Savaş Artık Bir Sır Değil

Değerli dostlar,

 

Ankara patlaması ile ilgili yorum yaparken; “Dünya sistemi ve onu yöneten üst aklın böylesine kudurması, kanaatimce yakın zamanda çökeceğinin de bir işareti” diye yorum yapmış bir çok büyük yandaş stratejist (!)

Düşmanlarımız yakın zamanda çökecekmiş. Tabii ki bunun için dua ederiz. İnşallah! En kısa zamanda deriz.

Değerli dostlar, bize düşen, parti gözlüğünü çıkararak içinde bulunduğumuz durumu bütün çıplaklığı ile görmek ve ona göre tedbir almaktır. Şimdi hamasi propagandalar yapmanın zamanı değil. Düşmanı “çökecek” diye küçümseyerek ortadan kaldırmanın imkânı yoktur. Bunun yerine bizim hazırlıklarımızın neler olduğunu tartışsak, kendi üstün savaş gücümüzle milletimize moral versek daha iyi olur.

Rusya şu anda Suriye üzerinde Türk uçaklarının uçmasına izin vermiyor. Obüslerimizle ancak 40 km. lik bir mesafeye uzanabiliyoruz. Ve elimiz kolumuz bağlı. Hiçbir şey yapamıyoruz. Bu bir gerçek.

Ankara patlamasını gerçekleştiren kişinin Suriye’den ülkemize sızan bir YPG militanının olduğu açıklandı.

Önemli olan; bu üç milyonluk göçmen kitlesi ile birlikte ülkemize giren ajanları, savaşçıları ayırıp geri gönderebilecek bir devlet gücünde olmaktı. Önemli olan, yeğenim doktor Murat’ın anılarında anlattığı Güneydoğu’da savaşan sünnetsiz Hollandalıları ayırabilmekti.

Önemli olan; mayınla döşenmiş 911 km. lik güvenli bir sınırın neden güvensiz hale getirildiğini anlamaktı. Hangi üst akıl bunu tavsiye etmişti yöneticilerimize? Neden sınırımız yol geçen hanına döndürülmüştü? Bunları izah eden var mı?

Rus uçağının düşürülmesi ile ilgili olarak birçok şey yazıldı. Bu uçak düşürme işinin bir strateji, bir yemleme olduğunu, Rusya’nın ondan sonra takip ettiği devlet politikalarının hepsini önceden planladığını yazıyor strateji uzmanları.

Bakın bir emekli general Rusya’nın hazırlıkları konusunda neler söylüyor:

“Rusya, Karadeniz Bölgesi’ne (Güney Askeri Bölgesi), ordunun savaşa hazırlık seviyesinin test edilmesi için büyük çaplı müşterek bir tatbikat yapma aşamasında. 8 bin 500 asker, 900 askeri araç, 200 uçak ve helikopter ile 50 savaş gemisinin katılacağı tatbikat, Türkiye’ye ve Suriye’ye müdahale edecek diğer ülkelere bir uyarı niteliğinde. Ayrıca, Rusya 10 Şubat 2016’da, Türkiye’ye yakın Karadeniz Bölgesi’ne 40 savaş uçağı ve helikopter konuşlandırdı.
Bu resim, Putin’in savaşı ciddiye aldığı ve Türkiye’nin Suriye’ye girmesi durumunda harekât ortamını şekillendirdiğini ortaya koyuyor.
Rusya; Hazar Denizi’nde, Karadeniz bölgesinde, Doğu Akdeniz ve Suriye harekât ortamında savaş hazırlıklarını yapmış ve konuşlanmış durumda. Türkiye’nin Suriye sınırını geçmesiyle birlikte, yurt içinde hava üsleri (İncirlik, Diyarbakır ve diğerleri), komuta-kontrol sistemleri, havaalanları, karargâhlar, silah ve mühimmat depoları, elektronik ve muhabere sistemleri, ulaştırma altyapısı tahrip edilecek şekilde Rusya’nın hedef listesini hazırlamakta olduğu bir sır değil.” (Naim Babüroğlu-Emekli Tuğgeneral. gercekgündem.com)

Hayır düşman çökmüyor. Çalışıyor, güçleniyor, ittfaklar kuruyor, bizi yalnızlaştırıyor. Bizi “mutlak yalnızlığa”, bizi “onursuz yalnızlığa” itiyor. Bunun için tam anlamıyla “devlet politikaları” izliyor. Putin Kırım’ı aldığında; “Ben Kırım’ı aldım. Meclisinin gönderine de Rus Bayrağını çektim. Rusya Kırım’ı zaptetmiştir. Nokta!” demişti. Hatırlayınız.

Biz ise kendi şehirlerimizi kurtardığımızı, kendi topraklarımızı geri aldığımızı ve kendi il ve ilçelerimize Türk Bayrağı çektiğimizi söylüyor ve övünüyoruz.

İç savaşı ve şimdi Üçüncü dünya savaşını anlamayan, anlayamayan tek ülke bizim ülkemiz.

Değerli dostlar, savaş artık bir sır değil.

Devletlerin; böyle kader günlerinin olduğu, bu günleri tanımlayabilecek, anlayabilecek, çözüm üretebilecek “devlet aklı” olan kurmay düşünürlere ihtiyacı olduğu açıktır.

Sayın büyüklerimizin danışmanları arasında çoluk çocuk da var, biliyorsunuz. 90 yıllık tecrübesi ile Prof. Halil İnalcık “Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinin amacı Türkiye’ye saldırmaktır” diye açıklamıştı. Bu düşünce, bizim danışmanların, başdanışmanların hiçbirinin aklının ucundan bile geçmemiştir. Bizim danışmanlarımız şu anda 19 Şubata kadar orta öğretimde öğrencilerin seçmeli ders olarak Kur’an derslerini seçmeleri ile ilgili fikir jimnastiği içindeler. Bizim danışmanlar; molların, melelerin, Alevi dedeleri’nin Ortaçağ’da olduğu gibi işlevlerini nasıl yerine getirebileceklerinin büyük planlaması (!) içindeler. Bizim büyük başdanışmanlarımız halen saraydaki “uygunsuz ilişkilerin” ne aşamada olduğunu tartışma tavındalar.

Ülkemizde iç savaşın bütün şiddetiyle sürdürüldüğü, Üçüncü Dünya Savaşı’nın bölgemizde bütün şiddetiyle sürdüğü artık bir sır değil.

Ne diyordu Çin Atasözü: Düşmanını bil, yenilmez olursun.

Biz şu anda dostumuzun düşmanımızın kim olduğunu dahi bilmiyoruz. Bilen varsa beri gelsin. Rusya mı, ABD mi, Esad mı, Suriye mi, İran mı, KCK mı, PKK mı, PYD mi, YPG mi? Düşman kim?

Aziz milletime arz ederim.

Yorum Yap