Değerli dostlar,
Bugünkü haberlerde gördünüz. ABD YPG’ye ağır silahlar veriyor. Cumhurbaşkanı bu konuda haklı olarak ağır bir eleştiride bulundu.
Bu konuya açıklık getirmek için, ABD ittifakı ile ilgili olarak 2010 yılında yazdığım kitaptan aşağıdaki alıntıyı alarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Herhalde bu konuda bilgiye ihtiyacı olanlar okuyacaktır.
Bu yazıyı kısa tutup, devamını ayrı bir başlık altında paylaşacağım.
Okunması dileği ile…
ABD İle Türk Milletinin İttifakı Mümkün Değildir:
NATO’nun içinde bulunmamız, yani ABD müttefiki olmamız sebebiyle önce bu Amerikan Batısı konusunu inceleyelim. Daha sonra asıl konu olan Avrupa Birliği (AB) ve dolayısı ile Avrupa kıtası ile olan ilişkilerimizi analiz edelim. Çünkü gerçekten de ABD ile ilişkilerimizi dirayetli bir devlet politikası ile istediğimiz rotada götürebiliriz. Türkiye devleti ciddi devlet politikası uyguladığında ABD ile ilişkilerini kendi menfaatlerini koruyarak sürdürebilir. ABD’ye, “buraya kadar!” diyebiliriz. Üslerini söküp atabiliriz. Stratejik olarak PKK ile ilişkisini kesebiliriz. Ermeni meselesindeki desteğini elimine edebiliriz. Ruhban okulu, Patrikhane ile ilgili girişimlerini boşa çıkarabiliriz. Mesela; Amerika’ya rağmen Kıbrıs harekâtını gerçekleştirdik. Eğer Türkiye devleti “devlet” olmaya karar verirse, ABD’nin bütün teşebbüslerini boşa çıkarabilir. Keza; ABD menfaatlerini teminat altına alınca de hepsini terk edip gidebilir. Bütün müttefiklerine dirsek çevirebilir. PKK’nın da, Ermenistan’ın da, Kürtlerin de ipini çekebilir.
ABD efsanesi; tarihi literatüre göre düşünülürse, yani tarih süresi esas alınırsa, henüz yenidir. Daha 200 yıl bile olmamıştır. Bugün bütün dünyada Amerikan Rüyasının sonu psikolojisi hâkimdir. Çünkü ABD Amerika’nın sonunun çok yakın olduğuna inanılmaktadır. Türkiye devletini idare edenler uyandığında, dünyadaki mazlum milletler uyandığında gerçekten Amerikan Rüyasının sonu gelecektir.
Ancak şu anda hala ABD’nin etkisi devam etmektedir. “Biz kendi meselelerimizi halletmez isek, başkası gelip halleder”[1] şeklindeki yaklaşım, bu etkinin devam etmekte olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım, özellikle Türk milletinin en yüce, en yüksek makam olarak baktığı; Han, Kağan, Sultan, Padişah, Hükümdar makamında bulunan kişiden gelince durum çok büyük ümitsizlik arz etmektedir. Böyle bir yaklaşım Türk milletinin büsbütün direnme gücünü kırar. Türk kavmini teslimiyet psikolojisine götürür. Bizim, tarihimizden öğrendiğimiz, ecdadımızdan miras kalan, medeniyetimizden, ailemizden aldığımız terbiye bu yönde değildir. Tarihçilere göre; Türkler, dünyayı idare etmek için yaratıldıkları şeklindeki temiz ve samimi bir inanca sahip millettir. Böyle bir milletin problemlerini başkaları “gelip çözerler” şeklinde devlet başkanı tarafından izahı bu sebeple çok manidardır. Velev ki bir kişi dahi kalsak, kendi problemlerimizi çözeriz. Bunun için en yakın tarihe, İstiklal Savaşı’na bakmak yeterlidir. Hatta daha da yakın bir örnek olarak, 1974 Kıbrıs harekâtını Amerika’ya rağmen yaptığımızı, buna kimsenin müdahale edemediğini, ambargoların bizi yıldıramadığını gösterebiliriz. Yine hatırlanacaktır; 1993 yılında yapılan Çelik harekâtı ile Türk ordusu, 35 bin askerle Amerika’nın hâkimiyet alanı olan Kuzey Irak’a girmiştir. Bu harekâta Amerika müdahale edememiştir.
Demek ki devlet irade gösterdiğinde ABD’yi bölgemizden uzaklaş-tırabilir. Ancak bunun için; önce Türk milletinin ABD ile ittifakının samimiyet temellerine dayanmadığını, Amerika’nın bizi hep aldattığını kabul edecek, karşı tavır koyacak, yeni dengeleri kuracak devlet adamlığı vasfına, becerisine, otoritesine sahip olan devlet adamları gerekir. Kaht-ı rical[2] hala devam ediyorsa, gerçekten artık oturup problemlerimizi çözmek için başkalarını beklemeliyiz.
[1] Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün TBBM’DE yaptığı konuşma.
[2]Kaht–ı Rical, Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında zayıf devlet adamları için kullanılan tabir. Devlet adamı kıtlığı anlamına gelir.
0 Yorumlar.