Aylık Arşiv: Ağustos 2014

14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği-Mahsum Korkmaz (Agit)

Sadece içim acımadı. Doğrusu beni iyice korku sardı. Büyük bir infial içindeyim. Çünkü artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti yok! Baksanıza mazbatada “12. Türkiye Cumhurbaşkanı” yazıyormuş!

Kendisine “düşman” gözüyle bakan hasmını bilmeden savunan, kendi sonunu düşünmekten aciz, yöneticilerin ihanetini anlamayan, bu kadar büyük uyarılar yapıldığı halde hala “… işte o kadar!” diyerek kesip atan, açık açık düşmanlık yapıldığı halde beyni uyuştuğu için propaganda ile şişirildiği için bir türlü gerçek düşmanını tanımayan ve kendisi ile birlikte ülkesinin de geleceğini tehlikeye attığını bilmeyen çok büyük bir kitlenin varlığı beni gerçekten korkutuyor, dehşete düşürüyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin düşmanlarını kutluyorum.

Çünkü;

Öyle bir düşman ki; yabancı ülkelerin desteğini almış, sömürgeci ve düşman ilan ettiği Türk Milleti’nin idarecilerini kendi safına çekmeyi başarmış, savaşı kazanmış! Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yenmiş!

Öyle bir düşman ki; Türk askerini düşman ilan ettiği halde, birliklerimize baskınlar yaptığı halde, vatanımızı bölmeye çalıştığı halde “kahraman” olarak ortada geziyor, gözümüzün önünde fink atıyor. Artık Türk Milleti’nden korkmuyor.

Öyle bir düşman ki; kim olduğu açıkça belli olduğu halde, bir sürü kafa karışıklığı yaratarak bizim kimden yana olmamız gerektiği konusunda bizi şaşırtıp, saf dışı bırakıyor. Sadece dini söylemleri bize uyduğu için kim olursa olsun, hain bile olsa, dost diye sarılıyoruz.

Öyle bir düşman ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmış, yerine Türkiye Devleti’ni kurmuş. O da “şimdilik” kaydıyla. Yakın bir gelecekte bu da değişecek.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ayakta olsaydı Eruh’ta şu yukarıdaki heykel dikilemezdi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ayakta olsaydı Diyarbakır’daki Şeyh Sait ve 47 arkadaşının heykeli dikilemezdi. (Bu heykellerin açılış töreninde asılan afişlerden birinde “Torunlarımız intikamımızı alacaktır!” yazıyordu. Bundan bir müddet önce Birgün Gazetesi’nin manşetinde, Şeyh Sait’in resmi de kullanılarak “Torunları intikamını aldı!” yazıyordu. Demek ki başarmışlardı.)

15 Ağustos 1984 yılında düşman Eruh’a baskın yapmış. Bu baskını yapan düşman birliğinin adı 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği. Birliğin komutanı Agit kod adlı Mahsum Korkmaz! Mahsum Korkmaz’ın Eruh baskını bir roman kıvamında anlatılıyor düşmana. İsterdim ki, bu yazının tümünü bulup okuyasınız. Hayır! Okumayın. Okumanıza gerek yok. Nasıl olsa siz “öğüdünüzü yuvadan almışsınız!” Okumayın Sakın.

Ben burada biraz vicdanı olan, aklı olan, hala bir takım tereddüdü olanlar için Eruh Baskını’nın bir bölümünü anlatmaya çalışacağım. Bu baskını yapan komutan! Mahsum Kormaz’ın heykeli dikilmiş. Tabii, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ayakta olmadığı için onun savcıları da yok artık. Hâkimleri de! Türk Silahlı Kuvvetleri de…

Bizi nasıl da kandırdılar! Nasıl da yendiler!

Her ne ise; lütfen aşağıdaki yazıyı okuyunuz. (Okumaktan sıkılırsınız diye uzun bir yazının küçük bir bölümünü aldım)

“Eruh; Çırav ve Herekol dağlarını bir birinden ayırtan dar bir vadinin ortasında, kendisini fethetmeye gelen birliği dingin bir sessizlik içinde bekliyordu

Öğleden sonra, belirli aralıklarla, akşama kadar, her birim; Eruh’u gözetlemeye devam etti. Akşama doğru herkes telaş içerisinde hazırlanmaya başladı. Silahlar gözden geçirildi, yedek cephane dağıtıldı. 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği artık Eruh’u basmaya hazırdı. Hareket etmeden önce tüm birlik içtimaya geçti. Agit silahını omzundan indirerek birliğin karşısına geçti, hazır ol vaziyetinde kısa bir konuşma yaptı.

