7)
“Doğudan gelen, ‘Horasan Erenleri’ denen ateşli tarikat propagandacıları, imanlarını bu taze kuvvetlere aşılamaya ve onlara hükmetmeye pek çabuk muvaffak oldular. İslam dini ile rabıtaları gevşek olan bu göçebe kitleler, bıkmak ve usanmak bilmeyen bu tarikat mürşitlerine derhal samimiyetle bağlanıyorlar ve temsil ettikleri tarikatı iman ile benimsiyorlardı. Bu bağlanma ve benimseme, onlara çok yüksek menfaatler vaat ediyordu ve bu vaadin tahakkuku daha fazla gecikmiyordu. Bu ‘gazi-dervişler’, emirleri altına giren kitleye evvela yegane gaye olarak ‘cihad’ ve ‘i’layi Kelimetullah’ umdelerini aşılıyor ve sonra bu umdelerin tahakkuku için lazım gelen bilgi ve tecrübeyi veriyor, yolu gösteriyor, teşkilatlandırıp sevk ve idare ediyorlardı. ‘Alp’ ve ‘abdal’ gibi unvanlar taşıyan bu mürşitler, evvela Bizans topraklarını harben işgal ediyor ve sonra oralarını tamamen ‘İslam-Türk’ toprağı (daru’s sulh) haline getirmek için muazzam bir faaliyete girişiyorlardı. Tarihin en dikkate şayan hadiselerinden biri olan bu faaliyet, büyük bir enerji ve maşeri deha ile, en müspet şekilde ve az zamanda netice veriyordu. Türk derviş-gazileri bir şehri, bir memleketi fetheder etmez, derhal bir kısmı oraya yerleşiyor, kalan kısım ise daha ileriye doğru yürüyordu. Arkadan daima taze kuvvetler geldiği ve en ateşli kuvvetin ileriye sevk edildiği için, bu yürüyüşün ardı arkası kesilmiyordu. Bu kuvvetler, Türk milletinin en müteşebbis tabakasını teşkil ettikleri, yerlerini-yurtlarını terk ederek ‘i’layi Kelimetu’llah’ aşkına gaza ve şehadet aradıkları için, tarihteki mevkileri, Amerikan Pionnier’lerinden üstündür”
0 Yorumlar.