Sessizliğin Sesi
Değerli dostlar,
Yazmayacaktım, rahat edemedim. Bir kişi okusa dahi yazmalıyım. Yazmadan edemezdim. Bu bilgiyi sizlerle paylaşmasam kendimi suçlu hissederdim. Kendimi vatana ihanet eden biri olarak telakki ederdim.
Firatnews.com adlı Kürt sitesinde yayınlanan bir haberle ilgili olarak yazmam gerekiyordu. Sizinle derdimi paylaşmam gerekiyordu. Artık siyasi telakkileri, farklı tarikat telakkilerini, sun’i bölünme noktalarını lütfen bırakınız. Bizler Müslüman insanlarız. Elimizde tahriften azade muazzam bir KİTABIMIZ var. Sünnet-i Seniyye var. İcma-ı ümmet var. Lütfen politize olmuş dini tarikatları bırakınız. Bizlerin düşüncelerimizi “iğfal” ediyorlar. Peşlerine gittiğiniz insanların kimliklerine bakınız. Derinliklerine bakınız.
(Tabii ki “politize” olmuş tarikatlar için söylüyorum. )
Değerli dostlar, söz konusu olay “Sessizliğin Sesi” adlı bir kitap! İlgili haberi aşağıya alıyorum, lütfen okuyunuz, kendiniz değerlendiriniz.
Ama önce kendi durumumuzu değerlendirelim. Düşman bizim kuyumuzu kazarken, hiç olmayacak kuvvetler bizim aleyhimize ittifak yaparken, birleşirken, bizlerin böyle fikir dağınıklığı içinde bulunmamız, bizim aklımıza soktukları yanlış telakkilerle hareket ederek, durumumuzu idrak edemeyişimiz büyük bir talihsizliktir. Her şeyin normal gittiğini sanmak, bugün bizler için büyük bir züldür.
“Sessizliğin Sesi” adlı kitap, “Hırant Dink Vakfı” yayınları arasında çıkmış. Ve de bu ikinci kitap imiş.
Değerli dostlar, “Bunda ne var ki”, denilebilir.
Bendenizin, acizane, bu konu ile ilgili olarak dikkatinizi çekmek istediğim bir iki husus var.
Birincisi şudur. Biliniz ki, Ermeniler geçmişte yaptıkları ihanetleri bugün de yapmaya devam etmektedirler. Tarihi anlamda hareket etmektedirler. Doğu vilayetlerimizin bir kısmının Ermeni toprağı olduğunu düşünmektedirler. Dünyadaki Ermeni Diasporası bunun için mücadele etmektedir.
İkinci husus şudur. Ermenilerle Kürtler arasında siyasal anlamda bir ittifak vardır. Bu ittifak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı kurulmuş mukaddes bir ittifaktır. Kürt halkı bunun ne anlama geldiğini henüz anlamış değildir.
Üçüncü hususa gelince! Daha da vahim olanı şudur. Kürtler bu ittifakın gizli, siyasi ve askeri bir ittifak olduğunu bilmemektedir, diyoruz güzel. Ya Türkler! Ya bizler! Bizler bu ittifakın ne olduğunu biliyor muyuz?
Kitabın “Önsöz”ünü kim yazmış, biliyor musunuz? ALİ BAYRAMOĞLU. Son Sözü’nü iseİstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Arus Yumul yazmış.
Değerli dostlar, bize 1915 olaylarını yaşatanlar kavgalarına devam etmektedirler. Hem de bütün hızlarıyla devam etmektedirler. Batılılar, yine aynen eskiden olduğu gibi, içimizdeki azınlıklarla bizi kuşatıp etkisiz hale getirmeye çalışmaktadırlar. İçimizdeki azınlıklar tarafından kuşatıldığımızı, hükümetin, bilerek veya bilmeyerek, azınlıklara çanak tuttuğunu, azınlıkların bu yolda büyük mesafe aldıklarını, bugün yaşanan olayların tarihteki benzerlerinden farkı olmadığını anlayınız ve unutmayınız. Düşman tarih yazmaktadır. Biz ise, büyük bir rehavet içinde yaşamaktayız. Gün gelir, bu olayların ağırlığının altından yine kalkamayız. Halen bizlerde bulunan rehavet, imparatorluğumuzun dağılmasına sebep olmuştur. Bu böyle bilinmelidir.
İlgili haberi aşağıya aynen alıyorum. İnternetten, arama motorlarından da araştırabilirsiniz.
