Türk aydınındaki istikamet krizi ve Türk Milleti’nin önümüzdeki bin yıla damgasını vuracak yeni bir çağın başlatılmasında yüklendiği misyon.
Toplumlar, tarihin başlangıcından bu güne kadar yaptıkları sosyal mücadelelerle, adeta kendi kaderlerini yazarak yüzyıllara meydan okumaktadır
Dünya tarihinin fotoğrafına bu şekilde bakarak Türk milletinin kural koyma nöbetindeki aydınlarına konu ile ilgili bir-iki örnek vermek gerekmektedir:
Batı şimdi, bir başka yüzüyle ve başka aktörlerle karşımıza çıkmaktadır. Avrupa Birliği imajı, zamanın Şarlken Avrupa’sı ile aynıdır. Değişen bir şey yoktur. Üretim araçlarının değişmesi, ihtiyaçların farklılaşması, insanlığın elektriği, telefonu, televizyonu keşfetmesi, uzay çağını, bilgisayar çağını, bilişim çağını yakalaması hiçbir şeyi değiştirmemiştir. Marks’ın, Keynes’in, David Ricardo’nun, Jan Jack Russo’nun teorileri hiçbir şeyi değiştirmemiştir. Yine Papalar ne diyorsa aynen o olmaktadır. Biraz düşünen ve okuyan insan bunu çok rahatlıkla anlayabilir. Birinci Dünya savaşı Kanuni’den 400 yıl sonra yaşanmıştır. Türk Milleti tarih bilinci içerisinde ve tecrübelerini de kullanarak Batılı hegemonik güçler arasındaki derin çatlakları gündeme getirmelidir ve bunları tıpkı ataları gibi kullanmayı başarmalıdır. Buna mecburdur.
Mecali bitmiş, bezmiş, aşağılık kompleksine düşmüş, yılgınlık içinde bulunan Türkiye Devleti’nin aydınları bir silkiniş dönemi başlatmalıdır. Bunun için elimizde 1000 yıllık doküman vardır. Hiçbir korku ve kompleksimiz olmamalıdır. Kararlı, disiplinli, hayatını devletine adamış insanlar olarak kendimizi yeni bir döneme hazırlamanın alt yapısını oluşturmalıyız.
Gerçekte Batı kendi içinde çatışmadadır. 100 yıl ve 30 yıl savaşlarında olduğu gibi, içten içe bir takım kaynamalar Batı alemi içinde devam etmektedir. Hem Avrupa içinde bu çatlaklar vardır, hem de ABD ile Avrupa Birliği arasında uçurumlar vardır. Doğu Roma’nın Batı Roma’ya karşı yaptığını bugün Avrupa Birliği ABD’ne yapmaktadır. ABD’ne karşı yeni bir güç ve blok oluşturulmaktadır. Uzun H“Bizans nasıl değerler ve çıkarlar konusunda Batı Roma ile yollarını ayırdı ise, bugün AB de ABD ile aynı gerekçelerle yollarını ayırmaktadır.”
Muhtemeldir ki, ABD ile AB savaşacak. ABD dış politikasında, bir kesimin özellikle kışkırttığı “tek yanlı güç kullanmaya” devam etmekte ısrar ederse, yükselen Avrupa, Amerika’ya karşı gücünü test etmekten çekinmeyecektir. Birleşmiş Batı bir kez daha yollarını ayırarak rakip iki güç haline gelecektir.
Çünkü, “Amerika’nın asıl sorunu yalnızca Ortadoğu ve Hazar petrollerini, doğal gazını ve enerji kaynaklarını kontrol etmek değil. ABD.nin önümüzdeki dönemde asıl sorunu alternatif güçlerin ortaya çıkmasını önlemektir.”
ABD ile Avrupa Birliği arasındaki giderek büyüyen çatlak henüz belirginleşmeye başlamıştır. Avrupa Birliği’nin kendi içindeki çatlakları ortaya koymak için kitaplar yetmez. Güney ülkeleri ile kuzeyin, Protestanlarla Katoliklerin problemleri hiçbir zaman sonuca ulaşmamıştır. Ulaşamaz da…
Türkiye Devleti’nin, Avrupa barışı için veya ABD. nin dünya hegemonyası için vasıta olmaması gerekir.
“ABD karşısında veya AB karşısında yapacak bir şeyimiz yoktur, çünkü borçluyuz” gibi bir yaklaşım son derece hatalıdır.
“Biz cesaretin, dindarlığın ve hakkın hep Kurtuba halkı (Endülüslüler) ile birlikte olduğunu zannederdik. Oysa ne görelim! Ne dinleri ne cesaretleri ne de akıllı önderleri var! Onların başardıkları gelişme ve zaferler, aslında geçmiş hükümdarları sayesindeymiş. Ne zaman ki bu hükümdarlar gittiler, Endülüslülerin gerçek yüzleri ortaya çıktı”
durdurulduktan sonradı İşte şimdi yine bir kriz dönemine girmiş bulunuyoruz. Bu dönem, devlete karşı Fatih Sultan Mehmet dönemindeki gibi bugün de, topyekün bir Haçlı saldırısından doğan bir tehlikeli dönemdir. Bu, Kurtuluş Savaşı şartlarının yeniden ortaya çıktığı çok büyük bir krizdir.
Ve bu tehlikeli tırmanışı tetikleyen çok daha önemli bir kriz vardır ki, o da “istikamet krizidir”.
İstikamet krizi; haritaların yeniden çizildiği, klasik savaşların, asimetrik saldırıların her türlüsünün yaşandığı ve en önemlisi; Haçlı saldırılarının, acımaksızın, hiçbir insani ve ahlaki sınır tanımadan, adeta gözü dönmüşçesine sürdürüldüğü günümüzde, Türkiye elitlerinin gösterebileceği en büyük zaaftır. Bu saldırılar bütün dehşetiyle sürerken bizim elitlerimizin kafası karışmış ve “İstikamet”i gerçekten bozulmuş bulunmaktadır. Bugünkü aydın, Kurtuluş Savaşı sırasındaki; milli değerlere sonuna kadar bağlı olan aydın olsa idi sorun bu kadar keskin olmazdı. Ama bugün sorun çok keskin ve aşılması epeyce zor boyutlarda ulaşmış bulunmaktadır. Çünkü; harbi harpten önce kazanmasını bilenler, Türkiye elitlerinin gerçek yörüngesini bulamaması için çok çeşitli kombinezonlarla istikametlerini bozmuş bulunmaktadır. İstikameti bozulan, kafası karışan, galip ülkelerin mantığı ile düşünmeye alışmış bir elit kadro ile Türkiye Devleti’nin, içinde bulunduğu sorunları çözmesi mümkün değildir.
0 Yorumlar.