Değerli dostlar,
“İttihat” dergisinin Ocak-Şubat 2019 sayısı elime geçtiğinde duyduğum sevinci sizlerle paylaşmıştım.
Derginin gerçekten muhtevası çok zengin. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.
Dergide İttihat Terakki’nin yaptığı “Bab-ı Ali Baskını” ağırlıklı olarak ele alınmış. Tarihçi-Yazar İlyas Kara’nın kaleme aldığı “Kır Atlı Yarbay Babıali’yi Basıyor” başlıklı yazısı son derece ilginç.
Önce bu yazının içeriğini özet olarak paylaşmak istiyorum.
Yazara göre Bab-ı Ali baskınının sebebi Edirne’nin düşmandan kurtarılmasıdır. Şu tespitleri yapıyor:
“Osmanlı orduları Lüleburgaz Meydan Muharebesi’ni kaybetmiş, Bulgar orduları Çatalca kapılarına dayanmış, bunun üzerine Ahmet Muhtar Paşa Hükümeti devrilmiş, hükümeti kurma görevi İngiliz Kâmil Paşa’ya verilmişti. Hükümetin Harbiye Nazırı ise herkesin korktuğu ve çekindiği Çerkez Nazım Paşa idi. Nazım Paşa ittihatçılar tarafından yüz bulamadığı için zamanla bu partiye tavır almaya, hatta örgüt mensupları hakkında kovuşturmalara bile katılmaya başlamıştı.”
“Babıali’de bunlar yaşanırken cepheden gelen haberler ise hiç de iyiye işaret değildi. Savaş Osmanlı için bir yenilgiden öte, bozgun ve facia olmuştu. Osmanlı orduları Rumeli’de erimiş, üstüne üstlük kolera da kara bir bulut gibi askerlerimizin üzerine çökmüştü.”
“Osmanlı Devleti’nin ateşkes isteğinin ardından taraflar büyük Avrupa devletlerinin önerisiyle Londra’da toplanmış fakat konferanstan bir sonuç çıkmamıştı. Osmanlı çaresizdi. Çizilecek Midye-Enez hattını ve Edirne’nin elden çıkışını kabul etmek üzereydi. İşte Kâmil paşa hükümeti 23 Ocak 1913 tarihinde toplanmış, konuyu görüşmeye hazırlanmıştı. Verilecek karar belliydi. Batı Trakya elden çıktığı gibi Edirne’nin de Bulgarlara verilmesi onaylanacaktı.”
Yazı çok uzun, tamamını paylaşmayacağım. Özet olarak şunu söyleyeyim, Kâmil Paşa Hükümeti Edirne’yi kurtarmak için hiçbir çaba sarf etmez. Edirne’ye “gitti” gözüyle bakar.
İşte Enver Paşa ve arkadaşları bunu kabul etmez.
Enver Paşa aynen şöyle der:
“Eğer Heyet-i vükela (Bakanlar Kurulu-Hükümet) Edirne’yi hiçbir çaba göstermeden bırakırsa, orduyu terk edeceğim. Açıktan açığa harp çağrısında bulunacağım.”
Özet olarak, Edirne’yi teslim etmeye hazırlanan Kâmil Paşa zorla istifa ettirilir, Mahmut Şevket Paşa sadarete getirilir. Edirne Bulgar ordusundan geri alınır.
Yazar, “Kâmil Paşa’dan “İngiliz Kâmil Paşa” diye bahsediyor.
İngiliz Kâmil Paşa hükümeti, Edirne’nin elimizden gitmesinde hiçbir sakınca görmüyor.
Değerli dostlar,
Osmanlının son dönemlerinde devlet üzerinde İngiltere’nin siyasi ve kültürel baskısı çok yüksektir. Özellikle “Şeriatın en büyük koruyucusu” (!) olarak İngiltere’yi gören Müslüman Türkler, İngiltere’nin her türlü tasarruf ve üstünlüğünü İslam’a hizmet olarak düşünmüş ve bu ülkeye karşı Müslüman Türklerin sempatisi çok yüksek olmuştur.
