Aylık Arşiv: Ocak 2016 - Page 2

Hiç Ders Alınsaydı Tarih Tekerrür Mü Ederdi!

 

GERÇEKLERİ HALA ANLAYAMADIK

 

“ABD ile Türkiye arasındaki Ortak Savunma İşbirliği anlaşmasına göre yapılan yardım, hibe, satış ya da herhangi bir nedenle size devredilen bilgi, proje ya da malzemenin sahibi, yalnız ve her zaman Amerika’dır. Benim devletimdir!”

“Bunlar size Ortak Savunma anlaşmasının gereği olarak devrediliyor. Dikkat ederseniz bunların statüsü Kongre Yasası’nın 1/4 ve 3. maddelerine göre saptanır. Buna göre de Türkiye zilyet durumundadır. Bu nedenle yasanızdaki -… bütçeye kaydedilir – hükmü uygulanamaz. Unutmayın ki, Başkan ya da Kongre istediği an yardımı durdurduğu gibi o madde ya da bilgiyi geri isteyebilir.” 

Bir Amerika’lı Albayın 1969 yılında Milli Savunma Bakanlığı Hukuk Müşavirleri bürosunda açıkça söylediği sözler. Amerika’lı Albay MSB hukuk müşavirlerine ABD Kongre yasasını vererek “Alın okuyun, öğrenin!” diye haykırmış. 

Sonraları o hukuk müşavirlerinden biri “Biz bu yasal gerçeği neden öğrenemedik!” diye hayıflanmış durmuş. Cahilliklerinden ötürü de hepsi pişman olmuşlar. Ama iş işten geçmiştir. 

Yıl 1969 ….. ve şimdi 2016!!! Bu gerçekleri öğrenemeyen nice müşavirlerimiz, başbakanlarımız, Cumhurbaşkanlarımız oldu. Ya da her şeye rağmen gerçekleri öğrenmek istemeyen aydınlarımız oldu. Vatanın bölünme pahasına da olsa….

Durum an itibariyle de bundan ibarettir. 

Hiç ders alınsaydı tarih tekerrür eder miydi?

Uyarmak vatan borcumdur. 

 

 

 

 

 

Anadolu’nun Vatan Yapılması

“Türkler, Malazgirt zaferine kadar, yarım asır zarfında, Anadolu hudutlarına “Karıncalar” gibi yığılıyor, Bizans Topraklarına girerek kendilerine yurt arıyorlardı. Onlar, Abbasiler zamanında bu devletin askerleri ve Türkistan’dan gelip din uğrunda savaşan gaziler olarak bu ülkeyi daha eski devirlerde de tanımaya başlamışlardı.

Çağrı Bey, 1018 yılında, Karahanlı ve Gazneliler’in baskıları karşısında, şarkî Anadolu içlerine kadar gelip tekrar Türkistan’a dönmüş, kendileri için zaruret halinde bu uzak diyarda bir yurt aramış ve dolayısıyla müstakbel Türk vatanını keşfetmişti. Büyük kahraman ve kumandan Çağrı Bey, 3000 süvarisi ile Horasan’a dönünce kardeşi Tuğrul Bey’e : “Buralarda bize karşı koyacak bir kimseye rastlamadım” derken hem Bizanslılara karşı üstünlük duygularını belirtiyor ve hem de istikbal için ümitli olduğunu ifade ediyordu.

Bundan sonra yurt arayan Türkmenler Anadolu hudutlarına yığılmış ve sık sık akınlara girişmişlerdi. Selçuklu devleti kurulunca Türkiye Selçuklularının ceddi Kutalmış 1045 yılında, fetih yollarını açmak maksadı ile Gence önünde Rum, Ermeni ve Gürcülerden mürekkep bir Bizans ordusunu bozguna uğratmıştı. Aras vadisinden ilerledikten sonra piyataht Rey’e dönünce  Tuğrul Bey’e: “Bu bölgeler zengin ve Romalılar da  kadın gibi korkak insanlardır. Bu sebeple buraları kolaylıkla fethedilebilecektir” haberini veriyordu. Anadolu’yu müthiş bir akın ile baştanbaşa dolaşan Afşin,Malazgirt muharebesi arifesinde , Alparslan’a yazdığı bir mektupta “İşte Rum ülkelerini istila edip büyük bir ganimetle döndüm. Rumlar bizimle savaşacak bir kudrette değildir” diyerek, Malazgirt’e doğru büyük bir ordu ile birlikte ilerleyen İmparator R. Diogenis’e karşı Alparslan’a cesaret verici haberler iletmişti. Bizanslıların zulmü altında ezilen Süryaniler ve Ermeniler de Rafizi Rumları kadınlaşmış sayıyor, onları cezalandırmak için Allah’ın Türkleri gönderdiğine inanıyor ve bu sebeple de bazan Türklere yardım ediyorlardı. 12. asır Musevî seyyahı Benjain de Tudele: “Rumlar çok mahir ve eğlenceye düşkündürler. Barbar dedikleri  bütün milletlerden ordularına asker alır ve sultana, yani Türk adını taşıyan Torgaman’ların hükümdarına karşı muharebeye sevkederler. Çünkü eğlenceye düşkün olduklarından kadınlaşmış ve savaş kabiliyetini yitirmişlerdir.. Bu münasebetle erkekten ziyade kadına benzerler” ifadeleri ile Türk görüşünü teyid ediyorlardı. Anonim bir Bizans  kroniği “Kara ve deniz dünya sanki kâfir Türkler tarafından işgal edildi ve ıssızlaştırıldı. Onlar şarkın (Anadulu’nun) bütün köylerini istila ve yağma ettiler” der. Diğer bir Rum müellifi de “Türkler Anadolu’ya eskisi gibi yağmacı olarak değil, işgal ettikleri yerlerin hakiki sahibi sıfatı ile giriyorlardı” ifadesiyle yeni durumu ve eski gazalardan farkını daha doğru bir şekilde belirtir.

