Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına Açık Mektup

Sayın Başbakan,

Ülkemizde gelişen olaylar karşısında size; sade, samimi duygularımla ve uyarı niteliğinde, bu satırları yazma ihtiyacı duydum.

Aynı zamanda, aynı eğitim kurumunda bulunmanın verdiği, ortak kültür paydasında bulunduğumuz düşüncesi bana bu satırları size yazma cesareti vermiştir.

Sayın Başbakan,

Büyük Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başbakanısınız. Size bu açıdan büyük saygımız vardır. Saygı ile beraber aynı zamanda büyük bir güvenimiz de vardır.

İnanıyorum ki, siz de böylesine devasa büyük bir devletin başbakanı olmanın onurunu taşıyorsunuz.

Makamınız çok önemli bir makamdır. Bunun derin bilinci içinde olduğunuza inanıyorum.

Makamınızın; Sultan Alparslan’ın, Sultan Fatih’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın makamı ile aynı olduğunu biliyoruz, biliyorsunuz.

Bu makamın; atalarımıza yüklediği vecibeleri, sizin de omuzlarınıza yüklediğini kabul ettiğinize samimiyetle inanıyorum.

Tarihin, sizin makamınızda bulunan insanlara yüklediği vazifelerin de farkında olduğunuzu biliyorum.

Osman Bey’le başlayan Osmanlı Devleti’ni, daha sonraki Büyük Osmanlı Sultanları “imparatorluk” haline getirdiler. Ama aynı sultanların soyundan gelen; iradesi zayıf, basiretsiz, beceriksiz sultanlar bu eşsiz imparatorluğun parçalanmasına sebep oldular.

Bu demektir ki: bir devletin, bir milletin kaderi, o milleti idare edenlerin iradesine, basiretine, şecaatine, samimiyetine ve devleti idare etmekte göstereceği hünerlerine bağlıdır.

Halen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başbakanısınız. Her türlü yetki ile mücehhez bulunuyorsunuz.

Sayın Başbakan,

Bizim bulunduğumuz yerden bakınca ülkemizin durumunun toprak kaybetmekte, bölünmekte olan bir ülke panoraması çizdiğini görmekteyiz.

Büyük bir “inkılâbı” gerçekleştirmek istiyorsunuz. Bunu anlayabiliriz. Ancak; kabul ediniz ki, milletlerin daima düşmanları olmuştur. Tekâmül göstermekte olan milletlerin düşmanları daha da çok olur. Bu açıdan bakıldığında bizim ülkemizin de düşmanlarının var olduğunu kabul etmek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, iktidarınız döneminde gösterdiği kalkınma ve ilerleme, bazı “dost” görünen ülkelerin, Batılı dostların, hoşuna gitmiyor olabilir.

Batılı “dostlarımızın” başlattıkları 21. Yüzyıl Haçlı Seferleri’nin; İslam’ı ve Doğu kültürünü tahrip etmeye, yok etmeye, Müslüman toplumlar üzerinde hâkimiyet kurmaya yönelik topyekûn bir savaş olduğu artık açıkça görülmektedir. Yapmış oldukları evrensel projeleri açıkça insanlara anlatmaktan çekinmeyen bir özgüvene sahip oldukları da saklanamaz bir gerçektir. Haçlı savaşı yaptıklarını lisanen ifade ediyorlar.

Batının başlatmış olduğu bu topyekûn savaşın etkilerinin  ve kurmay planlama sonuçlarının ülkemiz üzerinde derin yaralar açtığı ve ülkemizin “bölünme” riski ile karşı karşıya getirildiği açıktır.

Vaktiyle atalarımızın savaşları düşman topraklarına yaydıklarını düşünerek, bugünkü Haçlı Savaşları’nı, Batılıların bizim topraklarımız üzerinde yaptığını ve Doğulu liderlerin, kurmayların bundan rahatsız olmadıklarını, bunun büyük bir “stratejik hata” olduğunu görmenin artık zamanı gelmiştir.

