Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin problemleri neden bu kadar çoktur! Bu problemler nereden kaynaklanmaktadır! Sebepleri nelerdir! Kurumları oturmadığı için mi? Devlet adamlarımızın yeterli devlet tecrübesi olmadığı için mi? Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Atatürk’ün de tasfiye edilmesiyle iktidara gelen yöneticilerin devlet geleneğinden koptukları için mi? Bize Sevr’i dayatan güçlerin bu antlaşmanın sonuçlarını almak üzere devleti kontrol altında tuttukları için mi? Bu amaçla Batılıların devletin önemli kurumlarını, sivil toplum örgütlerini kendine bağlı ajan kılıklı insanlarla kontrol altında bulundurduğu için mi?
Elbette ki; her ülkenin kendine göre sıkıntıları olabilir. Ama bizim kadar can alıcı, hedefleri vatan parçalamaya kadar varan problemleri olan ülke herhalde az bulunur.
Orta Asya’dan Viyana’ya kadar uzanan topraklar üzerinde tarihi boyunca yaşama mücadelesi veren, bu kadar engin, uçsuz bucaksız coğrafya üzerinde hâkimiyet kuran ve bu coğrafya üzerinde yaşayan bir düzine millete altın çağlar yaşatabilen, yüksek bir kültür ve medeniyetin sahibi bu millet, neden üç yüz yıldır buhranlarla karşı karşıyadır? Hiç düşündünüz mü?
Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik açıdan önem taşıyan çok büyük bir ülke. Ama Avrupa Birliği, ABD, NATO, Balkanlar, İslam Konferansı, Gümrük Birliği, Kıbrıs, Güneydoğu meselesi ve benzeri bir düzine iç ve dış dinamik karşısında adeta bocalıyor. Eski kuvvetli günlerimize sahip olmak için zaman zaman yaptığımız hamlelerin hiç biri sonuç vermiyor. Bize; “Batılılaşırsanız kalkınırsınız” diyorlar… Bu düşünceye aldanan Türk aydını problemler karşısında üç yüz yıldır çaresiz ve çözümsüzdür. Hala problemlerinin çözümünün nerelerde gizli olduğunu anlamayan aydın geçmişteki hatalarını tekrarlamaya devam ediyor, geçmişinden ders almayı aklına bile getirmiyor!
Ne garip tecellidir ki, bize hep Batı’yı hedef gösterenlerin başka yerli ve milli çözüm önerileri yoktur. Batı’nın aydını kendi halkına; Irak politikasını, Somali politikasını, Afganistan politikasını anlatarak oy toplamaya çalışıyor. Hatta yıldız savaşları politikalarını anlatarak oy topluyor. Geri kalmış Türkiye gibi ülkelerin nasıl parçalanacağını, bu ülkelerin zenginliklerinin nasıl çalınacağını anlatarak iktidara geliyor. Bizim aydınımız ise kuzu kuzu boynunu uzatıyor. Hazır, basmakalıp laflarla politika yapıyor. Ruhunun derinliklerinden, beyninin derinliklerinden gelen çözüm önerisi yok.
Devletin kontrol mekanizmalarının nasıl işlediğini, bu kontrol merkezlerinin kimlerin elinde olduğunu doğrusu biz bilemeyiz. Sonuçlara bakarak karar verebiliyoruz.
İşte şimdi bu mekanizmalardan biri bir karar verdi. İktidar partisi kapatılmalıdır, dedi.
Kapatılmak istenen partiler belki kapatılmayı hak etmişlerdir. Özellikle iktidar partisinin ABD. ve AB. Politikaları gerçekten çok yanlış ve vesayet getirici politikalardır. Vakıflar Yasası, Özelleştirme, bankaların yabancıların eline geçmesi ve hele Türkiye’de misyoner faaliyetlerine göz yumulması affedilecek hatalar değildir. Yoksa turban problemi, emeklilik yasaları fazlaca önemli değildir. Belki emeklilik konusunda bazı yüksek bürokratların menfaatleri bozulduğu için kriz çıkardılar diyenler olabilir. Buna ihtimal dahi vermek istemiyorum. Bunlar pek önemli problemler değildir.
Ama vatanı parçalamaya yönelik, Türk Milleti’nin can evine el atmaya yönelik hataları asla görmezden gelemeyiz. Partinin kapatılması ile ilgili iddianame aslında bu konuda bize pek de önemli ipuçları vermektedir. Bu iddianame, Türkiye devletinin devlet olma misyonunun nerelerde saklı olduğunu ortaya koyması ve devlet statükosunun nasıl hatalar üzerine bina edilmiş olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Devletimizin hayatının söz konusu olduğu günümüzde bu kemikleşmiş statükoyu hala korumak gibi bir ısrarı sürdürmek bence hataların en büyüğüdür. Bu hata statükocuların ihanetinden değil, çözüm üretmekteki yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.
Birkaç örnek vermek gerekirse;
İddianamenin 17. sayfasında;
“Siyasal İslam demokrasiyi bir araç, şeriatı da bir amaç edindiği için demokrasinin kendisini korumaya ilişkin kural ve kurumlarının takibinden kurtulmak için kaynağını da yine şeriat düzeninden alan takiyye yöntemini kullanmaktadır”. Denmektedir.
117. sayfasında;
“Sadece bu durum bile laik devlet ilkesini ve Türkiye’de laikliği savunanları nasıl bir tehlikenin beklediğini göstermeye yeterli olup, şeriatın içerdiği şiddet unsurunu da sergilemektedir”.
