Söylesem Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil.
Değerli Dostlar,
Âcizane, sizlerle birkaç düşüncemi paylaşacağım.
Geçenlerde sizlerle paylaştığım “Allah Belanızı Versin” başlıklı yazı, biliyorsunuz ki Sayın Mehmet Şevket Eygi’nin bir makalesiydi. Üstadın bu yazısını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bir de yine bu bağlamda yazılmış Sayın İhsan Eliaçık’ın “Kervana Son Hücum” yazısını mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Bu yazıyı paylaştığım için çok yakın dostlarımdan eleştiri aldım. Bana diyorlar ki, sen AKP’den ne istiyorsun. Allah AKP’yi başımızdan eksik etmesin… Değerli dostlar, demek ki yarası olan derhal gocunuyor. Elbette bizim AKP ile bir işimiz yok. Ne tanırız, ne ederiz. Başbakan olmaya, bakan olmaya hevesimiz yok. Ne alakası var. Biz AKP’ye asla düşman değiliz…
Başka bir değerli dostum yazıyı okumuş, bir güzel döşenmiş bana… Sonunda da “kedi uzanamadığı ciğere pis der” demiş, çıkmış işin içinden. İyi mi???
Değerli Dostlar, bizler bu vatanın sevdalısıyız. Derdimiz vatanımız, bayrağımız. Çocuklarımızın yarınları… Bizi eleştiren bu değerli arkadaşlarımızın HARMANLARINA HİÇ KAR YAĞMIYOR! Bu nasıl iş anlamadım. Sanki ortalık dümdüz…
AKP’nin akıl hocalarından birinin de videosunu paylaştım. Belki izleyeniniz olmuştur. Nagehan Alçı’nın Katolik Okulu’ndan mezun olurken yaptığı konuşmayı paylaşmıştım. Bu zat-ı muhteremler bu video için hiçbir eleştiride bulunmadılar. Bu zavallı kadının basındaki görevini bilmeyen var mı? Hele bir de afet bir kocası var. Rasim Ozan Kütahyalı… Yahu bunları nasıl dinliyor bu AKP’liler. Nelerine, nerelerine, hangi görüşlerine, hangi düşüncelerine hayranlar, Vallahi anlayamadım. Anlayan varsa beri gelsin.
Değerli Dostlar, Haçlı Seferleri var Haçlı Seferleri… Uyanınız. AKP ne ki!!! Bırakın bu nakıs siyaset meselesini. Ben yıllardır Anadolu’nun eski Bizans dönemine döndürülmeye çalıştığını yazıp duruyorum. Bu arkadaşlar bir satır yazımı okumamışlar. Ezbere atıyorlar.
_ Mudanya, Zeytinbağı bölgesinde büyük bir Metropolit binası yapılıyor. Bu bölgenin adı değişti, adı Trilye oldu. Hatta Resmi Gazete’de yayınlandı bile. (22 Ocak 2012). Mudanya’nın AKP’li belediye başkanı sevincinden göbek atıyor. Bu ne iş!!! Hani Müslüman’dınız! Niye sormuyorsunuz hesabını? Sormuyorsunuz, çünkü bu meseleyi bilmiyorsunuz.
_ Ankara’da yeni bir GATA hastanesi yapılacakmış. Efendim arsası araştırılmış, meğer yerinde eski bir manastır (kilise) varmış. Sayın Kültür Bakanı çok hassasmış bu konularda. Avrupa’da bir resim sergisinde görmüş. Resmi varmış. Bu kilise aslına uygun olarak buraya yapılmadan hastane için izin vermiyormuş. Gördünüz mü?
_ Değerli dostlar, lütfen araştırın, okuyun. Kitap ismi veriyorum bakınız. TESEV sitesinden okuyun. Kitabı masraf edip almayın. Girin TESEV sitesine, kitabı bulun. HAYALİ COĞRAFYALAR-SEVAN NİŞANYAN. Nişanyan bir Ermeni vatandaşımız. Taraf’ta yazıyordu, belki bileniniz vardır. Bu kitapta Bayburt’la ilgili yer adları da var. Mesela; Manas köyü ile ilgili, Sünür Köyü ile ilgili tespitler var. Bütün Anadolu’daki yerlerin adlarının neden değiştirilmesi gerektiğini görün, öğrenin. Bırakın siyaseti. Bakınız Batı Haçlı Seferi yapıyor diyorum, uyanınız. Aranızda emekli askerler de var… Bunları lütfen okusunlar, vatandaşlarımızı uyarsınlar. Yoksa sonumuz Endülüs gibi olur, bilesiniz.
İnsanlarımız bu konularda bilinçsiz. Bakınız size bir iki örnek vereceğim.
1) Silivri’de bir davayı izlemeye giden bir gazeteci duruşmayı izlemek için salona girememiştir. Onun gibi salona giremeyen birçok insan vardır. Ama ilginç bir şey olur orada. Bu ilginç olayı bakın nasıl anlatıyor. Sizinle paylaşmak istedim.