Kitaba “Önsöz” yazan Sayın Ali Bayramoğlu’nun, milliyetçi yazarlarımızdan biri olduğunu zanneder herkes! Ali Bayramoğlu, malum televizyonlarda sık sık boy gösterir. Yeni Anayasa ile ilgili, Ergenekon meselesi ile ilgili akıllar verir Müslümanlara, aziz milletimize. Ancak, Ermeni meselesi ile ne kadar yakından ilgili olduğunu işte burada görüyorsunuz. Hangi gazetede yazdığına, hangi televizyonlarda boy gösterdiğine dikkatinizi çekmek istiyorum. Ali Bayramoğlu’nun yazdığı gazeteler, konuştuğu televizyonlar, Türkiye’de halen yürütülmekte olan mücadelenin ne kadar sinsi ve ciddi bir mücadele olduğunu göstermektedir aslında. Bu mücadeleyi kimlerin yürüttüğü dikkate alındığında, bu insanların bizden göründüğü, yani, suret-i haktan göründüğü, bizleri kandırdıkları ortaya çıkmaktadır. Bunların “gizli din” taşıdıklarını, gizli siyasi emelleri olduğunu, vatan bölme faaliyetleri içinde bulunduklarını anlamanın vakti geçmektedir. Bunları deşifre etmek bu gün bizim için en büyük görevdir.
Uyarmak vatan borcumdur,
Bütün vatanseverler uyanınız.
Mikdat Topçu
31.12.2012
İlgili haberi aşağıya alıyorum.
“Cumhuriyetin ilanından önce 1915 yılında, ardından Cumhuriyetin ilanından sonra 1925, 1950 ve 1960’lı yıllarda soykırım ve canlarını kurtarmak için topraklarını terk ederek dünyanın dört bir yanına dağılmış Diyarbakırlı Ermenilerin yaşadıkları hikayeler kitaplaştırıldı. Hrant Dink Vakfı’nın 2012 içinde gerçekleştirdiği sözlü tarih çalışmasının ürünü olan “Diyarbakırlı Ermeniler Konuşuyor” kitabı, “Sessizliğin Sesi” serisinin ikinci kitabı olarak yayımlandı. Kitapta, çeşitli ülkelerde yaşayan Ermenilerin yanı sıra, Diyarbakır’da yaşayan Müslümanlaşmış ve kimliğine geri dönmeye çalışan insanların hikayeleri de yer alıyor.
Hrant Dink Vakfı’nın geçen yıl Kasım ayında düzenlediği “Diyarbakır ve Çevresi Toplumsal ve Ekonomik Tarihi” başlıklı konferans ile şehrin üzeri örtülen tarihi gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmıştı. Vakıf, Türkiyeli Ermenilerin siyasi ve kültürel belleğinin izlerini sürdüğü sözlü tarih çalışmaları kapsamında, 2011’de yayımladığı “Sessizliğin Sesi: Türkiyeli Ermeniler Konuşuyor” adlı kitabın ardından bu yıl da “Sessizliğin Sesi II: Diyarbakırlı Ermeniler Konuşuyor” kitabını yayımladı.
Diyarbakırlı Ermenilerin izlerini süren çalışma kapsamında, İstanbul, Diyarbakır, Lübnan, ABD, Kanada ve Ermenistan’dan toplam 81 kişiyle yapılan görüşmelerden 16’sı kitapta yer alıyor. 41 kadın ve 40 erkekle yapılan görüşmeler arasında Ermeni kimliğiyle yaşayanlar da var, Müslümanlaştıktan sonra Ermeni kimliğine dönen ya da dönmeye çalışanlar veya kendini hem Müslüman hem de Ermeni olarak tanımlayanlar da…
Kitapta yer alan görüşmelerden altısı, halen Diyarbakır’da yaşayan, aileleri 1915 ve sonrasında Müslümanlaştıktan sonra Ermeni kimliğine dönen ya da dönmeye çalışan kişiler; beşi ise, İstanbul’da Ermeni kimliğiyle yaşıyor. Geriye kalanların ikisi Lübnan’da, biri Yerevan’da, biri Los Angeles’ta, biri New York’ta, biri de Toronto’da yaşıyor. Türkiye dışından görüşülen kişilerin bir kısmı Diyarbakır’da doğup büyüdükten sonra yurtdışına gitmiş, bazılarının ise aileleri Diyarbakırlı olup, kendileri yurtdışında doğup büyümüş.
Ali Bayramoğlu, kitabın önsözünde, mülakatların ortak noktasında konuşulan Ermenice lehçesi, örf ve adetler, mutfak kültürü ve daha pek çok unsuru birleştiren, “Diyarbakır Ermeniliği” olgusunun yer aldığı belirtiyor. Bayramoğlu, “Diaspora’da yaşayan Diyarbakırlı Ermenilerin, kendilerine özgü gelenek ve görenekleri, bulundukları ülkede yaşatmaya çalıştıkları ve bunda belli ölçüde de olsa başarılı oldukları ortaya çıkıyor. Görüşülen kişilerin Kürtlere ve tarih içinde Kürt-Ermeni ilişkilerine dair kanaatleri söz konusu olduğunda, halen Diyarbakır’da yaşayan ve kendini Ermeni olarak tanımlayan kişiler ile İstanbul’da ya da Diaspora’da yaşayanlar arasında belirgin bir farklılık görülüyor. Halen Diyarbakır’da yaşayanlar kendilerini Kürtlere daha yakın hissediyorlar. İstanbul’da ya da Diaspora’da yaşayanlar ise Kürtlere daha mesafeliler ve Kürtlerin 1915 ve sonrasında yaşanan olumsuzluklarla ilgili rolüne daha çok vurgu yapıyorlar” diyor.
0 Yorumlar.