4. sayfasında
“Yukarıda değinildiği üzere siyasi partilere tanınan bu özgürlük kuşkusuz sınırlandırılamayan bir özgürlük değildir. Avrupa kamu düzenini oluşturan ve koruyan sözleşme uyarınca, bir siyasi partinin eylemlerinin, Avrupa kamu düzeniyle çatışması ve sözleşmeyle korunan alanın dışına taşması durumunda, yine sözleşmede öngörülen nedenlere dayalı olarak yasaklama ve sınırlandırmalar öngörülebilecektir”.
“Avrupa kamu düzeniyle bağdaşmayan şeriatı yerleştirme amacıyla çoğulcu demokrasinin argümanlarından yararlanarak işlenen eylemler de kapatma yaptırımına dayanak olarak kullanılabilir”.
Demek ki İddianame:
a) Türkiye’yi Avrupa kamu düzeninin bir parçası olarak görmektedir. Bizim ülkemiz Avrupa kamu düzeninin bir parçası mıdır?
b) Şeriat düşüncesinin bir dini inançlar manzumesi olarak “takiyye”ci olduğu ve “terör” içerdiği gibi düşüncelere yer vermektedir. Türk milletinin kendi medeniyet anlayışını belirleyen temel kurallar takiyyeci mi, şiddet mi içeriyor?
İşte bu düşünce devletin temelini oluşturmaktadır. Devletin ideologları Türkiye’nin bu topraklarda bağımsızlığını
koruyarak yaşayabilmesini Batıya verdiği tavizlerle mümkün görmektedir.
Türkiye Devletinin bu denli çözümsüz kalışının sebeplerini bence buralarda aramak gerekmektedir. Türkiye Devleti’nin
temel felsefesi, üzerine oturduğu düşünce platformu yanlıştır. Demek ki Türkiye Devleti, AİHS.’e imza atmakla aslında
Avrupa kamu düzenini oluşturan, koruyan bir bekçilik görevi yüklenmiştir. Türk milleti bunu asla onaylamış mıdır? Türk milleti biliyor ve inanıyor ki Batı Haçlı Seferleri yapıyor. Batı Türkiye Devleti’nin temel felsefesini bozmuş, Türkiye aydını uyuyor. Batı bütün gücünü seferber ederek, Orta Çağ’da olduğu gibi yönünü yeniden Doğuya çevirmiş bulunuyor. Batı, cadı kazanı gibi kaynıyor. Batı bütün gücüyle fütursuzca üzerimize yürüyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin idarecileri hala Batı’nın kamu düzenini korumakla nasıl kendilerini görevli kabul ettiklerinin hesabını aslında Türk milletine vermelidir. Batı’nın Türkiye’ye bakış açısını demek ki devletinin şu anki ideologları bilmiyor?
Batı saldırı halinde aslında, ama Türk aydını bunu karşılamaya bile hazır değil. Türk ideologları; “Biz Avrupalıyız” diyor ve Avrupa kamu düzenini korumaya çalışıyor. Türk milletinin medeniyetini Batı için tehlike görüyor. Türk milletinin temel değerlerini “şiddet” içeren ve “takiyyeci” değerler olduğunu kabul ediyor. Bilmiyor mu ki, Batı da bu değerlere karşı. Batılı liderlerin açıklamalarını hiç mi görmüyorsunuz? Türk milletinin temel değerlerine karşı savaş Batı ile ittifak halinde yapılıyor ise Türk milleti bu takiyyeci duruşu anlayacak ve affetmeyecektir. Demek ki, Cumhuriyet’in seçkinleri Batı’ya verdikleri taahhütler sebebiyle ihtilalleri yaptırdılar, öyle mi? Türk milleti de bir türlü neden kalkınamadığını, bir türlü neden huzur içinde olamadığını anlayamıyordu. Neden bu durumu, Tapınak Şövalyelerine verdiğiniz bu sözü Türk milletine açıklamıyorsunuz da, darbelere, andıçlara başvurarak Türk milletinin, bu toprakların sahibi Türk milletinin bizatihi kendisini sorguluyorsunuz. Emirler Batıdan mı geliyor.
Türkiye Devleti’nin seçkinleri şunu unutmayınız. Batının savaşı Orta Çağ’da ne ise bugün de aynı. Zerre kadar değişiklik yok. Ellerinde bulunan kuvvetlerini yere ve coğrafyaya bakmaksızın ve kendi stratejik hedefleri için acımasızca kullanıyorlar. Bütün Orta Doğu’yu hallaç pamuğu gibi dağıttılar. Sizin halkınız da Batının hedefleri içinde… Ama sizler bunu anlamıyorsunuz. Zannetmeyiniz ki, Batı bu devleti Irak haline getirirse siz bundan vareste kalırsınız.
Irak’ın, Filistin’in bugün içinde bulunduğu durumu unutmayınız. Teodor Harzl’in İsrail’i kurma savaşımını unutmayınız.
Biliniz ki, Batı ile stratejik ortaklık imzaladığınız için, vizyon belgeleri imzaladığınız için problemlerimiz bir türlü bitmemektedir. Batıya karşı duruşu bilmediğiniz için, çözüm üretemediğiniz için sorunlarımız bir türlü bitmemektedir. Bunu böyle biliniz. Gönül isterdi ki iddianame iktidar partisinin Türkiye Devleti’nin geleceğini tehlikeye attığı için hazırlanmış olsaydı! Üzüntü verici ki devletin temel yaşama şartlarını da açıklayan bu iddianame nasıl büyük problemlerle karşı karşıya bulunduğumuzun en açık belgesi niteliğindedir. .
Bize Batının kamu düzeninin bekçiliğini yaptırmaya çalışan Türkiye’nin hakim seçkinleri bunun hesabını tarihe veremezler.
0 Yorumlar.