8 Şubat 1919, Türk’ün tarihine kara bir gün olarak geçti. İstanbul’daki Fransız işgal orduları komutanı Franchet d’Esperey beyaz atına binerek bir fatih edası takındı, şehirdeki Rum ve Ermeniler ise “fatihlerini” törenle karşılayarak “onurlandırdı.” İstanbul zaten İtilaf Devletlerinin işgalindeydi. Yapılan, ucuz bir şov ve Türk’e hakaretten başkası değildi.
Şehirde o gün matem havası esti. Yapılan terbiyesizlik kadar buna bir cevap verilememiş oluşu da vicdanları sızlatıyordu. Daha önceden valilik gibi görevlerde bulunan fakat yazı ve şiirleriyle de milletçe tanınan Süleyman Nazif bu matem havasını dağıtacaktı. Fransız generalinin merasiminin ertesi günü aşağıda verdiğimiz “Kara Bir Gün” yazısını yayınladı. (9 Şubat 1919- Hâdisât Gazetesi)
Bu yazıdan sonra milli ruh canlandı. Tabii Fransız generali de çılgına döndü. Süleyman Nazif’in bulunmasını ve yok edilmesini emretti. Nazif birkaç ay kaçak yaşadı. Kaçaklık devresi İngilizlerin eline düşmesiyle sona erdi. İngiliz ve Fransızların çekişmesi sebebiyle kurşuna dizilmedi. Fakat Malta’ya sürgün edilmekten kurtulamadı.
Süleyman Nazif’in İstanbul’un işgali üzerine yazdığı Kara Bir Gün yazısı
‘‘Fransız generalinin dün şehrimize gelişi dolayısıyla bir kısım vatandaşlarımız tarafından yapılan gösteriler, Türk’ün ve İslam’ın kalbinde ve tarihinde sonsuza kadar kanayacak bir yara açtı. Aradan asırlar geçse ve bugünkü hüznümüz ve bahtsızlığımız sevince ve mutlu bir talihe dönse bile, yine bu acıyı hissedecek ve bu hüzünle üzüntüyü çocuklarımıza ve soyumuzdan gelecek olanlara nesilden nesile ağlanacak bir miras olarak terkedeceğiz.
Almanya orduları 1871 senesinde Paris’e girdikleri sırada, Büyük Napolyon’un zaferlerini kutlamak için dikilmiş olan zafer takının altından geçerlerken bile Fransızlar bizim kadar hakaret görmemişti. Bizim dün sabah saat dokuzdan on bire kadar hissettiğimiz üzüntüyü ve azabı duymamıştı. Çünkü ‘‘Fransız’’ namını taşıyan her kişi, yalnız Hristiyanlar değil, Yahudi Fransızlarla Cezayirli Müslümanlar, o millî matem karşısında aynı keder ve utanç ile ağlamış ve kızarmışlardı.
Biz ise millî varlıklarının ve dillerinin devamını bizim âlîcenaplığımıza borçlu olan bir kısım halkın hay-huy şamatasıyla bu aziz matemimize en acı hakaretlerin birer tokat şeklinde atıldığını gördük. ‘‘Buna müstehak değildik’’ diyemeyiz. Müstehak olmasaydık, bu felakete düşmezdik. Her milletin hayat sayfalarında birçok talihler ve bahtsızlıklar vardır. Fransa Kralı Birinci Fransuva’yı Şarlken’in zindanından kurtarmış ve koca Viyana şehrini defalarca kuşatmış bir ümmetin kader defterinde böyle bir kederli satır da gizli imiş.
Araplar’ın güzel bir sözü var: ‘Isbır feinne’d-dehre lá yesbır’ (Sen sabret, çünkü zaman sabretmez) derler.”
0 Yorumlar.