Uyarmak Vatan Borcumdur 30 – Vatanınıza Sahip Çıkınız

Vatanınıza Sahip Çıkınız

Çağımızda büyük devletlerin bile elbette birçok sorunu vardır. Dengesiz gelir dağılımı, istihdam, ekonomik kriz, ihracat, üretim vs. gibi birçok sorunları olabilir devletlerin.

Bu sorunlar, muhakkak ki bizim ülkemizin de tabii sorunlarıdır. Hükümetler bu sorunları çözmek için kurulurlar.

Şu anki hükümetin bu sorunlarla ciddi bir şekilde boğuştuğu, birçok sorunu çözdüğü, birçok soruna çözüm getirmeye çalıştığına şahit olmaktayız. Ayrıca; normal belediye hizmetlerinin de kötü olduğunu iddia etmek haksızlık olur.

Hangi hükümet; ülkemizin yükselmesi, güçlenmesi için taş taş üstüne koymuşsa, hangi hükümet; problemlerimize çözüm getirmişse veya buna gayret ediyorsa dua etmeliyiz. Destek vermeliyiz. Bu bizim en tabii vatandaşlık görevimizdir.

Ancak, kabul etmek gerekir ki, bugün, devletlerin sorunları sadece milli sınırlar içindeki bu iç sorunlar değildir.

İnsanlık tarihinin başlangıcından beri milletler birbirlerine karşı güç kullanmışlardır. Farklı medeniyete sahip milletler, kendi medeniyetlerinin kabul edilmesi için, bütün varlıklarını ortaya koyarak savaşlar yapmışlardır.

Hun Türkleri’nin Roma’ya kadar, Moğollar’ın Anadolu’ya kadar, tarihteki Büyük İskender diye bilinen komutanın Hindistan’a kadar gittiğini tarih kaydetmektedir.

Bugünün savaşçılarının da el’an işbaşında bulunduklarını hepimiz bilmekteyiz. Tarih boyunca yaşanan olaylar, aynı kural ve kaidelere dayalı olarak, bugün de aynen devam etmektedir.

Özellikle Müslüman coğrafyanın bulunduğu bölge bugün emperyalist güçlerin savaş alanıdır.

Bu coğrafyayı Türkler yüzyıllardır kontrolleri altında bulunduruyorlardı. Ancak, 1683 Viyana bozgunundan sonra işler tersine dönmüş, Türkler geri çekilmeye başlamışlardır.

Şu anda içinde bulunduğumuz durum, Türklerin tarihi manada sahip oldukları topraklardan geri çekilme durumudur. Askeri manada “ric’at” tır bunun adı.

Viyana bozgunundan sonra Balkanlar’daki bütün kalelerimizi vire ile (savaşmadan kalenin düşmana teslim edilmesi) düşmana terk ederek Anadolu Yarımadası’na çekildik. Ancak Trakya’da ve Anadolu’da tutunabildik.

Kabul etmek gerekir ki, şu anda bu toprakların da geleceği tartışılır vaziyettedir, tehlikededir. Çünkü halen modern “Moğollar” ileri hareketlerine devam etmektedirler.

21 Yüzyıl Haçlı Seferleri’ni yürüten güçler, son derece kararlı bir şekilde İslam coğrafyasının, özellikle Türklerin üzerine gelmektedirler.

Bu defa – tarihte hiç olmadığı bir şekilde – kararlı geliyorlar. Bu kararlı durum karşısında Türkiye çözülüyor. Kullandığı argümanlar çok kuvvetlidir. Doğrudan doğruya Beşinci Kol Kuvveti kullanarak devletimizi çözüyorlar.

Bu çözülme haline bakarak diyebiliriz ki, başlangıçta ifade ettiğimiz, ülkelerin içinde bulundukları ekonomik krizler vesaireler, ikinci, üçüncü derecede problemler olarak kalmaktadır.

Şu andaki asıl mesele Türkiye’nin tarihi manada çözülmesidir.

Öyle ayrışma tohumları ektiler ki aramıza, neredeyse kendi irademizle topraklarımızı düşmana teslim eder hale gelmişiz. Bunda bir beis görmez olduk. Çünkü kendimizi düşmandan yana görmeye başladık. Tabii ki, tarihi de unuttuk, düşmanı da unuttuk, Allah’ın ayetlerini de unuttuk. Ne buyruluyordu Kur’anda; “Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin, onlar ancak birbirlerinin dostudurlar!” değil mi? Israrla “biz ümmetiz” dedik, ama ümmet olmanın gereği olan prensipleri de unuttuk.

Düşmanı dost edindik. Asırlık düşmanlarımıza âşık olduk.

Ve böylece kendi ellerimizle ülkemizi çözdük. Çözmeye de devam ediyoruz.

Ülkemiz avuçlarımızın içinden kayıyor.

Kendi ellerimizle seçtiğimiz iktidarlar, kendi ellerimizle seçtiğimiz muhalefet, kendi ellerimizle seçtiğimiz Meclis, bu çözülmeyi şaşkın bakışlarla izliyor. Bütün bu devlet kuruluşları Türkiye’nin adım adım çözülmesini hiç kılını kıpırdatmadan, her şey normalmiş gibi, seyrediyor. Çünkü kimse bütün bu olup bitenleri kavrayamıyor.

Ortaya bir Suriye bombası atılıyor, bir Filistin bombası atılıyor, dikkatler başka tarafa çekiliyor ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bizzat Türklerin kendi ellerinin arasından çözülüp, kayıyor. Türk Milleti’nin vatanının tapusu deliniyor.

Türkler adeta “ninni” çalınarak uyutuluyor ve vatanlarına sahip çıkamıyor.

Değerli dostlar, biliniz ki, birileri “Biz kavm-i necib-i muazzamadanız” diyor. Hâlbuki onlar da “ümmet”! Ama aynı zamanda “kavm-i necib-i muazzama” danmışlar! Ya bizler! Bizler kimleriz!

Hiç düşündünüz mü?

Değerli dostlar, biliniz ki, böyle giderse, içinde bulunduğu ekonomik krizi, istihdamı, dış ticaret sorunlarını, milli gelirini, sanayi ve ticaretini  konuşacağımız bir ülkemiz kalmayacak.

Değerli dostlar, biliniz ki “saftorik” bir anlayışla yaşamaya devam ediyoruz. Kolaylıkla aldatılıyoruz. Zihinlerimize ve düşüncelerimize hakim oluyorlar ve bizleri birbirimize düşürüyorlar.

Görünen odur ki, devletimiz her konuda taviz üstüne taviz vermektedir. Bu tavizlerin sonu hiçbir zaman gelmeyecektir.

Değerli dostlar, biliniz ki, vatanımızın tapusu deliniyor. Türklerin vatanları ellerinden gidiyor.

Hala uyanmıyoruz.

Bütün vatanseverler uyanınız.

Uyarmak vatan borcumdur.

Dua ile kalınız.

5 Aralık 2012

MİKDAT TOPÇU

Yorum Yap