Dikkat ederseniz, İngiltere’nin mücadelesi hala devam ediyor ve ülkemizde hala bu tartışmalar sürüyor.
Birkaç gün önce paylaştığım, Boğaziçi Üniversitesi’ne konferansa çağrılan bir ajanın Mustafa Kemal ile ilgili söylediği sözler bizim çocuklarımız tarafından şiddetle alkışlanmıştı. İngiltere, İstiklal Savaşımız sırasında Kuvayı Milliye’yi durduramamıştı. Şeyhülislamdan ve bazı hocalardan idam fetvası aldığı halde Türk Milleti bu fetvalara itibar etmemiş, Türk bağımsızlık savaşı böylece kazanılmıştı. O zaman Kuvayı-ı Milliye’yi durduramayan İngiltere bugün hala intikamını almaya devam etmektedir. Hala dini propaganda yapmakta ve Mustafa Sabri ahfadı olan bazı İslami cemaat ve “Kulüpleri” hala büyük bir müttefik olarak elinde tutmayı başarmaktadır. Biliyorsunuz, Şeyhülislamlık da yapan Mustafa Sabri Efendi, İstanbul’da İNGİLİZ MUHİPLERİ Cemiyeti’ni kurmuştu. (İngilizleri Sevenler Cemiyeti).
Kabul etmek gerekir ki Çanakkale Savaşları’nı kazanamayan, ama Mondros Mütarekesi’nden sonra 55 parça gemiyle, müttefikleri ile beraber İstanbul’u işgal eden İngilizlerin ülkemiz üzerindeki mücadelesi ve etkisi hala devam etmektedir.
İnkılab Yayınevi tarafından 3. Baskısı yapılan bir kitaptan iki alıntı yaparak, dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bu kitabı, araştırma yaptığım bir konuda faydalanırım diye almıştım. Yazarı araştırma yaptığım dönemde yaşamış olduğu için fikirleri benim için önemliydi. Nasıl hayal kırıklığına uğradığımı aşağıdaki alıntılardan anlayacaksınız. Bu anlayışın hala aramızdaki dini hassasiyeti yüksek çevre arasında devam etmesini ibretle izliyoruz. Bu Müslüman çevre hala sapla samanı birbirinden ayıramamaktadır. Çünkü İngiliz propagandası çok ağır basmaktadır.
Yazarı: Mehmed Selahattin Bey
Kitabın adı: İttihad ve Terakki’nin Kuruluşu ve Osmanlı Devleti’nin Yıkılışı Hakkında Bildiklerim.
“Mehmed Selahaddin Bey 1870-1925 yılları arasında yaşamış, İstanbul’da, Sultan II. Mahmud’un üçüncü refikası Nevfidan Kadın’ın Kethüdası Raşid Efendi’nin oğlu olarak dünyaya gelmiştir” bilgisini de aktarayım.
Kitabın 35. Sayfasından, noktasına virgülüne hiç dokunmadan bir alıntı yapıyorum:
“MUAZZAM İNGİLTERE HÜKÜMETİNİN İSTANBUL BÜYÜKELÇİLİĞİNE TAYİN EDİLİP, MEŞRUTİYETİN BAŞINDA ŞEHRE GELEN ELÇİ SİR LAUTER HAKKINDA….”