 

“Uzun bir konuşma yapacak değilim. Aylardır hazırlandığımız ve gün boyunca dürbünle baktığınız Eruh’taki askeri hedefleri, Türk sömürgeciliğinin askeri işgalini sembolize eden kurumları ele geçirmek için biraz sonra hareket edeceğiz. Başlattığımız hamlenin ve bu çerçevede yapacağımız ilk baskın harekâtının sonucu ne olursa olsun tarihe bir biçimi ile gireceğimiz kesindir. Tarihte buna benzer birçok baskın harekâtının yapıldığını biliyoruz. Ancak tarihi tekerrür ettirmek istemiyoruz. Bu sefer arkamızda, bütün Kürt isyanlarında yazılageldiği gibi “kahramanca başkaldırdılar, ancak erken vurularak hareketi kötü bir yenilgiye götürdüler” tarzında bir değerlendirme asla yapılmayacaktır. Buna kesinlikle izin vermeyeceğiz. Kürdün alnına kara bir leke gibi kazınan yenilgi mantığını kökünden söküp atacağız.”

 

“Gerilla savaşını başlatan ilk baskın harekâtının, sonraki gidişat üzerinde kader belirleyici bir rol oynadığını biliyorsunuz. Bu eylemin kitabında başarısızlık diye bir belirleme asla yazılmayacaktır. 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği tarih sayfalarına bir zafer abidesi olarak geçecektir. Biz başarıya ant içtik; düşman hedeflerini ele geçirmek için zemberek gibi boşalacak ve hedefe kilitlenmiş bir ok gibi hareket edeceğiz. Baskından sonra dünyaya sadece ‘gerilla savaşını başlattık’ mesajını vermekle yetinmeyeceğiz, aynı zamanda Kürt halkına tarihinin en anlamlı zaferini hediye edeceğiz. Başarınızı, başarımızı şimdiden kutluyorum.”

Oysa hazırol’da bekleyen 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği; gözünü kırpmadan ölümün üzerine atılmaya sabırsız, tepeden tırnağa ölümde yaşamı gerçekleştirmeye ant içmiş bir avuç savaşçıdan oluşuyordu. Düşmanın üzerine atılmaya hazır bekleyen gerilla birliği; feleğin sillesini yemiş ve yeni bir katliam endişesi taşıyan halkın duyduğu korkunun zerresini bile yüreğinde taşımıyor, ölümü alt etmenin dingin ruh hali içerisinde bulunuyordu. 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği, gerçek zaferini; gerilla savaşının ilk kurşununu patlatmadan önce, Çırav dağında, Mahsum Korkmaz’ın son konuşmasını dinlerken beyninde ve yüreğinde ölüm korkusunu yenerek almıştı.”

 

Türk devletinin askeri işgalini sembolize eden jandarma karakolunun ele geçirilmesi ve silahsızlandırılarak belgelerinin yakılması; sömürgeciliğe karşı bir isyanın başladığı ve Kürdistan’a zor kullanarak giren ordunun yine aynı yöntemlere başvurularak çıkarılacağı anlamına geliyordu.”

Paradoks

Aşağıdaki bilgileri bugün çok değişik basın organlarından, çeşitli makalelerden derledim. IŞİD’in kimin projesi olduğunu irdelemeye çalıştım. Bu konuyu yazanlar, yorumlayanlar da kendilerine soru sorarak bu örgütü çözmeye çalışıyorlar.

Durum son derece karışık!

Böyle bir örgütü ancak büyük bir devlet organize edebilir. Çünkü IŞİD sıradan bir terör örgütü değil. Tam anlamıyla bir ordu! Bana göre bu örgütü ABD kurmayı kurdu. Şimdi de sevk ve idare ediyor. Ama öyle bir planlama yapıyor ki, tün insanlığın kafasını karıştırıyor. Ama aynı ABD’nin bu örgüte karşı hava operasyonu yapacağı söyleniyor. Yapabilir. ABD bu örgütü hem kurar, hem savaşa gönderir, hem hedeflerini ele geçirir, hem de işi bitince üzerine hava operasyonu düzenler. Yapar mı? Yapar.

