeden gelmişiz buralara kadar.”
Değerli dostlar, bağlantıya bakabilirsiniz. (Bağlantı- Link aşagıdadır) Ayşe Hür adlı bir yazarın Radikal Gazetesi’nde yazdığı bir yazı bu!
Cumhurbaşkanlığı forsuna konulacak 17. Yıldızın yeni kurulan Kürt devletini temsil edip edemeyeceğini araştırıyor.
“Sabah yazarı Emre Aköz’ün 5 Nisan 2013 tarihli yazısında aktardığına göre, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Letonya’nın başkenti Riga’da gazetecilerle sohbet ederken, bir gazetecinin “Kürt barışı sağlanırsa Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldızlar ne olacak? Tarihte kurulmuş 16 Türk devletini temsil eden yıldızlar kaldırılacak mı?” şeklindeki cüretkâr sorusunu yumuşak biçimde savuşturmuş, daha sonra yanına giden Emre Aköz’ün “Efendim illa da yıldızları azaltmak gerekmez ki…Tarihte kurulmuş olan diyelim ki bir Kürt devleti, 17’nci yıldız olarak eklenemez mi?” sorusuna ise cevap vermemiş. Bu ilginç konuşmalar, bu haftaki yazımın esin kaynağı oldu”, diyor.
Yazıda, cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldızı temsil eden Türk devletlerini tek tek inceliyor ve Türklerin gerçekte bir millet olmadığını, Türk kelimesinin etimolojisini güya araştırarak, alaya alarak, Türk düşmanı olan kaynaklardan faydalanarak “Aslında bir Türk milleti yoktur!” demeye getiriyor.
Biliyorsunuz; Ayşe Hür, tarihçidir. Bir ara Taraf Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı. Şimdi Radikal Gazetesi’nde yazıyor. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nü, sonra da Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bölümü’nü 1992 yılında bitirmiş.
Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’ne “Avrupa Birliği’nin Tarihle Barışma Noktaları ve Ermeni Meselesi” üzerine lisansüstü tezini 2005’te vermiş. Taraf, Radikal Gazetesi ve Agos Gazetesi’nde siyaset ve tarih ile ilgili köşe yazıları yazmıştır.
Ayşe Hür Hanımefendinin tam olarak “kim” olduğunu bilmiyoruz. Bulunduğu ortamlara bakılırsa iflah olmaz bir Türk düşmanı ve iyi bir Ermeni dostu olduğu kesindir. Eğer bir Türk çocuğu olsaydı veya bu vatanın ekmeğini yiyip, suyunu içerken, vatanına karşı minnettarlık duygusu besleyen kadirşinas biri olsaydı, yukarıdaki bağlantıda verilen yazıyı yazamazdı. En azından eli gitmezdi. Vicdanı titrerdi.
“Türk Ermenisiz, Ermeni Türksüz olmaz! “ diyen Ayşe Hür, Taraf Gazetesi’ndeki bir yazısında da“Anadolu’da bir Türk’e karşı üç Ermeni, Keldani ailesi yok edilmiştir!” diye başlayan bir yazı yazmıştır.
“İdraksiz Türkten Türk milletine!” başlığı ile de bir yazı yazan Ayşe Hür Hanımefendinin “Türk”rahatsızlığının nereden geldiğini anlamak mümkün değildir.
Kendisinin Artvin’li, Pomak kökenli bir aileden geldiği kaydediliyor.
Ayşe Hür’ün bu yazıları yazması elbette ki, şu andaki konjonktürün bir gereğidir. Devletin de politikası bu! Türk kelimesini Anayasa’dan da çıkarmaya çalışıyorlar malumunuz.
Bağlantısını verdiğim yazıyı özellikle “Biz Ümmetiz!” diyen “allame!” kardeşlerimizin okumasını istiyorum. Acaba bu yazı okunduğunda bu kardeşlerimizin ruhlarında en ufak bir “burukluk” meydana gelmeyecek midir? Bu konuda hükümeti destekleyenlerin kimler olduğuna dikkat edilmesi gerekmiyor mu?
Ayşe Hür’ün bu yazısından tek bir alıntı yapmayacağım.
Ancak şunu ifade etmem gerekiyor.
Bizim, büyüklerimizden öğrendiğimiz değer yargılarımız farklıdır. Büyüklerimizden aldığımız terbiye farklıdır. Bizim; ana-babamızdan, milletimizden öğrendiğimiz “Türk” algısı, “vatan” algısı, “millet” algısı farklıdır.
Tarihçiler; “Tarihten Türk milletini çıkarırsanız tarih yazılamaz!”, derler.
Bir tarihçinin görüşünü buraya almam gerekiyor. (Kaynağını yazmayacağım, nasıl olsa Ayşe Hür Hanımefendi de tarihçidir!)
