Değerli dostlar.
Çok değerli bir ağabeyim “Emri Bil Ma’ruf” konusunda bir yazı kaleme almış. Çok güzel bir yazı idi. Bu yazıya ben de aşağıdaki eleştiri ile katkıda bulunmaya çalıştım. Hocam özet olarak diyor ki; “Emr-i bil ma’ruf ve nehyi anilmünker” yapmak farzdır. Bugünkü Müslümanlar bunu unuttular. Bu yüzden toplumsal bunalıma girdik. Mutlaka emr-i bil ma’ruf yapan bir topluluk bulunmalıdır aramızda. İslam tarihinde bunun örnekleri vardır. Özet olarak kaleme aldığı konu bu. Tabii ki aynen katılıyorum.
Ancak, Türk milletinin içinde bulunduğu durumun bir de tarihi analizini yapacak aydınların da bulunması lazım. Bu açıdan bakarak ben de değerli Hocama cevaben aşağıdaki yazıyı kaleme aldım.
Değerli Hocam,
Hiç düşündünüz mü, Türkiye Cumhuriyeti’nin problemleri neden bu kadar çoktur? Niçin Çin Seddi’nden Viyana’ya kadar uzanan topraklar üzerinde 2200 yıldır yaşama mücadelesi vermekteyiz? Bu kadar engin, bu kadar uçsuz bucaksız coğrafya üzerinde hakimiyet kuran ve bu coğrafya üzerinde yaşayan bir düzineden fazla millete altın çağlar yaşatabilen, yüksek bir kültür ve medeniyetin sahibi, (emr-i bil ma’ruf ve nehyi anilmünker” kültürünü çok iyi bilen bu millet, buna rağmen neden üç yüz yıldır buhranlarla karşı karşıyadır?
Değerli Hocam,
Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik açıdan önem taşıyan çok büyük bir ülke. Görüyorsunuz ki, Avrupa Birliği, ABD, NATO, İslam Konferansı, Gümrük Birliği, Kıbrıs, Güneydoğu meselesi, Ege adaları ve benzeri bir düzine iç ve dış dinamik karşısında bocalıyoruz. Eski kuvvetli günlerimize sahip olmak için zaman zaman yaptığımız hamlelerin hiç biri yüzyıllardır sonuç vermiyor. Türk aydını bu konularda uzun zamandır çözüm üretemiyor. Kaht-ı rical olayını bir türlü aşamıyoruz.
Şimdi zat-i aliniz çözümü şu güzel yazınızda ortaya koyduğunuz, Müslümanların “emr-i bil ma’ruf” yapması gerektiği şeklinde görüyorsunuz. Saygı duyarım.
Bendenizin bu konudaki düşüncelerim size katılmakla beraber, çok farklı ağabey. Bu düşüncelerimi sizin yazınıza eleştiri olarak almanızı ve değerlendirmenizi istirham ediyorum.
Yüksek malumunuzdur ki, içinde bulunduğumuz bunalımın tarihî, askerî, kültürel ve ekonomik arka planı var. Vaktiyle, hata yaptıklarını anlayan İttihatçılar bu hatayı, benzer bir şekilde, “İttihad-ı Anasır” projesini ilan ederek telafi etmek istemişlerdir. Ancak herkes çekip gitmiştir ve İmparatorluk yıkılmıştır. İttihatçılar devletin yıkılışını önleyecek gerçekçi çözüm yolları ortaya koyamadılar. Çünkü aralarından düşünürler çıkmadı.
Bugünün aydını daha değişik çözüm yolları ortaya koymalıdır. Elbette “Emr-i bil ma’ruf ve nehyi anil münker” her Müslümanın öncelikli görevidir. Farzdır, Amenna! Ancak tarihi süreci içerisinde değerlendirdiğimizde Doğu toplumlarının hala Haçlı seferlerine karşı koyamayışının sebebini farklı noktalarda arıyorum ve değerlendiriyorum Hocam. Eğer netice olarak toplumun kurtuluşunu, devletinin özgür ve kuvvetli olmasına, bütün düşmanlıklardan arınmış olarak huzur içinde yaşamasına bağlıyorsak, çözümün farklı yollarının da olduğunu Türk aydını düşünmelidir bence.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, imparatorluğun yıkılışından beri, hatta 1683 II. Viyana bozgunundan beri çözüm üretecek bir aydın yapısına sahip olamamıştır. Devletin sorunları şu anda hala çözümsüzdür. Bu sebeple hazır dinî şablonlarla çözüm üretmeyi eksik buluyorum. Ayrıca bu konunun ne kadar istismara açık olduğunu anlatmaya gerek yoktur. Türkiye Devletinin bu denli çözümsüz kalışı, düşmanlarını caydıracak tarihî, askerî, kültürel ve ekonomik tedbirleri hala alamayışı Türk aydınını düşündürmelidir. Batının halen 21. Yüzyıl Haçlı Seferleri yaptığı bir gerçektir. Batı bütün gücünü seferber ederek, Orta Çağ’da olduğu gibi, yönünü yeniden Doğuya çevirmiş bulunmaktadır. Vaktiyle Papaların kışkırtmasıyla yirmi devletin birden Doğuya doğru harekete geçtiği gibi, bugün de aynı güçler yeniden harekete geçmiştir. Doğu toplumlarının toprakları düşman askeri kaynamaktadır. Batı bütün gücüyle Doğunun üzerine bu denli fütursuzca yürürken Türk aydınının hala gerçekçi çözümler üretememesi düşündürücüdür.