O halde biz şimdi bu paradoksu düşünelim: IŞİD kimin projesidir?

Peşmergelerin Kerkük’ü ele geçirmesine Türkiye neden sessiz kaldı?

IŞİD neden döndü dolaştı Kürtlerle savaşa başladı?

IŞİD için mevcut iktidarın “onlar bizden!” demesinin sebebi nedir? IŞİD elemanlarının Türkiye’de kolaylıkla konuşlanmalarının, hastanelerde tedavi görecek kadar rahat olmalarının sırrı nedir?

Türkiye Kürt devletinin kurulmasından yana. ABD ve İsrail de Kürt devletinin kurulmasını istiyor. Bu anlamda müttefik kuvvetler Barzani ile de mutabık bulunmaktadırlar. Halbuki şimdi IŞİD Erbil’e, yani Kürtlere saldırıyor. Mahmur kampını yerle bir ediyor. Hem Kürt devletini kurdurup, hem Kürtlere saldırmanın anlamı nedir?

Türkiye ve tabii ki müttefiklerimiz ABD, İsrail ve İngiltere IŞİD’i destekliyor olabilirler mi? Hem IŞİD’i destekleyip, hem de aynı IŞİD’i Kürtlerle savaşa gönderebilirler mi? Bunun anlamı nedir?

Bu çağda, bu kadar vahşi cinayetler işlediği halde; Türkiye, ABD ve AB neden IŞİD’e karşı sessiz kalıyor?

IŞİD liderleri neden ABD tarafından serbest bırakılıyor?

IŞİD’in 6 kişilik kurucu komuta kadrosu Saddam’ın eski subaylarından oluşuyormuş! Bunları savaş sırasında ABD yakalamış, hapse atmış. Daha sonra 2007 yılında bırakmış. Bu subaylar önce El Kaide’yi kurmuşlar, şimdi de IŞİD’in kurucuları! Bu ne anlama geliyor?

Türk Dışişleri Bakanlığı IŞİD’İN Suriye rejimi ile ortak hareket ettiğini söylüyor. Yani bir bakıma IŞİD’i Suriye kurdu demek istiyor. Suriye’nin kurmuş olduğu IŞİD örgütüne karşı ABD, AB ve Türkiye neden bu kadar sessiz kalıyor?

IŞİD neden İsrail’e saldırmıyor?

Körfez ülkeleri; “ IŞİD’i İran, Suriye ve Maliki destekliyor”, diyor.

IŞİD kimin işine yarıyor? İddia şu: IŞİD, Suriye’nin, Rusya’nın, Çin’in, İran’ın ve Türkiye’nin işine yarıyor.

Türkiye’nin işine niçin yarıyormuş? YPG ile savaştığı için! Peki, YPG kuvvetlerini Erbil’den Rojava’ya giderken Türkiye seyretmedi mi? Hem YPG’yi desteklemek, hem de IŞİD YPG’ye karşı savaşıyor diye IŞİD’den yana olmak ne anlama gelmektedir.

Sonra; IŞİD’i Suriye destekliyorsa, Türkiye neden IŞİD’e yumuşak davranıyor. Neden “Onlar bizden” diyor. Düşmanımın dostu benim düşmanım sayılmaz mı?

IŞİD’i ABD’nin kurduğu ve müttefik kuvvetlerin desteklediği iddia ediliyor. 2003 yılında Türk askerinin başına Süleymaniye’de çuval geçirilme olayı sırasında orada komutan olan ABD’li generalin (General David Petraus)   İŞİD’i kurduğu iddia ediliyor. Biliyorsunuz bu general daha sonra CIA örgütünün başına getirilmişti. Sonra bir yasak aşk meselesinden dolayı CIA’dan uzaklaştırıldığı (!) söylentisi çıkarılmıştı. Ama adamcağız işte bizim topraklarımızda yani Avrasya’da aslanlar gibi görevinin başında. Bizim hükümet yetkililerimizle bile çok mahrem görüşmeler yapmıştı.