“Hiçbir tarihçi bütün Türk tarihi üzerinde ihtisasa varan bir bilgi derecesine erişemez. Bunun sebebi, Türk tarihinin özelliğidir. Başka herhangi bir milletin bütün tarihini ihata edebilen âlimler belki çıkmıştır. Fakat bu, Türk tarihi için hiçbir zaman bahis mevzuu olmayacaktır. Türk tarihi, ayrı ihtisas kolları halinde incelenmek durumundadır. Bu hususiyet; Türklerin 2200 yıllık tarihleri boyunca akılları durduracak bir coğrafya azametine malik olmalarıdır. Hindistan, Çin, Avrupa kıtasının yarısından fazlası, Afrika kıtasının bütün kuzey yarısı, Asya’nın akla gelebilecek herhangi bir bölgesi, ta Endonezya’ya kadar, Türk hâkimiyet, nüfuz idaresinden uzak kalmış değildir. Bu durum o kadar fevkaladedir ki, insan heyecanlanır; Türkler’in adeta coğrafya mefhumundan gafil bulunduklarını sanası gelir.”
Görüldüğü üzere bu konu, öyle, baldırı çıplak Ermeni dostlarının anlayabileceği bir konu değildir.
Ayşe Hür Hanımefendi, cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldızı ifade eden Türk devletlerini tek tek izah ederken, cumhurbaşkanlığı forsuna konulamayan, yıldızlarla ifade edilemeyen daha birçok Türk devletlerinin kurulup, yıkıldığını anlatırken, zaten Türklerin tarih boyunca dünya coğrafyası ile nasıl oynadıklarını kabul etmiş bulunmaktadır. Ama buna rağmen nedense Türk’ten rahatsızlık duymaktadır!
Vaktiyle ağabeylerimiz, herhangi bir törende konuşurken şu tarzda hitap ederlerdi:
“Ey, millet evladı! Ey, üç kıta, yedi deniz sahibi cihan devletinin mirasçısı! Ey, Kaşgar’dan Avrupa’ya kadar, topraklarımızı kanıyla sulayan mukaddes şehitlerin imanına bağlı olanlar! Ey, Moskof’un, Bulgar’ın, Yunan’ın zalim çizmeleri altında, ruhu Allah’a kavuşan, mukaddes şehitlerin intikamına bağlı olanlar! Ey, milleti çevreleyen hıyanet bulutlarını görenler! Ey, zalime ve zulme karşı çekilmiş kılıç olanlar! Ey, dostuna değil, düşmanına bile lütuf elini uzatanlar! Ey, Hak’ka inananlar! Ey, millet evladı! Ey, Plevne’de, Çanakkale’de, Aziziye’de, Sakarya’da kandan dereler, kemikten dağlar yaparak şahadet şerbetini içen mukaddes şehitlerin çileli yetimleri! Mukaddes şehitlerimizin şanlı mirası, kalbimizin mukaddes ateşi İslam sönmeyecek, ufkumuzu aydınlatan bir güneş gibi ebediyete kadar parlayacaktır! Ey millet evladı! Din, devlet, millet ve vatan koruma mukaddes davasında şanlı tarihin sana yol gösterecek, milyonlarca şehidin kanlı hatırası, dostunu düşmanını bildirecek, fikrin dönmeden, elin titremeden mukaddes hedefe doğru yılmadan ilerleyeceksin!”
Bizler bu terbiye ile bu ateş ile yetiştik.
Şimdi şu “kanayaklı”nın yazdıklarına bakar mısınız?
Hadi oradan! Hadi oradan!
Ben bu zavallı hanımefendiye gönül koymuyorum. Adım adım gelen düşmanı görmeyenlere, ceste ceste ölümü bize tattıranlara, çaktırmadan bizi yok etmek isteyen düşmanın 5. Kol faaliyetlerine karşı bir türlü uyanamayan kardeşlerime gönül koyuyorum.
Bilmem bilir misiniz? Erzurum’lu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin bir hikâyesi vardır. “Ben gönül koymadım ama GÖNLÜMÜN SAHİBİ GÖNÜL KOYMUŞ OLABİLİR!” der.
Hala düşmanı tanımayan, hala “halet-i nez”de olduğumuzu anlamayan milletimin çocuklarını GÖNLÜMÜN SAHİBİNE HAVALE EDİYORUM. 
Aziz milletim! Müslüman mahallesinde salyangoz satanlara dikkat ediniz! Aslında bu yazılar uyarı yazılarıdır, biliyorsunuz. Değerli dostlar, bilinizi ki, bu gün başka bir gündür.
Uyarmak vatan borcumdur.
Uyanınız!
13.04.2013

Yorum Yap