Neden Hatalısınız Demiştik

AK Parti’nin siyasî tutumunu İttihat Terakki Partisi politikaları ile sürekli karşılaştırmıştım. Ve “İttihat Terakki Partisi’nin vaktiyle yaptığı hatalar aynen tekrarlanıyor “ diye uyarmıştım.
Bu koca ülkenin siyasî erkinin bizim uyarılarımızı elbette dikkate almayacağının bilincindeydim. Ama ne olursa olsun bana göre vatandaşlık görevimi yerine getirmiş oluyordum.
Tabii ki vatandaşlarımıza da, yakınlarımıza da derdimizi anlatamadık. Hata yapanları iktidara taşıyan seçmen uyansaydı, onları iktidara taşımayabilirdi. Böylece, bu iktidarın ülkenin kötü gidişine sebep olmasını önleyebilirdi. Bu mümkün olmadı. Profesyoneller bir misyon partisi olan AK Parti seçmenini her hatada ikna ettiler. Suç her zaman muhalefette ve Paralel örgütte bulundu. Vatandaşa düşman olarak hep muhalefet ve Paralelciler gösterildi. Yani hataları yaptılar ve suçu kendi yarattıkları kâğıttan kaplanlara yüklediler. Kendileri her zaman temize çıktı. Böylece suça iştirak etmiş olan vatandaş da vicdanen rahat etmiş oldu. Gerçek vatanseverlerin uyarıları böylece hep boşa çıkmış oldu.
Böylece ülkemizdeki vatan bölme faaliyetleri son safhaya gelmiş oldu.
Osmanlı Devleti de böyle yıkılmıştı. Hata üstüne hata yapılmıştı.
İttihatçılar II. Abdülhamit’i ‘hal’ ettiler. Devletin idaresini güya teslim aldılar. Bu koca ihtiyar devleti idare etmeleri aslında mümkün değildi. Bir defa sorumluluk alacak yetkili yoktu. Karşılarında dünya kadar sorun vardı. Osmanlı’nın dünya kadar düşmanı vardı. İçeride dünya kadar sorunları vardı. Azınlıkları Batılılar destekleyip duruyorlardı. Bu destekten şımaran azınlıklar azdıkça azıyorlardı. İttihat Terakki bu azgınlık karşısında hiçbir şey yapmadı. Yapamadı.
Bugünkü hükümetler gibi, azınlıklarla uzlaşma yolunu seçtiler hep. Azınlıklar ne yaparlarsa yapsınlar, iktidar hep uzlaşmak istiyordu. Yıllarca Türklerle savaşan Balkanlardaki çete liderleri ile hep kol kola giriyorlardı. Onları hep affediyorlardı. Türkleri sapır sapır doğramakla övünen çetelerin liderleriyle hep dost olmayı tercih ediyorlardı.
Hiçbir taviz, çetecileri millî siyasetlerinden vazgeçirmedi. Geçmezlerdi de! Kendisine yeni bir vatan kurmak isteyen, Osmanlı topraklarının bir kısmının kendi toprakları olduğunu düşünen çeteciler bu fikirlerinden vazgeçerler miydi?
Özellikle Ermeniler çok azgınlaştılar. Ve sık sık isyan ettiler.
İttihatçılar, II. Abdülhamit’in, ithalatını yasakladığı silahların ithalatını serbest bıraktı. Bu serbestlikten faydalanan çeteciler en modern silahları kolaylıkla tedarik ettiler ve yurda soktular.
Bu yetmedi.
İttihatçılar, Türkiye’ye girmesi yasaklanan komitacıların yurda girişine müsaade ettiler. Sürüyle Ermeni çeteci yurda sokuldu. O kadar rahat hareket ediyorlardı ki; isyancı Ermeni örgütleri merkezlerine tabela bile asıyorlardı.
Papazlar Ermeni çetelerinin başkanı oldular. Ermeni isyanlarını bu din adamları örgütledi. İsyan emirlerini onlar verdiler. Bu isyanlarda beşikteki Türk çocukları bile öldürüldü. Avrupalıların ne diyecekleri hep önemli oldu İttihatçılar için.
