Uyarmak Vatan Borcumdur 79

Vebal Altında Olanlar

 

Niçin “uyarmak”  ihtiyacını duyuyoruz.

Kimi uyarmaya çalışıyoruz.

Derdimiz nedir?

 

Toplumlar zaman zaman bunalıma düşebilirler. Devletler zaman zaman kaosa sürüklenebilirler. Bu durum dünya tarihinde hep görülmüş bir şeydir. Düştükleri buhrandan kurtulamaya devletler yıkılır.  Yıkılan devletlerin yerine yeni devletler kurulur. Tarihte çok büyük imparatorlukların yıkıldığını hatırlayınız. O halde; bir defa bu genel kaideyi hiç unutmamak gerekir.

 

Kabul etmek gerekir ki, şu anda bizim ülkemiz de büyük bir bunalım içindedir. Milletimiz buhran içindedir. Ülkemizde 1000 yıldan beri tesis edilmiş bulunan toplum yapısı çökertilmiştir. Devletimiz bölünme noktasına getirilmiştir.

 

Ülkemizin içinde bulunduğu durumu, sebeplerini, sonuçlarının ne olabileceğini ve çözüm yollarını yıllardır anlatıp duruyoruz.

 

Elbette, bu durum karşısında vicdan azabı duyan, yüreği sağlam kalmış bir insanımız var. Ağabeylerimiz, kardeşlerimiz var.

 

Bunlardan biri de değerli ağabeyim, yazar, Sayın Hasan Erden.

 

www.anahaberyorum.com sitesinde 11 Mart 2014 tarihinde bir makale yazmış. Makalesinin başlığı: “ İslam Düşmanlarıyla İşbirliğinin Büyük Vebali.”

 

Makalesinde, İslam tarihinden bir örnek vererek Müslüman liderleri uyarmaya çalışmış.  (M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Medine Devri, c: 8, s: 185-197, Şamil Yayınevi, İstanbul, 1984.)

 

Olayı ben de özetlemek istiyorum.

 

Peygamber Efendimiz S.A.V. büyük bir gizlilik içinde Mekke’ye yapacağı seferin hazırlıklarını sürdürmektedir. Mekke tarafına kuş uçurtulmaması yönünde emirler vermiştir.

 

Ancak, Bedir Savaşı’na katılan ve ashaptan biri olan Hatip, Mekke’ye doğru yapılacak askerî hareketle ilgili olarak bir kadın vasıtasıyla Mekke’ye, yani düşmana haber göndermeye çalışmış.

Düşmana karşı yapılacak askerî harekâtı bildiren istihbarat olayı Peygamber Efendimize (S.A.V.) vahiy yolu ile bildirilir.

 

Ve haberi götüren kişi yakalanır. (Bu bir kadındır. Kadın mektubu saçlarının arasına saklamıştır.)

 

Bu olayı Hz. Hatip adlı bir sahabe düzenlemiştir. Sorgusunda; Mekke’de akrabalarının bulunduğunu, onların zarar görmemesi için böyle bir yola başvurduğunu anlatmıştır. Durum anlaşılmıştır.  

 

Hz. Hatip Bedir Savaşı’na katılmış olması sebebiyle öldürülmemiştir.

 

Olayla ilgili olarak gelen Ayet-i Kerime ise şudur:

 

“Allah, ancak din uğrunda sizinle savaşanlara ve sizi ülkenizden çıkaranlara ve çıkmanız için onlara yardımda bulunanlara dost olmanızı nehy etmektedir ve kimler, onları severse onlardır gerçekten de zâlimlerin ta kendileri.”

(Müntehine Suresi, Ayet 1-9)

Değerli Hasan Erden ağabeyim makalesinin son paragrafında şu hükmü ifade etmiştir:  

 

Peki, bugün, Hz. Hatip’in yaptığının çok daha kötüsünü yapan, İslam düşmanları ile işbirliği çalışmaları dolayısıyla Haçlı savaşçılarının ve Yahudiliğin övdüğü ve ödül verdiği Müslüman temsilciler ve cemaatler Allah katında sorumluluktan ve vebalden nasıl kurtulacaklar?”

 

Ülkemizin içinde bulunduğu durumun;

 

  • Bir “iç savaş” durumu olduğunu,
  • Bu savaşın gerçekte bir Türk Amerikan savaşı olduğunu,
  • Halen birbiri ile çatışıyormuş gibi görünen Hükümet ve Cemaat’in aslında Amerika’nın önderliğinde sürdürülen bir asimetrik savaş yürüttüklerini,
  • Amerika asimetrik savaşın bütün stratejik usullerini Türkiye’de uyguladığını, Beşinci Kol Kuvvetlerini kullandığını,
  • Amerika’nın Türkiye’de gizli bir ordusu olduğunu,
  • Savaşı yürüten Hükümet ve Cemaat ileri gelenlerinin fiilen Amerikan istihbaratı ile organik işbirliği içinde olduklarını,
  • Savaşın sebebinin Orta Doğu’da “Büyük İsrail Devleti” kurmak olduğunu,
  • Bunun aslında 21. Yüzyıl Haçlı saldırısı olduğunu,
  • Arap Baharı denen stratejinin, Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika Eş Başkanlığı meselesinin bu amaca yönelik büyük bir stratejik harekât olduğunu,
  • Türkiye Cumhuriyeti Devleti başbakanının, eğer samimi ise, yani Türkiye devletinin menfaatlerini savunuyorsa bu eş başkanlıktan istifa etmesi, Yahudi Cesaret Ödülü’nü iade etmesi gerektiğini,
  • Düşmanın; yeri geldiğinde Müslüman gibi görünüp, savaşı kazanmak için her yola başvuracağını,

     

    Daha bunlar gibi bir sürü meseleyi anlatıp durmuştuk. Bunun için kitap bile yazdık. Allah rızası için, vatanımızın birlik ve bütünlüğü için çırpındık, durduk. Hala da çırpınmaya devam ediyoruz.

     

    Savaşı yürütenlerin Müslüman kisvesi altında davranmaları Müslüman milletimizi aldatmaktadır, yanıltmaktadır.

     

    Bu çok korkunç bir durumdur ve büyük bir VEBAL’dir.

     

    Bu durum karşısında yukarıdaki Ayet-i Kerime’yi tekrar hatırlatarak Müslüman milletimi uyarmak istiyorum.

     

    “Allah, ancak din uğrunda sizinle savaşanlara ve sizi ülkenizden çıkaranlara ve çıkmanız için onlara yardımda bulunanlara dost olmanızı nehy etmektedir ve kimler, onları severse onlardır gerçekten de zâlimlerin ta kendileri.” (Mümtehine Suresi, Ayet 1-9)

     

    Biz uyarı görevimizi yapıyoruz.

     

    Aziz milletim, uyanın ve gerçekleri görün. En azından şüphelenin, şüphe ile bakın karşınızdakilere. Okuyun, dinleyin, araştırın, öğrenin gerçekleri. Müslüman suretinde karşınıza gelen kurtlara aldanmayın.

     

    Tabii biz uyarıyoruz.

     

    Bütün vatanseverler uyanınız.

     

    Uyarmak vatan borcumdur.

     

    15 Mart 2013

Yorum Yap