1683’ten sonra kuşatmaları hep Batı’lı müttefikler yapacaktı. İşte şimdi Almanlar Budin’in kapısına dayanmışlardı. Ve Budin kuşatılmıştı.
Kaleden çıkarak “huruç” hareketi yapma sırası, yani “savunma” sırası bize gelmişti. Bundan böyle hep “savunmada” olacaktık. Ama, yazık ki savunamayacaktık!
“Şehirde çok büyük sayıda Türk ve daha büyük sayıda Macar yaşıyordu. Türkler’in mühim kısmı boğazlandı. Kadınlar, ihtiyarlar ve çocuklar istisna edilmedi. Katliamdan bıkan düşman, binlerce Türk’ü esir olarak aralarında paylaştı. 160 yıldan beri bir Türk şehri olan, Kanuni’nin fethettiği Budin’in akibeti işte böyle oldu. Kanuni şehre girerken bir tek Hıristiyan’ın burnu kanamamıştı”[1].
“Matem” tutma sırası şimdi bizde idi. Zaman zaman elde edilen zaferler, artık “Türk geri çekilmesini” durduracak çapta değildi.
Budin’in acısı, ancak asırlar sonra düşman sürüleri Edirne önlerinde, Selimiye Camii’nde görüldüğü zaman hafızalardan silinecekti.
Müttefik kuvvetler, Mohaç’tan 160 yıl sonra rövanşı aldılar. Türkler bozularak geri çekildi. Toplarını ve ağırlıklarını götüremediler. Bu rövanşın kaybı, Türkiye için büyük felaketlere zemin hazırladı.
Atina düştü, Mora düştü, Eğri düştü, İstolni-Belgrad düştü, Banyaluka ve Zvornik düştü, Niş düştü. Erdel’de Türk hakimiyeti son buldu. Macaristan’ın yarısı elden çıktı. İrili ufaklı birçok kale düşmanın eline geçti. Düşen her şehir ve kale halkı kılıçtan geçirildi. Ve bu savaşların sonunda 1699’da Karlofça antlaşması yapıldı.
Bu 1699 yılı tarihin önemli yıllarından biridir. Artık bu yıldan itibaren üstünlük Asya’dan Avrupa’ya geçecektir.
[1] Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi. Cilt 10 Sayfa 88
0 Yorumlar.