Ey Türkler!
Vatanınızı ve devletinizi, bir yandan AB üyeliği safsatacılığı ile ülkenizin hakimiyetini devretmek suretiyle, bir milletler-üstü oluşumun sıradan ve parçalanmış bir eyaleti olarak ve diğer yandan da çoğu da sanal olarak icad edilmiş alt-kimlikler yoluyla içten parçalanarak kaybetmek üzeresiniz. (Durmuş Hocaoğlu)
Ey Türkler Siz Saf Mısınız?
İstanbul’da, Türklerin arasında 50 yılını geçirmiş olan Robert Kolej’in kurucusu papaz Hamlin, “Türkler Arasında 50 Yıl” adlı kitabında Türklerin karakterinden bahsediyor ve Türklerin “saf” bir karaktere sahip olduğunu söylüyor. Tevfik Fikret’i örnek veriyor. Diyor ki; Tevfik Fikret, oğlu Haluk’un elinden tuttu, okula getirdi, teslim etti. Alın bunu Batının ilmi ile ve fenni ile yetiştirin dedi. Çocuk kolejde Hıristiyanlaştırıldı. Sonra Amerika’ya gönderildi. Orada papaz oldu. Tevfik Fikret hala oğlunun Amerika’dan ilim ve fen öğrenerek döneceğini zannediyordu.
Bunun gibi, Türklerin ilm-i siyaset bilmediklerini, “cin” gibi olmadıklarını, kimseye art niyetle bakmadıklarını, kimsenin kendileri hakkında kötü düşünüyor olabileceklerini asla akıllarına getirmediklerini kabul etmek gerekir.
Bu tanımın içerisinde Kürtler de vardır. Bizim yapımız onlardan farklı değildir. Siyasallaşmış, başkalarının pençesine siyasal olarak düşmüş, başkaları tarafından örgütlenerek devlete başkaldırmış Kürtlerin de yapıları aynıdır. Aslında Kürtlerin içinde bulundukları durum çok vahimdir. Çünkü onları siyaseten kullananlar dış güçlerdir. Ve o topraklarda kurulmak istenen devlet de gerçekte “Büyük İsrail Devleti”dir. Tabii ki Kürtler bunu anlayamamaktadır.
Bunun gibi, bizim aydınımız gerçekten “saf” davranmaktadır. Kimsenin düşüncesinin arkasında “kasıt” aramamaktadır. Ve devletleri ile ilgili olaylarda “tarafsız” davranmak gibi garip bir duruma düşmektedir.
Halbuki, “devlet” netice itibariyle “iktidar” demektir. Devleti karakterize eden şey “güç”tür, “erk”tir, “iktidar”dır. Ve devlet, düşmanlarına karşı kullandığı güçle, onları tasfiye etmekteki kudretiyle, diğer devletlerden ayrılır. Devletin farkı buradadır.
Bizim aydınlarımız halen, olaylar karşısında tarafsız hale getirilmiş, saf dışı bırakılmıştır. Çünkü düşmanı en azından tarafsız hale getirmek de savaş stratejisinin büyük bir parçasıdır. Bu anlamda aydınlarımızın olaylar karşısında “tarafsız” kalmasını sağlamış olmak, düşmanın başarısıdır.
Biraz strateji bilgisi olanlar bunu kolaylıkla anlayabilirler. Savaşların asıl hedefi, düşmanı imha etmek veya kendi emrine tabi kılmak veya en azından “tarafsız” hale getirmektir.
Bu sebeple bugün, olaylar karşısında devleti eleştirerek, geçmiş olaylardan ötürü devlet adına özür dileyerek, düşmana taviz verenler, yukarıda bahsettiğim, savaşın ana hedefine uygun davranmış olmaktadır. Düşmanın savaş stratejilerinde varmak istedikleri hedefe kendiliğinden gelmiş olmaktadır.
Türk aydını bu oyuna gelmemelidir. Bizim çocuklarımız bindikleri dalı kesmemelidir. Sen “Ne mutlu Türk’üm diyene dersen, o da Ne mutlu Kürt’üm diyene” diyecektir gibi safsatalarla kendimizi ayrıştırarak düşmanın işini kolaylaştırmış olmaktayız. Bu düşünce düşmanın askeri karargahlarında, propaganda tezgahlarında düşünülerek oluşturulmuş büyük kandırma oyunudur.
Milletimizin bu büyük oyuna gelmemesi gerekir.
Buradan bütün milletimi tekrar uyarıyorum. Türk ve Kürt fark etmez. Hepimiz bir milletiz. Karşımızda uluslar arası büyük bir ittifak vardır. Bu ittifak bizim topraklarımızda Büyük İsrail Devleti’ni kurmaya çalışmaktadır. Araya sokuşturdukları, bize makul ve mantıklı gibi gelen düşünceler, bizlerin zihinlerimizi bozma propagandalarıdır.
Aldanmayınız.
Devlet, “iktidar” demektir. Ancak devlettir ki, düşmanının hakkından gelir. Blöflerini parçalar.
Şu anda devlet, onu kullanan iktidarların kafasında bile ne anlama geldiği belli olmayan bir ucube haline getirilerek, ittifak güçlerinin elinde oyuncak hale getirilmiştir.
Devlet, düşmanına karşı uyguladığı, kullandığı güç ile düşmanını tasfiye etmekteki ustalığı ile “devlet” olur.
Türk aydını bilmelidir ki, devlet “tasfiye” edilmek istenmektedir.
Bu oyuna gelmeyiniz, devletinizin bölünme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu anlayınız.
Ve ey Türkler, “saf” davranmayınız.
Saf davranan milletlerin, düşmanını tanımayan milletlerin, düşmanına ve onun bütün kültürüne aşık olan milletlerin sonu hüsrandır, tasfiyedir.
Bu konuda bütün köşe yazarlarımızı, bütün aydınlarımızı, halen iktidarda bulunan, muhalefette bulunan, mecliste bulunan bütün yetkililerimizi, hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı makamını uyarmak istiyorum.
Eğer Cumhurbaşkanlığı makamı, biraz dünya tarihini biliyorsa, şu anda içinde bulunduğumuz durumun ne kadar vahim olduğunu anlamış olmalıdır.
Unutmayınız ki, devletin tasfiyesine önce en tepeden başlanır. Tarih buna defalarca şahit olmuştur. Göktürk devletini hatırlayınız.
Anlaşılıyor ki, bu makam da devleti tasfiye konusunda artık bir argüman olarak kullanılmaktadır.
İş tamamen milletimize ve onun aydınına düşmektedir.
Bütün vatanseverler birleşiniz.
Uyarmak vatan borcumdur.
Uyanınız.
Mikdat Topçu.
8 Aralık 2012
Not: Durmuş Hocaoğlu kardeşimi rahmetle anıyorum.
0 Yorumlar.