“Salonun kapısında bu hengâme yaşanırken ilginç bir şey oldu…
Önce koridorun ucundan ince ve yüksek topuklu bir kadın ayakkabısının müziği andıran sesi duyuldu..(Böyle melodik ses çıkarabilen bir kadın ökçesinin Versace veya Louis Vuitton’dan aşağı bir marka olmaması gerekir…)
Gelişini önceden haber veren bu lüks topuk sesine kaliteli bir parfüm ve kusursuz bir makyaj eşlik ediyordu…Koridorun başında beliren kadın, güvenlikçilerle didişip duran topluluğa yaklaştı.
Makyajlı dudaklar aralandı, ince ve buyurucu bir ses, “Çekilir misiniz, benim salona girmem gerekiyor” dedi…
Saatlerdir kapıda çene patlatan avukatlar, gazeteciler, tutuklu yakınları, vatandaşlar, hatta özel güvenlik görevlileri bir an aralarındaki tartışmaya son verip “Bu da kim” der gibi birbirlerine baktılar.
“Aslı Aydıntaşbaş ben…içeri girmem gerekiyooor”
Gariban güvenlikçiler belki yüzüncü kez mahkeme başkanının talimatı olduğunu anlatmaya giriştiler ama lüks ökçenin üstündeki, onların yüzüne bile bakmadı, gözünükoridorun uzak bir noktasına dikip beklemeye başladı..
O anda şaşırtıcı-en azından beni çok şaşırtan– bir şey oldu…
Duruşma salonunun önünden takım elbiseli, uzun boylu birisi telaşlı bir şekilde bize doğru gelmeye başladı. Gözlüklü ve rozetli bu zarif beyefendi, güvenlikçilere “açılır mısınız” dedikten sonra, gayet saygılı bir şekilde adeta reverans yapar gibi bir hareketle elini öne doğru uzattı ve
“Buyrun Aslı hanım”
dedi…
Güvenlik koridoru, Musa’nın asası değmiş Kızıldeniz gibi ortadan yarıldı ve bu beyefendi ile Aslı Aydıntaşbaş birlikte duruşma salonuna doğru yürümeye başladılar..
Asgari ücretli garibanlara bağırıp çağıran bir kısım ulusalcı, sosyalist, kemalist vs. vatandaşımızdan çıt yok..
Bu durumu tarihin kaydına geçirmek de bize düştü..Versace tıkırtısı uzaklaşmaya başlamıştı ki titreyip kendime geldim. Aslı Aytdıntaşbaş’a refakat görevi üstlenmiş olan beyefendi İlhan Cihaner’in ta kendisiydi…
İkili,koridorun ortasına ulaşmadan seslendim:
“Sayın vekil, hayırdır torpil mi yaptınız şuracıkta?”
İlhan Cihaner şaşkın bir ifadeyle döndü,
“Bana mı diyorsunuz?”
dedi
“Evet size diyorum. Avukatlar, sanık yakınları bile saatlerdir içeri alınmazken nedir bu hamili kart yakinimdir durumu? ”
Cihaner dönüp geri geldi ve aramızda şu konuşma geçti:
İ.C-Çok rica ederim, kimseye torpil filan yapmış değilim, (elini güvenlik şeridine uzatarak) buyrun sizi de alayım, sorun değil…
F.S.Y: İstemem. Burada sanık avukatları, sanık yakınları bile saatlerdir bekliyor, nüfuzunuzu öncelikle bu insanları aldırmak için kullanının, yer kalırsa ben de girerim.
İ.C– Ama ben Aslı hanımı tanıyorum, herkesi tanıyamamam ki, sizi tanısam sizi de alırdım.
F.S.Y: Sayın vekil, benim duruşmayı sizin tavassutunuz ile izlemek gibi bir talebim yok.
İ.C: Rica ederim, yani Aslı hanıma yardımcı olmam suç mu?
F.S.Y-Aslı hanımın sizin torpilinize ihtiyacı yok Sayın Vekil, Amerikan Büyükelçiliği’nden getireceği bir kartvizitle istediği yere girebilir o…
Bu diyalog İlhan Cihaner’i bir miktar sarstı. “Sizinle çıkşta konuşalım” dedi ve gelişinden daha heyecansız adımlarla Aydıtaşbaş’ın arkasından salona girdi..
Mahkeme öğlen arası verdiğinde Cihaner ile koridorda buluştuk. Okurlarımızı sıkmak pahasına bu diyalogu da aktarmak zorundayım. Bu kez aramızda şöyle bir konuşma geçti:
İ.C-Bakın, ben sabahtan beri içeri girmeleri için pek çok gazeteciye yardımcı oldum; sizce kötü bir şey mi yaptım? Ayrıca Aslı hanımı şahsen tanıyorum.
F.S.Y: Bence siz Aslı hanımı tanımıyorsunuz…
İ.C: Nasıl?! Tanımıyor muyum?
F.S.Y: Evet tanımıyorsunuz.
