İhaneti Kabul Edemeyiz

Değerli dostlar,
Çok değerli tarihçi bir sayfa arkadaşımız, bir yazısında, TRT’de izlediği bir programdan ötürü infial göstermektedir. “Mahkemeye vereceğim” demektedir. Biliyorum ki mahkemelerden de artık bir netice almanın dönemi geçmiştir.

Duyarlı vatan evlatlarının mevcut iktidarın bu tür yaklaşımlarına, yayınlarına tahammül etmesi gerçekten mümkün değil.

Bu yeni “İttihatçı kadro”, “Artık eski Türkiye yok, yeni Türkiye var” diyor. “Seksen yıllık ara verilmişti” diye yorum yapıyorlar. Devletin toptan değiştiğini ifade ediyorlar.

Değerli dostlar,

Devletin bu yeni yapılanması gerçekte “millî” bir yapılanma olsaydı saygı ile karşılardık. Bu yeni yapılanma daha muhteşem derdik. Keşke böyle olsaydı. “Yeni devlet” konsepti; bütün azınlıkların haklarını vermek, Türkiye’nin parçalanmasına fırsat vermek… vb. gibi uygulamalar, 1839 Tanzimat Fermanı’nda uygulanması istenen yaptırımların bugün yerine getirilmesi anlamı taşımaktadır. Değerli Hocam gayet iyi bilir bunu.

1839 Tanzimat Fermanı’nda alınan kararları Türk milleti onaylamamıştır. Milletimiz, sahip olduğu tapusunu, batının “azınlık” dediği ülkemizdeki azınlıklarla paylaşmak istememiştir. Nitekim Tanzimat Fermanı’ndan 17 yıl sonra, 1856 yılında “Islahat Fermanı” ilan edilerek yeniden, halkın, tapusunu azınlıklarla paylaşması istenmiştir. Halk bir türlü bunu kabul etmemiştir. Abdülaziz Han’ın, Abdülhamit Hanın “hal” edilmesi, Meşrutiyet olayları, Balkan Savaşları ve nihayet Birinci Dünya Savaşı asıl mesele olan azınlıkların haklarının verilmesi esasına dayanmaktaydı. Yani “devletin yıkılması, bölünmesi” hedefine yönelikti.
Şimdi yeni dönem!

Bu dönem de aynen tarihi geçmişle örtüşmektedir. Acıdır ki o zaman Türk milletinin çocuklarının kabul etmediği “tapuyu deldirme” olayını, bugün korkunç bir propaganda ile hipnotize edilen millet evlatları kabul etmiştir. Millet evlatları, 150 yıldır paylaşmadığı tapusunu bugün azınlıklarla paylaşmaya ikna edilmiştir. O zamanki yöneticilerin hayatlarıyla ödediği bölünme ve parçalanmaya karşı mücadelelerini bugünkü yöneticiler “bir görev” olarak kabul etmekte ve vatanın bölünmesine ve parçalanmasına gönüllü olarak vasıta olmaktadırlar. Bunu, uygulamaların her safhasında görmek mümkündür. Maalesef idarecilerin anlayışı bu yöndedir. Ermeni yapılanmasına, Kürt yapılanmasına engel olmak istememişler, gereken tedbirleri almamışlardır. Çünkü kendi anlayışları da –değerli hocamın vurguladığı gibi- bu yöndedir.

Bir örnek vermek istiyorum:

Daha önce de yazmıştım.

TRT kadrosunda çalışan bir muhabir Mısır’da görev yapmakta iken Mısır’da ihtilal olmuştur. TRT muhabiri ihtilal sırasında bir camide mahsur kalmıştır. Cami uzun süre askerlerin kuşatması altında kalmıştır. Ve muhabir camiden cep telefonu ile TRT Genel Müdürü olan şahsa twett atmıştır. Aynen şunları yazmıştır: “Sayın Genel Müdürüm, şu anda Sisi kuvvetleri bizi camide kuşatmıştır. Buradan kurtulma ihtimalimiz yok gibidir. Eğer burada şehit olursam, beni, Mısır’da Galif Mezarlığı’nda yatmakta olan Mustafa Sabri Efendi’nin yanına defnedin”

Bu demektir ki Genel Müdür de, muhabir de (adını yazmıyorum) ve tabii ki onları o makamlara getiren yöneticiler de aynı fikri taşıyan insanlardır. İşte o fikir yeni Türkiye’yi oluşturan ideolojidir.