IŞİD örgütü basit bir terör örgütü değil, tam bir ordudur. Topraklar ele geçiriyor, şehirler ele geçiriyor. Yüzlerce düşmanının kafasını kesiyor. Rakiplerine korku vermek için insanları koyun gibi boğazlıyor.

Bu örgüt Türkiye’de teşkilatlanıyor. İddia edildiğine göre www.takvahaber.net  adlı internet sitesi IŞİD örgütüne ait bir site. Bu adrese girip bakabilirsiniz. Bu günkü haberlerinde IŞİD’in Karakuş adlı bir Hıristiyan şehrini ve Mahmur’u ele geçirdiğini yazıyorlardı.

Batı basınında bu örgütün Türkiye’de de eylemlere başlayacağı yönünde haberler çıkıyor.

Ve Obama’nın IŞİD’e karşı hava operasyonu yapmak için planlar yaptığı şeklinde haberler salıyorlar dünya basınına.

Türkiye bu kadar büyük bir ülke iken, devletimizin başında bu kadar büyük bir dünya lideri varken, IŞİD’in hedefinde Türkmenler ve bizim tarih beraberliğimiz olan Müslüman topluluklar varken, IŞİD bizim konsolosluk personelimizi rehin almışken neden müdahaleyi ABD yapacak oluyor? Bunun diplomatik, siyasî ve askeri manası nedir?

Bütün bu olup bitenlerin nasıl bir paradoks olduğunu anlayabiliyor musunuz?

Acaba gerçekten de bu IŞİD kimin projesidir?

 

07.08.2014

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bütün Türk Milletine Çağrımdır

–  Ülkemizdeki bütün siyasî parti başkanlarına,

–         Bu partilerin tüm yöneticilerine,

–         Mecliste üyesi bulunan partilerin milletvekillerine,

–         Bütün sivil toplum kuruluşlarına,

–         Bütün üniversitelere,

–         Bütün işçi sendikalarına,

–         Bütün tarikat şeyhlerine,

–         Bütün eğitim camiasına,

–         Güvenlik güçlerinin bütün komutanlarına

–         Ve nihayet bütün Türk milletine sesleniyorum.

Bölgemizde çok ama çok olağanüstü gelişmeler olmaktadır.

Topraklarımız üzerinde bir Kürt devletinin kurulması,

Suriye’nin ve Irak’ın içine sürüklendikleri durum,

İsrail’in Gazze’de tam anlamıyla katliam yapması,

İsrail ve Amerikan metotlarıyla Irak’ta ve Suriye’de tam anlamıyla katliam yapan IŞİD örgütünün rehin aldığı Musul konsolosluk personelimizin hala bırakılmayışı,

“Paralel devlet” diye ilan edilen bir yapı ile güvenlik güçlerimizin ilişkilendirilerek tasfiyesi ve benzeri olaylar

Devletimizin çok büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Bütün bu olayların tümü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ilgilendirmektedir.

PEŞMERGE- PKK-PYD-YPG-HPG-IŞİD-ÖSO-EL-NUSRA ve bunun gibi bölgemizde üretilmiş yüzlerce örgüt ülkemizin geleceğini tehdit etmektedir. Bunlardan hangisini kimin idare ettiğini artık bizim Dışişlerimiz bile bilmemektedir.

Düşününüz; 15 bin kişilik bir IŞİD örgütü kendi başına nasıl var olabilir? Bu 15 bin kişi günde üç öğün yiyecek, içecek, giyecek, yatacak, kalkacak, eğitim görecek, komutanları olacak, tam teçhizatlı olarak silahlanacak, bunların araçları olacak. Her türlü lojistik destekleri olacak. Bunlar gözünü kırpmadan adam öldürecekler. Üstelik uluslar arası risk alacaklar. Mesela; Türkiye gibi bir büyük ülkenin konsolosluk personelini rehin alma rizikosunu alacaklar.

Bu örgütün ve diğer örgütlerin niçin, nasıl ve kim tarafından kurulmuş olabileceğini, kim tarafından sevk ve idare edilebileceğini hiç düşündünüz mü?