Ermeni çeteleri Anadolu’da resmen katliam yapıyorlardı. Ve devlet bakıyordu aval aval. Ne zaman ki halk can derdine düşüp, kendi hayatını korumak için harekete geçti, o zaman çeteciler geri çekilmek zorunda kaldı. Adana isyanında 17 bin Ermeni’yi bizzat sivil vatandaşlar öldürdü. Devlet asla bir şey yapmadı. Uyanan Türk milleti düşmanlarını yenmeyi başarmıştı.
Şimdi durum yine aynı noktaya geldi.
İktidarlar, halen İttihat Terakki acizliği içinde bulunuyorlar.
Vatan bölme faaliyetine girişen isyancılara karşı alınması gereken tedbirler bir türlü alınmadı. Alınamadı. Yaptıkları her hatalı karardan sonra halkımızı bir yolunu bulup ikna ettiler. Halkın; devletimize, ordumuza, bayrağımıza, tapumuza, canımıza kast eden isyancılara karşı tavrını, kararını, protestosunu hep boşa çıkardılar. Yoğun teknik propaganda bombardımanına tutulan milletimiz bu vahim tablo karşısında uyanmayı bir türlü başaramadı. Başaramıyor.
Şimdilik belli bir bölgemizden şehitler geliyor. O bölgelerde isyancılarla bölge halkı arasında etnik yakınlık olduğu için milletimiz gerçek düşmanları kendi etnik kimliğinden ayırıp düşmanını göremiyor. Bu sebeple uyanamıyor. Yapılan bunca zulüm karşısında ayaklanmıyor. Zaman zaman da devletimizi hatalı buluyor.
Anlaşılan o ki; yüz yıl önceki çetelerin bugünkü uzantıları, savaşı yurdun her tarafına yaymadan, milletimiz harekete geçemeyecek. Tehlike kapının eşiğine gelmeden uyanmak mümkün olmayacak. Yani hep bir “musibet” beklenecek. Daha önce uyanmak mümkün olmayacak.
Bu bir “algı” meselesi! İttihat Terakki benzeri hatalar durumu bu noktaya getirdi. Biz her hatada hemen başkaldırmıştık. Aman ha yapmayın demiştik.
Arnavut’un meşhur hikâyesini bilirsiniz.
Arnavut palabıyıktır. Ve gerçekten bıyıkları uzundur. Bir an bakar ki bıyıklarının üzerinde bir fare gezmektedir. Fareyi fark edince tabancasını çeker ve fareyi vurur. Bu durumu görenler “neden fareyi vurdun?” diye sorarlar.
Arnavut’un cevabı ilginçtir.
“Fare önemli değil, elbette bana bir şey yapamaz. Ama onu vurmasaydım bıyıklarımı yol yapardı!”
Şimdi isyancıların affedilen her hareketi “yol” oldu.
– TRT Şeş hata idi, yol oldu.
– Yer adları hata idi, yol oldu.
– Habur rezaleti hata idi, yol oldu.
– Çözüm süreci hata idi, yol oldu.
– Akil adamlar konusu hata idi, yol oldu.
– Ergenekon, Balyoz ve benzeri konular hata idi, yol oldu. Hem de öylesine büyük hata idi ki, devletimizin gücü, yerli çetelere karşı değil, dış düşmanlara karşı bile zayıflatıldı.
“Bizi kandırdılar”, “hatalıydık” gibi açıklamaların da gereği hala yapılmadı. Yapılamıyor. Çünkü her zamanki gibi azınlıkların, çetelerin arkasında duran yabancı güçler desteklerini sonuna kadar vermeye devam ediyorlar.
Ve Türkiye devleti dış düşmanlarını durduramıyor. İç savaş çıkaran güçlere dış destekleri bir türlü elimine edemiyor.
Her hata yol oldu. Ve devletimiz bu hatalarla bugünlere geldi.
Hep neden “hatalısınız” dediğimizi şimdi anlayabildiniz mi?
Ve “uyarmak vatan borcumdur” uyarımıza hak verdiniz mi?
II. Mahmut’un veciz bir sözünü hatırlatmalıyım.
“Kılıç kından çıkmayınca it sürüsü dağılmaz!”
Türk milleti uyanmayınca, düşmanlarına karşı taviz veren iktidarlara ders vermeyince bu vahim durumun önüne geçmek mümkün görünmüyor.
Yine tekrarlıyorum.

UYARMAK VATAN BORCUMDUR.

UYANINIZ!

Yorum Yap