UYARMAK VATAN BORCUMDUR 25 – İnfial

 İnfial

Değerli dostlar, bu bir İNFİAL yazısıdır. Yattım, uyuyamadım, kalktım. Bu yazıyı yazmak zorunda hissettim kendimi. Bunu bir görev olarak kabul ettim. İçimi dökmek zorundaydım. Bu düşüncelerimi sizlerle paylaşmak zorundaydım.

Tarihi yürüyüşünün bu noktasında Türk Milleti’nin böyle bir şenaatle, böyle bir ihanetle karşı karşıya kalabileceğini herhalde hiçbir Türk Hakanı, hiçbir Türk Sultanı, hiçbir Türk Padişahı, hiçbir Türk Cumhurbaşkanı hatta hiçbir TÜRK herhalde aklının ucundan geçirmezdi.

Değerli dostlar, hiç kimse gerekli tepkiyi göstermedi. Sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, Türk Silahlı Kuvvetleri, Siyasi Partiler, muhalefet… Hatta Türk milleti gerekli tepkiyi göstermedi. Şu gizli tanık meselesinin ne kadar aşağılayıcı, ne kadar hakaret edici bir düşman faaliyeti olduğunu acaba hiç kimse algılayamadı mı? Bir tek ben mi algıladım? Acaba yanlış mı düşünüyorum? Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Silivri mahkemelerinde PKK ile TSK’nın karşı karşıya getirildiğini söylemiş. Güya isyan etmiş. Geçmiş olsun paşa! Aklınız neredeydi?

Değerli dostlar, olay sadece bu mudur? Bu nasıl bir adalettir? Bu nasıl bir yargılamadır? Bu yargılamayı gerçekten kim yapıyor? Kimin yargısı bu? Şemdin Sakık’ın gizli tanık olarak Silivri Mahkemeleri’nde dinlenmesi, onun sözlerine bakarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanlarının mahkum edilmesi, yıllardır hapishane koridorlarında süründürüldükleri olacak şey midir? Bunu ancak düşman yapar. Biliniz ki, kabul ediniz ki, bu doğrudan doğruya düşman işidir. Savaş yapmakta olduğu ordunun komutanlarına bu muameleyi ancak düşman yapar.

Bu gayet açık. Adalet Bakanı neden hala istifa etmedi? Başbakan, Bakanlar Kurulu, hatta Cumhurbaşkanı neden istifa etmiyor? Bu nasıl hukuk? Bu nasıl ülke böyle? Böyle bir şey olabilir mi?

Değerli dostlar,  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yapılan saldırı topyekün bir saldırıdır. Düşman saldırırken, kendisine yandaş kişiler, kurumlar edinmiştir. Amerikalılar bunu açıkça kontrgerila raporlarında itiraf ediyorlar. Eğer, yandaşlar, işbirlikçiler bulmazsanız, bir müddet sonra savaştığınız ülkenin ileri gelenlerinin itibarı yükselir. İtibarı yükselen milletlere karşı zafer kazanmak zordur, diyorlar.

O halde, değerli dostlar, bu topyekün saldırının unsurlarını lütfen anlayınız. Kimleri yandaş veya işbirlikçi olarak kabul ediyorlar. Kimlere itibar kazandırıyorlar. Kimleri yanlarına çekiyorlar. Bu yanlarına çektikleri insanlarla bizim dini, milli ilişkilerimiz nasıldır. Kimden yana olmalıyız? Kimin yanında olmalıyız? Bu konuları biraz irdelemek gerekmiyor mu?

Oturduğum binanın girişindeki posta kutularına birer yazı bırakılmış değerli dostlar. Bu yazı A 4 kağıda, arkalı, önlü yazılmış iki sayfa yazı. Yazıda 1919 yılında İngilitere’nin Anadolu’da yaptığı Şeriat propagandasının aynısı işlenmiş. Bu ülkede faiz vardır, haram vardır, hakimiyet Allah’a değil, millete aittir denilmektedir. O halde böyle bir ülkenin silahlı kuvvetlerine çocuklarınızı asker vermeniz haramdır, günahtır. Aynen böyle deniyor yazıda. İsteyene hemen gönderebilirim. Bu yazıyı ben nasıl değerlendirecektim! Polise mi gidecektim, Kaymakama mı gidecektim. İnanın hiçbir yere gidemedim. Çünkü biliyorum ki, gittiğim her yerde bana şüphe ile bakacaklardı. Bana Solcu, Ulusalcı diye bakacaklardı. Bu sebeple gidemedim hiçbir yere. Yalnız Site yönetimine haber verdim. Tabii ki arkası karanlık geldi. Ertesi gün ne oldu diye aradığımda kimseyi bulamadım.

Şunu demek istiyorum: Değerli dostlar, bizler kardeşiz, hemşeriyiz, akrabayız, ümmetiz, Türk Milletiyiz. Kimseye aldanmayınız. Cemaatlere, bazı tarikatlara aldanmayınız. Gelin birbirimizi kırmayalım. Peygamberlerden başka hiç kimse gökten Allah tarafından gönderilmedi. Müslüman kişi çok kolay aldanıyor. Aldanmayın. Düşmanın itibar kazandırdığı kimseler bugün bizim kuyumuzu kazan kimseler.

Birbirimize karşı düşmanın itibar kazandırdığı kimseler sebebiyle düşmanlık beslemeyelim. Düşman propagandası bizi, celladının bıçağını yalayan bir millet haline getirmiştir.

Uyanalım. Uyanınız.  Uyarmak vatan borcumdur.

Kabul ediniz ki, PKK ile 35 yıldır savaşan Türk askerlerini aynı PKK’nın bir üyesinin suçlamalarıyla mahkum etmeye çalışan bir hukuk anlayışına sahip, maskeli bir işgali yürüten güçler tarafından idare ediliyoruz. Lütfen herkes aklını başına toplasın.

Hükümetlerin yaptıkları hizmetler, görevleridir. Üstelik bu hizmetler sıradan belediye hizmetleridir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti herhangi bir büyükşehir belediyesi değildir. Burası devlettir, DEVLET!!! Beşbin yıllık devlet geleneği olan bu millet bugün bu hale düşürülmemeliydi.

Değerli dostlar,

İşimizin çok zor olduğunu lütfen anlamaya çalışınız.

Yaşasın Milli Devlet!

Yaşasın Milli Ordu!

Yaşasın Türk Milleti!

 

Dua ile kalınız. Allah’a emanet olunuz.

 

07 Kasım 2012

 

 

Yorum Yap