Türkiye’de uzantıları olan, hepimizin haberlerde bile kolaylıkla gördüğümüz gibi, Ömerli Barajı civarına pikniğe giden, Bağcılarda, İkitelli’de ve belki bilmediğimiz daha nerelerde hücre şeklinde örgütlenen IŞİD adlı örgütün yarın başımıza nasıl bir bela açacağını düşünebiliyor musunuz?

Takva-Sünni Müslüman olduğunu söyleyerek ve Allah-u Akbar diyerek insanları nasıl katlettiklerini gösteren videoları acaba seyrettiniz mi hiç?

Alman Die Welt Gazetesi, kısa süre sonra IŞİD örgütünün aynı eylemleri Türkiye’de de yapacağını ve bunun için emir beklediğini yazıyor.

Ve böyle bir ortamda Türkiye seçime gidiyor. Seçime giden Cumhurbaşkanı adaylarından biri de şu an Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı.

Ve bu Başbakanın idaresindeki Türkiye Devleti’nin konsolosluk personeli  49 kişi bu örgütün elinde rehin. Hem de iki aydan beri rehin!

Soru şudur:

Cumhurbaşkanlığı seçimini bugünkü başbakanın kazanması durumunda;

1)     IŞİD denilen örgütün konsolosluk personelimizi sağ salim ülkemize göndermesi

Veya

2)     Konsolosluk personelimizi, videolarını da yayınlayarak, hepsini katlettiğini ilan etmesi

 

Ne anlama gelecektir.

 

Bu konuda her iki ihtimal karşısında nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

 

Bu soruyu aslında şu anda başbakana sadakatle bağlı AKP camiasına da soruyorum.

 

Yarın IŞİD örgütünün Türkiye’de aynı eylemlere başlaması durumunda ortaya şöyle bir tablo çıkacaktır. Ki bu çok vahim olacaktır.

IŞİD; biz Sünni Müslüman’ız diyor. Cihad yapıyoruz diyor. Bizim camia da Sünni Müslüman. Ve her iki taraf ta İslam Şeriati’ni istiyor. Ama aslında IŞİD yalan söylüyor. Çünkü ABD örgütü! Gerçekte Müslüman değil. Ama bizim milletimiz, sırf İslam’ı getireceğini düşündüğü için IŞİD’i suçlu görmeyecektir. Belki de “ümmet Cihad yapıyor” diyerek bağrına basacaktır. ABD bu durumu çok korkunç bir propaganda ile de destekleyecektir.

 

Eğer bizim AKP’li kardeşlerimizin bir kısmı “ne oluyor?” diye uyanıp da IŞİD’e karşı savaşa başlarsa işte o zaman asıl katliam yaşanacaktır.

 

Ve unutmayınız IŞİD örgütü aslında ABD’nin Beşinci kol örgütüdür. Benim de ihtimal olarak gördüğüm Die Welt’in iddiasını, IŞİD harekâtını ve katliamlarını ABD gerçekleştirmekten çekinmeyecektir. Çünkü ABD’nin asıl amacı budur. Hedef Türkiye’dir. Türkiye son hedeftir.

 

Lütfen bu düşünceleri bir komplo teorisi olarak görmeyiniz. ABD-İsrail ve İngiltere, Türk hükümetini yedeğine alarak bölgemizde savaş yapmaktadır. Beş devletten 15 devlet çıkarmaya çalışmaktadırlar. Saldırıların şeklini, acımasızlığını ve kararlılığını görüyorsunuz. Türkmenlerin katliama uğratıldığını, Gazze’nin yerle bir edildiğini ve ülkemizde de aynı stratejiyi uygulayacaklarını aklınızdan çıkarmayınız.

 

Unutmayınız; bu durum AKP’nin ve henüz bu konulara vakıf olmayan seçmenin büyük bir sınavıdır.

 

Bütün milletimi bu konuda uyanmaya, düşmanı tanımaya çağırıyorum.  TBMM’yi, bütün milletvekillerini, muhalefet partilerini, özellikle MHP’yi göreve çağırıyorum.

Güvenlik güçlerimizi göreve çağırıyorum.

AKP seçmenini hükümetin bu konularda ne düşündüğünü, hangi tedbirleri almakta olduğunu sorgulamaya çağırıyorum.

Allah devletimize ve milletimize zeval vermesin.

06.08.2014