Yüksek malumlarınızdır ki, askeri ilimlerde asıl olan, savaşın düşman topraklarına yayılmasıdır.

Sayın Başbakan,

Unutmayınız ki, bu topraklar Türk topraklarıdır. Milletler tarihleri boyunca toprağa, coğrafyaya, sınırlara, kültürlere büyük önem vermişlerdir. Bu kural bugün de değişmemiştir. Tarihçilerin “Batı Türk Hakanlığı” dediği milletimiz, şu anda “yok” sayılarak “mağlup” duruma düşürülmek istenmektedir. Açıkça “savaş” yapan Batılıların dostluğuna güvenerek, sizin de Türk milletini yok saymanız tarihi bir hatadır, yanılgıdır. Düşmanların yaptığı kara propagandaya aldanarak milletimizi sizin de “yok”  saydığınızı görüyorum. Bu yanlıştır ve esef verici bir durumdur. Bu yanlıştan dönünüz.

Milletimizin, tarihinin derinliğinden beri getirdiği, Anadolu toprağı ile bütünleştirdiği kimliğini aşındırarak, ucube bir toplum yaratma düşüncesi elbette size ait olamaz.

Lüdendorf’un; “Savaş yarı yarıya barışta kazanılır” nazariyesini dikkate alarak söyleyebiliriz ki, halen Haçlı Savaşları’nı yapmakta olan Batılı güçler gerçekten de “askeri” harekât yapmaktadırlar. Sıcak savaşı barış zamanında yarı yarıya kazanmak istemektedirler.

21. yüzyıl Haçlı Savaşları’nın yayıldığı Müslüman coğrafyanın ve bizim coğrafyamızın liderlerinin henüz askerî ve kurmay düşünceleri tekâmül etmemiştir.

Batılıların planlamış oldukları, doğulu toplumları “ikna” etme yöntemleri, rahatlıkla milletleri ve bizim milletimizi saf dışı bırakmak için kullanılabilmektedir.

En azından bizim ülkemizde tartışma konusu olan çok önemli konuların, millet olma kimliğimizi zayıflatmaya ve gerçekten milletimizi saf dışı bırakmaya yönelik, temelinde askerî tedbirlerin olduğu açıkça belli olmaktadır.

Tanzimat Fermanı’nda, Islahat Hatt-ı Hümayu’nunda kendisini bulan “azınlık hakları meselesi”nin bugün de aynen devam ettiğini ve Batılı dostlarımızın bugün de bu konu ile bizi vurmaya çalıştığını teslim etmek gerekir.  Nitekim açıkladığınız “Demokratikleşme Paketi”nde yer alan “yer adları” meselesi ve alfabemizde olmayan üç harfin kabul edilmesi, gerçekte yine Batılıların dikte ettikleri “Islahat” kararları cinsindendir. Bu konuları Soros-TESEV-Ermeni (Sevan Nişanyan-Hayali Coğrafyalar ve Yer Adları) hattının yıllarca takip ettiklerini ve iktidarınız aracılığı ile netice aldıklarını üzüntü ile müşahede etmekteyim.

Vaktiyle Islahat hareketlerini yapanların da belki kötü niyetleri yoktu. Belki memleketlerinin ilerlemesine, kalkınmasına katkıları olsun diye o kararları almışlardı. Çünkü onları sevk ve idare eden Batılı kurmayların ikna etme yöntemi herhalde bu olmalıydı! İrademizi başka türlü çözemezlerdi.

1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı; toprağını, tapusunu, değerlerini azınlıklarla paylaşması için Türk milletini “ikna” etmeye yetmedi. Halkımız bunu kabul edemedi. Tahammül edemedi. Netice alınamayınca, tam 17 yıl sonra (1856) Islahat Hatt-ı Hümayunu ilan edildi. O da milletimizi ikna etmek için yetmedi.  Sultan Abdülaziz’in hal’ edilmesi, Abdülhamit Han’ın mücadelesi, derken Meşrutiyet hareketleri, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonucunda imparatorluğumuz ortadan kaldırıldı. Azınlık haklarını payanda olarak kullanan düşman hedefine ulaşmıştı, başarmıştı.