Anadolu’ya akan Türkmen göçlerini de güzel tespit etmişlerdir. “Türklerin kudreti dolayısıyla  Rumlar şarktaki bütün şehir ve kalelerini bırakıp gidiyor, bu bölgeleri Türklere terk ediyor, onların buralarda yerleşmelerine imkân veriyor, hudutlarda komşumuz olan Türkler her tarafı istila ediyorlar. Büyük Emir Ahmed, Kars’ı aldıktan sonra, kral Giorgi (Gücü) yi ani bir saldırıyla kaçmaya mecbur etti. Dönüşte Rum ülkelerine Türk kitleleri sevk eden Ayaz ve Bujgob adlı iki büyük Emîre rastladılar…. Rumların devleti çöküntü halinde idi. Zira Türkler denizin berisinde (Marmara ve Boğazların) bütün ülkeleri (yani Anadolu’yu) işgal etmişlerdi.

Türklerin önünde Rumlar garba ve Balkanlar’a doğru çekilirken, bu ilk şaşkınlık devresinde, Ermeniler de Toroslar’ın dağlık bölgelerine, ötelerine ve Klikya’ya doğru göçüyorlardı.

Ermeni muhacereti de “Maraş’a ve Tarsus’a kadar bölgelerde kargaşalık hüküm sürüyordu. Zira halk kitleler halinde birbirleri üzerine atılıyor, binlerce insan birbirinin yolunu tıkıyor, çekirgeler gibi yeryüzünü kaplıyor ve her taraf insan dalgaları ile doluyordu”

Büyük Türk muhacereti ile Anadolu’ya akan insan dalgaları hakkında bu birkaç kayıt bile bir milletin bu ülkeyi nasıl bir yurt ve vatan haline getirdiğini gösterir.”

Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihi, sayfa 217-218-219

-Değerli okuyucu, –

Görülüyor ki, Türkler Anadolu’yu öyle kolay bir şekilde vatan yapmamışlardır. Tarihçiler Bizans halkının kadınlaştığını anlatıyor. Kadınlaşan bir toplum vatanını artık koruyamaz. O halde bu toprakların kıymetini bilmek, vatanımızı sonuna kadar savunmak bizim boynumuzun borcudur. Son zamanlarda ülkemiz üzerinde dolaşan kara bulutların bizi nasıl etkileyeceğini düşünmemiz, anlamamız ve ona göre hareket etmemiz gerekiyor.

Türklerin Cihangirliği

Dünyayı beş büyük imparatorluğa ayıran Said El – Endelüsî;

Çin amparatorlarını “itaatkâr”,

Hindistan hükümdarlarını, ilme olan saygılarından dolayı “hikmet kralı”,

Cesur Türklerin hükümdarların “arslanlar hanı”

İranlı padişahlarını “şahlar şahı”

Güler yüzlü ve bedenli insanlar üzerine hüküm sürdüğü için Rûm (Roma) imparatorlarını da “İnsanlar imparatoru”

diye sınıflandırır. (Tabakat ül-ümem, fr. terc. Blachere, Paris, 1935, sayfa 43

 

Arap mütefekkiri Cahız,

Arapların edebiyat,

Çinlilerin san’at

Yunanlıların felsefe,

Sasanilerin siyaset

ve

Türklerin de askerlik kabiliyeti ile yükseldiğini

söyler. Fezail ül -Etrak

(Tabii ki Cahız, Türklerin İslamdan önce ve Selçuklulardan sonra kurdukları büyük imparatorlukları bilmiyor bu sebeple de onların yalnız askerî hasletlerini belirtiyor).