Şayet tanısaydınız, Aslı Aydıntaşbaş’ın sizin de kurban edildiğiniz Ergenekon sürecinde aldığı rolü biliyor olurdunuz. “Ergenekon” kelimesinin ilk kez 2006 yılında Aslı Aydıntaşbaş’ın bir yazısında geçtiğini, bu yazıda “devlet içinde örgütlenmiş” askerleri , bürokratları , siyasetçileri ve gazetecileri içine alan bir gizli örgütten bahsedildiğini ve yazıdan bir kaç ay sonra Ümraniye bombalarının ortaya çıktığını, Tuncay Güney’in peydah olduğunu, ortaya “Lobi” diye bir belgenin atıldığını ve tutuklamaların başladığını bilirdiniz.
Birinci Ergenekon davası sanıklarının Aslı Aydıntaşbaş’ın tanık olarak dinlenmesi yönündeki ısrarlı taleplerinin mahkeme tarafından itinayla geçişitirildiğinden haberiniz olurdu. Tutanakları okuyun Sayın vekil, Amerika ile bu kadar içli dışlı bir gazeteciyi biraz daha iyi inceleyin..
İ.C-Ama bakın ben bunları bilmiyordum sizden öğrenmiş oldum mesela meselâ…
Biz bunları konuşurken, topuk sesleri tekrar duyuldu. Aydıntaşbaş kolundan tuttuğu bir Amerikalıyı Cihaner’e doğru sürükledi. Bana, “Müsade eder misiniz” dedikten sonra Cihaner’e dönüp “Size birini tanıştıracağım” dedi..
Koridorun gürültüsü içinde Amerikalının adını ve görevini duyamadım, “Press” gibi kelimeler geçti, sanırım ABD’deki gazetecilik örgütlerindeki görevlilerinden biriydi…
Ya da en azından resmi görevi öyledir…
Yani Aydıntaşbaş, hep yaptığı şeyi ve en iyi yaptığı şeyi yapmaya devam ediyordu:
İlişki pazarlamak…”
Gördünüz mü Sayın İlhan Cihaner’in gafletini! Kuşatılmış, kuşatılmış, gafil, haberi yok.
2) Tüyap’a gitmiştim. Standları geziyordum. USAK standının önüne geldim. İçerideki bir yazar meğer kitaplarını imzalıyormuş. Kimdi o yazar biliyor musunuz? Emekli Tümgeneral Osman Özbek! Kan tepeme fırladı. Hemen seslendim. Sayın Generalim, dedim. Bir ülke, bir millet düşmanla karşı karşıya kaldığında sizin gibi askerlerden ümit bekler. Siz şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz, kimin yanında olduğunuzu biliyor musunuz? Aynen böyle söylendim. General şok olmuştu. Kafasını kaldırdı baktı standın adına: USAK yazıyordu. USAK’ın kime ait olduğunu bilmiyordu. Meğer o da kuşatılmıştı. Gafildi, haberi yoktu. Belki hala haberi yok. O da kuşatılmış.
3) Şırnak’ta Alay komutanlığı yapan bir emekli albayın hatıratında çok ilginç şeyler okumuştum. Belki okuyanlarınız vardır. Akşama doğru bir Amerikalı kadının birliğe geldiğini, o gelince komutanın herkesi gönderdiğini yazıyor. Birlikte havuz var. Manikür, pedikür vs. her şey var. Bu Amerikalı kadının bizim bir askeri birliğimizde ne işi vardı… Demek ki o komutan da kuşatılmıştı. Kuşatamadıkları şu anda Silivri’de arkadaşlar. Veya Hasdal’da veya Metris’te… Her nerede ise… Arkadaşlar bu operasyon Amerikan operasyonu, uyanınız.
Kuşatma altındayız, uyanınız. Bakınız, dünkü haberlerde okudum, Oğuzhan Asiltürk beyefendi daha yeni uyanmış. Amerikan karşıtı olan generallerin Ergenekoncu diye içeri alındığını ifade etti. Günaydın efendim, günaydın.
Değerli dostlar, elbette ki hatalı olanlar da vardır. Ona asla sözümüz yok. Bizim Müslüman camia sadece öne çıkarılan bu hatalardan dolayı generalleri kınıyor. İşin arka tarafını kimse sorgulamıyor.
Bir defa daha tekrarlayacağım: Bu haçlı seferidir. Haçlı saldırısıdır. BURASI YA İKİNCİ ERGENEKON OLUR YA DA İKİNCİ ENDÜLÜS.
Değerli dostlar, bu konularda yazılacak çok şey var. Zaten okunmuyor, niye yazıyorum ki demeyeceğim. Çünkü gerçekten gönlüm razı değil. Müslümanlar bu kadar SAFTİRİK olmamalı. Çok okumalı, çok araştırmalı.
Kuşatmadan kurtulmalıyız.
Toplumlar layık oldukları idarelerle idare edilirler. Son sözüm bu, ne diyeyim.
Herkesi muhabbetle selamlıyorum.
Dua ile kalınız.
Mikdat Topçu
30 Ocak 2012
Aslında abdestli kapitalistler de bu kötü gidişatın farkındalar ama yüklerini tutabilmek için ruhlarını satar hale geldiklerinden kendilerinden başka kimseyi düşünemiyorlar. Vatan, millet, dil, din esasında umurlarında değil…