Bir Doktorun Fransa Anısı
Değerli dostlar, aşağıya, Fransa’da oğlunun hastalığı sebebiyle bulunan Türk doktorun başından geçen ilginç bir olayı alıyorum. Bizim “kurşun asker”lerin akıllarını başlarına toplamaları için bir vesile olur diye bu konuyu alıntılıyorum. Çünkü bizim kurşun askerler hala “Sen Türk’üm dersen, o da Kürt’üm diyecektir” gibi teraneleri döktürmeye devam ediyorlar. Bu örnek belki bizim değerli kurşun asker kardeşlerimizin uyanışına vesile olacaktır!
“Oğlumun hastalığı nedeniyle Fransa’da bulunduğum bir sırada, hastane kantininde, aksanlı Türkçe konuşan (Kürt aksanı ile Türkçe konuşan) dört kişiyle karşılaştım. Türk doktoru olduğumu öğrenince yanıma gelip, üst katlardan birinde yatan babalarını görüp göremeyeceğimi sordular. Bir Türk doktordan hastalığını öğrenmek için can atıyor, Fransız doktorlara – biz tercüme etsek bile – inanmıyor, dediler. Asansörde babalarını görmek için çıkarken aralarından birisi; -Bize Kürtçe konuşturmadınız, o yüzden kaçtık, buralara geldik, dedi. Sertçe, “siyasi sığınma hakkı istediniz, ve verdiler, öyle mi?” dedim. “Evet” dediler.
Siyasi sığınma hakkı için gerekçe olarak “Kürtçe konuşturmuyorlar” dediniz, değil mi?
Evet, dediler.
“Eh, o zaman yaşadınız, Artık Fransa’da Kürtçe konuşur, güzelce anlaşırsınız. Hatta, eminim Fransız Milli Eğitim Bakanlığı’na bir dilekçe vermişsinizdir ve onlar da size Kürtçe eğitim yapan okullar açacaklardır, öyle mi?”, dedim.
Hayır, dilekçe vermedik, dediler.
“Niye vermediniz? Fransız Millet Meclisi’ne girin. Orada Kürtçe konuşun. Kürtçe eğitim yapan okullar isteyin. Ana dille eğitim yapan okulları açmaz da Kürtçe eğitim yapmazlarsa, caddelere çıkın, pankartlar açın, Kürtçe eğitim istiyoruz, ana dille eğitim istiyoruz diye… Şanzalize Caddesi’nde yürüyün. “ dedim.
“Doktor Bey, bizimle dalga mı geçiyorsun. Bizi hapse atarlar ve hemen bu ülkeden sürerler” dediler.
“İyi ya, siz de Türkiye’ye kaçarsınız. Fransa’da bize ana dille eğitim hakkı vermiyorlar ve Kürtçe konuşturmuyorlar diyerek siyasi sığınma hakkı istersiniz.” Dedim.
Sustular, cevap vermediler.
“Bakın, eğer bunu yapmazsanız, oğullarınız ve kızlarınız Kürtçe konuşamayan Fransız olacaklar. Bence siyasi haklarınız için PKK ile iş birliği yapıp, Fransız Ordusu’na saldırın ve askerlerini öldürün. Eminim, 30 bin Fransız asker ve sivilini öldürdükten sonra size Kürtçe eğitim yapacak bir iktidar bulursunuz Fransa’da. Ha gayret!”
Sertlik ve saldırganlık bitiverip, dört eski Türk vatandaşının başları öne eğildiği sırada asansör arzulanan katta durdu. Babalarını gördüm. Beyin kanaması ile felç geçirmekteydi. Durumu anlattım. Gerçeği söyledim. Tedavi olacağını ve yaşayacağını söyledim. Sağlam eli ile elimi tuttu, bırakmadı.
“Doktor Bey, söyle oğlanlara beni memlekete götürsünler. Türk doktorlara teslim etsinler. Bir nefeste beni iyi ettin, can verdin. Sevgili memleketim gözümde tütüyor. Ne olur burada ölmeme izin verme. Ankara’daki doktorlar geçen sefer beni iyileştirmişlerdi. Beni ne olur, seninle birlikte Ankara’ya götür” dedi.
Benim de başım öne eğildi. Çünkü Fransız vatandaşlarının taşınma isteğini (Kürt arkadaşların) taşınma isteğini gerçekleştiremezdim. Başlarımız öne eğik, konuşmadan asansörden indik.
Bu gençler, çocuklarını Kürtçe konuşamayan Fransızlar yapmak için evlerine dağıldılar. Ben de oğlumun tedavisine devam etmek için yoğun bakımın yolunu tuttum.” Doktor Erdem Alptun.
Türk doktorun anlattığı bunlar. Hadi buyurun “Biz kavm-i necib-i muazzamadanız” diyenler. Hadi buyurun “Bizi asker millet değiliz, milletiz” diyenler.
Ah sizler var ya sizler. Sizleri Vallahi ıslatıp ıslatıp dövmek lazım! Siz beşbin yıllık şu Türk milletini, şu Türk milletini ellerinin tersiye itip “ümmetiz” diyenler. Sizi var ya sizi… Sizi ıslatıp ıslatıp dövmek lazım! Demek ki size musibet lazım!
Uyarmak borcumdur, uyanınız.
Allah bu millete zeval vermesin.
Yaşasın Türk Milleti.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Devleti.
Yaşasın Milli devlet.
Kahrolsun bu milletin düşmanları.
Dua ile kalınız. Allah’a emanet olunuz.
13 Kasım 2012
Mikdat Topçu.
0 Yorumlar.