Kimdir Mustafa Sabri Efendi?
Mutafa Sabri Efendi, İstiklal Savaşı sırasında Anadolu’da İstiklal savaşı veren Kuvayı Milliye kuvvetlerinin ileri gelenlerinin idamı için hazırlanan fermana imza atan kişidir. Bu kişi aynı zamanda İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucularındandır. Ve Şeyh-ül-islam’dır.

Tabii ki bu zat, İstiklal Savaşı kazanılıp devlet kurulunca ülkemizden kaçmıştır. Yunanistan’a sığınmıştır. Yunanistan’da “Yarın” adlı bir gazete çıkarmıştır. Bu gazetede yazıları ve şiirleri yayınlanmıştır. Bir şiirinde “Yarab! Türklüğümden istifa ediyorum, beni mahşerde Türk olarak haşretme” demiştir. (Daha sonra Mısır’a giderek orada ölmüştür.)

İşte Hocamın manidar bulduğu yayınları yapan TRT personelinin ana fikri budur. Anadolu’dan düşmanı kovanları hain ilan eden, onların idamını isteyen, İngiliz muhipleri cemiyetini kuran kişilerle aynı fikirde bulunmaktadırlar. Onları o makamlara getirenler de aynı fikirdedir. “Seksen yıllık” ara bunun için demektedirler.

Bugünkü İngiliz muhiplerini iyi tanımamız, düşmanın kim olduğunu iyi anlamamız gerekmektedir.

Durum böyle giderse, TRT’de de, diğer televizyonlarda da, hatta giderek okullarda da bu yönde yayınlar yapılacak ve Batı tandanslı mücadeleye, ülkemizin bölünmesine, İngiliz-Amerikan politikalarının uygulanmasına imkân verilmiş olacaktır. Milletimizin çocukları bunun anlamını elbette bilmemektedir. Keşke bu yönde yayınlar yapılsaydı. İşte yapılan programlar, milletimizin bu gerçekleri anlamaması için yapılan “perdeleme” propagandalarıdır.

Tarihçi olan değerli Hocam işte buna tahammül edememektedir. Bu aslında tahammül edememenin de ötesinde bir şeydir. Bu yeni konsept, gerçekten ülkemizin bölünmesi, milletimizin tarihin sahnesinden silinmesi anlamına gelmektedir. Yöneticilerimiz bu yönde hata üstüne hata yapmaktadırlar. Artık “hata yapıyorsunuz” demek de bir şey ifade etmemektedir. Çünkü durum artık “ihanete” varmıştır.

Aydınlarımızın çok okuması, öğrenmesi, düşmanı tanıması, nasıl mücadele edilebileceğini irdelemesi ve bu şekilde devletin parçalanmasına ve yıkılmasına engel olma mücadelesi vermesi gerekmektedir.

Milletimizin, “ihaneti” anladığında gereğini yapacağına inanıyorum.

Türk milletinin ihaneti kabul etmesi, onaylaması, tapusunu bilerek deldirmesi mümkün değildir.

Milletimizin ihaneti kabul etmesi mümkün değildir.

Değerli Hocamın da bu yönde bir mücadele içinde olduğuna, bu yönde büyük bir bilinç sahibi olduğuna inanıyorum.

Uyarmak vatan borcumdur.

  1. bunlar herkes tarafından bilinir ise millet gereğini yapacaktır.mesele bu gerçeklerin millet tarafından bilinmesini sağlayabilmek.

Yorum Yap