Sosyal mücadelelerin eski çağlardaki boyutu ne ise bugünkü boyutu da aynıdır. Sosyal olayların kurallarında zerre kadar değişiklik yoktur. Güçlü ülkelerin, ellerinde bulunan kuvvetlerini yere ve coğrafyaya göre kendi stratejik hedefleri için acımasızca kullanmaları nedense hala bizim aydınımızı ürkütmüyor, düşünmeye sevk etmiyor. Türk aydını, Irak’ta, Suriye’de, daha önce Libya’da, Mısır’da, hatta kendi ülkemizde gördükleri karşısında dehşete düşmüyor. Bütün sosyal sistemlerin, bütün dinlerin ahlaki ve insani değerlerine, öğretilerine rağmen, emperyalist emellerini gerçekleştirmede hiçbir ahlaki ve insani sınır tanımayan Batılı güçlerin bugün ulaştığı başarılar ve yayıldıkları yerler, nedense bizim aydınımıza yeni yüzyılı, önümüzdeki yüzyılları yeniden yorumlama ihtiyacı hissettirmiyor. Türk aydını, dünya çapında hedef koyan bu emperyalist güçlere karşı ne yapabileceği konusunu hiç düşünmüyor, yorumlamıyor. Bin yıllık çekişmenin bugün ulaştığı noktanın gerçek bir hesaplaşmanın sonucu olduğunu aydınımız anlamak istemiyor. Aydınımız, Türkiye Devleti’nin gerçek bir tehditle karşı karşıya bulunduğunu hesaba katmadan yorum yapıyor. Vaktiyle bağımsızlığımızı düşmana karşı Mohaç’ta münakaşa ediyorken, şimdi aynı düşman kuvvetlerin bugün kendi hakimiyetlerinin kavgasını bizim topraklarımızda, hinterlandımızda verdiğinin idraki içinde değil aydınımız. Bugün Batı ile kendi topraklarımızda hesaplaşma zorunda kalmış olmamız askeri bakımdan da son derece tehlikeli ve vahimdir. Aydınımız hala bunun farkında değil. Çözüm üretmiyor, çözüm önermiyor. 21. Yüzyıl Haçlı saldırılarının Türkler tarafından nasıl püskürtüleceğini oturup ciddi ciddi düşünmüyor.
Düşmanlarımız, Anadolu’yu şimdilik baypas yaparak topraklarımızın arka bahçesine asker çıkarmış bulunuyor. Asıl hedef Türkiye Devleti’dir. Ve Türkiye Devletinin elitleri, bu kuvvetlerle “stratejik ortak” olduklarını söylüyorlar ve “Vizyon Belgeleri” imzalıyorlar. Tarihî, askerî, kültürel realitelere tamamen zıt olan bu yaklaşım tarzı yaklaşan tehlikeyi görmekten uzaktır. Doğrudan doğruya askerî harekât yapan Batılı güçlerin mutlaka durdurulması ve kesinlikle geri itilmesi gerektiği, Tarihî Türk geri çekilmesinin durdurulması gerektiği Türk aydınının öncelikli düşünceleri arasında değil. Aydınımız hala bilinen şablonlarla düşünmeye devam ediyor. Türkiye devletinin devlet geleneğinden koptuğunu anlamıyor. Geri çekilmeyi durduracak hiçbir düşüncesi, araştırması önerisi yok.
Özür dileyerek böyle düşündüğümü beyan etmek istiyorum.
Ve şahsınızda Türk aydınını içinde bulunduğumuz durumu yeniden düşünmeye davet ediyorum.
Bu vesileyle en derin saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum. Sizi Allah’a emanet ediyorum.
0 Yorumlar.