- Sayfasından kısa bir alıntı yapıyorum:
“BÖYLECE TÜRKLERİN GERÇEK DOSTU VE KADİM MUHİBBİ OLAN YÜCE İNGİLTERE DEVLETİNİN NÜFUZ VE POLİTİKASININ OSMANLI MEMLEKETİNE GİRMEMESİ İÇİN GAYRET EDİLMESİNE…”
Kitabın yine 36. Sayfasında aynen şunları yazıyor:
“GEREK ALMANYA HÜKÜMETİ VE GEREKSE ADI GEÇEN CEMİYETLER BU UĞURDA YÜZBİNLERCİ LİRA HARCAMAKTAN ÇEKİNMEYEREK, İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN O DİNSİZ, İMANSIZ, VATANSIZ VE VİCDANSIZ ÜÇ BEŞ KİŞİDEN İBARET OLAN KURUCULARINI VE İLERİ GELENLERİNİ ÖNCEDEN HAZIRLADIKLARI PLAN GEREĞİ HAREKET ETTİRMEYE MUVAFFAK OLDUKLARI GİBİ MECLİS ÜYELERİNE VERDİKLERİ TALİMAT DAİRESİNDE, KAMİL PAŞA KABİNESİNE KANUNİ HAKKINI “KANUN-I ESASİ HÜKÜMLERİNİ AYAKLAR ALTINDA BIRAKARAK” KULLANDIRMAYIP, ÜÇ GÜN SONRA VRECEĞİ İZAHATI BEKLEMEDEN MECLİS-İ MEBUSAN’DA GÜVEN OYU SAĞLANAMADIĞINI İLAN ETTİRDİLER. DİĞER TARAFTAN SULTAN ABDÜLHAMİD HANI TAZYİK EDEREK, KAMİL PAŞA’DAN MÜHR-İ HUMAYUNU ALIP AZLE MECBUR ETMİŞLER, BU SEBEPLE KANUN-I ESASİYE İLK DARBEYİ KENDİLERİ VURMUŞLARDIR”
Bu yazının başlangıç kısmanda Enver Paşa’nın Edirne’yi kurtarmak için Kâmil Paşa’yı istifa ettirdiğini aktarmıştım. Bakınız bu konuyu Mehmed Selahaddin Bey nasıl izah ediyor. Aradaki düşünce, anlam ve hedef farkını sizlerin yorumunuza bırakıyorum. Bir tarafta vatan toprağı Edirne’nin geri alınması mücadelesi, diğer tarafta “vatansız, dinsiz, imansız ve vicdansız İttihatçılar” suçlaması! İttihatçıları savunmuyorum. Hükmü elbette tarih verecektir. Ama sizlerin yorumlarınız da bizi mutlu edecektir. Çünkü bu konu tarihimizin karanlık bir konusudur. Bugün de aynı mücadeleler, sizlerin de şahit olduğunuz gibi, devam etmektedir.
Değerli dostlar, o zaman da şimdi de İngiltere’nin Müslüman Türkler üzerindeki etkisini görüyorsunuz. Şu anda hala aramızda, İslami camiayı çok iyi kullanan İngiltere’ye karşı muhabbet besleyen, yeni İNGİLİZ MUHİPLERİ CEMİYETLERİ kuracak birçok Müslüman kardeşimiz bulunmaktadır. Şeyh Nazım Kıbrisî’nin nasıl bir İngiliz ajanı olduğunu biliyorsunuz. İngiltere’nin her zaman yeni ajanlarla Türk Milleti’ni kontrol altında tutmaya devam edeceği açıktır.
Peki bu konuda biz ne yapıyoruz? Devletimiz ne yapıyor? Hala İngiliz ajanlarını getirip üniversitelerimizde konferanslar verdirmeye devam ediyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi’ne bir ajanı çağırıp konferans vermesini sağlayan üniversitedeki İslami Kulüp üyeleri, yüz yıldır hala kuyruk acısı dinmemiş olan bu ajanın, konuşmasında Kuvayı Milliye komutanına “Şeytanın dostu” diyerek hakaret etmesi ve bizim çocuklarımızın bunu alkışlaması son derece manidardır.
Düşmanımızın bize hangi sıfatla, hangi bahanelerle yaklaştığını çok iyi bilmeliyiz. Bir Çin atasözünü hatırlatmak fayda görüyorum.
“DÜŞMANINI BİL, YENİLMEZ OLURSUN!”
Değerli dostlar, demek ki düşmanımızın kim olduğunu hala bilmiyoruz! Bu topraklarda bin yıldan beri savaştığımız düşmanlarımızı hala tanıyamamışız.
Türk Milleti, üç yüz yıllık mağlubiyetlerini galibiyete çevirmek için çok okumalı, çok düşünmeli, çok çalışmalı, çok üretmelidir. Türk Milleti yatağına girip yatmamalıdır. Başka yol yoktur.
Uyarmak vatan borcumdur.
Uyanınız.
02.05.2019
Son Yorumlar