Sayın Başbakan,

Şu an Batılıların yürüttükleri mücadele başarıya ulaşmak üzeredir. Çünkü vaktiyle toprağını, tapusunu, değerlerini azınlıklarla paylaşmak istemeyen millet, bugün “ikna” edilmiş bulunmaktadır. Artık kendi değerlerini değil, mağdur olarak gördüğü azınlıkların değerlerini savunan bir toplum meydana getirilmiştir.

Bu toplum, dini saiklerle bu hale getirilmiştir. Milletimizin, Tanzimat’ta, Islahat hareketinde bir türlü paylaşmayı kabul etmediği sahibi olduğu devletinin değerlerini, bugünkü toplum rahatlıkla paylaşmayı kabul eder hale gelmiştir. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Ve sizin iktidarınız döneminde milletimiz bu hale getirilmiştir. İnsanlarımızda “vatan” algısı neredeyse kalmamıştır. Toplumumuz “Vatan sevgisi imandandır” düşüncesinden “vatan sevgisi hezeyandır” noktasına getirilmiştir. “Kozmopolitan” hale getirilen insanların devletimizden “intikam” alması gibi bir ortam yaratılmıştır.

Doğrusunu söylemek gerekirse; aldığınız kararlar ve giriştiğiniz bazı kalkınma hamleleri, dış görünüş itibariyle bizde de devletin kalkınmasını sağlayacak “önemli değişiklikler yapılıyor” intibaı uyandırmaktadır.

Ancak; uyguladığınız stratejiler gerçekte şu neticeleri doğurmaktadır.

–    Toplumsal ve ekonomik hayatımız temelinden sarsılmakta,

–   Bin yıldır Anadolu’da kurulmuş Türk toplum düzeni bozulmakta,

– Devletin bütün kaynaklarının Batı’lıların eline geçmesine sebep olunmakta,

–    Cumhuriyet tarihimizin bir bölümünde dini hayatını yaşayamayan kitlelere cesaret verilerek, onların “kozmopolitan” hale getirilmesine ve milletimizin devlet savunmasında saf dışı bırakılmasına sebebiyet verilmektedir.

Kozmopolitan hale getirilmiş kitlelerin Batı Roma’nın yıkılışına sebep oldukları tarihi gerçeğini unutmayınız.

Malumunuzdur ki, kozmopolitanların intikamı acı olur.

Sayın Başbakan,

Yukarıdaki düşünceleri bütün samimiyetimle sizinle paylaştım. Tarihin gelecekte sizi “vatanına ihanet eden başbakan” olarak kaydetmesini istemem. Sizi samimi buluyorum. Her şeye rağmen, Türk milletinin yanında olmak size önemli tarihi bir kimlik kazandıracaktır. “Türk olmanın önemli olmadığı” hezeyanını Batılı güçler bizim milletimizi savaşta saf dışı bırakmak için büyük bir strateji olarak kullanmaktadır.

 

Elbette ki “ırk” önemli değildir. Obama da saf kan bir Amerikalı değil. Çariçe Katerina da Rus değildi. Küçük bir Alman soylusunun kızıydı. Örnekler elbette ki çoktur.

Söylemek istediğim;

Irk olarak Türk olmak belli ki sizin için önemli değildir. Ama bu ülkenin, bu milletin başbakanısınız. İktidardasınız. Tarihi bir günah işlemeyiniz. Batı Türk Hakanlığı devletini yıkmayınız.

Arının kovanına çomak sokmayınız.

 

Unutmayınız ki “Tarihin intikamı acı olur!”

 

En derin saygılarımın kabulü ile sağlık ve esenlikler diliyorum.

Mikdat Topçu

10 Ekim 2013

 

 

 

 

Yorum Yap